3. bölüm · Kankamın abisi

3.bölüm

Yağmur Kurt

Ertesi gün sabah erkenden uyanmıştım ama bu sefer başka bir heyecan vardı içimde. İçim kıpır kıpır, kalbim pıt pıt… Ayaz’ın beni sorması, Elif’in söyledikleri… Her şey sanki bir rüyaydı.

Kahvaltıdan sonra telefonuma bir bildirim geldi. Gözlerimi ovuşturarak baktım. Ayaz.

“Müsaitsen biraz yürüyelim mi? Hava güzel bugün.”

Ekrana bakakaldım. Ne cevap vereceğimi bilemeden bir süre düşündüm. Sonra derin bir nefes aldım.

“Olur.”

İçimdeki sesi bastıramıyordum. Aynanın karşısına geçtim. Üzerime krem rengi bir kazak, bej bir trençkot geçirdim. Hafif rüzgâr vardı, saçlarımı da açık bıraktım. Ayaz’la yürüyüşe çıkmak… Ne desem boş!

Kapının önünde bekliyordu. Siyah pantolon, gri boğazlı kazak, klasik siyah kaban… Ayaz gibi. Cool, sade, ama etkileyici. Gülümseyerek bana döndü:

— Gümüş bilekliğin çok yakışmış.

— Teşekkür ederim… Senin hediyen sonuçta, dedim utangaçça.

Yürümeye başladık. Sokaklar sakindi. Ayak seslerimiz ve arada bir esen rüzgâr dışında başka hiçbir şey yoktu.

— Dünkü cevabın aklımda kaldı, dedi.

— Ne cevabı?

— Hukuk okuyup herkesin derdini çözmek istiyorsun ya… Güzel düşünce. Ama bu işin içinde çok yıpranma var, farkındasın değil mi?

Başımı salladım.

— Biliyorum… Ama ben insanların hikâyelerini seviyorum. Onları anlamak istiyorum. Belki kendimi de bu şekilde bulurum.

Ayaz başını yana eğip hafifçe gülümsedi. Sonra bir banka oturduk. Sessizce bir süre gökyüzünü izledik. Derken, Ayaz cebinden küçük bir kâğıt çıkardı.

— Sana bir şey yazdım… Okumak ister misin?

Kâğıdı aldım, ellerim titriyordu. Açtım. El yazısıyla yazılmıştı:

“Bazı insanlar hayatımıza sessizce girer, ama birden en yüksek sesi onlar çıkarır. Sen o sessiz gelen, ama içimde en çok yankılanan oldun Yağmur.”

Gözlerim doldu. Ne diyeceğimi bilemedim.

— Ayaz… Bu çok…

— Gerçek. Sadece bil istedim.

Gözlerimi ondan kaçırmak istedim ama başaramadım. O anda bir çocuk gibi hissettim. Kocaman duyguların ortasında minicik bir kalp gibi. Ama Ayaz’ın bakışları bana güven veriyordu.

Tam o anda Elif aradı.

Telefonu açtım. Sesi biraz şaşkındı:

— Neredesin sen?

— Şey… Ayaz’la yürüyüşteyiz…

Kısa bir sessizlik oldu.

— Anladım… Eve gelince bana uğra olur mu?

Telefonu kapattım. Ayaz’a baktım. Sanki her şeyi duymuş gibi başını salladı.

— Elif seni çok sever. Ama biraz korumacı… Beni de biliyor ya, endişelenmiştir.

— Endişelenmesine gerek yok. Ben… iyiyim. Gerçekten.

Ayaz gülümsedi. Gözlerinde, bana inandığını gördüm.

O gün güneş batana kadar yürüdük. Konuştuk. Güldük. Bazen sustuk. Ama o sessizlikler bile doluydu.

Ve o an, içimden bir cümle geçti:
"Ben birine aşık oluyorum kaliba"