KANDAN GÜLLER kitap kapağı

3. bölüm / 6

KANDAN GÜLLER

SENİ BULDUĞUMDA

Vaveyla Yazarı: Elif Naz Söylemez

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: SENİ BULDUĞUMDA

Eve nasıl geldiğimi hatırlamıyorum. Sadece kapıyı açtım, içeri girdim ve ayakkabılarımı bile çıkarmadan olduğum yerde durdum. Kalbim hala hızlı atıyordu. Her şey zihnimden tekrar tekrar oynatılıyordu. O gül, o çocuk...

Çantamı yere bıraktım. Telefonum tekrar titredi. Bu kez baktım ama hiç bir şey yoktu. Ne bir mesaj, ne arama, ne bildirim. Bozulmuştu büyük ihtimalle. Zaten uzun süredir kullanıyordum ve eve yeni taşınmamızdan dolayı yenilemeye maddi durumum yetmemişti.

Akşam olmuştu. Ev sessizdi. Eve boş boş bakmaktan başka bir şey yapamadım. İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyordu. Hani canınız sıkılır ama ne yapacağınızı bilemezsiniz, size göre o anlarda aklınıza gelen her şey sıkıcı olur. Ben de şuan o moddaydım. Eve bakındıktan sonra gözlerim duvarda asılı olan ablam Duru'nun resmine takıldı. Gülüyordu fotoğrafta. Yanında iki arkadaşı, bir tanesinin elinde kadeh, üçü de gülüyor. Bakışlarımı kaçırdım çünkü son zamanlarda onun yokluğu daha fazla hissediliyordu. Kalbimden bir parça eksilmişti adeta ve o gülü görünce ablam aklıma daha fazla geliyordu. Uyuyamadım. Saatler geçti, benim gözüme bir damla uyku girmedi. Bir ses duydum dışarıdan. Pencereye yaklaştım. Perdeyi hafifçe araladım, sokak boştu. Ama lambanın altında duran bir siluet vardı. Neden o olduğunu düşünmüştüm ki? Bizim kızlar da gelmiş olabilirdi. Alışverişe çıkmışlardı ama benim dışarıda olduğumu bildikleri için beni çağırmamışlardı, evdeki tek kişi bendim. Merakıma yenik düşüp kim olduğunu anlamak için biraz daha baktım. Sabah beni durduran çocuk değildi. Neden o olduğunu düşünmüştüm ki? Daha uzundu. Daha sakin duruyordu ve bu benim için tehlike saçtığının göstergesiydi. Orada durması normal değilmiş gibi. Birini beklediğini söylesem, sokakta kimse yoktu. Benim camıma bakıyordu. Korku filminde gibiydim. Bir adım geri çekilsem bile gözlerimi ayıramadım.

Telefonum yine titredi. Bu sefer gerçekten bildirim gelmişti. Görüş alanımda telefon da olduğu için anlayabiliyordum. Ekrana baktım

Bilinmeyen Numara

Gördün

Nefesimin sıkıştığını hissettim. Kim olabilirdi ki? Neyi görmüşüm? Kimi görmüşüm? O gülü mü yoksa o çocuğu mu? Aklımdan o çocuğun söyledikleri geçti. Çünkü bazı şeyler sadece çiçek değildir anladın mı?

Perdeyi biraz daha araladım ve koyu kahverengi saçlarımı ellerimi hafifçe geriye ittim. Kahverengi gözlerim, boş sokak ve gözüken tek siluet üzerinde gezindi. O his ise hiç gitmemişti; Korku. Kendimde en sevmediğim özelliğim asla korkudan vazgeçemememdi. Hayatımın he sinden ibaretti sadece.

Geri çekildim, salonun ışıklarını açtım. Ev bir an fazla sessiz geldi. Telefonum tekrar titredi. Bugün bana garezi var galiba. Baktım telefona. Bu sefer mesaj r alanında yer alıyordu. Kim "Korkmuyorum" deyip gerçekten korkmazdı ki? Bu söz bence bir güç gösterisinden öte değildi.

Geri çekildim, salonun ışıklarını açtım. Ablamın sesi çınladı kulağımda. O şen kahkahası, annemle yaptığı dedikodular... Telefonum tekrar titredi ve ekranım aydınlandı. Bu sefer numara değil bildirim vardı

Konumun doğrulandı

Beynim donmuş gibiydi. Daha durumu anlayamadan arkadan bir ses geldi.

"Panik yapma". Nefesim artık hızlı değil kontrolsüzdü bu yüzden stresten tırnaklarımla oynamaya ve kenarlarını yolmaya başlamıştım. Normalde korkudan ağlardım ama ağlayamıyordum bile. Kendisinin olaydan haberi olmadığı için annesi onu azarladığında donup kalan çocuklar gibiydim. Başımı yavaşça çevirdim. Pencerenin dışında biri vardı. Ama sokak lambasının altında değil, artık pencerenin dışında bana bakıyordu. Ama korkutucu suratı yoktu sanki bir haber verecekti. Her korku filminde olan o jump scare* benim de başıma gelmişti işte. Klişelerden nefret ettiğimi söylemiş miydim? Adamla göz göze geldik. Yüzünü taradım. Kahverengi saçları, yarı gölgedeydi. Sıradan bir kazak ve pantolon giyinmişti. Soğuk değildi, boş değildi. Tanımlayamadığım bir duygu yansıtıyordu yüzünde.

"Sen kimsin?" Dedim kısık, korktuğum açıkça belli eden bir ses tonuyla. Bir an durdu sonra dudakları aralandı. "Yanlış yerde yanlış şeyi gördün" sanki normal bir söz söylüyormuş gibiydi.

"Ben hiçbir şey yapmadım!"

Hafifçe başını eğdi. Dinlemiyordu bile beni. "Gül" demekle yetindi sadece çünkü benim, neyden bahsettiğini direkt anlayacağımı çok iyi biliyordu.

"Ne gülü?" Dedim salak rolüne yatarak. Ela gözlerini devirdi, rolüme inanmadığı çok açıktı.

"Yasmin." Buyurun benim de... İsmimi nereden biliyorsun? "Sende artık bu işin içindesin"

"Ne işi?"

"Bunu sana açıklayacak kişi ben değilim. Hayatının değişmesini istemiyorsan kapıyı açma" istiyordum. Bu hayatın değişmesini istiyordum ama şikayetçi değildim hayatımdan. Kendimden nefret etmiyordum ama değiştirme ihtimalim olsa hayatımı değiştirirdim. Ne tür değiştiğini bilmeden bunu istemem imkansız gelirdi insana, bana gelmezdi. Tereddüt etmeden değiştirirdim. Çünkü pek güzel bir hayatım olduğu söylenemezdi.

Kapı ısrarla çalmaya başladı. Bir kez, iki kez, belki üç kez. Evde yalnızdım ve camın önünde tanımadığım birisi "kapıyı açma" demişti. Normal bir insan olsa polisi arardı ama son saatlerde yaşadıklarım normal değildi. Kapı daha sert çalınca irkildim. Gözlerimi pencerenin olduğu tarafa çevirdiğimde adam yoktu.

Kapı tekrar çaldı. Kapımın önüne geldim ve dürbününden baktım. O çocuktu... Gülü bulduğum sokakta beni durduran çocuk. Tek başınaydı. Kapıyı araladım. Çocuk ilk gördüğümde daha da gergin görünüyordu. Dudaklarımı araladım ve konuşmak üzereyken o benden önce davrandı

"İçeri girmem lazım"

"Hayır"

"Yasmin"

"Hayır dedim"

"Dinle beni"

"Önce kim olduğunu söyle"

✦🌹✦

(Uras'ın anlatımıyla)

Bu kız yürek yemiş olmalıydı. Hiç mi korkmuyordu benden? Bir mafya olduğumu öğrendiğinde bu çabalarını sürdürebilecek miydi?

Bir süre sessiz kaldım. Sessizliğimi gördüğünde kapıyı kapatmaya yeltendi. Kapatmaması adına ayağımı koydum araya, kapıyı biraz daha araladım. Şaşkınlıkla bana bakması komik geliyor. Geçmişten bu zamana nasıl değiştiğini uzun uzun inceledim. Kahverengi koyu saçları belini kapatıyordu. Kahverengi gözleri ışıkla parlıyordu. Yüzünde makyaj yoktu, bir tek bordo ruj sürmüştü. Üzerindeki siyah sırtı açık elbisesinin eteği dizinin biraz altında bitiyordu. Teni bir ay parçası gibi parlıyordu. Evde de böyle miydi bu? Bildiğim kadarıyla burada dört kişi yaşıyordu. Bu kız gülü almaya kalkışan kızdı. Yasmin'di. Onu en son dokuzuncu sınıfta okula giderken görmüştüm. Bizim sınıfın iki kat altındaydı. O dokuzuncu sınıftayken ben on ikinci sınıftaydım. En yakın arkadaşım Birol'un kuzeniydi. Birol'un evine ders çalışmaya gittiğimde tanışmıştım onunla. Yaş farkına rağmen iyi anlaşmaya başladığımızda babası benden bir abi olarak ona bakmamı istemişti. Başta neden Birol'dan istemek yerine benden istediğini anlamamıştım ama sonradan Birol ile Yasmin'in arasının iyi olmadığını fark etmeye başladığımda taşlar yerine oturmuştu. Ve ben onu korumak için, on yedi öğretmenlik hayallerimi mafyalıkla değiştirmiştim, okulu bırakmıştım. Onu koruyamayacağımı biliyordum. Sırf en iyi şekilde korumak için bunu yapmıştım. Şikayetçi değilim bu durumdan ama Yasmin'i yedinci sınıftan sonra görememem canımı sıkıyordu. Nerede ne halde olduğunu bilememek... Şimdi bulmuşken bırakamazdım. Bu imkansızdı. Acaba takıntılı biri miydim ben? Kesinlikle hayır. Sadece onu korumak istiyordum çünkü koruyamazsam Sema teyzeye verdiğim sözü tutamayacaktım. Ben Yasmin'i bırakamazdım. Aynı şeyleri tekrarlayıp rahatlatmaya çalıştım on birinci sınıftaki Uras'ı

O buradaydı.

Benimleydi.

Yaşıyordu.

O buradaydı...

O şu an tam karşımdaydı, gökten inmiş bir melek gibi karşımdaydı. Uzanıp dokunamadığım. Mazide manevi abisi olup şu an yabancısı olduğum. Gülüşümün sebebi olan kız... Çocukluğum. Elimden kaymasını film gibi izlediğim çocukluğum... Kendi annem dahil herkes benden nefret ediyordu. Herkes gidiyordu yanımdan ama onun gitmesi yakmıştı benim canımı.

Göz göze geldik tekrar. Kahverengi gözleri bir gün kalp krizi geçirmeme sebep olacaktı. Boncuk gibi parıldıyordu korkudan. "Madem kim olduğumu öğrenmek istiyorsun" diye girdim söze. "O zaman tanıtayım. Ben Uras. Uras Kayaoğlu. İsmimi söylediğimde tanıdın mı sanki?" Gözleri tereddütle beni süzdü. Hadi ne olur hatırla artık beni. Pek tanımış bir ifadesi yoktu. Sadece yavaşça başını eğip "Yasmin" diye kendini tanıttı kısaca. Hala kapıyı açmıyordu. Sabrım git gide azalmaya başlamıştı. "Girmem gerek artık" diye kapıyı aralamaya çalıştım ama inatçı hala kapıyı açmıyordu. Acelem vardı. Benim hiçbir zaman kaybedecek tek dakikan yoktu. İstese ona bir ömrüm var ama o beni tanımıyorken bekleyemezdim.

✦🌹✦

(Yasmin'in anlatımından)

En sonunda Uras kapıyı sertçe açıverdi. Ani hareketiyle geriledim. Korkuyla Uras'a bakarken Uras aksine sinir bozucu derecede sakindi. Bana hafif yaklaşıp boy farkından başını eğdi çünkü benim boyum onun omzuna geliyordu.

"Korkma sana zarar verecek değilim" dedi sakinlikle. Bunu durduk yere simsiyah kombinle kapıma dayanıp açmakta ısrar eden tanımadığım adam mı söylüyordu? Geriledim. Bakışlarından dolayı hafif yumuşamıştım.

"Korkma" diye yaklaştı teselli amacıyla. Tekrarladı.

"Korkma"

"Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak" cevabımla Uras boş boş göz kırpıştırınca bakışlarımı kaçırdım. Bence gayet yaratıcıydı. Arkadaşlarıma söylesek gözümüzden yaş gelene kadar gülerdik. Bende de alışkanlık olarak kalmış işte. Acaba deli miydik biz? Sorun bizde miydi?

"Ne istiyorsun benden" diye konuyu değiştirmeye çalıştım. Hem Ece, Asya ve Nisa gelirdi şimdi. "Acelen mi var?" Dedi düz bir sesle. "Evet" dedim. Konuyu çok açmaya gerek yoktu. Ben şu an korkuyorsam arkadaşlarım geldiğinde benden on kat daha fazla korkardı. Bir an beni süzdü sonra kravatını düzeltip geri gözlerime döndü.

"Sen hiç korkmuyor musun benden?"

"Ne?"

"Yani durduk yere bir adam camında belirdi" Kendisini gösterdi. "Sonra hiç tanımadığın biri evine girdi ve sen şu an acelen olduğunu söylüyorsun."

Bilmiyordu belki ama ben aslında korkuyordum. Belki de korkumu belli edemiyordum ama bu korktuğum gerçeğini değiştiremezdi. Madem bu zamana kadar kendimi korkmuyor olarak tanıttım o zaman bundan sonra da korktuğumu göstermeme gerek yoktu. "Sen korkma dedin" diye çıkıştım rolüme girerek. Her zamanki gibi olmayan duygumu varmış gibi gösterdim. Yine rolümü iyi oynadım

"Korkma dedim diye korkmadın mı yani"

"Boşuna mı söyledin"

Yine aramızda anlamsız bir sessizlik oluştu sonra bıkmış bir ifadeyle başını iki yana sallayıp iç çekti. "Seninle uğraşılmaz Yasmin..." evet uğraşılmazdı. Uğraşmayın benimle. "...Artık işin içinde olduğunu belirtmek için geldim, senden bir şey istediğim falan yok. Görüşürüz. Görüşeceğiz eninde sonunda. Bu hafta pazar günü. Saat 13.00'te kapıdan birkaç kişi seni alacak ve arabama bindirecekler. İtiraz şansın yok, aksi takdirde arkadaşlarının sonu olur." Daha ben konuşamadan kapıyı kapatıp gitti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

43okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.