KANDAN GÜLLER kitap kapağı

4. bölüm / 6

KANDAN GÜLLER

DÜNYANIN SONUNA DOĞMUŞUM

Vaveyla Yazarı: Elif Naz Söylemez

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: DÜNYANIN SONUNA DOĞMUŞUM

Evet, ben Yasmin. Kaderi kanla yazılmış, hayatı bir gülden ibaret olan, düşlerinin içinde kaybolup hayatın tozpembe olduğu hayaller kuran ama bu hayallere kavuşma ihtimali olmayan şehre doğan, dünyanın sonuna doğan Yasmin.

Çabuk olgunlaştım ben. Baskıcı bir ailem değil, hayatım var. Hayır bile diyemezdim. Asıl olay burada başlıyordu. Bir insanın çabalamayı bırakması, hayır demesi ile başlardı. Hep içimde tutardım. En sonunda ağlayarak mühürlerdim.

Ben hiçbir zaman ilgi çekmek için yüksek sesle ağlayamadım. Bunun için bir annemin ve benimle ilgilenen bir babamın olması gerekiyordu değil mi? Ben bunaldım, ciddi anlamda. Belki annem bana sarılsaydı saatlerce ağlayabilirdim. Sesini hatırlamıyorum, kokusunu hatırlamıyorum, dokunuşunu bile hatırlamıyorum. Aklımda sadece bu zorluklar değil sorularda var. Uras'ı tam olarak tanımıyorum, ama birini andırıyor sanki...

Hani hiç beklenmedik bir anda eski parfümünüzü bulursunuz ya. Onu kokladığınız zaman aklınıza eski anılar gelir. Bana o hissi veriyordu Uras'ı andıran, isimlendiremediğim şey. Belki bu yüzden korkumu bastırabilmiştim. Ama bu çok saçma değil miydi? Saçmaydı tabii ki. Benim hemen kendimi toparlamam gerekiyor. Belki de deliyim ben. Sahiden deli miyim acaba... Değilimdir ya...

Bir süre boş boş duvara bakıp bunu sorgularken kapı zilinin çalma sesiyle irkildim ve düşüncelerimden sıyrıldım. İşte benim masalımın en güzel kahramanları gelmişti. Ece'nin çalışıydı bu, her yerden tanırım. Kapıyı onca olan şeye rağmen büyük, gerçek bir gülümsemeyle açtım. Kızların ellerinde bir sürü poşet vardı. Anlam veremeden sorgular gibi gülümsemeye devam ettim. Ece ayakkabılarını çıkarıp bu sessizliğe son vererek kapıdan içeri daldı, ardından Asya ile Nisa yavaşça içeri girdi.

"Selam aşkom! Ne haber?" Hayır, ona başıma gelenleri anlatamazdım. En azından şimdilik hiçbir şey olmamış gibi devam etmeliydim. "İyiyim canım, sen?" Dedim rolüme devam ederek.

"Ben fazlasıyla iyiyim. Bize bir sürü eşya aldım!"

"Onu görebiliyorum zaten. Ne aldınız? Ve... Bunları alacak parayı nereden buldunuz"

Asya utana sıkıla bana baktı ve "Ailem destek oldu" dedi. Söz vermişti, kendi ayaklarımız üzerinde durmayı öğrenmemiz gerekiyordu. Normalde kızardım ama tatlılığından kızamıyordum. Gülerek "Bu seferlik kızmayacağım" dediğimde Asya'nın yüzünde rahatlama ifadesi belirdi.

Nisa poşetten bir kıyafet çıkarırken konuştu. "Bunu üçümüz senin için seçtik." Benim için mi? Şaşkınlıkla elbiseyi elime aldım ve incelemeye başladım. Korseli, arkadan ip detayları olan mini bir elbiseydi. Oldukça zarif görünüyordu. Eteği tahmini, dizlerime gelecek uzunluktaydı. Gökyüzü mavisiydi. İp detaylarından sonra önünde kurdele vardı. Üzerimde çok güzel duracağını düşündüm ama bana zıt gelen şey rengiydi. Ben genelde siyah, çürük vişne rengi veya gece mavisi tonlarında giyinirdim. En sevdiğim üç renkti. Elbise olarak hiç açık renk giyinmemiştim. Sadece bazen babam zorla açık renkli kazak veya tişört giydiriyordu. En son çocukken tozpembe renginde tüllü elbiseler giyinmiştim. Onu da fotoğraflardan hatırlıyorum. Açık renkli kıyafetlerin bana yakışmadığını düşünüyordum.

Ama onların bunu düşünmesi yeterli. Düşünsenize bir elbise gördüklerinde akıllarına siz geliyorsunuz... Mükemmel bir duygu. Kocaman ve içten bir gülümseme oluştu yüzümde. "Çok teşekkür ederim" diye mırıldandım. Ne yapacağımı, nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyordum ve onlar bunu anlamışlardı. Üçü birbirine bakıp gülümsedi.

"Denemeyecek misin?" Dedi Asya. Gözlerimi ona çevirip onaylarcasına kafamı salladım ve çocuk gibi seke seke odama koştum. Kapıyı kapattım ve sırtımı kapıya dayayıp gülümsedim. Ben de böyle biriydim. Sadece bir elbiseye bile çocuk gibi sevinirdim. Benim için değerliyseniz, nasıl teşekkür edeceğimi bilemez, sekerek yürürdüm. On dakika önce ağlasam, on dakika sonra gülebilirdim. Tek bir duygu taşıyamazdı ki bir insan...

Siyah elbisemin fermuarını açıp üzerimi çıkardım ve yerine yeni mavi elbisemi üzerime geçirdim. Aynadan kendime baktım. Saçlarımı geriye attım ve kendime uzaktan öpücük yolladım. Gerçekten güzel olmuştum. Kendi etrafımda döndüm. Bu ne güzellikti be! Sen nesin kızım? Melek mi! Kendi kendime gülüp neşe saçarken geri seke seke salona koştum.

Asya elimi tutup beni kendi etrafımda döndürdü gülerek. Biz buna kız neşesi diyorduk.

Nisa ve Ece yerinde kalıp gülümseyerek "Çok güzel olmuşsun" dedi. Karşılık olarak utançla gülümsedim. "Ama olmaz böyle. Birkaç takı alırız süsleriz seni" dedi Asya gülerek.

Şaşkınlıkla bakarım. "Neden ki?"

“Hiç" dedi harfleri uzatarak. "Sonuçta bunu dışarıda da giyineceksin. Giyineceğin zaman sade sade giyinme." Şüpheyle baktım. Kesin bir şey saklıyordu ama kurcalamaya gerek yoktu. "Tamam o zaman" diyerek konuyu kapattım.

✦🌹✦

3 buçuk saat sonra. Saat 11.45

Duş alıp bakım yaptıktan sonra odama girip Divergents 1 izledim. On beş dakika sonra 17 Eylül oluyordu. Yirmi üçüncü yaş günüme giriyordum gece yarısında. Heyecanımı gidermek için film bittikten sonra dans ederek zamanımı geçirmeye çalıştım. Saate baktım. 11.58'di. İki dakika sonraydı! Biraz daha oyalanmak istedim ama yapacak bir şey yoktu. Sıkıntıyla oturup boş boş önümde dizili olan koca kitaplığımdaki kitaplarıma baktım. Her çeşidi sanki ilk defa farkına varmışım gibi izledim.

On saniye kala

Tabletimin büyük ekranında kronometre açıktı. Tabletim saniyeleri sayarken telefonumu kontrol ediyordum.

Sekiz saniye.

İçimde bir heyecan belirdi ve parmaklarımla oynayarak içimden kronometre ile birlikte saniyeleri saydım.

Altı saniye.

Beş saniye.

Acaba kim tam on ikide mesaj atacaktı? O kadar önemseyecek biri var mıydı acaba? Peki babam hatırlayacak mıydı? Belki de boşuna ümitleniyordum, kimse atmayacaktı mesaj.

Üç saniye.

Üç... İki... Ve bir...

Saat tam on iki olduğunda ekranım bildirimle parladı. İlk doğum günümü kutlayan mesaj Nisa'dan gelince sıcak bir tebessüm oluştu yüzümde. Hiç bekletmeden Asya ve Ece'de mesaj attı. Sonra komşumuz Karahan ve okuldan birkaç arkadaşım. Böyle insanları ve umutla beklediğim bir şeyin beni hayal kırıklığına uğratmamasını çok seviyordum. İçim kıpır kıpır olmuştu. Sanki şu an dünyanın en mutlu insanı bendim. Sanki bir masalda periymişim ve esrarengiz, uçsuz bucaksız yerlerde özgür bir şekilde uçuyormuşum gibi. Yine abartıyordum tabii ki ama beni önemseyen insanların olması değişik hissettiriyordu. Anlatamadığım ve abartılı bir duyguydu bu. Abartılı olması ise umurumda değildi, ben kaçtığım dünyadan kendi abartılı rüya gibi evrenlerimde gayet mutluydum. Bu da benim hayal dünyamdı. Kendimi her an hiç bilinmeyen bir yerde veya bir rüyada bulabilirdim. Gözlerimi kapatıp bulutların üstünde uçtuğumu veya sevdiğim bir film, dizide başrol karakter olduğumu hayal edebilirdim. Dünyayı salmış durumda oluyordum bazen. Sağanak yağışta şemsiyemi atıp suların içinde yatarak şarkı mırıldanabilirdim. Kaç kere gelirdik ki bu dünyaya? Saygı, disiplin farklı bir boyuttu ama her zaman ciddi olmak insanın sıkılmasına sebep olurdu.

Mutlulukla, yine çocuk gibi seke seke yatağıma oturdum, saçlarımı örerek uzandım ve uykuya dalmaya çalıştım. Yarın büyük gündü. Ama uykuya dalacağım an penceremin kenarında bir kelebek fark ettim. Kahverengi sarı tonlarında süslenmiş zarif ve güzel bir kelebekti.

Aklıma annem geldi ama anılar silikti. Gözlerimi kapattığımda anılar parça parça yükleniyordu.

"Anne bu ne?" Diye soruyorum anneme minik sesimle. "Kelebek, kızım" diye cevaplıyor annem sorumu ve beni kucağına oturtuyor. Elimi annemin bileğini

Tuttuğumda bileğinde bir şey olduğunu anlıyorum ve gözlerimi o tarafa çeviriyorum. Bileğinde kahverengi-sarı renkli bir kelebek olan bilezik görüyorum ve heyecanla anneme bakıyorum.

"Bu da o kelebek gibi mi anne?" Diye soruyorum aynı heyecanla. Annem gülerek "evet, o kelebek" diyor.

Anlık gözlerimin dolmasıyla dudaklarımı bastırıp yorganı sıktım. Göz yaşımın akmaması için uyumaya çalıştım. Yarın kızın yirmi üç yaşına giriyor anne... Sensiz geçen on ikinci yılım...

Uyuyamadığımda gözlerimi karanlıkta tavana çevirdim ve karanlığı izlemeye başladım. Yaklaşık bir buçuk veya iki saat sonra acıyan göz kapaklarımı ovuşturdum ve dinlenmek adına gözlerimi saniyelerce kapalı tuttum. Sonra geri açtım ve yana döndüm. Ama göz kapaklarım acımaya devam ediyordu. Canım yanıyordu fakat uyuyamıyordum. Yine bir süre sonra farkında bile olmadan uyuya kalacak sonra uyandığımda ne zaman uyuya kaldığımı sorgulayacaktım. Değişmeyen rutinimdi kendisi.

✦🌹✦

Sabah saat altıda alarmımın sesiyle gözlerimi yavaşça açtım. Alarm sesim olan Golden Brown hala devam ediyordu. Telefonumu elime alıp alarmı kapattım. Gözlerimi ovuşturarak yatağımda doğruldum. İçeriden arkadaşlarım "Neredeymiş doğum günü kızı!" Diye bana sesleniyordu. Hızlıca "Geliyorum şimdi!" diye seslendim ve oturduğum yerde on saniye halıya baktım. Sonra yatağımdan kalkıp açamadığım gözlerle banyoya ilerledim. Elimi yüzümü yıkayıp dişlerimi fırçaladım. Aynadan kendime baktığımda örgüm hafif bozulmuştu. Henüz maddi durumumuz yetmediği için kendime maşa alamamıştım ama durumlar düzeldiği zaman ihtiyaçlarımı aldıktan sonra ilk iş maşa alacaktım. Düz saç sevmiyordum ve benim saçım düzdü. Bu nedenle geceleri saçlarımı örüp uyurdum. Sabah açtığımda saçlarım dalgalı ve yıpranmamış, parlak olurdu.

Örgülerimi şimdi açmamaya karar verdim ve salona ilerledim

"Günaydın herkese!" Dedim kocaman bir tebessümle.

"Günaydın Yasmin"

"Günaydın aşkom"

"Günaydın!"

Sandalyemi çekip kurulu olan kahvaltı sofrasına oturdum. Garip bir sessizlik vardı, normalde olmayan. Saatime baktım, altı buçuktu. Hızlıca kahvaltı edip okula hazırlanmam gerekiyordu. Doğum günümde okula gitmek kadar kötü bir şey yoktu ama polis olmak için buna mecburdum. Derdim okul ile değil, her gün aynı şeyleri yapmaktı.

"Neyiniz var sizin!?" Diyerek ofladım bu sessizliğe. Nisa gayet sakin şekilde "Bir garipliğimiz yok, her insan gibi sessizce yemek yiyoruz" dedi bilgelikle. Gerçekten mi? Aydınlandım!

"Normalde bu kadar sessiz olmazsınız, kesin bir şey var"

"Bizi rahat bırakır mısın? Demek ki bugün insan gibi sessizce yemek yemeye karar verdik."

"Siz ve insanca davranmak?" Dediğimde Nisa göz devirerek, Asya ters ters bakarak Ece ise gülmemek için kendini tutarak cevap verdi. Oflayarak sandalyeme yaslandım. Gerçekten sıkıcıydı! Benim arkadaşlarım bunlar değildi, kesin olay olmuştu ve benden saklıyorlardı.

Düşünmemeye çalışarak kahvaltımı bitirip odama geçtim. Aslında yemek yememiştim, canım istemiyordu. Süs olarak oturmuş ve kalkmıştım. Odama gittiğimde kapımı kapattım ve takvimime baktım. Pazar günü işaretliydi. Bugün günlerden cuma olduğuna göre sorun yoktu. Dolabıma yönelip iki kapağını açtım. İçinden, oyalanmak için gece ütülediğim formalarımı çıkardım. Üzerimden çıkardığım kıyafetlerimi yatağa savurdum ve üzerime beyaz polo yaka gömleğim ile altıma mini siyaha çalan lacivert eteğimi giyindim. Kravatımı düzeltip beyaz uzun çoraplarımı geçirdim. Aynamın karşısında örgümü açtım ve oluşan dalgalı saçlarımı at kuyruğu yapıp perçemlerimi iki yana çıkardım. Yine geceden hazır olan çantamı alıp arkadaşlarıma "Ben çıkıyorum!" Diye haber verip yürümeye devam ettim. Kapıya geldiğimde siyah spor ayakkabılarımı geçirip siyah bez çantamı tek omuzumda düzelttim ve koşar adımlarla merdivenlerden indim. Dış kapıyı açıp yola koyuldum.

Okula vardığımda Atlas beni gördüğü gibi el salladı gülümsemeyle. Bende aynı gülümsemeyle el salladım. İyi biriydi aslında. Atlas gülümsemeyi bırakmadan birkaç adımda yanıma ulaştı.

"Nasılsın Yasmin?"

"İyiyim, sen?"

"Kötüydüm, seni gördüm iyi oldum"

Gülerek karşılık verdim. Sonra soru yönelttim "Neden kötüydün ki?" Atlas'ın yüzü hemen düştü. Neyi vardı bu çocuğun?

"Sorma ya... Yine Gizem ile olan abi-kardeş sorunları işte. Bir yerinde durmuyor" Anlayışla başımı salladım. Hep böylelerdi. Utanmasalar ne bakıyorsun diye kavga çıkaracaklardı. Asla anlaşamazdı onlar.

"Bugün ki sorun ne yine? Neden kavga ettiniz?"

"Onun var olması en büyük sorun"

"Ciddi soruyorum"

"Tamam tamam. Bir arkadaşı vardı, pek beğenmedim. Yani kanım ısınmadı. Arkadaşlığını kesmesini istemedim sadece dikkatli olmasını söyledim. Hepsi bu."

Boş boş gözlerimi kırpıştırdım. Gizem gerçekten bunun için mi kavga çıkarmıştı? Sadece Atlas onu uyardığı için mi yani? "Sorunun sadece bu olduğundan emin misin?" Dedim inanamayarak. Gizem böyle birisi değildi. Asla bunun için kavga çıkartmazdı. Söz konusu Atlas'sa her şey için kavga çıkarırdı ama bunun için asla.

"Yemin ederim sadece bunun için. Bende anlamadım. Bir anda bana bağırmaya başladı. 'Benim hayatımdan sana ne?' gibi sözler söyleyerek kavga çıkarmaya başladı"

"Sende yangına körük ile gittin yani"

"Ne yapsaydım Yasmin? Elini öpüp başına mı koysaydım?"

"Atlas, belki kızın anlatamadığı bir şey vardır ve anlık sinirle patlamıştır. Bari sonradan onunla konuşsaydın sakince" Atlas bir süre uzun uzun yüzüme baktı. "Neden bu kadar düşüncelisin?"

"İnsanları anlayamazsam olayları çözemem. Şahsen benim fikrim sorulmasa ben bunalırdım." Sorulmuş muydu sanki? Benim farkım var mıydı? Ben bunalmamış mıydım? Hayır, şu an konu ben değildim. Bencillik yapamazdım, insanları anlamalı ve toparlanmalıydım. Ama tavsiye vermek için önce kendi hayatımı düzeltmem gerekiyordu. Çok biliyorsan kendin bunları yap ve hayatını düzelt Yasmin...

"Bu kadar düşünceli olma Yasmin. Böyle olursan ben..."

"Sen ne?" Atlas gözlerini kapatıp derin nefes aldı sonra yürürken hafif mesafe koydu aramıza. "Boş ver."

Sınıfa girdiğimizde hoca gelmişti. Sanırım biraz geç kalmıştık. Hoca ders anlatmıyordu, yeni gelmiş olmalıydı çünkü henüz eşyalarını yerleştiriyordu masasına. Geç kaldığımız için özür dileyip sıramıza oturduk. Ben en arka sıraya, Atlas benim yanıma. Gizem ise diğer uçta, en kuytu köşede.

Gizem fazla sessizdi bugün. Böyle olmasına izin veremezdim. Madem Atlas konuşamıyordu, o zaman ben konuşurdum. Hem belki kız kıza konuşursak birbirimizi anlamamız daha kolay olurdu. Ben ne zaman onunla konuşmak için uygun olduğumu düşündüm.

✦🌹✦

(Yedi saat sonra)

Son derste bitmişti, herkes yavaş yavaş evlerine dağılıyordu. Bende eşyalarımı toplamaya başlamıştım. "Defterlerim, kalemliğim, okuma kitabım, post-itlerim..."

"Bir de çiçeğin..." Diye ekleme yapan bir ses duydum ve tam gözümün önünde bir kırmızı gül buldum. Gülerek "Atlas"... Demek isterdim ama gözümü gülerek çevirdiğimde karşımda Uras vardı. Şaşkınlığımı gördüğünde sırıtmaya başladı ve gülü daha çok yaklaştırdı.

"Almayacak mısın?" Gülü aldım sırama koydum ve çantamı sıramın kenarına bıraktım.

"Sen... Sen neden benim peşimi bırakmıyorsun! Ve ayrıca nasıl okula girmeyi başardın? Güvenlik yok mu?"

Sırıtarak parmağıyla camdan uyuklayan güvenliği gösterdi "Güvenliğiniz pek güvenli değil gibi ha?" Yüzü sertleşti bir anda "Ya giren ben değil de başka biri olsaydı? Buna bir çözüm bulunması lazım..." Allah kahretsin!

"Kilidi nasıl hallettin?"

"Rol yapma Yasmin. Kapının yanında insanların girmesi için koskocaman kapı var. Ciddi söylüyorum, işime gelen bir fırsattı ama normal şartlarda burada güvende değilsin"

Omzuna iki kere vurdum. Onu ilgilendiren durum neydi burada? "Bana bak bana. Senin başkasından ne farkın var da 'Ya başkası olsaydı?' Diyorsun?"

Omzuna vurduğumu gördüğünde eliyle omzunu temizler gibi yaptı ve dramatik şekilde sahte acıyla yüzünü buruşturdu. "Of... Cinayete teşebbüs" Gözlerimi devirdim. Eğleniyordu benimle! "Ama cidden acıttın be Yasemin. Seenin elinden dayak yemekte varmış, bu günleri de mi görecektim ben..."

"Benim ismim Yasmin, Yasemin değil!" Hayatımda en nefret ettiğim şeylerrden biriydi bana Yasemin denilmesi. Ben çiçek miyim!? Ne Yasemini? E harfini çıkarmak bu kadar zor olmamalı. "Ve beni gerçekten tanımak istiyorsan bir bilgi vereyim kendim hakkımda, bana Yasemin denilmesinden nefret ederim. O e harfini çıkarsan iyi edersin."

"Biliyorum başımın tatlı belası. Zaten bu yüzden artık benim mantığımda, resmi olarak Yasemin'sin."

"Başımın tatlı belası ne be?"

"Bunu da sevmediğini biliyorum bu yüzden başımın tatlı belasısın"

"Sen bana sınav olarak gelmişsin! Sınav!"

"Aynen öyle. Bakalım sınavı geçebilecek misin"

Gözlerim bir anlığına pencereye takıldı. Kapılar kapanıyordu, hocalar çıkmıştı ve benim eşyalarım hala toplu değildi! "Çıkmamız lazım!" Dedim telaşla ama elim ayağıma dolaştı ve sıramdaki gül düşecekken Uras yakaladı. Sakin hareketlerle elimi tuttu.

"Sakin ol."

"Ne? Nasıl sakin olayım, hocalar çıktı, birazdan kapı kapanır!" Elini durmam gerektiğini söylercesine kaldırmasıyla durdum. Yumuşak elleri saçıma gitti ve sol yanımdaki saçımı kulağımın arkasına itti. O kadar nazikti ki elleri... Sanki kırılacakmışım gibi dokunuyordu bana. Yumuşacıktı. Bu sefer başka bir çiçek çıkardı... Beyaz papatya. Benim en sevdiğim çiçek. Kulağımın arkasına ittirdiği saçımın arasına, beyaz papatyayı yerleştirdi. Birkaç düzeltme yaptıktan sonra bıraktı. "Oldu. Gülü yerleştiremezdim, dikeni batardı. Saçlarına takılırdı. Canının yanmasını istemem" diye mırıldandı ve eşyalarımı çantama kendisi yerleştirdi. Çantamı kendi koluna taktı ve kapıyı işaret etti. Ben ise donup kalmıştım. Ellerim şaşkınlıkla az önce dokunduğu saçlarıma gidecekti, sonra durdu.

"Daha fazla bekleyecek misin? Gerçekten kapı kapanacak. Hayır, okulda yatıya kalma gibi bir düşüncen varsa..."

"Tamam tamam. Geliyorum" Şoku üzerimden atamamışken yürümeye başladım. Sınıftan çıktık. Kapı kapanmadan yetiştik ve nihayet okuldan dışarı adımımızı attık. Evime doğru yürürken telefonumun titrediğini hissettim.

"Kim yazmış?" Dedi Uras benim yanımda yürürken.

"Arkadaşımdır herhalde." Uras bakışlarını geri önüne çevirdiğinde gözlerimi devirdim. Ona neydi? Bana isteyen yazardı isteyen yazmazdı, Uras bunu ne yapacaktı? Bildirimi açtım ve kızlarla olan gruptan mesaj geldiğini gördüm.

Dört Duvar İki Tavan

Ece: Yasmin okuldan çıktıysan hemen eve gidiyorsun, dün sana aldığımız mavi elbiseyi giyip komodin çekmecesine bıraktığım takıları takıyorsun.

Asya: Evet. Ve attığı konuma geliyorsun

Ece: Aynen öyle.

Nisa: Şımarmaman şartıyla bir kereliğine makyaj malzemelerimi kullanmana da izin veriyorum. En güzel halini ortaya çıkar ve gel.

Ece: Bu kız neden mesajlara bakmıyor?

Asya: Evet! Dünyadan Yasmin’e, dünyadan Yasmin’e!

Ben: Ne oluyor ya, yavaş gelin. Neden attığınız konuma geliyorum ve nesüslenmek zorundayım?

Ece: Çünkü biz öyle istiyoruz bebeğim. Uğraştırma dediğimizi yap

Ben: Of! Tamam be geliyorum!

Ece: Aferin. Ayrıca oflama, anneye oflanmaz 😊

Uras kendi kendime ofladığımı görünce ekrana baktı ve yüzüne alaycı bir gülümseme yayıldı. "Dört Duvar İki Tavan..." Diye tekrarladı grubumuzun adını. "Bu grubun ismi ne böyle? Dur ben tahmin edeyim... Ev mi?"

"Biz zaten birbirimizin eviyiz" Uras yüzünü buruşturup önüne döndü. Sanırım bunu ergence buluyordu ama umurumda değildi. Dramatik olmak benim doğamda vardı.

"Şimdi ne yapacaksın?" Diye sordu bir anda. Aynen dedikleri gibi yapacaktım. Mavi elbisemi giyecek, makyajımı yapıp takılarımı takacak ve attıkları konuma gidecektim.

"Hazırlanıp onların attığı konuma gideceğim."

"Hazırlandıktan sonra seni ben bırakabilirim"

"Bunu isteyeceğimi mi düşünüyorsun"

"Fikrini umursamak için mi sorduğumu düşünüyorsun?"

Oflayarak sokağın başında yolumu döndürdüm ve binamızın olduğu yere geldim. "Burası benim evim" diye mırıldandım. Uras'ın bana acınası bakışlar atmasını bekleyerek yüzüne baktım ama onun bakışlarında hiçbir şey yoktu. İfadesizce bakıyordu. Bir süre bakıştıktan sonra "İlgini çektim galiba" diye mırıldandı.

"Ne?" dedim toparlanarak.

"Bakışlarını çekemiyorsun ya... Dedim ki; ilgini çektim galiba." Ben yüzümü buruştururken o sırıtıyordu. Eve girmek üzere adımımı attım. Binanın girişine geldiğimde Uras'ın hala durduğunu fark ettim.

Arkama baktım. "Gelmeyecek misin?" Dedim aptal bir cesaret ile.

"Geleyim mi?"

Burun kıvırarak geri kapıya döndüm. "Gelme." Arkama bakmamama rağmen Uras'ın güldüğünü anlayabiliyordum. "Mükemmel hizmet" dedi arkamdan mırıldanarak. Anahtarımı çevirdim ve tekrar ona döndüm. Tatlı bir ifade takındım.

"Teşekkür ederim, görevimiz." Binaya girip merdivenleri hızla çıkmaya başladım. Üçüncü kata gelip evimin kapısını açtım. Odama yönelip dolabımdan askıda olan mavi elbisemi çıkardım. Formalardan kurtulup mavi elbisemi giyindim. Aynı dün ki gibi duruyordu, çok yakışmıştı bana. Eteği dizlerimde bitiyordu. Aynada zaman kaybetmeden Nisa'nın odasına girdim. Makyaj masası buradaydı. Çekmecede ojelerinin olduğunu biliyordum. İlk çekmeceyi açtım, içeride maşa çıktı. Ulan Nisa! Biz saçımızı örüyoruz, hain çekmecesinde maşa taşıyor! Peki ben bunu kullanmaz mıyım? Tabii ki kullanırım.

Yüzüme hafif, sade ve çekici bir makyaj yaptım. Vazgeçilmezim olan maskaradan da nasiplendikten sonra makyajımı bitirdim. Aynada güzel olduğuma dair bir motivasyon verdim ve saçlarımı yapma aşamasına geçtim. Saçlarımı taradım, jilet gibilerdi. Üstten ikiye ayırdım ve iki tane ince at kuyruğu yaptım, gerisini açık bıraktım. At kuyruğu yaptığım kısımları şekillendirmek adına maşayı fişe taktım ve ısındığında saçımı maşaya doladım. Bir güzel şekillendirip üst taraflarını, tokayı taktığım taraflarını beyaz kurdele ile süsledim. Tırnaklarıma da kıyafetime uygun bir renk oje sürüp kurumasını beklemeden hole girdim. Ayakkabılıktan beyaza çalan mavi topuklu ayakkabılarımı ojelerime dikkat ederek çıkarttım, kapımın önüne gelip ayakkabılarımı giyindim. Kapımı çektim, kilitledim ve dikkatlice merdivenlerden indim. Topuklular ile merdivenden inmek kadar kötü bir şey yoktu!

İndiğimde Uras'ın gülümsemesi yüzünde dondu. Beni süzdü ve gözleri tekrar gözlerime değdi.

"Ne oldu?"

"Bir şey olmadı. Gel, arabaya gidelim" diyerek beni omzumdan tuttu ve arabanın olduğu yere doğru götürmeye başladı. Arabanın önünde durduğumuzda Uras arabanın anahtarını çıkardı ve kilitleri açtı. Ben bu sırada arabayı gözlemledim. Lamborghini mi? Şaka mı bu! Oha! Biz ayın sonunu nasıl getireceğiz diye telaşlanıyoruz, adam altında Lamborghini ile geziyor!

"Evet, şaşıracağını düşünmüştüm ama böyle donup kalacağını düşünmemiştim."

"Nasıl donup kalmayayım! Lamborghini'ye bineceğim şimdi."

"Evet, geç. İstersen sana da pembesini alırım" Torpido tarafının kapısını açtı ve girmemi bekledi. Arabaya bindiğim an kendimi kraliçe gibi hissettim. Uras'ta sürücü koltuğuna bindi ve motoru çalıştırdı.

"Konumu aç bana." Telefondan arkadaşlarımın bana gönderdiği konumu açtım ve oraya doğru Lamborghini ile ilerlemeye başladık.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

39okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.