12. bölüm · Kan ve Zümrüt

Bölüm 12: Zümrüt Işıltısı

Büşra 💚🤍🍃

O gece yine geldi.
Balkon kapım hafifçe aralandı. Rüzgâr sandım önce ama değildi. Onu artık adımlarından tanıyordum.
Darius’tu.
Hiç konuşmadan yanıma oturdu. Balkon korkuluğuna yaslanmıştım. Aramızda bir parmak mesafe vardı ama kalbim göğsüme sığmamıştı.
Tam o sırada boynumdaki Zümrüt Taşı parladı.
Yeşil ışık gökyüzüne doğru yükseldi.
Derin bir nefes aldım.
“Bu iyiye işaret,” dedim. “Savaşsız bir zaman demek.”
Darius başını kaldırıp ışığa baktı. Gözlerinde ilk kez huzur gördüm.
Ama içimde huzur yoktu.
“Lyria böyle geceleri severdi,” dedim.
Adını söylediğim anda sesim titredi. Ablamın yüzü gözümün önüne geldi. O gün… o haber geldiğinde nasıl yere yığıldığımı hatırladım.
“Onu Dravenmoor aldı elimden,” dedim. “Barış görüşmesine gittiği gün öldürüldü.”
Gözlerim doldu. Ağlamayacağım dedim kendime ama başaramadım.
Darius yüzünü indirdi.
“Çok özür dilerim,” dedi kısık bir sesle. “Onlar beni küçük yaşta savaşçı yapmaya çalışırken… sen burada canından can kaybettin.”
Ona baktım.
“Ben seni suçlamak istemedim,” dedim. “Ama kalbim ayıramadı. Dravenmoor deyince aklıma sen geliyorsun.”
Bir an sustu. Sonra elimi tuttu.
“Keşke o gün orada olsaydım,” dedi. “Belki bir şeyi değiştirirdim.”
Başımı omzuna yasladım.
“Bazen düşünüyorum,” dedim. “Düşman olmasaydık Lyria yaşar mıydı?”
Cevap vermedi.
Ama omzundaki kasların gerildiğini hissettim.
O gece ilk kez kendimi yalnız hissetmedim.
Ertesi Gün
Sabah kahvaltıda babam sertti.
“Arwenya,” dedi. “Bugün halkın içine gideceksin. İhtiyaçlarını soracaksın.”
Başımı salladım.
“Tamam baba."
Ama içim karmakarışıktı.
Pazar
Pazar kalabalıktı. İnsanlar önümde eğildiler. Bir tezgahtan erik aldım. Çocukken Lyria’yla en çok bunu severdik.
Birini ağzıma attım.
Önüme bakmadan yürüdüm.
Birine çarptım.
Tam düşecektim ki belimden tutuldu.
O dokunuşu tanıdım.
Darius’tu.
“Dikkatli ol,” dedi.
Gözlerimi kaldırdım. Erik hâlâ ağzımdaydı.
Yüzüme yaklaştı. Burnu saçlarıma değdi.
“Bu kokuyu kullanmayı ne zaman bırakıyorsun?” dedi fısıldayarak. “Çünkü ben kendime engel olamayacağım.”
Nefesim kesildi.
Elini kaldırdı.
Ve eriği ağzımdan aldı.
Arkamdan yürüyüp gitti.
Bir an donakaldım.
Sonra arkasından bağırdım.
“DARIUS!”
Muhafızlara döndüm.
“Saraya dönün!”
Ve onu kovalamaya başladım.
Orman
İki krallığın arasındaki ormana kadar koştuk.
Bir köke takıldım.
Ayağım burkuldu.
“Ah!”
Yere düşmeden beni tuttu.
Sonra hiç tereddüt etmeden kucağına aldı.
“Beni kaçırıyor musun?” dedim.
“Belki de,” dedi.
Gülüyordum.
Uzun zamandır böyle gülmemiştim.
Ama Dravenmoor av köşküne girdiğimizde gülüşüm dudaklarımda kaldı.
Köşk
Magnus oradaydı.
Babam oradaydı.
Ve üçüncü bir kral.
Bağırıyorlardı.
“Benim kızım senin oğluna bakmaz!” dedi babam.
“Benim oğlum da senin kızına bakmaz!” dedi Magnus.
Kapı açıldı.
Darius’un kucağındaydım.
Herkes sustu.
Babam bana baktı.
“Arwenya.”
Sesi buz gibiydi.
“Benim kızım evlenecek.”
Kalbim hızlandı.
“Ama Darius’la değil.”
Nefesim kesildi.
“Evleneceği kişi bir Zümrüt değil. Ama olsun. Biz kurtulalım, siz kendi savaşınızda boğuşun.”
“Baba…” diyebildim.
Ama gözlerim karardı.
Bayıldım.