6. bölüm / 6
KAN KOKUSU / Kalp KafesiGeçmiş Geçmişte Kalmadı mı?
Bölümler 6Şu an: Geçmiş Geçmişte Kalmadı mı?
Dört yıl önce“Alenso. Dur n’olur yapma. Dur! Dokunma lütfen!”elleri saçımı kavradı. Sanki hayatından defedilmesigereken biriymişim gibi beni odasından dışarı öyle birfırlattı ki yere düştüğümde ve saçlarım serbestkaldığında bu kat yıkılacak ve alt kata düşeceğizzannettim. Eli çeneme gitti ve o çok nefret ettiğim şeyiyapmaya başladı. Baş ve işaret parmağı çenemisıkarken diğer parmakları da boynuma dolanmıştı.“Seni gözüm görmesin.” Beni sertçe ittirerek bıraktı.Kapı yüzüme kapanırken bir başka kapının açılmasesiyle düştüğüm yerde sıçradım. Dönüp gelen kişiyebaktım. Ivan’dı. Merdivenleri ikişer, üçer çıkıp yanıma,dizlerinin üstüne çöktü.“ne oldu burada?” eli kafamı tutup çevirdiğindebüyüyen gözlerini gördüm. “K-kulağın, neden böyle?”sesi bir çınlamayla birlikte duyulurken kafamısallamaktan başka çare bulamadım. “Bu kadarı dafazla ama!” bir hınçla yerden kalktı fakat elini sımsıkıtuttum. Bana baktığında kafamı kaldırıp ona baktımve kafam geriye doğru sertçe çarpmadan hemenönce, “Lütfen gitme.” Diyebildim.Bugünün ÇizgisiKumlara değen sırtım suyun dibinden havalanıpsuyun dışına çıkarıldığında sarhoş gibiydim.“Sayra! Sayra aç gözlerini.” Başımı geri ağrıttın bravo.“Abi açmıyor gözlerini. Bir şey oldu. Kesin bir şey olduyoksa yapmaz böyle biliyorum.” Nereden biliyorsun?“Sayra!”İmkansız gibi geldi ama yapabildim. Gözlerimi açtım.Ağzımı da öyle. “Ne bağırıyorsun tepemde? Azıcık susterapi görüyorum.” Kucağından inip geri suya girmekistedim fakat tutuşu sıkılaştı.“Ne saçmalıyorsun sen?” diye öyle bir bağırdı ki bir anyüzümü buruşturdum. “Kendini öldürmeye çalışmansenin terapi görme biçimin mi?”Arif abi sudan çıkmıştı bile. Ivan bana bağırırken o daçocukları ve Nazan ablayı alıp bizden uzağa yürümeyebaşladı. Ben kucağından inmek için çırpınırkenkollarınmı ve bacaklarımı savuruyor ona vurmayaçalışıyordum.“Bırak beni!” beni kucağından indirdi ama kollarımıbırakmadı. Beni sımsıkı tutarken güçlüce sarstı. Elleriöyle sıkıydı ki parmakları arasında sıkışan etimgözlerimin dolmasına yetecek kadar acıyordu. Yüksekbir çığlıkla kollarından kurtulup denizin içinde ondankaçmaya başladım. “Rahat bırakın beni. Bıktımhepinizden! Geçmiş geçmişte kalmadı mı? Sen beniunutmadın mı?” ellerimle ona su sıçratırken daha daderine gitmekten başka bir şey yapamıyordum.“Geleceğimden ne istiyorsun?” öyle çok bağırıyordumki boğazım sızlıyordu.Bir şekilde bana yetişip bana sarıldığında kollarımıkıpırdatamıyordum. Çığlığım ile gözlerini sımsıkıkapattığında susmamaya epey kararlıydım. “Defol!Defol hayatımdan. Defol!” hepsinden her şeydenbıkmıştım.Ne Erez’i bitiyordu ne Ivan’ı. Ne geçmişi bitiyordunede gelecek kaygıları.Ben bu hayata yaşayamamak için mi gelmiştim?Ölmek istiyorum. Ölmek istiyorum, her şey bitsinistiyorum. Zaten yaşayamadım yeterince, mademöyle neden ölemiyorum.“Oof! Off!” elleri kollarımı serbest bırakıp saçlarımıokşadı. Kollarımı kendime çektim ve onu ittirdim.Amacım onu düşürmekken kendim suyun içinedüşmüştüm. Suyun içinde kaşla göz arasında ondanuzağa kaçtım. Sudan çıkıp derin bir nefes aldığımdadönüp arkama baktım ve benden üç metre uzaktakiadamı gördüm. “Neredesin? Kızım bak gel konuşalımdüzeltiriz her şeyi.” Suyun içinde yürüyerek etrafınabakarken benimle göz göze geldi. “Ne derdin var?Anlarım ben seni, bilirim. Bir sorun var o sorun ne?”sensin.“Sensin Ivan. Sorun sensin, sorun benim, sorun herşey!” ölmek istiyorum. Bu yüzleşmeye henüz hazırdeğilim. Onunla karşı karşıya gelmektense ölmeyiistiyorum.Kumsala doğru, derinlerden kaçarcasına daha sığlaradoğru yüzüyordum şimdi. Ne vardı beni rahatsızetmeselerdi bir süre daha. Hepsine küsmüştüm.Arif abiye de küstüm, Nazan ablaya da, Ivan’a da,çocuklara da, Hugo’ya da. Hepsine.Bunca zaman çektiklerimi görmemiş gibilerdi. Belki degerçekten görmemişlerdi. Kör olmaları gerekirdi.Eğer izin verselerdi bu gece kendi içimde hepsine tektek kızacak, üzülecek, küsüp sonra kendi kendimeonları affedip yine barışacaktım onlarla. Şimdi bunabile izin vermemilerdi. Artık onları affetmek içinuğraşmayacaktım. Herkes görevini yerine getirmeli vekendini affettirmek için birazcık çabalamalıydı.Su dizlerimin altına geliyordu. Büyük adımlarla sudançıkarken arkadan belime dolanan iki el beni kendineçekti. Tırnaklarımı büyük bir hınçla etine batırdığımdabeni serbest bıraktı. Sudan çıktım ve yalnızcadalgaların ıslattığı kumların üstüne oturdum. Dizlerimikendime çektim ve kafamı da üstüne yasladım.Hugo yanıma gelip, “Arif bey ve ailesi biraz yürüyüpeve gideceklerini söylediler. Az önce arabalarınabindiklerini gördüm.” Hassiktir.Onlara iyi ev sahipliği yapamamıştım. Onlar beniizlerken kendimi öldürmeye çalışmıştım. Nasıl biraptallıktı bu? Çocuklar bir daha beni görmekistemeyeceklerdi. Nazan abla ve Arif abi de öyle. İlkfırsatta Türkiye’ye geri dönecek ve benimleiletişimlerini keseceklerdi. Şu anda hayatta en nefretettikleri kişi bendim. Alp’in de doğum günü tatilinimahvetmiştim. Kendini öldürecek başka zaman mıkalmadı Sayra? Çocuk bu günü hiç unutmayacak vesenin yüzünden onda travma kalacak.Uyku çok güçlü bir girdap gibi beni içine çekerken benkurtulmaya çalışmıyordum. Sanki kollarımı kendimesarmıştım ve içimden ölmemek için değil de ölmekiçin, kurtulmak için değil de cesedimin bilebulunamaması için dua ediyordum.Kollarımı kendime doladım ve kendi kendimesarıldım. Hugo yanımdan gitti. Ivan gelip bir metreuzağıma oturdu. Kafam dizlerime gömülüyken aradabir hıçkırıyordum. Denizden gelen soğuk dalgalar beniüşütürken tüm vücudumdan bir titreme geçti. “Özürdilerim.” Sesi boğuk boğuk çıkıyordu. “Buraya hiçgelmemeli, karşına hiç çıkmamalıydım. Çok özürdilerim.” Kafamı kaldırmadım ama omuzlarımı silktim.“Artık bir önemi yok. Buraya geldin, bana bunuyaptırdın ve şimdi de pişmansın.” Kafamı kaldırıp onabaktığımda o zaten bana bakıyordu. “Ama nedenpişmansın?” sessiz sakin konuşuyordum. Her zamankihırçınlığımdan eser kalmamıştı. “Neden?” öyle güçlübağırdım ki ileride bizi izleyen dört adam biraz dahayaklaştılar. Oturduğum yerden kalktım ve yanına gidiponu omuzlarından ittirdim. “Neden? Sıçtım sıvadım.Tamam mı? Hayatının, hayallerinin içine, sıçtımsıvadım. Niye pişmansın, niye önemsiyorsun beni?”yanında dizlerimin üstüne çöktüm. “Affetmesenebeni. İntikam istesene, sen öldürmeye çalışsana beni!Niye kurtardın?” o kadar çok vurdum ki o an ona.Kumların üstüne düşürdüm onu. Karnının üstüne çıkıpyüzüne bir tokat attım. “Niye kurtardın ya,istemiyordum ki ben beni kurtarmanı. İhtiyacım dayoktu ki zaten.” Yumruğumu çenesine geçirdiğimdetek yaptığı ellerini karnıma koymaktı. “Senkahramanlık yapana kadar ölme düşüncesi yoktukafamda. Ama şimdi istiyorum, hemde her şeydençok. Ölmek istiyorum, öldür beni!” Ellerimi yüzünekoydum ve yanaklarına dokundum.“Ben öldürdüm çünkü. Anneni öldürdüm ya, ben seniöksüz bıraktım ya. Babanı öldürdüm yetim bıraktım.Ben senin içindeki çocuğu öldürdüm, iyiliği öldürdümya!” Hugo arkadan bana yapışıp beni onun üstündençekmeseydi ona vurmaya devam edecektim.Hugo’nun kucağında tepinirken bacaklarımı savurupona da vurmaya çalışıyordum. Herkes şok olmuşgözlerle bana bakarken o kırgın kırgın bakıyordu.Evet.. yeni öğrenmişti. Annesini öldüren kıza aşıkolduğunu tam olarak şu an öğreniyordu. “Sen niyeiyilik yapıyorsun bana? Niye?” çırpınmayı bıraktım.“Tamam bırak. Bırak gitmek istiyorum. Ölmekistiyorum, gitmek istiyorum, ama yaşamak daistiyorum, kalmak da istiyorum, ben ne istiyorumHugo? Kardeşim ben ne istiyorum?” hugo benikumlara bıraktığında direnmedim. Kendimi bıraktımve yan şekilde kumlara uzandım. Bacaklarımı kendimeçekip küçüldüm. Başımı da eğdiğimde bir bebekannesinin rahminde nasıl görünüyorsa öylegörünüyordum.Ben hariç kimse konuşmuyordu. Hatta kimsekonuşmuyordu. Bende. Yalnızca sayıklıyor ve manasızsöylenişlerde bulunuyordum. Dışarıdan gören biribana acırdı fakat şu anda bu ortamdaki herkesölmemi istiyordu. Ben bile....Sabah kalktığımda tüm vücudumda yoğun br ağrıvardı ama kendini en çok belli eden başımdaki ağrıydı.Saçlarımı topladıktan sonra komodinimdeki ilaçkutusunu aldım ve içinden bir tane hap çıkarıp ağzımaattım. Sürahiden bardağıma su dolduracaktım fakatiçinde su kalmamamıştı. İlaç dilimin üzerinnde erirkenağzımdaki garip, uyuşuk tat yutkunmama sebep oldu.Telefonumu alıp aşağı inecektim fakat kapımınkenarında bir misafir vardı. Hugo.“Günaydın Say. Nasılsın?” cevabını bildiği sorularıneden soruyordu ki? Elbette iyiydim. Öylesine gelmişgeçmiş bir ataktı o kadar. O an yolda yaralanmış birkuş görseydim de o kadar kıyamet kopacaktı.“Sence?” kafasını yana yatırdı ve omuzlarını kaldırıpsırıttı. “Her zamanki gibi çok iyiyim. Birde Andreas’ailaçlar için teşekkür ettiğimi söyle.”Merdivenleri hızla inmeye başladım. “Günaydınkızlar!” coşkuyla mutfak kapısından içeridekilereseslendikten sonra salona geçtim. Bu seferkimsecikler yoktu. Koskoca salonda tek başımaoturmaktansa gidip biraz bebeklerimle oynamalıydım.Üzerimdeki elbiseyi biraz çekiştirdim ve yürümeyebaşladım.Elbisem ip askılı ince çiçekli bir elbiseydi ve boynundaaynı desendeki kumaştan ince uzun bir fuları vardı.Altıma kısa topuklu altın tokalı topuklu ayakkabılarımıda giymiştim. Saçlarımı dağınıkça tepeden topuzyapıp yanlardan perçem çıkarmıştım ve kırmızı/kahvetonları arasında bir ruj sürmüştüm. Yüzümde makyajadair başka hiçbir şey yoktu. Elbisem haddinden birazfazla uzun olduğu için etek uçları yere değiyordu.Bahçeye çıktığımda görmeyi pek de beklemediğim birmanzarayla karşılaştım. Çocuklar Scooby ile oyunoynuyorlardı. Arif abi ve Nazan abla çardakta oturmuşbir şeyler yiyorlardı. Hecktor ile Ivan’a baktığımdaikisinin de koştuğunu gördüm. Bense burada 173boyumla dikilmiş onları seyrediyordum. Her teldeninsanlardık gerçekten de.Kolumdaki ince saate baktığımda saat 09.33’ügösteriyordu.“Hepinize günaydın!” Dedim coşkuyla. Sanki dün gecehepsine küsmemiş gibi. Evet, küsmüştüm. Sonrabütün gece rüyalarıma girmişlerdi ve onlarla geribarışmıştım.Etraftaki bütün gözler bana döndüğünde tek tekhepsine bakıp gülümsedim. Gidip çardağa oturdum veortaya konulmuş peynir dilimlerinden aldım. “Geceniznasıl geçti. Sahilden erken ayrıldınız biraz dahakalsaydınız ya.” Nazan abla bana uzaylı görmüş gibibakarken Arif abi yavaşça tebessüm etti.“Çok güzel bir gece geçirdik. Peki sen? Senin gecenbizimki kadar kolay geçmedi sanırsam.” Gözlerimidevirdim ve ağzımdaki lokma büyürken yüzümüburuşturmamak için kendimi çok zor tuttum. “Aksine,benim gecem de en az sizinki kadar güzel geçti.” Yaa,ne demezsin.Kızlardan biri önüme bir fincan kahve bıraktığındaellerimi birleştirip ona teşekkür ettim. “Abi, abla. Düngece için kusura bakmayın. O, o an gelişen bir şeydigerçekten de tatilinizi mahvetmek istememiştim.Çocuklar ne olup bittiğini çok fazlasorgulamamışlardır umarım. Sadece biraz...”devamını getirmeye dilim varmadı ama Nazan abla neanlatmaya çalıştığımı anlamış gibiydi. Sözümü devamettirip, “Sadece biraz zor bir dönemden geçiyorsun okadar. Biraz kafa dağıtmak istemiş olabilirsin fakat ssuçok dalgalıydı hava da karanlık olunca başına bir şeygeldi sandık. Meğersem suyun içindeymişsin.” Elinituttum ve ona gözlerimle teşekkür ettim.“Çocuklar ile biz yeni gelmiştik zaten, birkaç ufak sorusordular ama geçiştirdik, sen merak etme onları.”İşte şimdi gerçekten rahatlamıştım.“Günaydın hanımlar, günaydın beyefendi.” Ivan sahtebir reverans ile hepimizi selamladı ve görünmez birşapkayı başından çıkarıp eğildi. Herkes bu hareketegülerken bir tek bende mimik oynamadı.“Bu çocuk gerçekten de çok centilmen. Eğer bir kızımolsaydı seninle evlenmesini öyle çok isterdim ki...anlatamam.” Bütün tepkisizliğimle onlarıseyrederken bir anda bütün gözler bana döndü.Ne? Kıskanmamı mı bekliyorlardı?Ivan uzun uzun yüzümü inceledi fakat bir kez biledönüp ona bakmadım. “Yalnız kahve çok iyi geldi. Sizde ister misiniz?” elimdeki fincanı kaldırıp hepsinegösterdiğimde hepsi söylenerek önüne döndü vebende omuz silkerek kahvemi içmeye devam ettim.Çocuklar da gelip anne ve babalarının yanlarınaoturdular.Kulaklarımı gıdıklayan ılık nefes, içimdeki eskiheyecanı kabartırken kafamı hızlıca salladım vekahvemi bitirip masaya bıraktım ama zihnime kadardolan o sese hakim olamadım.“Hiç mi kıskanmadın?” gözlerimi devirdim.“Nazan abla, şimdi sana bir soru soracağım ama öylegöstermelik değil gerçekten içinden geçen cevabıvermeni istiyorum tamam mı?” kafasını salladı vebütün dikkatini bana verdi. Masadaki diğer herkesteöyle. “Şimdi diyelim ki sana beş altı yıl önce çokdehşet abayı yakmış biri var, sonra bir anda ortayaçıkıyor. Sırf sana gıcıklık olsun diye karşında birbaşkasıyla ilişki yaşşıyor ama o senin aslındaumurunda bile değil. Yani o ne kadar kendiniparçalasa da seni elde edemeyecek bunu ikiniz de iyibiliyorsunuz. Yine de onu kıskanır mıydın?”Nazan abla dalga geçercesine güldü. “Tabiiki deumurumda olmaz. Hatta aksine, geni rahat bıraksındiye onları daha da birleştirmeyeçalışırdım. Eğer kiayrılırlarsa bir başkasını bulurdum onun için o dereceyani.” Ivan’a dönüp kaşlarımla Nazan ablayı işaretettim.Bu masada dönen olayı bir tek Arif abi anlamıştı. “Sizkadınlar niye böylesiniz ya?” dedi bıkkınca....Öğleden sonra çok kısa bir toplantım olacağı içinhazırlanıyordum. Üstümde kırık beyaz bir takım vardı.Saten takımın üstü boyundan bağlamalı dökümlü sıfırkol bir bluz iken altı uzun ve bol bir pantolondu.Pantolon ile bluz birlikte giyildiğinde tıpkı bir elbisegibi görünüyordu. Ayağımdaki uzun topuklularrahatsız ediciydi. Krem rengi uzun topuklu stilettolarkırmızı tabanıyla zıt bir uyum içindeydiler.Dudaklarıma kırmızı rujumu sürüp büzgülü krem rengiçantamı da aldım ve odamdan çıktım.Öyle acelemvardı ki koşarak çıkmıştım evden. Giderken herkese elsallayıp arabama bindim.Yolda giderken etraftaki tüm arabalar meraklı gözlerlebenim arabama ve arkamdaki konvoya bakıyorlardı.Tehlikeli sayılabilecekbir hızda ilerlerken takıldığımızpolis çevirmesiyle ofladım. Önümüzdeki araçlaryavaşladığı için biz de yavaşlamıştık ki önümdekiaraca yaklaşıp plakasına baktıktan sonra iki polismemuru uzaktan bana selam verdiler. Elleriylegeçebileceğimizi işaret ettiklerinde kalabalığınarasından sıyrılıp geçerken onlara iki kez kornaçaldım.Ofisime vardığımızda ertelenen toplantı sayesindemutluydum. Ayakkabılarımı çıkarıp odanın içinefırlattım ve çıplak ayaklarımı masamın üstüneuzattım. Elimdeki telefonla igilenirken dışarıdan görenbirisi çok önemli işler yaptığımı düşünebilirdi. Fakattek yaptığım sosyal medyadaki sahte hesaplarımdanIvan’ı takip etmekti.Hesabına ilk girdiğimde biraz şaşırmıştım. Çünkü onunolduğuna emin olduğum bu hesabın bir profilfotoğrafı veya içerisinde bir paylaşımı yoktu. Tek şeybir öne çıkan hikayesiydi. Hikayeye tıkladığımdagülmemek için kendimi zor tuttum. Yıllar önce onunlaçekindiğimiz bir fotoğraftı bu. O eve gittiğim ilk hafta,babasının benim için kafasında kurduğu tüm o iğrençplanları bilmediğim bir hafta. Onunla gerçekten de iyigeçinebileceğimi ve çılgın üvey kardeşlerolabileceğimize beni inandıran bir anıydı bu.Ben kameraya bakıp kocaman gülümsemişkenkamera sadece yüzümüzü hedef almıştı. İnce uzunsalıncakta yan yana otururken onunla arkadaşgibiydik. O ise bütün bakışlarını bana yöneltmiş, okadar derin bakıyordu ki anlatamam. O ankiaptallığıma gerçekten binlerce kahkaha atabilirdim.Babasının pedofili bir pislik olduğunu bilmediğim,bana yaşatacağı eziyetlerden kaçmak içindönüşeceğim kişiden bir haber olduğum o zamanlar.İçimdeki küçük kıpırtı kendini yine belli edip kalangücünün son demlerini yaşarken,“dönüştüğün bu iğrenç kadın olmak bir zorunlulukdeğil tercihti. Alenso’yu kandırıp kaçabilirdin fakat sengirdiğin tüm hayatları mahvetmeyi seçtin. Kötü biriolmayı sen seçtin. Bu sen değilsin demeyeceğim çünkübu sensin! Bu aşağılık pislik sensin. Üstündeki kankokusundan nasıl kurtulacağını hiç düşündün mü?Katil!”Yutkundum.Açılan kapı ile duruşumu düzelttim. İçeri girenmenajerim Orhan bana başıyla selam verdi. Masayayığınla kağıt koyduğunda yüzümü buruşturdum.“senin menajerinin menareji içinde bir menajertutmamız lazım ve hatta ona da bir menajerbulmalıyız. Her seferinde en minimum haliylemasama bu kadar kağıt geliyor siz ne kadarıylauğraşıyorsunuz merak ediyorum.” Ofladım. “Belki desadece bu evrak işleriyle uğraşması için birinitutmalıyız.”Bana bakıp bu şimdiden sıkılmış halimi görünce gözdevirdi. “Altı üstü birkaç bin tane kağıda imzaatacaksın o kadar. Amma da abarttın. Bu kağıtlarburaya kadar gelirken biz nelerle uğraşıyoruz haberinvar mı senin?” yoo, yok. Olmasına gerek mi vardı ki?Kağıtları elimin ucuyla ittim. “Bunları buradan al. Bensana kaşemi göndereceğim sen hepsini benim yerimekaşelersin.” Bana yok artık dercesine baktığımdakağıtları yakmak istedim.“Hepsinin de ayrı ayrı senin tarafından okunmasıgerekiyor bunlar önemli işler. Bu kadar birikmesininsebebi de sensin ayrıca. Ne vardı hepsini zamanındainceleseydin? Şimdi yap hepsini bir günde degöreyim!” Hayatta olmaz!Sandalyemden kalktım ve yalın ayak ayakkabılarımadoğru yürüdüm. Ayakkabılarımı ayağıma giydim.“Yiğit Alp’in doğum gününü kutlayacağız bugün!”masanın üstünden eşyalarımı alıp çantama koyarkenkonuşmaya devam ettim. “Buraya sen bana birkaçimzalanacak kağıt var dedin diye geldim. Birkaçkağıttan kastın birkaç bin miydi?” şok içinde bağırarakona döndüm. “Bunları bir şekilde ertele günlere bölfalan ama önümüzdeki iki gün burayauğrayabileceğimi bile sanmıyorum.” Tam kapıyıaçmıştım ki aklıma gelen fikirle durdum.Bir seferliğine işi eve taşımaktan zarar gelmezdi.Kağıtları kucağıma aldım, “Bunları evde imzalayıpsana göönderirim. Bu gece telefonlarım kapalı olurama mesaj atarsan yarın dönebilirim.” Kapıdan çıkıpgiderken peşimden bir şeyler söyledi fakatduyamadım....Odadaki herkes ellerini birbirine çarpıp alkışlamayabaşladı. “Doğum günün kutlu olsun küçük prens!”coşkuyla söylediğimiz sevgi söylemleri Alp’i epeymutlu etmişe benziyordu. “Doğum günün kutlu olsunyakışıklı!” Nazan abla oğlunu öpmeye doyamazkenArif abi ve Kerem onları mutlulukla izliyorlardı. Birköşede onlardan uzakta bekleyen bne ise birazhüzünlüydüm. Tıpkı bu sahnelere benim yüzümdenhasret kalmış Ivan gibi. İkimiz de yan yana dikilirkenetrafımız epeyce kalabalıktı.Tüm çalışanlarımız bizi izlerken etrafta birçok çocukvardı. Etrafta koşuşturan çocukları gördükçe gözümseğiriyor, istemsizce yumruğumu sıkıyordum. Nevardı bu kadar çok doğuracak? Çalışanlarımızınçocukları, Alp için çağırdığım başka dostlarımınçocukları derken ortam curcunadan geçilmiyordu.Pastanın üstündeki mumları nihayet söndüren çocuketrafa heyecanla göz atıyordu. Onunla göz gözegeldiğimizde kollarımı açıp biraz eğildim. Alp banadoğru koşarken bana sertçe çarparak sarıldı. Onusımsıkı sarıp biraz salladım. “Doğum günün kutluolsun ablacığım. Sana doğum günü hediyeni bukalabalık azaldığında, gecenin sonunda vereceğim.Biraz meraklanmaktan zarar gelmez.” Biraz söylendi,biraz sızlandı ama en sonunda ikna oldu.Gecenin sonuna geldiğimizde saatlerdir kovalamacaoynadığımız adamla en sonunda baş başa kalmıştık.Arif abi ve çocuklar bahçeye çıkmış biraz sohbetederken Nazan A-abla da onlatı seyrediyordu.“Ne istiyorsun yine? Bu gece uzun zaman sonrahuzurlu geçen bir geceydi benim için ama çokyoruldum. Üstelik incelemem gereken yığınla belgevar yani daha çok yorulacağım saatler var önümde.Lütfen biraz anlayışlı ol ve beni bu gecelik azad et.”Ama o beni hiç duymuyormuş gibi üstüme yürümeyedevam etti.Kafamı kaldırıp bir şey daha söyleyeceğim sıradaellerimi tuttu. “Sana anne olmak ne kadar yakışırsaabla olmak da bir o kadar yakışırdı biliyor musun? Nekadar inkar etsen de çok anaç bir insansın sen.”Ellerimi kaldırıp başımın üstünde birleştirdi. Onaengel olmaya çalıştım fakat direnemiyor, ona daha daçekiliyordum. “Benim sebeplerimden birisi de bu.”Yüzünü yüzüme yaklaştırdığında ne yapacağınıanlamıştım. Ona tekme atarak kendimdenuzaklaştıracaktım fakat bir eliyle kaldırdığım dizimituttu ve yana doğru açıp bacaklarımın arasınayerleşti. Beni ittirerek duvara iyice yasladı ve bir elikollarımı tutarken diğer eliyle de bacağımı okşadı.Dudaklarını bana eziyet etmek istercesinedudaklarıma sürttüğünde sessizce inledim. Kafamıuzatıp onu öpmeye çalıştım ama benden kaçıyordu.Eli sadece bacağımda değil bacağıma yakın her yerdedolaşırken titrememek için kendimi zor tutuyordum.Sonunda dudaklarını benimkilere bastırdığında diliaçılan dudaklarımın arasından ağzıma girdi. Dilibenimkiyle dans ederken çıkan ıslak sesler öylesinetahrik ediciydi ki kendime engel olamıyordum. Belimitutup beni biraz büktüğünde daha çok üstüme eğildive ben onun kokusunun etkisi altında o undokunuşlarıyla mest olurken eli ufak bir gezintiyeçıkmıştı. Olabilecek en mahrem yere ulaşan eli benidaha da çok zorlarken dizimi bacak arasına geçiriponu kendimden uzaklaştırdım.Şok olmuş biçimde baana bakarken dudaklarımısildim ve hiçbir şey söylemeden yanından uzaklaştım.Bahçeye çocukların yanına gittiğimde Alp meraklıgözlerle beni süzdü. “Doğum günü hediyemi nezaman vereceksin?” dudaklarını büzmüştü ki aklınabir şey gelmiş gibi sinsi bir gülüş attı. “Sen ne kadar dagüzel olmuşsun böyle. Ben seni istiyorum. Büyüyünceseninle evlenmek istiyorum. Hakikaten sen ne kadargüzelsin ya, sen nasıl bu kadar güzelsin?” babasınadöndü. “Baba sence Sare ablam niye bu kadar güzel?”Arif abi bir şey diyemeden Nazan abla, “Kaderi güzelolsaydı keşke kuzumun.” Dedi. O an herkes yutkundu.Ne söylediğinin farkına varınca o bile sertçe yutkunupbana baktı.“Kusura bakma bebeğim. Öyle söyleyiverdim işte,biliyorsun beni patavatsızım biraz.” Gülümsedim.Kafamı sallayarak, “Pek de hakszı sayılmazsın aslında.Ama önemli değil alıştım ben artık.” Dedim.Alp’e elimi uzattım. “Hadi gelin, hediyem arkabahçede.” Arka bahçeye geldiğimizde havuzunkenarında bizi bekleyen kocaman bir kutu vardı.Alp koşarak gidip kutunun kapağının kaldırdı amaiçindeki bir kutuyu daha görünce yüzü asıldı. “Yanlışpaketleme olmuş sanırım.” Açmaya devam etti.1, 2, 3, 4, 5... beşinci kutuya geldiğinde ayağını yerevurarak bana döndü. “Bu paketleme hatası değil.Yoksa bana hediye almadın mı?” kafamı hayıranlamında sallayıp kutuyu işaret ettim.“Açmaya devam et. Son kutudasın.” Bir kapak dahaaçtı ve içindeki kutuyu gördüğünde oflayıp ümitsizcekapağı kaldırdı. Kapağı açtığı gibi üstüne fırlayanküçük hareketli şey herkesi ürkütmüş olmalıhepsinden birer korku nidası çıktı.Bahçede bir o yana bir bu yana koşuşturan küçük şeykuyreuğunu sallaya sallaya gezinirken alt dudağımıısırdım. “Bence çok sevdin. Hatta daha da çokseveceksin.” Dalmatian ırkı küçük köpeği taaHırvatistan’dan onun için getirmiştim.Küçük köpek bembeyaz teninin üstündeki siyahbeneklerle öylesine güzel görünüyordu ki bir an onukendim için getirtmeyi bile düşünmüştüm. Ama Alpbana daha önce laf arasında benekli köpeklerinineklere çok benzediğini ve çok tatlı göründüklerinisöylediğinde bunu unutmayıp onu burayagetirtmiştim. Daha on haftalık olan bu bebek onun eniyi arkadaşı olacaktı. Sevinçle bir çığlık atıp banasarıldığında bende en az onun kadar mutlu olmuştum.“Çok güzel bir hediye bu! Seni bu dünyadakiherkesten çok seviyorum şu anda.” Diye bağırdığındakafam yana eğildi. Nazan abla kaşlarını yalandançatıp, “Biz ne güne duruyoruz pardon?” Alp çok bilmiştavrıyla konuştu. “İyi ama siz herkes değilsiniz kianneciğim.” Ama ben herkese dahildim elbette.Ne düşünüyordum ki? Küçücük bir çocuk bu kadar daince düşünemezdi nede olsa.Başıma saplanan ağrı ile bir anda kasıldım. Tümtüylerim dikleşip içimi ürpettiğinde dişlerimi sıktım.“Mutlu olmana sevindim. Ona çok iyi bak olur mu?”kafasını sallayıp yavruyu kucağına aldı. “E bende artıkmüsaadenizi isteyeyim. Yapmam gereken şeyler var.Üstelik çok da uykum geldi. Hepinize iyi uykular.”Çatı katına geldiğimde kapıyı açıp içeri girdim.başımdaki ağrı hiç durmadan artıyor, gram olsunazalmıyordu. Güç bela odama girdim. komodindekiilaç kutusundan iki hap çıkardım ve ağzıma attım.Üstüne koca bir bardak su içtim ve yere uzanıp etkietmesini bekledim. İnce halının üstünde yatarken tekdüşündüğüm Ivan’ın neden bu kadar sessizolduğuydu.Benim tanıdığım -gerçi onu tanıdığımdan emindeğildim. Çünkü benim tanıdığım Ivan buraya hiçgelmezdi.- benim tanıdığım Ivan bu gece beni aslarahat bırakmazdı.İçimden sayı saymaya başladım. O sayı 50 oldu, 100oldu, 300 oldu ama yine de başımdaki ağrıgeçmiyordu. Kutudan iki hap daha çıkardım ve ağzımaattım. Kolumu kaldırıp su içecek halim bile yoktu oyüzden haplar dilimin üsründe erirken yalnızcabekledim....Güçlü bir şekilde tekrardan öğürdüğümde karnım çokgüçlü kasılıyordu. Midemde kusarak çıkarabileceğimhiçbir şey kalmamıştı. Öyle ki sadece öğürüyor,boğazım ağrıdığı için gidip su içiyor sonra da içtiğimsuyu kusuyordum. Berbat bir kısır döngü içindeykenklozetin başından kalkp telefonumu aldım. Sırtımıyatağa yaslayıp oturdum ve şu anda burayaçağırabileceğim tek kişiye mesaj arttım.GÖNDERİLEN: Ivan AlcazarYanıma gelmene ihtiyacım var. Çatı katına gel.03.59Cevap hiç gecikmedi.GELEN: Ivan AlcazarKapıdayım.04.00Neredeyse sürünerek gidip kapıyı açtım.İçeri bakarken karşısında kimseyi göremediğindebaşını eğdi ve benimle göz göze geldi. Şok içinde banabakarken hızla beni tutup kucağına aldı. nereyegideceğini bilemeyip beni kütüphanemegötürdüğünde yüksek tavana kadar olan kitaplıklarınarasında kaybolmuş gibiydi. Beni tekli sallanansandalyeme oturtup önümde dizlerinin üstüne çöktü.“N’oldu sana?” kafamı yorgunca iki yana salladım.Ağzımı açtım ama konuşmaya çalıştıkça boğazımyırtılır gibi acıyordu. Sol gözümden bir yaş süzülürkenne yapacağını bilemez haldeydi.“Bal.” Dedim ona. Ne anlatmak istediğimi anlamış gibigörünüyordu. Yerinden kalkıp kapıya doğru koştu.Odalara girip çıkarak mutfağı buldu. Geri geldiğindeelinde bir bardak süt vardı.Bardağı almak için elimi uzattım ama o elimi tutupindirdi. “Bardak sıcak, sen dokunma elin yanar.” Sütükarıştırıp dudaklarıma uzattığında içip içmemekarasında kaldım. Sütten büyük bir yudum alıpgözlerimin içine baktı. “Hiçbir şey yok. Sadece çok azbal ve tarçın koydum. Boğazın yumuşasın diye.”Gözlerimi kırpıştırdım. Bardağı dudaklarımayaslayarak bana birkaç küçük yudum içirdi.Parmak uçlarıyla dudaklarımı sildi. “Kustun mu sen?”diye sordu. Kafamı yukarı aşağı salladım. “O ilaçtaniçtin değil mi?” kafamı salladım. “Kaç tane?” elinikaldırıp bir parmağını gösterdi. Kaşlarımı kaldırdım.İki. Yine aynı tepki. Üç parmağını kaldırırken burnunukırıştırdı. Kafamı sağa sola salladım. Dördüncüparmağını kaldıramadı bile. Yarı kalkmış parmağınabakıp gözlerimi sıkı sıkı yumdum.Kafası yenilgiyle düştü. Hafifçe öksürdüğümdeyeniden göz göze geldik. Beni kollarımdan tutarakkaldırdı. Ayaklarım yere değince kendimi öylesinesavunmasız hissettim ki. Beni tutmasa dik duracakmecalim yoktu. Kollarımı omuzlarına koydum veağırlığımı biraz ona vererek yürüdüm.Başımın dinginlemiş ağrısı kusarken yaşadığımkasılmalar yüzünden geri gelmiş, yanında bir degeciken regl’min ağrısını da getirmişti. Karnımıtutarak yürürken asıl ağrı kasıklarımdaydı. Odamageldiğimizde yatağa girecektim ki aklıma gelen şey iledurdum.“Lavaboya gitmem lazım.” Ivan sorgular şekilde baktı.“Lavaboya niye gitmen lazım? Eğer yine o aptalilaçtan içeceğini söylersen seni buraya bağlarımgörürsün.” Güldü.Güldü mü o?Güldü sanırım az önce.Nasıl güldü?Komik miydi?Hiç komik değildi. Niye böyle bir şey söylemişti?4 Yıl ÖnceKollarımı çekiştirdim. “Bu gece böyle bir şey yapmakistemiyorum. İstesem de yapamam.” Alenso banainanmayan gözlerle baktı. Kollarımı sıkıca tutarkenparmaklarının izleri koluma yerleşiyordu.“O nedenmiş?” dolabımdan çıkardığı şalla ellerimisımsıkı bağladı. Ellerimdeki şalı yatağa sabitlediğindeağlıyordum.Dudaklarım titrerken zar zor konuştum. “Regl oldum.”Bana bakıp kafasını sağa sola salladı. “Sanainanmıyorum.” Tabii inanmazdı. Ondan aylardırkaçıyordum ve son zamanlarda bu durum onunormalden çok daha fazla geriyordu.Üstümdeki ince triko elbiseyi çıkarırken başımdangeçirdi ve bıraktı. Sadece iç çamaşırlarımlakaldığımda açık pencereden içeri sızan soğuk havabeni üşütüyordu.Belinden kemerini çıkardığını gördüğümde benim içinişkenceli saatlerin geldiğini anlamıştım.Kemerini karnıma vurduğunda ellerimi çekiştirdim vekaçmak için çırpındım fakat bir bacağı bacaklarımınüstündeyken olmadı. Kemerinin soğuk demiri karnımabir kez daha değdiğinde dişlerimi çok daha güçlüsıktım. Buradaki herkes benim çektiğim eziyetigörüyordu. Ses çıkarmamak için direniyordum amafaydası yoktu.Kemerin sert kayışı bir daha tenime temas ettiğindedişlerim arasından çıkan çığlığım onu daha dakızdırmıştı. “Kes sesini!” sinirle bir kez dahabağırdığımda boğazıma dolanan parmakları nefesimisaniyesinde kesmişti. Geri çekmesin istedim. Beniburada boğsun ama yaşatmasın byu eziyeti bir daha,yaşatamasın istedim.Hınçla açılan kapıdan içeriye giren çocuk artık benimbu evdeki kurtarıcım olmuştu. Babasını omuzlarındantutup üstümden çektiğinde Alenso dayanamamış,yüzüne güçlü bir yumruk savurmuştu. Kesilen sesimIvan’a zarar vermesiyle yeniden can bulmuş veattığım çığlıklar odayı inletmişti. “Alenso dur! Durnolur, yalvarırım dur lütfen.” Ellerimi çekiştiriyorbacaklarımı yatakta savuruyordum.Ivan tüm o karmaşanın arasında bana seslendi.“Yalvarma! Yalvarma ona, sakın!” babasını üstündenittiğinde Alenso kalbini tutarak geri çekildi. Ivan onunyanından geçerek bana geldi. Ellerimdeki düğümüaçarken kaşından akan kan göğsüme damladı.Ellerimi kurtardığımda yataktaki yorganı üstümeçektim ve çıplak bedenimi örttüm. Alenso odadançıkarken kapıyı sertçe çarpınca olduğum yerdesıçradım. Buradan uzaklaşan adım sesleriniduyduğumda kendimi kasmayı bıraktım. Omuzlarımindi, başım artık dik değildi. “Ona neden yalvardın?”kaşlarını çatmış bana bakan çocuğa dönüp elimlepatlayan kaşımı işaret ettim. “Gel pansumanyapalım.” Yataktan çıktım ve gidip banyodan birkaçşey aldım.Yatakta oturan adamın yanına gittiğimde eliylebacaklarımı kendi bacaklarının üstünde koydu. Elikemerin bıraktığı izde gezinirken kaşındaki kanıpamukla sildim. Gazlı bez ile kapattığım yarasıeminim ki sızlıyordu. Elmacık kemiğinde gördüğümmorluk gözlerimi sımsıkı kapamama sebep oldu. Elineküçük bir parça pamuk aldı ve sütyenin içindekaybolmuş küçük göğüsümün üsütündeki kanı sildi.Kafasını eğip bacağımdaki yarayı öptüğünde ilk defaitiraz etmedim. Yorganın üstüne uzanmam için beniyavaşça ittirdi. Yatağa yattığımda karnımdaki izlerdedolaştırdı ellerini. Eğilip dudaklarını kırmızı izleresürttü. “Daha bir önceki seferin yaraları iyileşmemiş.Derdi ne bunun?” bunları konuşmak istemiyorum.Elleri karnımdan daha yukarılara çıkmayabaşladığında onları tuttum. “Ivan.” Dedim mırıldanırgibi. “Söyle. Söyle Ivan kölen olur, söyle.” Bir yanımdirenirken diğer yarım çoktan teslim olmuştu.Tuttuğum ellerini kendime doğru çektim. Bana iyiceyaklaştığında onu itip yan tarafa devirdim. Birbacağımı bacaklarının arasına koydum ve diğerbacağımı da yanına. Ellerini bırakıp yüzünü tuttum vedudaklarına gömüldüm. Elleri belimi tutarken neaşağı nede yukarı beni rahatsız edecek hiçbir hamleyapmıyordu.Ne yapıyordum ben?Alenso gelirse ne olurdu? Muhtemelen ikimizi deöldürürdü.Korkuyla üstünden kalkıp omuzuna vurdum. Yerdekielbisemi başımdan geçirirken bunu yapacağımı zatenbiliyordu.Bugünün ÇizgisiEllerimi üstünden çektim ve banyoya koştum.Peşimden geldiğinde kapıyı çoktan kilitlemiştim.Tuvalete oturup kontrol ettiğimde yanıldığımıanladım. Regl olmamıştım. Sahi ya, ben en son nezaman regl olmuştum.4 ay önce.İşimi halledip tuvaletten çıktığımda kapının yanınaoturmuş bir Ivan görmeyi beklemiyor değildim. “Özürdilerim. Bu günlerde regl oluyordun değil mi?Düşüncesizce davrandım.” Belimden tutup beniyatağa götürdü. “Yemek söylememi ister misin?” onabiraz garip bakmış olacağım ki beni yatırıp kafasınıkaşıdı. “Eskiden özel günlerinde hep fast food yerdin.Hatırlamıyor musun?” hatırlıyordum. Bu hala öyleydi.Kızlar bunu bilip genelde makarna pizza tarzı şeyleryaparlardı ama bunu onun bilmesine gerek yok.Bezgince tek kaşımı kaldırdım. “Eskidendi Ivan. 16yaşımdaydım ve bunu bahane ederek özel durumlarıkullanıyordum o kadar. Şimdi canım bir şeyçekmiyor.” Karnıma giren krampla bacaklarımı bilesıktım. Ayak parmaklarım acıyla içe doğrukıvrıldığında eli karnıma gitti. “Ama hala dönemlerinçok ağrılı geçiyor değil mi?” teslim oluyorumdercesine ellerimi kaldırıp kafamı evet anlamındasalladım. Karnımı fazla bastırmadan ovmayabaşladığında elini tuttum.Konuşmak için ağzımı açtığımda öyle büyük bir acısaplandı ki bedenime. Kasıklarım, belim, sırtım... sankiomurga kemiklerim tek tek sökülüyordu. Nefessizkaldığımda açılan ağzımdan çığlıklar, haykırışlardökülebilirdi ama gık bile edemedim. Gözlerim doldu,saniyelerce öyle kalıp bir yudum nefes için çırpındımve verdiğim nefes ciğerlerime geri dolduğundaöylesine güçlü bir çığlık attım ki Ivan irkilerek benidoğrulttu. Karnım kasılkarıma baskı yaptığı içinaceleyle tekrardan yattım. Ivan ne yapacağını bilmezhalde geveliyordu. Ne söyleyeceğini veya nesöyleyeceğimi bilmeden geçirdiği o birkaç saniyeikimize de birkaç yıl gibi gelmiş, gitmek bilmemişti.Ağrı geldiği gibi geri gittiğinde ter içindeydim. Derinderin nefes alıp Ivan’ın elini tuttum. “Sorun yok,geçti.” Telefonuma birkaç bildirim geldiğinde eğilipbaktım. Hugo’dandı, o çığlık sesinin benden gelipgelmediğini soruyordu. Dört aydır regl olmamam heray olamadığım adetimin varmış gibi ağrısını çekmemeengel değildi. Maalesef ki.Ivan korku içinde beni izliyor, yüz ifadelerimden iyiolup olmadığımı anlamaya çalışıyordu. “İyiyim meraketme.” Elini sıktım. “Anlık bir kramptı o kadar, mühimbir şey değil.” İyi olduğuma emin olmuştu. Utanasıkıla sordu. “Mühim ne demekti?” güldüm. “Önem,önemli anlamında.” Onaylayan bir mırıltı çokardığındaelini bıraktım. Yataktan yavaşça kalktım. Hala etrafıyambul yumbul, nesneleri üçer beşer görüyordum.Giyinme odasına girip pijama takımımı çıkardım.Üstümdekileri çıkarıp kirli sepetine attım.Pijamalarımı giyip makyaj masamın başına geçtim.Yüzümdeki makyajı sildim. Banyoya doğru yürürkenbeni izleyen adam endişeliydi. Banyoda yüzümüyıkayıp dişlerimi fırçaladım ve yeniden yatağadöndüm. Yatakta oturmuş beni bekleyen Ivan içimdebir şeyleri kıpır kıpır yapıyordu.Hayır bu iyi bir şey değil.“Sen odana gitmeyecek misin?” Bu önceden tahminedemeyeceği bir hamleydi. “Yani şey, gitmesen deolur tabii ama-“ lafımı bölüp yataktan kalktı.“İyi geceler. Bir şeye ihtiyacın olursa mesaj atmanyeterli.” Kapıya doğru giderken peşinden gidip onuyolcu ettim. “Ama kendi ağzınla çağırdığın birini yinekendi ağzınla kovman pek de etik değil güzelim.”Haklıydı, gitmesini mi istiyordum yoksa kalmasını mıbilmiyordum.“Dur!” bir anlık cesaretle bakışlarını bana çevirmesinisağlayacak o cümleyi kurdum. “Bir şeye ihtiyacımvar.” Kaşlarını kaldırdığında hafifçe eğildim.“İncelemem gereken çok fazla dosya ve kağıt var, amakarnım çok ağrıyor. Belki sen karnıma masaj yaparkenbende işimi daha rahat yapabilirim.” Utana sıkılakonuşurken yüzündeki soğuk ifade değişmedi.“Hayır.”Bu cevabı beklemediğim için sorun değildi. Yaniaslında sorundu ama yine de sorun değildi. “İyigeceler.” Kapıyı yüzüne kapattım.Odama geçip yataktaki telefonumu aldım. Hugo’yamesaj atarken ağrı yeniden nüksettiğinde yatağaoturdumGÖNDERİLEN: HugoBana ağrı kesici serum takabilir misin?04.42Mesaj anında görüldü oldu.GELEN: HugoEvde değilim. Andreas’a söylerim o getirir. Kendintakabilir misin?Hallederim. Ama çabuk olsun.Aradan birkaç dakika geçtikten sonra dış kapıyatıklatıldı. Gidip kapıyı açtığımda Ivan elinde serumu veserum askısını tutuyordu. Hemen arkasında uykulugözlerle beni izleyen Andreas esnedi “Size kendisivermek istedi. Ona burada beklemesinin yasakolduğunu söyledim ama dinletemedim.” Hafifçetebessüm ettim.“Kusura bakma seni de uykundan uyandırdım.Gerisini ben hallederim, teşekkürler.” Ivan’ı işaretettiğinde, “O da gidecek birazdan. Hadi iyi geceler.”Ivan’ın elinden eşyaları aldım ve kapıyı kapatacağımesnada ayağını girişe koydu. “Kendin mi takacaksın?”kafamı salladım. Yardım etmeyi teklif etmesinibekledim, yalan yok. Ama omuz silkip geri çekildi.Kapıyı kapatıp odama geçtim.Ampuldeki ağrı kesiciyi şırıngayla seruma enjekteettim. Serumu askıya takıp yatağa oturdum. Birazzorlanarak da olsa damar yolumu bulup iğneyisoktuktan sonra iğnenin girişini hortuma bağladım.Serum damla damla akarken elime bulaşan kanısildim. Ayağa kalktım ve askıyı peşimde sürükleyerekkütüphaneme gittim. Masama oturduktan sonrayanda duran lambayı açtım. Etrafı loş bir ışıklaaydınlatan lamba hoş bir ambians katıyordu ortama.Masamın üstündeki yığından bir kağıt aldım. Kağıdıokumaya başladım. 45 maddeden oluşan bu sözleşmeepey uzundu. Maddeleri okumaya başladım.MADDE 1: Bu sözleşme, GÖNÜL ELİ Yardım Derneğiile Sayra Karvena arasında aşağıda belirtilen şartlarçerçevesinde akdedilmiştir...Ivan’danElim telefondaki numaranın üstünde duruyordu. Birkez dokunsam arayıp konuşacaktım onunla amayemiyordu. Niye öyle aptalca bire tepki vermiştim kizaten? Kızın yatarken beni odasında istememesi çoknormal değil mi? Birkaç kez öpüştük diye gece debirlikte yatacak değiliz ya. Ama birlikte yatsak güzelolurdu. Bütün gece onunla beraber olma fikri tümzihnimi ele geçirmişti. Kokusu, saçları, teni, her şeyi...Onunla uyuma düşüncesine öyle kapılmıştım ki neyaptığımın farkında bile değildim. “Efendim?” üst üstesoru soran kıza ne diyeceğimi bilmeyen haldeydim.Ne ara aramıştım ki onu?“Yanlışlıkla aradım.” Deyip telefonu yüzünekapattığım kadın eminim ki şok olmuştu.Ne diye yüzüne kapattım ki? Kim bilir ne düşünecek?Onca işinin, ağrısının yanında- bir dakika. Evet! Bukızın karnı ağrımıyor muydu? Başı ağrımıyor muydu?Sesi ağlamaklı mı gelmişti? Belki de bana öylegeliyordu. Ama onun ağrısı çok şiddetli olur.Muhtemelen ağlıyordu. Ama tonla işi olduğunusöylemişti. O ağrıyla birlikte iş mi yapıyordu birde?Kafayı mı yedi bu kız?Hemen yerimden kalktım. Bir alt kata inip mutfağagirdim. Kimse yoktu. Dolapları ve çekmeceleri vtekerteker açıp içlerine baktım. Sonunda bir tanesinde birşeyler buldum. Dolabı gördüm. İki tane yan yanadolap vardı. Bir tanesinin kapağı kilitliydi. Diğeriniaçtım. İhtiyacım olan her şey vardı....Fırının kapağını kapattıktan sonra etrafa baktım. Birsıçmadığım kalmıştı zaten mutfağa. Etraf o kadardağınıktı ki un, kako, çikolata, meyve çöpleri, ambalajpaketleri...Elimdeki borcamı ve yanında iki çatalı tepsiyekoydum. İki tane de bardak aldım, son olarak bir şişesüt koyduğum tepsi epeyce ağır olmuştu. Mutfaktançıkıp asansöre bindim. Dört katı çıkarken epeycegergindim. Asansör durduğunda inip kapıyaayakkabımın ucuyla vurdum. Kapının hemen yanındabir çift ayakkabı vardı.Sayra’nın ayakkabılarının yanında!Kapı yavaşça açıldığında karşımdaki kız görmeye pekde alışık olmadığım şekilde beni karşıladı. Kolundakiserum ve yanındaki serum askısı ile birlikte dururken,“Bir problem mi var?” kısık ve çatallı bir seslekonuştu. “Bunlarda ne Ivan?” tepsiyi ona uzattım amaalmadı.“Vişneli browni, süt, çatal.” Bezgince baktı. “Ne için?”“Yemen için.” İçeri girecektim ki başını iki tarafasalladı. “Hayır. Senin vicdanın rahatlasın diye.” Kapıyıyüzüme kapattı.Tepsiyi daha fazla taşımak istemedim ve kapınınönüne bıraktım. Kapının kenarına oturup zili çaldım.Beni göremezdi. Kapı açıldı ve çok kısa etrafınabakındı. Eğilip tepsideki çatalı aldı ve borcamdakidilimlerden birine batırdı. Burnuna götürüp kokladı,ağzının içinde bir şeyler söylendi ama tamduyamadım. Lokmayı ağzına götürdükten hemensonra öğürerek eline geri çıkardı. İçeriye koşarkenkapıyı kapatmayı unuttu.Uzanıp onun çatalıyla bir lokma da ben attım ağzıma.Yüzümü buruşturarak kenardaki saksının içine geriçıkardım. Bu niye bu kadar tuzluydu?Şeker yerine tuz koymuştum!Eğildiğim yerden kalktım ve açık kalan kapıdan içerigirdim. kapıyı kapatacakken onunla göz göze geldik.Andreas.Eli hemen belinin arkasındaki silaha gitti. “Ne işin varsenin burada? Nasıl girdin içeri?” diye bağırdığındaSayra banyodan çıkıp yanımıza geldi. “Ivan ne işin varsenin burada? Nasıl girdin içeri?” diye bağırdı. Müthişikili!Cevap vermeden önce onu uzun uzun süzdüm. Eliylesürüklediği metal çubuk, gözlerindeki gözlük, dağınıksaçları, kızarmış yanakları... her zamanki halindenepey farklıydı.“Kapı açık kalmıştı, bende girdim amına koyayım!”Andreas silahını geri beline taktı. “Özür dilerim.”Sayra’nın ellerini tuttum. “Şeker yerine tuzkoymuşum, farkında değildim.” Yüzüme bile bakmadı.“Tamam, şimdi gidiyorsun. Tuzlu tatlılarını kendinesakla.” Gözlerini abartıyla açtı. “Berbattı! Bir an tekrarkusacağım sandım. Zaten karın ağrım yeni geçti birdaha uğraşamazdım.” Rahat bir nefes verdim.“Ağrının geçmesine sevindim.” Bir dakika. Nasıl geçti?Yine o ilacı içmiş olamazdı. “Ama nasıl geçti? O ilaçtaniçmedin değil mi?” kafasını hayır anlamında salladı.“Andreas’ı da uyku tutmamış, hem işlerimde yardımetti hemde karnıma ve kasıklarıma biraz masaj yaptı.”Çıldırmış bir biçimde ellerini hızla bıraktım ve koluaşağı düşünce kolunun içindeki iğne oynamış olacak kibağırdı.Andreas karşıma geçip beni omuzlarımdanittirdiğinde yüzüne okkalı bir yumruk geçirdim.“Benim kızıma masaj mı yaptın? Hemde kasıklarına.Vay be, amma cesursun!” bir yumruk daha attım.Elimi kaldırıp yüzüme geçireceği sırada kendimikorumak için kolumu kaldırdım fakat kolum bir şeye,daha doğrusu birine çarptı. Kafamı çevirip o yönebaktığımda Andreas’dan gelen sert bir yumruk benigeriye sendeletti. Geri atak yapamadan duyduğumçığlık sesiyle geriye döndüm.Sayra yerde yüzünü buruşturmuş kolunu tutuyordu.“Defolup gidin çabuk evimden! Aptallar.” Yavaşçaayağa kalktı ve bende ona yardım etmek için eğilipdüşen metal askıyı kaldırdım. Kapıyı açtı beni veAndreas’ı itekleyerek dışarıya çıkardı. Kapınınkenarında duran tepsiyi görünce iyice sinirlendi. “Alşu berbat tatlını da, birde süt getirmiş.” Tepsiyi elimetutuşturup hınçla yüzüme baktı. “Çocuk muyum lanben süt içip tatlı yiyince karnımın ağrısı geçecek,sonra da uyuyacağım? Sen hep böyle yaparsın zaten.Eskiden de, sadece kendin istediğinde bana yardımetmeye çalışırdın. Halbu ki senden yardım isteyen mivar? Yok! İstendiğinde de gelmezdin ya zaten.”Andreası omuzundan itti. “O puşt erez hakkındabildiklerin için sana onun verdiğinin on katı paraödüyorum ama bir boka yaradığın yok. Kovuyorum yaseni de, defol git evimden!” kapıyı suratımızakapattıktan sonra içerden bir şeylerin kırılması veçığlık sesi geldi.Elimdeki her şeyi alt kattaki çöp kutusuna attım.Odama geçip yatağa girdikten sonra gözlerimikapattım ve uyumaya çalıştım.Sayra’danO iki aptalı kovduktan sonra bütün gecem o berbatilaç kutusuyla bakışmakla geçti. Sıcak su torbası, sıcakduş, kaynamış soğanın suyu, tahin pekmez... her şeyidenedim. Ama her şeyi, akla gelen gelmeyen.İlaçtan bir tane daha içmemek için kendimi zortutuyordum. Henüz diğerlerinin etkisini tamatamamıştım, hala oturduğum yerden kalkarkenbaşım dönüyor, gözlerim kararıyordu. O lanet şeysadece ilk içtiğim an iyi geliyordu.Telefonuma düşen bildirimle masamdan kalkıphamağın üstüne fırlattığım telefonumu aldım.GELEN: Erez TunçBenim için tamamdır. Sözleşmeyi ve detaylarıkonuşmak için Salı günü seni ofisime bekliyorum05.03Pazartesi günleri hariç toplantı, görüşme almıyorum.Pazartesi müsait değilimMüsaitlik yarat o zaman.Şu siktiğim imla işaretlerini kullanıp durma.Askerlik arkadaşım mısın?Seninle aynı cephede olsam, düşmana değil sanateslim olurdumBaşladık tır arkası sözlere. Edit yapayım mı sana?Tır editi? Yok kalsınSen hiç sosyal medyada takılmıyor musun?Faebook’ta paylaştığın yazılar kafanı bulandırmışherhalde. Yada biraz fazla yaşlı kaldın güncel mizahiçin :)05.07Sohbetten çıktığımda üst üste bildirim yağmurunatutuldum.GELEN: Erez TunçYaşlı değilim ben!28’ime yeni girdim.Yeni mi girmişti? 11 ay önce ona doğum günündehediye olarak 28 tane fare göndermiştim.Mesajları yukarıdan okuyup kaydırdım ve telefonumubir köşeye fırlatıp hamağa uzandım. Kalınbattaniyenin altına girdikten sonra bacaklarımıkendime çekip uzandım. Sadece biraz dinlenmekistemiştim ama telefonum çalmaya başlayıncayerimden kalktım. Köşede duran serum askısını o ikiaptalı kovduktan sonra serumum çıkarıp yerefırlatmıştım.Tahmin ettiğim kişiydi.Aramayı yanıtlayıp, “Ne var Erez?” demiştim ki biranda çok hızlı konuşmaya başladı. “Sence ben yaşlımıyım? Yani sen beni yaşlı mı buluyorsun? Yada dur,bulmaman için ne yapabilirim? O espriyi de anladımbu arada.” Gülmemek için dudaklarımı kemirdim amasonra dayanamayıp güçlü bir kahkaha attım. “Ne? Neoluyor niye gülüyorsun?” derin derin nefes alaraksakinleştim.“Elbette seni yaşlı bulmuyorum. Sadece biraz dalgageçmek istedim o kadar, hem seni yaşlı bulsam...”evet? Onu yaşlı bulsam ne? Gerisini nasılgetirecektim?Bu sefer gülme sırası ondaydı. “Hem beni yaşlı bulsanüç ay önce düştüğün hataya düşmezdin değil mi?”dediğinde telefonu yüzüne kapattım. Bunu gerçektende bir koz olarak mı görüyordu yoksa farkındaolmadan bana yanlış anlaşılacak şeyler mi söylüyordubilmiyorum. Bildiğim tek şey, o hatayı binlerce kezdaha yapmak istemem, ve bunu bu kadar çokistediğim için kendimden de ondan da nefret etmem.Üç Ay ÖnceErez’denÜzerimdeki gömleği çıkarırken bir yandan da beniittirerek yatağa düşüren kadının dudaklarında hayatbulmuştum. Ağzını her kapatmaya çalıştığında üstdudağını dudaklarım arasına aldığım için dudağındanakan kan ince bir şekilde benim ağzıma akıyordu.Dizleri üstünde yatağa çıkmışken elleri hiç rahatdurmuyor, haylaz bir çocuk misali gövdemdedolaşırken içime garip bir ürperti veriyordu. Kafamıkaldırıp kollarımı beline doladım. Onu çevirip altımaaldığımda tırnaklarını karnıma sapladı. Dakikalarcabu pozisyonda birbirimizi sömürdükten sonra nefesnefese benden ayrıldı. “Durmalısın.” Kaşlarımı çatarakgözlerine baktım. “O nedenmiş? Neden bendurmalıyım?” durmalıyız değil de durmalısındemesindeki sebep neydi? Sadece ben miöpüşüyordum? O öyle put gibi mi duruyordu? “Çünküben istesem de duramam.”O gece aklıma hiç silinmemek üzere yazıldı, hiçkapanmamak üzere kazındı…
Bölüm etkileşimi
