5. bölüm / 6
KANDAN GÜLLERGÜL TOMURCUĞUNUN DOĞUŞU
Bölümler 6Şu an: GÜL TOMURCUĞUNUN DOĞUŞU
Attıkları konuma geldiğimde Uras arabayı park edip önden çıktı ve bana kapıyı açtı. Kucağımdaki el çantasını tutup arabadan çıktım. Geldiğimiz yer lüks bir mekan gibi gözüküyordu. Peki ne için buraya gelmiştik?
✦🌹✦
Arabadan inerken saçı ılık esintide havalandı Yasmin'in. Uras gizliden gizliye bakıyordu ona. Yasmin, büyük kafeye girmeden önce haber vererek markete geçti. Boğazı kurumuştu, hemen şimdi su alması lazımdı, dayanamayacaktı. Markete doğru ilerlerken Uras her zamanki gibi onun girdiği mekana girmeyerek görünmemeye çalıştı. Yasmin'in içeri girdiğinden emin olduğunda telefonunu çıkarttı, Ece, Asya, Nisa ve kendisinin olduğu bir grup açtı.
YASİÇİN
Ece: Ben neden buradayım? Ayrıca YASİÇİN ne ya
Uras: Yasmin'in ismini kısalttım.
Asya: Tamam
Uras: Tamam. Ben kapatıyorum sizinle konuştuğumu görmemeli. Yoksa sizi nereden tanıdığımı sorup bir saat konuşacak. Çekemem.
Ece: Ay tamam gidiyorsan git.
Yasmin marketten çıkıp Uras'ın yanına geldiğinde Uras bozuntuya vermeden telefonunu cebine attı. Yasmin saçını omzundan geriye atıp Uras'a el salladı ve kafeye girdi.
Uras elindeki beyaz, kurdele ile sarılmış kutuyu kenara bıraktı. Sol cebinde bir şeyin titrediğini hissetti. Ama kendi telefonunu sağ cebine koymuştu. Bir ses yükseldi
Yetmiş kilo derdim var
Anne bana simit al
Neden bur'da değilsin?
Rahat bir yerde misin?
Uras hızla cebindeki şeyi çıkardı ve Yasmin'in telefonu olduğunu fark etti. Onun zil sesiymiş. Babası arıyordu. Ama Uras'ın aklına takılan tek şey zil sesiydi. Aynı Yasmin'i anlatıyordu. Şarkı devam etti;
Yetmiş kilo derdim var
Baba bana kavun al
Kavunu da hiç sevmem
Sen bunu bilir misin?
Dinlemiyor insanlar
Bence anlatamadım
Derinimde yaram var
Bence saklayamadım
Gözleri nedensizce doldu Uras'ın. Bilerek mi zil sesi olarak bunu koymuştu?
Dolu gözleri Yasmin'in girdiği kapıya kaydı, sanki Yasmin hala oradaymış gibi. O da en az Yasmin kadar özlemişti Sema'yı. Yasmin'den daha çok görmüştü hatta. Birol'un teyzesi Sema, her zaman onların evine gelirdi. Birol'un annesi Zuhal Hanım ile sohbet eder, gülerlerdi. Uras'ta böyle tanımıştı Sema'yı.
Şen kahkahalarını hatırlıyordu. Birol'un evine gittiğinde görürdü onu. Yüzünü bile Yasmin'den daha çok tanımaktı acı veren şey. Bu kız bu özleme nasıl katlanıyordu?
O gün Sema'nın ölümünde Uras'ta hastanedeydi. Sema'nın hastanede olduğunu biliyordu. Annesi gibi görüyordu o kadını, tabii ki haberi vardı. Ölüm haberini Ayaz ile aynı anda almıştı. Görmüştü Yasmin'i... Minicikti... Ne olduğunu anlamamıştı. Acıyordu küçük kıza. O gün de gözleri dolmuştu zaten. Saatlerce ağlamıştı. O gece boyunca Yasmin'in bir şey anlamayıp boş boş bakmasını düşünmüştü.
Peki şu an neden gözleri dolmuştu? Bir zil sesi yüzünden mi?
Daldığı düşüncelerden kurtulup telefona tekrar baktı. Babası üç kez aramıştı Yasmin'i ve Uras lanet düşüncelerinden dolayı tamamen unutmuştu. Babası aramayı kesince telefonu tekrar kendi cebine koydu.
✦🌹✦
Kafeden içeri adımımı attığım an özel olarak süslenmiş bir köşe gördüm. Kimse yoktu, mavi konseptti. Çok güzel gözüküyordu. İlgimi o kadar çekmişti ki merakıma yenik düşüp oraya doğru birkaç adım attım sadece daha iyi görebilmek için derken "İyi ki doğdun!" Sesleriyle irkildim. Asya pastayı tutuyor, Nisa videoyu çekiyor, Ece eşlik ediyordu. Meyveli, dışı beyaz kremayla süslenmiş pasta seçmişlerdi. Pastanın üzerinde gold rengi ile "Mutlu olmak sana yakışır mutluluğun olmak bize!" Yazıyordu. Olmuşlardı. Tüm hayatım olmuşlardı. Aldığım nefes olmuşlardı. Yanlarında rahat hissettiğim tek kişiler olmuşlardı. Büyük bir alev gibiydik biz, küçük ateşler olmasaydı büyük alev var olamazdı. Buradaki küçük ateşler her birimizdik. Büyük alev ise hayatımız. Hayatımız denk düşürmüştü bizi birbirimize. Kaderlerimiz denk düşürmüştü. Şaşırmış değildik çünkü bizim kaderimizde zaten alev yer alıyordu her zaman.
Demek bu yüzdendi hazırlanmamı istemeleri...
Pastayı bana uzattıklarında ben hala şokla bakıyordum. Pastayı elime aldım. Üzerinde altı mum vardı. Belli ki altı dilek dileyecektim...
"Bir" dedim içimden. Bana mutluluğu getir. Hayatımın her anında bu manzarayı izleyebileyim ve mutlu olayım
İki... Hep sağlıklı olalım hep birlikte. Bu tabloda hepimizin sağlığı yerinde olsun. Birlikte yaşlanalım. Birlikte yıllarımızı geriye atalım, hep birlikte...
Üç... Bir sürü kitabım olsun. Kocaman bir kitaplığım ve içinde sıra sıra dizilmiş inci gibi kitaplarım. Kitaplığımın yanına geldiğimde iliklerime inen kitap kokusu... Onları hissetmek istiyorum. O satırlar içerisinde kaybolmak ve o evrenlerden hiç çıkmamak.
Dört... Yaşayabilmek. Bunaltı ile yaşamak istemiyorum. Yeni yaşım... Benim için ne iyi olacaksa bana onu getir. Boğazımın düğümlenmesini, yemek yememin kesilmesini, nefes alışımın zorlanmasını, uykumun yerle bir olmasını istemiyorum. Bu yaşımda bunlardan uzaklaşmak istiyorum. Bu kadar.
Beş...Uras'ın kim olduğunu, neden benim peşimi bırakmadığını öğrenmek istiyorum.
Altı...Başarılı olmak. Başarılı bir polis olup şehrime hizmet etmek. Bu şehri düzeltebilmek istiyorum. Kariyerim olsun, "Sonunda başardım" diyebileyim istiyorum.
Dileklerimi diledikten sonra mumlara üfledim. Fakat bir mum sönmedi... Ona da üfleyip söndürdükten sonra içten bir tebessümle teşekkür ettim arkadaşlarıma. Benim için bu kadar uğraşmaları inanılmaz güzeldi. Babam bile doğum günümü kutlamamışken onların kutlaması bana babamı unutturuyordu.
Gerçek arkadaşlarının olması insana gurur veriyordu, güven veriyordu. Onlar benim şüphe duymadığım, güvendiğim tek insanlardı.
Onlar dışında O yapmaz, gitmez dediğim herkes gitmişti, annemle ablam dahil.
Bir bakmışım... Her sırrımı bilen, benimle büyüyen, beraber güldüğümüz o arkadaşım artık hayatımda yok. Ben hep ikinci plana atılırdım çünkü, bu hiç değişmezdi. Ama onlar hakkında hiçbir zaman onlarda gidecek, farkları yok dememiştim. Bu yaşımda böyle geçmişti
Bu yıl... Bu yaşımda. Hep sevdiğim insanları kaybetmenin acısını çekmiştim. Halbuki onlar yıllardır yoktu. Ve ben her yıl onları özlemeye devam ediyordum. Buna artık son verilmesi lazımdı.
Dilerim yeni yaşım giden insanları unutmama yardım eder çünkü bazen acı çekmektense unutmayı seçmeliyim.
Bu anı bir daha yaşayamayacağımı biliyorum ve en acı verende bu. Anın kıymetini bilmek gerekir. Çünkü bundan beş sene sonra bu yılları özlerim belki. Belki ileri yıllarda acı sandığım bu his iki kat daha fazla olur ve bu yüzden özlerim zira bu ihtimal dışında şu an ki hayatımın özlenecek bir tarafı yok.
Tek özleyeceğim an bu an olabilir.
Ben arkadaşlarımla fotoğraf çekilirken gözüm bir an kapıya döndü. Uras içeri giriyordu. Şimdi mi aklına gelmişti gelmek? Bizim masaya doğru yürüyordu. Elinde beyaz bir kutu vardı üzeri kurdeleler ile süslenmişti. Benim yanıma geldi. Kurdeleli kutuyu bana uzatıp "Hediyen." Dedi kısaca. Belki de o kadar kötü biri değildi. Sonuçta düşünmüştü.
Tereddüt etsem bile hediyeyi kabul ettim. Yavaşça elime alıp etrafa baktım. Ece, Asya ve Nisa'ya baktım. Onların güven verici bakışlarını görünce Uras'a baktım.
"Teşekkür ederim" diye mırıldandım.
"Rica ederim"
Yavaşça kurdeleyi ucundan tutup gevşettim. İçinden özel yapım bir parfüm ve yanına koyulmuş kırmızı gül çıktı. Bir de parfümün üzerinde not. Önce notu okumaya yeltendim. Açacaktım ama Uras "Onu evde açarsın." Diyerek beni durdurdu. Notu geri koyarak parfümü elime aldım. Bileğime bir kere sıktım ve birkaç kere havada hareket ettirdikten sonra kokladım. Hafif tatlı bir kokusu vardı ve oldukça güzeldi. Özenle seçilmiş olmalıydı. Ben mevsimine göre parfüm seçerdim. Yaz günlerine uygun parfümlerim biraz daha ferah ve hafif tatlı kokular olurdu. Kış günlerine uygun parfümlerim ise yaza uygun parfümlerimden biraz daha ağır olurdu. Yaz mevsimindeydik ve tam uygun bir parfümdü bu. Çok beğenmiştim. Zevkleri hep böyle miydi peki?
Ona dönüp baktığımda umutla tepkimi bekliyordu. Gülümseyerek nasıl? Der gibi kafasını iki yana salladı. Güzel. Teşekkür ederim anlamında başımı eğdim tebessümle. Nasıl yaptığımızı bilmiyordum ama konuşmadan birbirimizi anlıyorduk. Halbuki daha yeni tanışmıştık. Neden böyle oluyordu?
Sanki aramızda bir bağ vardı. Görülmeyen ama var olan. Tesadüf gibi gelmiyor bana tüm olanlar. Neden benim evime girmişti ki mesela? Ya da neden ben bu duruma rağmen poisi aramamış, filmlerdeki gibi olayı uzattıkça uzatmıştım? Neden gitmemişti elim o telefona?
Yapamamıştım. Korkudan mı yoksa bu gizli bağdan mı bilmiyorum ama olayı uzatmıştım. Ben kendim uzatmıştım ve kendime en saçma şeyi yaparak bundan kaçmaya çalışıyordum. Üstüne bir de benim peşimi bırakması için çirkefleşiyordum. Belki de kaçmamalıyım. Korkularımın üstüne gitmem, onları kendim ezmem gereklidir belki. Kötü biri olsa bunu sezerdim. Beynimde kırmızı ışıklar yanmalıydı. Ama olmamıştı. Kötü biri olmayabilirdi.
Bunu evime girip pazar günü saat 13.00’da seni yönlendirdikleri arabaya bin diyen bir adam hakkında söylemem ayrı mantık hatasıydı. Bunu yapmaman gerek Yasmin. Kendine gel.
Bu yıl kesinlikle psikoloğa başvuracağım. Her şey beynimde çınlıyor. İstek değil kesinlikle ihtiyaç! Hatta ilk hedeflerimden biri.
Kafeden kahkaha ile ayrıldığımızd günüm mükemmel geçmiş, sonunda ise Uras ile tek kalmıştık. Doğum günüm toplandıktan sonra sınıftan arkadaşlarım Atlas ve Gizem evlerine geçmiş, Nisa, Asya ve Ece benden önce eve gitmişti. Ben ise Uras’a kalmıştım.
Uras biraz yaklaştı ve konuştu. “Bir yere gitmek ister misin?” Şaşırmıştım. Nereye götürebilirdi ki?
“Mesela neresi olabilir?”
Dudağını bilmem anlamında büzüştürdü ve omuz silkti. “Nasıl istersen. Belki gezmek istersin. Veya çok istediğin ama gidemediğin bir yer varsa götürebilirim”
Vardı. Lunaparka gitmek. Hem de çok içimde kalmıştı. Bir süre anlamsızca bakıştık. Acaba söylemeli miydim? Ama bu ne kadar doğru olabilirdi?
Sessizliği bozmak adına konuşmaya başladım “Lunaparka gitmek istesem... Götürebilir misin?”
“Lunapark mı?”
“Hı hı. Lunapark”
Yine bana sessizce baktı. Sonra başını eğip kenara çekildi ve “Peki. Geç, gidelim” dedi. Dışarıdan belli etmiyordum ama içten içe heyecandan ölmek üzereydim.
Ben çocukken arkadaşlarım her lunaparka gittiğinde heyecanla anlatırdı. Kimisinin annesi götürürdü, kimisinin pazar günleri babası götürürdü. Kimisinin ise takdir aldığı için ödül olarak abisi veya ablası götürürdü. Başımı sıraya koyar arkadaşlarımın anısını dinler, sonra hayal dünyamdan yola çıkarak kağıda hayal ettiğim lunaparkı çizerdim.
Benim babam beni bir lunaparka götürmekten acizdi. Ama şimdi bunu bana Uras yapıyordu. Hayatıma giren tanıdık bir yabancı, babamın yapmadığını bana
Yaklaşık bir buçuk saat sonra lunaparka geldik. Kocamandı, içinde çeşitli eğlence oyuncakları vardı. İstemeden gülümsedim. Akşam geldiğimiz için ışıklarla süslenmiş, daha güzel gözüküyordu. İçimdeki çocuğu saklayamıyordum. Sallanan gondol, dönen ışıklarla süslenmiş dönme dolap, hız trenine binen insanların bağırma sesleri, çarpışan arabalar ve çok daha fazlası... Sonunda merakımı yeniyordum. Ben heyecanla lunaparkı incelerken Uras bana gülümseyerek bakıyordu.
“Hangisine binmek istersin?” dedi Uras gülümseyerek. Heyecanla işaret parmağımı hız trenine uzattım. Uras bu halime kısa bir kahkaha attı. Kahkaha atarken başını geriye atışı hoşuma gitmişti. Bende güldüm karşılık vererek. Sonra onu geride bırakıp hız treninin girişine koştum.
Arkamdan “Beni de bekle!” diye bağıran Uras’ı umursamayıp girişe geldim
Ama bir dakika... Biz nasıl ödeme yapıyorduk?
Allah kahretsin ki yine anksiyetem tutmuştu. Girişteki güvenlik bana bakıyordu, ben güvenliğe. Kadınla aramda garip bir sessizlik olurken parmaklarımla oynadım. Uras ne zaman gelecekti?
Sessizlik sürerken utançla arkama dönüp Uras’a baktım. Bakışlarımda çaresizlik vardı. Sosyal anksiyetem tutmuştu ve benim şu an yok olmam gerekiyordu
Uras durumumu anlayıp arkamdan sırıtıyordu. Yanıma geldi ve lunapark kartı ile ödemeyi yapıp bana girişi işaret etti. Ben hız trenine otururken Uras arkamdan geliyordu. Yerimi aldım, Uras yanıma oturdu. Kemerlerimizi takıp tutunduk
Uras “Heyecanlı mısın” dediğinde onaylayan bir mırıltı çıkardım.
Önümdeki demiri tuttum. Bu sefer ben konuştum: “Neden insanlar bağırıyorlar buna binince?”
“Çok hızlı olduğu için”
“O zaman binmesinler.”
“Sen bağırdığında tekrar konuşuruz bu konuyu”
“Ama-” Trenin hareketlenmesiyle sözümü devam ettirmedim. Çok yavaştı. Neden korkuyorlardı ki? Uras’a baktığımda gözlerini kapatmış, arkasına yaslanmış sakince demire tutunuyordu. “Uras?” dedim soru sorar gibi. Ne soracağımı anlamıştı.
“Sabırlı ol”
Tren hareket ederken daha yükseğe çıkıyorduk. Bir figürün içinden geçtik ağırca. Tam sıkıntıyla oflayacakken trenin ani bir hızla aşağı gittiğinde dudaklarımdan kısa bir çığlık kaçtı. Paniklemiştim. Bir sorun mu olmuştu yoksa hız treni böyle miydi?
Uras gülerek “Şimdi neden bağırdıklarını konuşabiliriz” dediğinde kaşlarımı çattım. Derin nefes aldım. Ama tek zorluk bu olmayacaktı ki tren yana doğru yatıp gittiğinde düşeceğimi hissettim ve Uras’ın koluna yapıştım. Uras hala gülüyordu.
“Sen nasıl bu kadar rahatsın?” dedim koluna yapışmışken
“Tecrübeliyim diyelim” göz devirme isteğime engel olamadım. Birkaç tur bunu tekrarladıktan sonra tren nihayet durduğunda midem bulanacak gibiydi. Kemerimi hızla çıkarıp trenden indim. Karşıdaki büfeden su alıp şişeyi açtım ve suyu yudumladım.
“Başın mı dönüyor?” dedi Uras sakince.
“Hı hı”
“Normal. Biraz dinlenelim. Başka binmek istediğin bir alet var mı?”
“Bilmem. Sonra karar veririm”
“Nasıl istersen.”
✦🌹✦
Lunaparktan çıktığımızda yeterince eğlenmiştik. Hız treninden sonra dönme dolapta pamuk şeker yemiştim. Ayrı olarak gondola binmiştim. Nefes nefeseydim.
Uras “Eğlendin mi?” diye sorduğunda tebessüm ettim.
“Hayatımda hiç bu kadar eğlenmemiştim. Uras...”
“Efendim?”
“Her şey için çok teşekkür ederim.” Uras gözleriyle birkaç saniye yüzümü taradıktan sonra dudağının kenarı kıvrıldı. Alaycı bir sesle “Rica ederim. En azından teşekkür etmeyi biliyormuşsun” dedi.
“Sana da iyilik yaramıyor.”
“Hayır, Yasemin. Ben sadece sinir etmeyi seviyorum. Özellikle seni.”
“Bana Yasemin demeyi kes”
Umursamaz bir tavrı vardı. Söylediklerime alışkın gibiydi. Yüzüme bakmak yerine önüne bakıp omuz silkti. “Düşünmüyorum.”
“Sinir bozucusun”
“Nankörsün” Pardon?
“Ben mi nankörüm?”
“Evet. İki saattir lunaparkta beraber eğleniyoruz. Şimdi sen gelmiş benimle inatlaşıyorsun”
Cevap verirken oldukça naziktim. “İlk sen başlattın! Ben insan gibi teşekkür ettim, ama ne tesadüf aynı anda beyefendinin canı en azından teşekkür etmeyi biliyorsun demek istemiş!”
Bu çıkışmama hiç tepki vermemişti. Sadece yürüyordu. Söylenmem bitince arabanın önüne geldik.
Lunaparkın çıkışından arabanın önüne kadar söylenmiştim. O ise hiç ifadesini bozmadan beni dinlemiş, önüne bakıyordu. Arabayı bana işaret edince sustum ve arabaya bindim. Yol boyu söylenmeme utanıyordum.
Uras arabayı çalıştırmadan önce oynadığım parmaklarıma baktı ve sakinleştirmek amacıyla elimi tuttu. Ben konuşmama sinirlenmesini beklerken, adam beni sakinleştiriyordu.
---------
Bölüm etkileşimi
