4. bölüm / 6
KANLI NOTALARKayıp Tanrıça
Bölümler 6Şu an: Kayıp Tanrıça
"𝘖𝘭𝘮𝘢𝘮 𝘨𝘦𝘳𝘦𝘬𝘦𝘯 𝘺𝘦𝘳𝘥𝘦𝘯 𝘤̧𝘰𝘬 𝘶𝘻𝘢𝘬𝘵𝘢𝘺ı𝘮, 𝘣𝘦𝘭𝘬𝘪 𝘥𝘦 𝘺𝘰𝘳𝘶𝘭𝘥𝘶𝘮 𝘣𝘪𝘭𝘮𝘪𝘺𝘰𝘳𝘶𝘮.
Öyle karışık, öyle yabancıyım ki,
Bu aralar kendime bile gelemiyorum."
Demiş Dostoyevski kitabında.
Ben çok yorulmuştum. Hem fiziksel, hem de psikolojik anlamda. Vampir olduğumdan beri duygularım arasında daha fazla kaybolmuştum. Bir dakika ağlıyor, diğer dakika ise gülüyordum.
Evde geçirdiğim bu zamanlar beni epey zorluyordu. Özellikle bu kadar çalışan varken. Hala çömez olduğum için her 2 saatte bir açlık yaşıyordum.
Amara beni aramış ve acil bir iş olduğunu söylemişti bugün. Onun yanına gittiğimde bir saat beklemiş, gelmeyince gizemli kadının bana verdiği kitabı okumak için sınıra gelmiştim. Tam arabadan indiğim sırada dondum.
Kitap bıraktığım yerde yoktu
Koskoca arazide beş tur atmış, yine de bulamamıştım. Aklıma gelen şey ile elimi başıma attım.
Amara buluşma yerine geldiğimde orada yoktu.
Hızlıca arabayı çalıştırdım ve Noxvera'ya sürdüm. Arazide kimsenin göremeyeceği bir yerde arabayı bıraktım ve sınıra yürüdüm. Sınırdaki kişiler beni gördüğünde müdahsle etmemişlerdi.
Hızlıca beni ilk dönüştürdükleri yere gittim. Dante, yanında Amara ile konuşuyordu. Hızlıca oraya gittim.
İkinci ihanet. Aynı sarsılma. Aynı acı. Aynı kişi.
Amara beni gördüğü an gözlerini devirdi. "İşte şimdi keyfim bozulmaya başladı." Dediklerini takmadım ve Dante'ye baktım.
"Kitabım nerede?" Amara ağzının içinde birşey homurdansa da ona bakmadım.
"Seni buralara kadar getirecek şey, şuan en güvenli yerde. Senin için getirmek isterdim ama çoktan yanmıştır"
"Ne demek yaktım? O kutsal bir emanetti sınırdan nasıl getirdin sen? "
Hayır.
O kitap sadece birkaç sayfadan ibaret değildi. İçinde cevaplar vardı. Kim olduğuma dair, neden seçildiğime dair...
Bağırmam ile yüzünü buruşturdu.
"İşim bitti zaten. Ben geri sınıra getirmeden sen anlamışsın. Sandığımdan kadar zeki değilsin küçük vâris. " Dedikleri ile sinirle gözümü kapattım. Tam konuşacağım sırada bir ses ile konuşamadım.
"Dante demek istiyor ki def ol. Kıyöetli vaktimizi böldüğün için sinirlendirme ve git. Seni uyardım Lilith. Seni mahveden o değil ben olurum. " Hayal kırıklığı hissetsem de yüzüme yansıtmadım.
"Gerçekten acıyorum. O seni sevmiyor Amara, sen onun için sadece ihtiyaçsın. Herşeyi gözün görüyır ama bunu görmüyor mu? Güç için herşeyi yapabileceğini biliyordum ama gurunu bu kadar kaybetmen acınası. Belki de ailen seni bü yüzden sevemedi. Son söylediğim cümle ile birden üzerime atladı.
" Benim için kavga etmenize gerekli yok. Sakin ol bebeğim. Lilith galiba bana yakınlaşamadığı için biraz kızgın. " Dedikten sonra 2 kişi kolumdan tuttu. Kolumu silktim ve ellerinden kurtuldum.
"Ben giderim. Bu aşağılık yerde biraz daha duramam zaten. Sadece eşyamı ver." Elime bir kitap ve kutu tutuşturuldu.
Kutuda birkaç torba kan vardı. Bana dediklerini hatırladım.
"Eğer bana istediğimi verirsen sana birkaç torba kan verebilirim."
Karanlık melek soyunu ve cadıları çok kızdırmış olabilirdim.
❃.✮.❃
Sınır artık beni kabul etmiyordu. Eve gitmiş ve duşa girmiştim. Sıcak suyun altında vücudum biraz da olsa gevşemişti. Duştan çıktığımda saçımı taramak için makyaj masasına oturduğumda duyduğum ses ile irkildim.
"Sana güvendik. Emanetimizi verdik. Ama sen onu kaptırmışsın." Dedikleri şey ile şokla kaşımı kaldırdım.
"Benim bir suçum yok. Sınırı yöneten siz değil misiniz?" Bana umutsuzlukla baktı.
"Sınır, tamamen zihine göre belirli. İlk girmeye çalıştığında itiyor evet, ama diğerleri senin zihnine kalmış. Eğer sen kendine inanabiliyorsan girebilirsin. Dante bunu giremesin diye Dante'nin yanında söylemedim. Ama sandığımdan daha zekiymiş ki çözdü. "
Dante'nin söylediği şeyler geldi aklıma.
"Sandığım kadar da zeki değilmişsin küçük vâris. "
Demekki bunu kast ediyordu.
"Böyle bir büyüyü hangi akla hizmet yaptınız. Anlaşılmayacağını düşünemediniz mi?"
"Sorun da bu. Konu zeka ölçümü. Bu olayı bilmeyen hiçkimse yapamadı. Ama o zekasını çok iyi kullanıyor. O yüzden yeni bir görev verildi. Dante'nin zaafını bul. " Dedikleri şey ile yüzümü buruşturdum.
"Böyle bir canavarın nasıl zaafı olabilir? Duygusu kalmamış. Sadece alay ediyor. " Kırık bir tebessüm etti.
"Herkesin zayıf noktası ya da zaafı vardır Lilith. Savaşın ortasında en çok zaaflar konuşulur. Zaafların gözükürse eğer, düşmanın eline koz geçer. Sadece Dante bunu çok iyi gizliyor. Çünkü çok iyi biliyor bu gerçeği. 500 yıl çok uzun bir zaman Lilith. O da nasibini almış, bu oyunun kuralını öğrenmiştir. Biz o yüzden yıkamıyoruz. "
500 yıl çok uzun bir zaman. Haklıydı. Onu güçlendiren geçen zamanlardı.
"Vera seni çağırıyor. Onu söylememi istedi."
Başımı salladım.
"Hazırlanır hemen çıkarım. " Beni onayladı ve ortadan kayboldu.
Hemen saçımı ördüm, üstümü giyindim ve makyajımı yapıp çıktım. Yaralandığı zaman onu götürüdğüm eve gittim. Kapının eşiğinde oturmuş bir halde beni bekliyordu. Geldiğimi hissettmiş gibi ben seslenmeden başını kaldırdı.
Kafamdaki soruları cevaplaması için doğru bir zaman gibiydi.
"Selam. Beni çağırmışsın. Kitap konusu ise ben bilmiyordum ama yine de özür dilerim. "
"Özür dilemene gerek yok. Seni başka birşey için çağırdım. Bugün bir yeri ziyaret edeceğiz." Başımı salladım. Nereye gideceğimizi sorsam bile söylemeyeceğini hissediyordum. Arabaya bindi ve sürmeye başladı.
Yaklaşık yirmi dakika geöen zamanla orman gibi bir yere gelmiştik. Ama burada yaşayan insanlar olmalı ki, evler ve bakkal benzeri yerleri vardı.
"Şimdi sana göstereceğim ve anlayacağım şeyleri sınırdan çıktıktan sonra unutacaksın. Sınıra geldiğin zaman hatırlayacaksın. Tabi bu söylediklerimi de. " Kafam karışmıştı.
"Unutmam gereken birşeyi neden anlatıyorsun ki ?" Bana bıkkınlıkla baktı ve derin bir nefes aldı.
"Zaten sınıra öylece giremezsin. Dante zihnine sızabilir ve öğrenebilir. Bunun önlemi o." Başımı sallladım ve peşinden yürümeye başladım.
Galiba yeni cevaplar için değil de, yeni sorular için buaradaydık.
"Burada yaşayan çoğu kişi Karanlık Melek soyuna ait. Bazıları cadı, bazıları siren, bazıları İse kurt soyu. Ama burada bulunmayan iki soy var. Vampir ve Aydınlık melek soyu. İkisi de bize zıt. Ama sen bir vampir olarak burardasın." Yutkundum
"Korkma. Sadece denemek için gelmiştim. Hala içinde avcı soyu var mı diye."
"Varsa ne olacak ki ? Ben bir vampirim. Bunu değiştirecek bir güç ya da büyü yok. " Başını sıkıntı ile iki yana salladı.
Tam konuşacağım sırada biri başımı tuttu. Saniyelik bir acı ve sonrası karanlık...
❃.✮.❃
Gözümü açtığımda ayağa kalmaya çalıştım ama bağlıydım. Kafamı çevirdiğimde Vera sağ tarafımda bana bakıyordu.
"Bana kızacağını biliyorum ama iyiliğin için bu gerekliydi. Sen avcı soyunu açacak önmli iki anahtardan birisin. 19 sene önce bin yilda bir gerçekleşen olay gerçekleşti Lilith. Sen doğdun. Tanrıçalar gibi düşün dış görünüş olarak aynı değilsiniz ama gücünüz aynı. Sen avcı soyundansın. Sen ilk avcının gücünü taşıyorsun. " Sinirle yüzümü buruşturdum.
"Bir de bu işin tanrıçası, ikizi mi vardı. Ayrıca bana ne yapacaksınız ? İşkence mi ?"
"Bu sana bağlı. Ne kadar çabuk hatırlarsan, o kadar çabuk biter. Bana üstlerimden gelen emir buydu. Hatırlayana kadar işkencen devam edecek. Burada zaman farklı işliyor. Buradaki bir saat sınırın dışında iki dakika. "
Hızlıca odadan çıktı ve beni bilmediğim insanlarla yalnız bıraktı. Bir kadın yanıma geldi ve gülümsedi.
"Şimdi beni iyi dinle. Biz sadece benliğini çıkarmak için buradayız. Bunu bir seans gibi düşün. Parça parça hatırlayacaksın."
Cevap vermeme izin vermeden elini, şakaklarımın iki yanında koydu. Ve birşeyler fısıldamaya başladı.
Birkaç saniye sonra başımdaki dayanılmaz ağrı ile çıklık attım. Boynumun kırılmasından bile acı verici bir histi. Konuşmaya çalışsam bile ağzımdan tek bir harf bile çıkmıyordu.
Zihnimin içindeki ses kafamı karıştırıyordu. Sanki kafamda bir fırtına var ve tüm bilgiler kafamın içinde birbirine girmişti.
Zamanı kavrayamıyordum. Ne kadar süre böyle geçtiğini anlayamadım.
En sonunda zihnim birden kararmış ve acı dinmeye başlamıştı. Birşey görmeye başlamıştım.
Herşeyi parça parça görüyordum. Sanki bir film karesinden birkaç kesit.
Bir kadın. Kan. Bir odanın içerisinde parçalanmış birçok ceset.
Bir vampir? Avcı vârisi ? Yoksa bir kukla?
Benliğimi kaybetmiş bir ruh gibi hissediyordum.
Kadın ellerini başımdan çekti.
"Birkaç saat sonra tekrar geleceğim. Daha hızlı bir yol yok mu diye araştıracağım. Sen de o sırada biraz nefes al. Geldiğimde daha çok acı çekeceksin. "
"Bunu yapmak zorunda değilsiniz. Ben ilk avcının gücünü taşıyorsam bile sizi ne ilgilendirir ki? "
"Sorun şu ki Lilith, ilk avcı tanrıçaydı ve seninde olma ihtimalim var. "
"Bu zamana kadar birçok acı geldi. Benzemediğimizi söyledin. O zaman neden ben? " Söylemek ve söylememek arasında kalmış gibi bana baktı bir süre.
"Tanrıçalar birbirini tanır Lilith. Ayrıca duygularınız, zekanız aynı görünüşünüzün farklı olması birşeyi değiştirmez."
Odadan çıkması ile derim bir nefes aldım. Bana ne yapacaklardı? Ya bunlarda bir oyunsa ne yapacaktım. Şuan rüyada olmayı ve uyanmayı çok istiyordum.
Ne kadar çırpınırsam çırpınayım, yine de kurtulamıyordum. Sanki ip, ben çırpındıkça daha çok sıkılaşıyor gibi hissediyordum.
Az önce odadan çıkan ve büyücü ya da cadı olarak tahmin ettiğim kadın, yanında iki kişi ile gelmişlerdi. Elindeki kitabı masaya bıraktı.
"Şanslısın ki daha hızlı ve güçlü bir büyük bulduk. Acının dozu daha yüksek olabilir ama daha hızlı bitecek. Bugünlük 12 saat yani sınırın dışı için 24 dakika için bir zaman. Az önce yarım saat dayanabildin. Şimdi de her iki saatte bir, mola vereceğiz. "
Dedikleri ile gözlerim iyileşti. Ben yarım saate bile dayanamamışken bana on iki saatten bahsediyordu.
"Korktuğunu biliyorum. Ama dayanamak zorundasın. Tanrıçalar seni bekliyor. Vampirleri yok etmemiz lazım. Tüm ruhlar birleşerek. "
"Bilmiyorum farkında mısınız ama bende bir vampirim. Ben nasıl tanrıça olabilirim. " Sıkıntıyla nefes verdi.
"Bunun için bir çözüm arıyoruz. Senden tek isteğimiz hatırlaman. Eğer üç gün içerisinde hatırlamazsan tanrıçalar bir araya gelecek ve onlar bu işe müdahale edecek. İnan bana onların çözüm yolu, bizim çözüm yolumuzdan beş kat daha zorlu. Biz sana süre verirken onlar vermez, belki on iki belki de yetmiş saat hatırlaman için sana acı çektirebilirler. "
Her bir cümlesi ile daha da ürkmeye devam etmiştim.
Elini gümüş rengi bir sıvıya batırmış, ve odadaki üç kişi ile anlamadığım dilde birşeyler mırıldanmaya başlamıştı. Başıma daha şiddetli giren ağrı ile bu sefer gerçekten öleceğimi düşünmüştüm.
⛧⛧⛧
Hesap edemeyeceğim kadar uzun bir süre sonra beşinci molamızı vermiştik. Galiba on saat kadar bir zaman olmuştu. Zihnimde aynı şeyler vardı.
Kadın. Cesetler. Kan.
Ama bu sefer hissedebiliyorum. Öfkeyi, nefreti, hırsı...
Galiba tanrıça ile bir bağ kurulmuştu. En sonunda ise benimle ilk konuşan kadının ismini öğrenmiştim.
Eva, ismini tam bayılacak gibi olduğum esnada söylemişti.
Beşinci molada ellerimi çözmüş, ve beni odadan çıkarmışları. Bitkin olmama rağmen yine de beni götürdükleri yere kadar gitmiştim.
Getirdikleri yer, ormanın içinde bir Ortadaki zümrüt renkli su havuzuna yukarıdan dökülen şelalenin sesi, sessizliği bozan tek şeydi. Suyun yüzeyinde süzülen çiçek yaprakları, ay ışığında küçük yıldız parçaları gibi görünüyordu.
"Biz buraya Lunaris diyoruz. Sirenler burada kalıyor. "
Vera'nın dedikleri ile dudağımı büzdüm. Çok rahatlatıcı bir yer gibi geliyordu.
Eva, beni kolumdan tuttu ve biraz daha yaklaştı. Bizim geldiğimizi gören sirenler, bize yaklaşmaya başlamıştı.
"Size bahsettiğimi muhtemel tanrıça Lilith."
Eva beni merdivenlere doğru götürdü. Her katta birkaç oda vardı. En üst kata çıktığımızda beni bir odaya doğru ilerletti. Turkuaz ve mor renklerle çevrili oda, büyük ve ferahtı.
"Burası senin için hazırlanmıştı. Burada kaldığın süre boyunca bu odada kalacaksın. Diğer odalarda ortak alanlar, diğer tanrıçaların odası falan var. Şimdi sana kütüphaneyi göstereyim. "
Başımı salladım ve peşinden ilerledim. En alt kata tekrar indiğimizde beni çift kapılı büyük bir odanın önüne getirdi. Kapıyı açtığında büyük bir kütüphane ile karşı karşıya geldim.
Burada gezmek bana sanki bir sarayda soyluymuşum hissiyatı veriyordu.
Eva ile gezerken bir kitaplığın önünde durduk. Bana bir kitap uzattı. Zümrüt yeşili kitabı aldığımda üzerinde yazan isimle düşünmeye başladım.
Nyxara Vaelora.
"Bu Tanrıçanın günlüğü. İçinde yaşadığı süre boyunca neler yaptığı, kimlerle karşılaştığı ve deneyleri yazıyor. Defterin anahtarı yok yalnızca kendi soyundan gelenler açabilir bu kitabı. Biz senin kanını sen bilmeden alsak bile kitap açılmaz. Yani güvenli. Bunu okursan belki biraz da olsa neler olduğunu anlarsın."
Başımı salladım. Ve tam çıkacakken onu durdurdum.
"Diğer tanrıçalar nerde peki? "
"Her bir tanrıçanın kendi görevi var. Ve hepsi şuan farklı ülkelerde. Üç gün sonra, yani bize verilen süre dolduktan sonra senin için gelecekler." Başımı salladım ve gidişini izledim.
Yani buradan çıkmam için iki günüm daha vardı. Ama ben kendimi riske atamazdım. Bu akşam hava karardığı gibi çıkacaktım.
⛧⛧⛧
Biraz dinlenmiş ve elim günlüğe her gittiğinde kendimi durdurmuştum.
Korkakça davranıyordum. Sorunlarımı kaçarak çözemezdim. Ama eğer okursam ya da kilit açılmaz ise neler olacağını düşünmek istemiyordum.
Günlüğü burada bırakacaktım. Odadan dışarı çıktığımda etrafta kimse gözükmüyordu. Hızlıca merdivenlerden indim. Sirenler beni görmeden gitmem gerekiyordu.
Dışarıda ne bir siren, ne de farklı bir soy vardı. Etrafımı kontrol ederek sınıran çıkmıştım.
Bu kadar kolay olacağını bilmiyordum.
Koşar adım arabama bindim ve çalıştırdım. Oradan uzaklaştıktan sonra derin bir nefes aldım. Galiba kurtulmuştum. On dakika daha ilerledikten sonra tam rahatladım derken önümde bir kadın belirdi.
Arabayı ani bir fren ile durdurdum ve karşımdaki kişiye baktım. Daha önce hiç burada görmemiştim.
Sarşın olmamama güvenerek arabadan indim. Kafın bana doğru yaklaşmış ve tebessüm etmişti.
"Ben Lilith Ash diye bir kızı arıyorum. Siz tanıyor musunuz?"
Sorusu ile iki adım geriledim.
"Evet, benim. Ne için soruyordunuz acaba. " Kadın arkama doğru baktı ve başını salladı.
"Bunun böyle olacağını biliyordum. İyi ki erken gelmişim. " Arkamı bile dönemden elini başıma koydu. Gerisi karanlık. "
*˚༺☆༻*
Yüzüme vuran güneş ile gözümü açtığımda Lunaris'te olduğumu anladım. Odada koltuğun üstünde oturan kadın ile göz göze geldiğimde tebessüm etti. Ben ise onun aksine gözlerimi ona dikmiş izliyordum.
"Flora ben. Kaçma girişimini başarısız sonuçlandıran Tanrıça. Bu işi zaten kimseye bırakmamalıydım. Artık seninle ben ilgileneceğim."
Dolaptan Nyxara'nın günlüğünü çıkartıp elime tutuşturdu.
"Bu günlüğü aç ve oku. İlk olarak kolay dan başlayalım. Ama eğer ben istemiyorum diyorsan zihnine girebilirim. "
Dün, Eva'nın dedikleri geldi aklıma.
Elime ne aradığımı anlamış gibi işlemi bir bıçak verdi. Parmağımın ucuna kan çıkacak kadar kesik attıktan sonra kilit yerine doğru bastırdım.
Flora, gözünü bile kırpmadmadan beni izliyordu. Günlüğün açılması ile yüzünde derin bir gülümseme oldu.
"Demek ki tahminlerimiz doğruymuş. Sen tanrıçasın."
Bu doğru olamazdı. İlk biraz avcı, sonra vampir. Şimdi de tanrıça diyorlardı. Kendimi kaybetmiş, Onlarca kimlik arasında sıkışıp kalmıştım sanki.
"Tanrıça olmam birşeyi değiştirmez. Ben hala vampirim. " Odadan çıkacağım sırada kolumdan tuttu.
"Yapma Lilith. Sen sadece güç için vampirsin. Ama artık tanrıça olduğunu öğrenmeye başladın. Yani gerek yok. "
Sinirle kolumu silktim ve ona döndüm.
"Asla bir tanrıça olmak istemiyorum."
Sinirlenmeye başlasam bile o bana sakinlikle bakıyordu.
"Bu senin doğanda olan birşey Lilith. Bunu ortaya çıkartacağım. Ya isteyerek ya da zorla"
Başımı tuttu ve gözlerine bakmamı sağladı. Gözlerinde sanki çengel varmış ve kapatamazmışım gibi hissediyordum. Odadan içeri giren Eva'nın sesini duydum o an.
"Tanrıça'm sizin geleceğinizi bilmiyordum. Ben sadece kontroller için gelmiştim. Ama sizcede erken değil mi? Daha o kadar güçlü değil. Kaldırabileceğini sanmıyorum. "
"Vakit yok. Her an kalacak gibi duruyor ve kafası karışıyor. Onın yerine gerçekleri bir an önce öğrensin ve yanımıza dönsün. Ayrıca ailesine haber verin Vera ile. "
Şuan çektiğim acı, dünün aksine bin kat daha kuvvetliydi. Çığlık atmam ile Flora konuştu.
"Özür dilerim. Ama gerçekleri ve asıl düşmanının kim olduğunu bir an önce öğrenmen gerek. "
Bölüm etkileşimi
