6. bölüm · Kan ve Zümrüt
Bölüm 6: Camın Ardındaki Gözler
Akşam olduğunda babam beni yanına çağırdı.
Taht odasına girdiğimde hava ağırdı. Pencereler kapalıydı. Mum ışıkları duvarlardaki gölgeleri büyütüyordu.
Babam ayaktaydı.
“Bahçedeydin,” dedi.
“Sarayımın bahçesinde olmam suç değil,” dedim.
“Yalnız değildin.”
Sustum.
Camdan bizi izlediğini biliyordum.
“Dravenmoor prensiyle diz çöktün."
“Bir çocuk için.”
“Toprağa birlikte dokundunuz.”
“Bir çiçek diktik.”
Babam yaklaştı.
“Çiçekler masum değildir, Arwenya. Sembol yaratırlar.”
Kalbim hızlandı.
“Bu bir sembol değildi.”
“Öyle görünmüyordu.”
Bir an sustu.
“Taş bugün tepki verdi.”
Kanım dondu.
“Nasıl?”
“Taht salonundaki muhafızlar ışığın titreştiğini gördü.”
Demek sadece ben hissetmemiştim.
“Bunu o yaptı,” dedi babam. “Dravenmoor kanı.”
“Hayır,” dedim sertçe. “Ben oradaydım.”
“Tam da bu yüzden endişeliyim.”
Sustu.
“Darius tehlikeli biri.”
“Biliyorum.”
“Onu zayıf sanma.”
“Sanmadım.”
Babam gözlerimin içine baktı.
“Onu sevme.”
Bu kelime odanın içinde yankılandı.
Gülümsedim.
“Sevmedim.”
Ama o an kalbimin verdiği küçük bir tepkiyi sakladım.
Aynı Gece
Balkona çıktım.
Hava serindi.
Bahçeye baktım.
Çiçek diktiğimiz yere odaklandım.
Toprak karanlıktı ama…
Hafif bir parıltı vardı.
Göğsümde sıcaklık hissettim.
Tam o sırada karşı balkonun kapısı açıldı.
Darius çıktı.
Bu kez konuşmadan baktı.
Bir süre sessiz kaldık.
Sonra o konuştu.
“Baban seni sorguladı.”
“Seninki de seni sorguladı.”
Hafif gülümsedi.
“Magnus çiçeği öğrendi.”
“Ne dedi?”
“‘Toprak düşmanla paylaşılmaz’ dedi.”
“Babam da benzerini söyledi.”
Sessizlik çöktü.
“Bugün birlikte diz çöktüğümüzde…” dedi, “taşı hissettin mi?”
“Hayır,” dedim.
“Yalan.”
“Yalan söylemedim.”
“Gözlerin ele veriyor.”
Sinirlendim.
“Beni çözmeye çalışma.”
“Çözmeye çalışmadım. Sadece hissettim.”
Bir adım yaklaştı.
“Çiçek parladı.”
Kalbim hızlandı.
“Gördün mü?”
“Hisettim.”
Rüzgâr yoktu ama bahçedeki fidanın yaprağı titredi.
“Bu iyi bir şey mi?” diye sordum.
“Bilmiyorum,” dedi.
“Eğer büyürse…”
“Ne olur?” dedim.
“Ya barışın başlangıcı olur… ya da lanetin.”
“İkisi aynı şey olabilir,” dedim.
Bu kez o sustu.
“Benden nefret etmen gerekiyor,” dedi.
“Ediyorum.”
“Hayır,” dedi yavaşça. “Artık eskisi kadar değil.”
Nefesim ağırlaştı.
“Bu bir hata,” dedim.
“Evet.”
“Durmalıyız.”
“Evet.”
Ama hiçbiri geri çekilmedi.
Bir an boyunca sadece baktık.
Sonra uzaktan bir boynuz sesi duyuldu.
Saray muhafızları hareketlendi.
Darius sertleşti.
“Bu ses…” dedi.
“Ne oldu?”
“Dravenmoor savaş borusu değil.”
Kalbim sıkıştı.
“Peki ne?”
Gözleri karardı.
“Bu iç isyan borusu.”
Bahçedeki çiçek aniden hafifçe parladı.
Ve o an anladım.
Lanet sadece iki krallık arasında değildi.
İçeriden başlıyordu.
