Bana Sarılmak Yok mu?

Vaveyla Yazarı: Ülkü Ülkebay

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Bana Sarılmak Yok mu?

Boğazımdaki ince sızıyla başımı kaldırdığımda yanıbaşımda bir sandalyede oturmuş ellerini seyredenHugo’yu gördüm.Elimi kaldırıp eline dokundum ve uyandığımı görüncebüyük bir sevinçle gözlerini kocaman açtı. "¡Por findespertaste! Nos pegaste un buen susto. Yaempezaba a aburrirme sin ti." Dedi gülümseyerek.Gamzeleri yüzüne ona has bir samimilik kattığındatebessüm ettim ve komodindeki su şişelerinigösterdim. Bir tanesini açıp bana yavaşça içirmedenönce yatağa bağlı kumanda ile başımı birazcık kaldırıpbedenimi dikleştirdi. “¡Mil gracias!” kısık sesle onateşekkür edip telefonumu aradım gözlerimle.Ceketinin iç cebinde çıkarıp verdiği telefonumu yüzokuyucusuyla açtım ve rehbere girip sonarananlardan bir kişiyi aradım. Benim için epeyönemli bir kişiyi.EREZ’DENÇalan telefonumla başımı eğip arayan kişiye baktım.Annemdi.Sesini kısıp telefonu cebime attım ve karşımdaki üçadama baktım. “Annem fenalaşırken sizneredeydiniz?” kaşlarımı mümkün olduğunca çokçattım. “O orada can çekişirken siz ne haltediyordunuz ki ben annemi o halde gördüm?”Açıklama yapmalarına müsaade etmek bileistemiyordum ama günahlarını almak da ağrımagiderdi. Bu kadar mahcup baktıklarına göre belli ki biraçıklamaları vardı. Can konuşmaya başladığındaAndreas onu susturdu ve konuşmaya başladı.“Üzgünüm efendim. O sırada dikkatimiz dağılmışolmalıydı. Zaten anneniz odasına istirahat edeceğinisöyleyerek çıktı. Yani yanında olmamamız için geçerlisebeplerimiz vardı.” Nefeslerimi kontrol etmeyeçalışarak çenemi sıktım ve dişlerimi gıcırdattım.“Kovuldunuz. İki aylık iş bulamama süreciniz için sizebir ödeme yapacağım ama sizi bir daha görmekistemiyorum.” İçimden bir ses onları daha çokgöreceğimi söylüyordu ama yine de onlara arkamıdönüp eve girdim. Bu kadar uzun bir günden sonraistediğim tek şey sadece biraz uyumak ve kafadağıtmaktı. Ama ne mümkün ki sorunlar peşimibırakmıyordu.Odama girdiğimde beni siyah bir gecelikle bekleyenkadını gördüğümde derin bir iç çekişle kafamı geriyeatıp ofladım. “Senin ne işin var burada amınakoyayım?”SAYRA’DAN“Arif beyin uçuş işlemlerini hallettiniz mi? Yarınakşam onu misafirim etmek istiyorum.” Güzelimevimde sadece bir gece kalabilmiştim. Çarşamdaakşamı yani yarın akşam için eski bir aile dostumuzuve ailesini buraya davet etmiştim. Ondan dinlemekistediğim bazı şeyler vardı. Yanımda benimle birliktehızlı yürüyen Andreas beni onayladı ve “Ailesi için dekendisi için de first class sınıfından biletler alındı uçakgörevlileri onlar için en iyi hizmetleri sunuyor.Yaklaşık 10 saat 22 dakikalık aktarmalı bir uçuşgerçekleştirecekler.” Bugün duyduğum nadir iyihaberlerdendi. İlki o Erez denen gerzeğin annesiniölüme çok yaklaştırmış olmamdı. Ölmediğini duymakise duyduğum ilk kötü haberdi.Şimdiyse sabah erkenden malikaneme geçtiğim içinspor yaptıramadığım Hecktor ve Scooby’ye yürüyüşyaptırıyordum. Andreas konuşması bitince geriyedoğru yürümeye başlayıp benden uzaklaştı. Scooby veHecktorun tasmalarını çıkarmak için durupeğildiğimde ikisinin de tek bir noktaya baktığınıgördüm. Yerde yatan ince uzun bir şey vardı.Gözlerimi kısıp o noktaya odaklandığımda bir sincapolduğunu görmüştüm. Acaba Stefan Salvatorenerdeydi?Gerimizde kalan ve bize bakan adamlardan birinesincabı işaret ettiğimde Scooby’nin bizden koşarakuzaklaştığını gördüm. Adamım koşup sincabı oradankaldırana kadar Scooby zavallı hayvancağazı alarakHecktor’un önüne getirdi ve ikisi de hayvanı tutuportadan kopararak saniyeler içinde yediler. Dehşetedüşmüştüm fakat yüzümde en ufak bir kıpırtı bileyoktu. Her zamanki tepkisizliğimle önceden olsaöğürerek uzaklaşacağım bu görüntüyü çok yakındanseyrediyordum. İki bebeğimin de başını okşayarak biziizleyen Hugo’ya onları gösterdim. “Baksana abileri, nekadar da tatlılar. Yemeklerini birbirleriylepaylaşıyorlar.” Dudaklarımı büzerek onların yanınaeğildiğimde Hugo sahte öğürmesiyle yanımıza gelipbana göz devirdi. Kırık türkçesiyle “ben onlara abidiyeyim ama yeter ki bana iki metreden fazlayaklaşmasınlar.”Elime bir koz vermişti ve ben de bunu tepe tepekullanacaktım. “Oğullarım, abiniz sizi sevmekistiyormuş.” İkisi de dillerini dışarı çıkararak vekuyruklarını sallayarak hugo’ya yaklaştıklarında Hugokoşarak kaçmaya başladı ama benim bebeklerimbunu oyun sandıkları için peşinden daha da hızlıkoşmaya başladılar.“Koşarak kaçmak pek mantıklı değil gibi.” Diyebağırdım arkalarından. “Çocuklarımın biri saatte 40diğeriyse 56 kilometre hız ile koşuyor.” Hugo bunuduyar duymaz ince sesini kullanarak tiz bir çığlık attıve daha da hızlı koşarak gözden kayboldu. Andreas’ınyanından geçerken eline tasmaları tutuşturdum veeve girdim.Kızların hepsi mutfakta olmalıydı. Yanlarına gittim veonlarla sohbet ederken dolabımın kilidini açıp içindendün yaptığım çorbayı çıkardım. Tencereyi gözümünönünde bir yere koyduktan sonra dünden önceki günyaptığım salatayı kabı ile birlikte çöpe attım.Tencereden kızların benim için çıkardığı kaseye ikikepçe çorba koyduktan sonra tenceredeki çorbanıntamamını çöpe döktüm ve dolabı kapattım. Kendimebir kaşık aldıktan sonra kasemle birlikte mutfaktakiküçük masaya oturdum ve kızlarla olan sohbetimizedahil olmayı bırakıp onları seyretmeye başladım.İçeriye koşarak giren oğlan çocuğu hizmetliablalarımızdan birinin oğluydu. Onu görür görmezkaşlarımı çattım ve annesine sinirle bakıp çocuğunuişaret ettim. Çok katı olduğum sadece üç kural vardı.İlki yediğim, içtiğim hiçbir şeye bir metreden fazlayaklaşılmayacaktı. İkincisi ise hiçbir çocuğu banayaklaştırmayacaklardı. Zaten kırk yılın başında burayagelip kalıyordum. Ben yokken kendi kendilerininpatronlarıydılar. Küçük bir oğlan çocuğunu zaptetmek bu kadar da zor olmamalıydı. Annesi çocuğumutfaktan hızla çıkarırken bende yemeğime geridöndüm. Üçüncü kuralımız... Her neyse.Onu daha önce çocuğu ile ilgili uyarlamama rağmençocuğuna sahip çıkamamıştı. Bu ikincisiydi veüçüncüsü olursa çocuğunu köpeklerime mamayapmama davet çıkaracaktı.Şahsi korumalarımdan biri olan Okan içeri girdiğindeyüzünde çekingen bir ifde vardı. Kafamı “n’oldu”dercesine sallayıp çorbama geri döndüğümde sesikısık çıkıyordu. “Şey,” oflayıp yanıma yaklaştı. “Arifbeyin uçağı birkaç saat erken veya geç inebilirmiş.”Tamam. Bu o kadar da büyük bir sorun değildi. “Amaasıl problem bu değil. Yanında bir misafir degetiriyormuş.” Bu biraz canımı sıkabilirdi işte.Kasemde son bir kaşıklık kadar çorba kaldığındakaseyi önümden ittim ve doyamamış bir karınlayerimde kıpırdandım. “Misafirinin kim olduğunusöylemedi elbette?” dedim ona sorarcasına. Okansadece başını yukarı aşağı salladı. O ihtiyar bazen benideli ediyordu. Onları korumak için elimden geleniardıma koymuyordum ama o tüm bu yaptıklarımınonun için hiçbri önemi yokmuş gibi kafasına göreyaşamaya devam ediyordu. Elimden gelse o ve ailesiniküçültüp minyatör bir şehre göndermek ve onlarıorada saklamak istiyordum. Benim için o kadardeğerliydi, pardon. Değerlilerdi ki... eşi Nazan abla,oğlu Kerem Can, diğer oğlu Yiğit Alp. Hepsini çokseverdim. Çocuklara karşı olan antipatim bir tekküçük oğlu Yiğit Alp için geçerli değildi. Nede olsacanımdan çok sevdiğim kardeşimle adaşlardı vepsikolojik de olabilir ama ondan gerçekten Yiğidiminkokusunu alıyordum. Daha 11’ine yeni girecek ahmakdoğum gününü burada kutlamak istemişti. Bunu beniarayıp söylediğinde onu kıramamış ve babası Arifabiyi arayıp önemli bir mesele için onları çağırdığımısöylemiştim. Arif abi eski savaş muhabiriydi ve işindegerçekten de ustaydı.Bir keresinde baş başa oturduğumuzda vücudundatoplamda 3 tane kurşun olduğunu söylemişti. Birbacağını kulllanamıyor ve kol değnekleri kullanıyordu.Onlardan bahsederken baston deyip kendisiyle dalgageçerdi ve ne kadar da erken yaşlandığını söyleyipgüya gülüşürdü. Ama içindeki o burukluğu hephissederdim. Babam ondan bahsederken hepdeliyürek diyerek bahsederdi.“Bana o misafiri bul. Ben davet etmesem bile evimemisafir gelmeye götü yiyen o yüreksiz kimmişöğrenelim bakalım.” Ayağa kalktım ve mutfaktançıkarken Okan’a, “ben çatı katında olacağım. Bir sürerahatsız edilmek istemiyorum. Eğer gizli misafiriminkim olduğunu öğrenirsen bana mesaj atman yeterli.”Mutfaktan büyük adımlarla çıkıp gittim vemerdivenlere yöneldim. Bu evde sevdiğim tek şeyasansör olmasıydı fakat şimdi canım merdivenleritırmanmak istemişti. Dört katı çıkmayı bitirdiğimdenefes nefese kalmıştım.Merdivenlerin sonunda kalan kapı çelikti ve aslakırılamaz, teknolojik hiçbir alet ile de açılamazdı.Yanındaki parmak sensörüne önce işaret sonra serçeve en sonunda da yüzük parmağımı okuttuğumdakapı ağır ağır açıldı. İçeri girdikten sonra tüm gücümlekapıyı iterek kapattım ve hiç oyalanmadanüstümdekileri çıkartmaya başladım. Kıyafetlerimibanyo kapısının yanına atıp banyoya girdim. Küvetinmusluğunu en sıcak ayarda açıp suyun dolmasınıbekledim. O sırada ihtiyaçlarımı giderip saçlarımıensemde hafif bir topuz uaptım ve suyu kapatıpküvete girdim. Bütün tenimimin kaynar suyun altındaeridiğini hissediyordum. Kafamı da suyun altınasoktuğumda beynimi bir kazanda kaynatıyormuşumhissiyatı beni boğuyordu.Ciğerlerimdeki tüm nefesi tükettim. Ama yine desuyun içinden çıkmadım. Kafamı suyun içinde hareketettirip küvetin dibine vurduğumda beynim kafatsımıniçinde ters döndü sandım. Suyun içinde kafamı okadar çok mermere vurdum ki, bir süre sonra artıksuyun içinde çıkabilme iznini verdim fakat o gücükendimde bulamadım. Suyun dibine çökmüşkenbütün bedenimi bir titreme aldı ve kastığımparmaklarımı içe doğru kıvırdığım ellerim veayaklarım serbest kaldı. Nihayet kafamı suyun dışınaçıkarabildiğimde gözlerimi dehşeyle açtım vezonklayan beynimin içinden anılar gözümün önünegeldi.Beş Yıl ÖnceKüvetin içindeki köpükleri elimdeki top gibi lif ileboynuma ve açıktaki göğüslerime sürüyordum.Kapının açılma sesini duyduğum anda göğüslerimi desuya sokacaktım ki kapının dışından içeri girenayakkabının sahibini tanıyınca suyun içinde üstgövdemi çıkardım ve göğüslerim gün yüzüneçıkmışken bir bacağımı da küvetin dışına çıkardım.Bay Alenso kafasını kapıdan içeriye uzattığında sankiondan utanıyormuşum gibi gözlerimi sonuna kadaraçtım ellerimle göğüslerimi kapattım.“Bay Alenso, burada olmanız hiç etik değil.” Kafamıçevirip ona bakmamaya çalıştım ve küvetin içine birazdaha gömüldüm. Yanıma iyice yaklaştı ve bir elinihenüz sadece uçlarının ıslandığı saçlarıma değdirdi.Saçlarımı elleriyle kenara çekip boynumu açıktabıraktığında parmağını çıplak boynuma bastırdı.Tenim çok hassastı ve vanım yandığında kısık bir sesleinledim. “Bay Alenso bunu yapmamalısınız.” Beni yineyanıtsız bırakırken az önce acıttığı boynuma tükürüklübir öpücük bıraktı ve banyodan çıktı. Az önce acıttığıyeri elimle sildim ve oraya biraz daha bastırdım. Birazorayla oynadıktan sonra saçlarımı da suya soktum veher yerim köpükle kaplandıktan sonra küvetten çıkıpduşa kabine girdim. Başımdan aşağı soğuk su akmayabaşladı ve üstümdeki tüm köpükler gitti. İnce birhavluyla saçlarımı sardıktan sonra kısa bir havluyla davücudumu sarıp banyodan çıktım.Bir anlık cesaretle odamın yanındaki odaya, Ivan’ınodasına girdim. Ivan’ı yatağında uzanmış elindekitelefonla ilgilenirken gördüm. Bir anda ayağa kalkıncakorkup elimi ağzıma kapattım ve havluyu tutmayıbıraktığım için havlu ayaklarımın dibine serildi. Ivanbana garip gözlerle bakıyorken havluyu almak içineğildim fakat havluyu hemen üstüme geçirmedim.Daha doğrusu geçiremedim çünkü Ivan karşısındaçırılçıplak bedenimi görmeyi değil de boynumdakimorluk izini önemsemiş ve havluyu omuzlarımaalmama izin vermemişti. “Bu da ne böyle?” elimegeçen kozun büyüklüğü beni sevinçle zıplatabilirdifakat sakinliğimi korudum ve yalandan utanarak“Babana bunun doğru olmadığını söyledim ama buonu durdurmaya yetmedi.” Benden hızla uzaklaşanIvanın bakışlarında beni yalanlayan şeylergörüyordum.İşaret parmağıyla bana kapıyı gösterdiğinde hızlıcahavluyla örtündüm ve 18’inin sonunda olan üveykardeşimi odasında, kafasının içinde binbir tilkiyleyalnız bırakıp kendi odama girdim. üzerime boğazımıkapatacak boğazlı bir hırka geçirirken içimdeki kısakollu bluz ve altımdaki mini etek üzerimde hoşduruyordu. Ayağıma dantelli bir bot geçirdim ve herşeyin uyum içinde olduğu kombinime baktım.Yatağıma oturdum komidine uzanıp üstündekitelefonumu aldım. Tavandaki aynalara tuttuğumkamerama bakarken saçlarımı geriye atıp yatağauzandım ve altımdaki eteği biraz yukarı toplayıpbacaklarımı daha görünür hale getirdim. Birkaç garipfotoğraf çektikten sonra telefonumu kapatıp kafamdabirkaç plan kurmaya başladım.Akşama doğru yemek saati yaklaşınca bay Alensobana yemeğin hazır olmak üzere olduğunu yazan birmesaj gönderdi. Ona öğle vakti çekindiğimfotoğraflardan birini gönderdim ve aradan birkaçsaniye geçtikten sonra fotoğrafı silip “Çok pardon,yanlışlıkla oldu. Yemeğe ineceğimi sanmıyorum.”Yazıp telefonu kapattım. Hemen ardından şöyle birmesaj düştü ekrana.Bay Alenso: telefonumun duvar kağıdı yapacağım ;)Bu mesaj bana planımın işlediği habercisiydi.Mesajı açmadan yataktan kalktım ve telefonumu daalıp bay Alenso’nun çalışma odasına gittim. Kapıyıtıklatmadan içeri girdiğimde odasında yalnızdı vebana çatık kaşlarla bakıyordu. Beni azarlayacağınıanladığımda onu susturup konuşmaya başladım. “Bumesaj da neyin nesi oluyor? Size ofotoğrafı yanlışlıklagönderdim ve bunun için sizden özür de diledim. Nebiçim bir karşılık bu-“ sözümü kesip bana bakaraksertçe konuştu. “O fotoğrafların devamını istiyorum.O fotoğraf beni rahatsız etmedi. Eşim hasta yatağındave aylardır komada uyuyor. Uzun yıllardır elim birkadnın eline bile değmedi. Sana çok şey vaadediyorum Sayra. Çok şey. Aklın hayalin yetmez sanaverebileceğim şeylere. Sadece yanımda ol,”sandalyesinden kalktı ve yanıma gelip elimi tuttu.“Elimi tut, beni biraz olsun sev istiyorum. 56 yaşımageldim. 56 yıldır böylesine bir heyecan tatmadım ben.Bu kadar malın mülkün içinde tek bir oğlum var. Birbaşka varis istesem bana bunu verebilecek bir karımda yok. Benimle evlen demiyorum. Buna mecburdeğilsin.” Gözlerimin içine umutla baktı. “Ama eğer kibana bir, iki, hatta belki de üç varis verebilirsen bendesana göğün üç katını veririm. Bu dünyada eldeedemeyeceğin bütün o şeyleri ayağının altınasereceğim.”Ne diyeceğimi bilemiyordum. Buraya, bu eve gelirkenplanım da zaten buydu ama bu kadar erken olmassınıo kadar beklemiyordum ki. Hiç düşünmeden “Kabul.”Derken buldum kendimi. “Kabul. Senin soyunu devamettireceğim.” Dedim. Bana sevinçli bir ifadeyle sarıldı.“Bu akşam yemek salonunda yemeklerimizi hepbirlikte yiyeceğiz. Bundan sonra her akşam birlikteyiyeceğiz. Yalnızca... Bu güzel haberi Ivan’a vermekiçin biraz beklemek istiyorum.” Annesine çok düşkünolduğu onu her iki satte bir kontrol etmesindenanlaşılıyordu zaten. “Peki.” Diyerek onu onayladım veodadan çıkarken çıplak bacaklarıma ve eteğinaltından belli olan kalçalarıma attığı bakışlardanrahatsız olsam da tepki vermeden kapıyı nazikçekapattım. Merdivenlerden inerken Ivan ile karşılaştımve o çıkıp ben inerken bana omuz attı. Aslında onunlahemen hemen aynı boylardaydık ve cılız bir çocuktuama kendimi olduğumdan daha da masumgöstermem gerekiyordu. Bu hareketinden sonra ikimeriven boşluğunu yok sayarak ayağımı ileriye doğruattım ve boşa düşen adımımla birlilte çığlık atarakuzun merdivenlerden aşağı düşmeye başladım.Düşerken kolumu ve bacağımı korkuluklaraçarpmıştım ve tüm bedenimde yoğun bir ağrı vardı.Bacağımdan akan kanı gördüğümde çok yüksek sseslibir çığlık attım ve ağlamaya başladım.“Ahh!” Ivan’ın buraya doğru yürüdüğünü görünce“Ivan lütfen yapma. İmdat!” diye bağırdım. Bir andabaşımda ondan fazla insan belirmişti ve kalabalığıniçinde Alenso’yu görmemle daha şiddetli ağlamam birolmuştu. “Alenso, lütfen bir şey yap canım çokacıyor.” Belki de yalan söylemediğim tek nokta buolmuştu. Diz kapağımın biraz altında bir noktakanıyordu ve derin bir yarık vardı.Ivan yanıbaşımda dizlerinin üstüne çökmüş korkuylabeni seyrediyordu. “Ben gerçekten isteyerekyapmadım omzum çarptı sadece.” Diyerek kendiniaçıklamaya çalıştı.“Önemli değil. Senin suçun değildi. Önüme bakarakyürümeliydim.” Dediğimde bana nefret ile baktı.“Alenso lütfen kırık yok de. Yok değil mi?”hizmetlilerin arasından bir kadın bacağımı inceledi ve“Kırık yok. Sadece biraz ezilmiş. Kanayan yerinepansuman yaparsak kanaması da durur. Size bir ağrıkesici veririm böylelikle acısı da diner” dediğindeherkes rahat bir nefes vermişti.Aradan üç saat geçip pansumanım yapıldığında veakşam yemeğimi yedğimde odamda oturuyordum.Odamın kapısı tıklatıldı. “gel” diye seslendim ve Ivaniçeriye girdi. “Hoşgeldin sevgili abiciğim. Yada oğlummu demeliydim?” kafamı yana yatırarak onabaktığımda bana anlamaz gözlerle bakıyordu. “Babanbana evlenme teklifi etti. Kabul edip etmeyeceğimehenüz karar vermedim. Ama belki de yakında üveyannen olurum.” Yataktan kalktım ve yanına gidipkravatından tutup onu kendime çektim. “Üç küçüküvey kardeş ister misin?” kravatını bırakmadan onuodamdaki büyük aynanın karşısına çektim.Yatağımdaki yuvarlak yastığı alıp karnıma koydum vedar bluzumu üstüne çektim. “Sence bana hamilelikyakışır mıydı? Bence yakışır. En az üçü var değil mi?”karşısında utanmazca sırıtırken “Mirasına üç küçükortak ha? senin için korkunç bir durum olmalı. Şuanda içinden şey diyorsundur; ‘bu kız için uygun adaybenim. Üç çocuğunun babası ben olmalıyım.’” Banakarşı olan ilgisini fark etmediğimi söyleyemezdi.“Defol odamdan! Bu saatte müstakbel üvey anneninodasına gelmeye utanmıyor musun? Baban görsehakkında ne düşünür?” onu itekleyerek bir şeyanlamasına izin vermeden odadan çıkardım. Her şey okadar hızlı gelişmişti ki daha bana ne söyleyeceğinibile hatırlayamadan odama girmiş ve sonra daodamdan kovulmuştu. Ne için yanıma geldiğini merakediyordum ama bir o kadar da umurumda değildi.Az sonra odamın kapısı yeniden çalındı. Bu sefer“gelme” diyecektim fakat Alenso istenipistenmediğini bile düşünmeden odamın kapısını açtıve içeri girdi. “Sevgilim.”Ne?Sevgilim mi?“Hoşgeldin Alenso.” önüme dönüp yatağıma oturdumve sırtımı baza başlığına verip telefonum ileilgileniyormuş gibi yaptım. Yanıma gelip telefonumuelimden aldı ve yüzüme yaklaştırarak kendimeçektiğim bacaklarımı tutup kendi bacaklarının üstünekoydu. “Hoşbulamadım pek gibi.” Ne boş yapıyordubu herif yahu?“Diyorum ki, belki de artık ayrı ayrı yatmasak?” alttanalttan bana onun metresi olmam için çirkin imalaryapan adama sadece bir buçuk sene katlanabilirsemyeterliydi. Yatakta hızlıca doğruldum ve bacaklarımdagezinen ellerini ittirip ayağa kalktım.“Bana bak ve beni iyi dinle Alenso.” Kararlı bir sestonuyla konuşmaya girdim ve hızlı hızlı konuşmayabaşladım. “Ne istediğini anlıyorum, ne ima ettiğini de.Ama sen beni bu eve ve bu noktaya manevi kızınolarak gördüğün için getirdin. En azından tümcemaate böyle gösterdin. Seninle açık açık,herkesinde diline destan bir ilişki asla yaşayamam.Eğer ki birgün olursa da çocuklarımızın sendenolduğunu bile bilmeyecek hiç kimse. Tek gecelik deriz,adam başka kadından yapmış deriz ama asla senineşin, sevgilin hele ki metresin olarak tanınamam. Bentüm hayatımı belli bir kalıba sığarak yaşayamam vebu bu demek.” Bana anlayan ama bir o kadar damutsuz gözlerle bakıyordu. “Sen ne istersen o olsunsevgilim.” Alnıma bir öpücük koyup odamdan çıktı.O gider gitmez ilk iş üstümdeki kıyafetlerimdenkurtuldum ve onun yerine de pembemsi bir beyazrenginde, üstü yarısına kadar düğmelerle kaplı altı isemicro şortlu ipek bir pijama takımı giydim. Kalçaloblarım şortun altından görünürken yatağa yenidenuzanıp bu sefer yatağın karşısındaki aynada bir pozçekindim. Bacaklarımı birbirine bastırıp onları üst üsteattım ve belimi hafifçe kıvırarak kalçalarımınneredeyse tamamının göründüğü bir fotoğrafçekmiştim.Hiç düşünmeden Alenso’ya gönderdiğim fotoğraf içincevap pek de gecikmedi.Bay Alenso: Buna bayıldım işte. Sanırım birazcıkönemli işlerim olacak ben duşa gireceğim.Yazıp çevrimdışı olan adamın iğrençlik seviyesinimiğdem kaldırmıyordu. Eski ulusal lojistik şirketlerininsahibi olan bu adamın çok değerli siyasi bağlantılarıvardı. Şu anda uluslararası yardım vakıflarının yüzüolsa bile eski dostları ona çok önem veriyordu ve bunuaptal olmayan herkes anlayabilirdi.Onunla ilk defa birlikte yaşamaya başladığımda yaniüç hafta öncesinde büyük bir yemek vermişti. Benitüm arkadaşlarına ise manevi kızı olarak tanıtmıştı.Herkes onun ne kadar da iyi kalplli bir insan olduğunukonuşurken arkadaşları onu benim hakkımdauyarmışlardı.On Ay SonraSabah uyandığımda saçım başım dağılmış haldeydi vegerçekten de berbat görünüyordum. Yataktan iniptıvalete girdim ve yüzümü yıkayıp dişlerimi fırçaladım.İşlerimi hallettikten sonra odamdaki dolabın karşısınageçtim ve ne giysem diye düşünmeye başladım.Gözüme ilişen tek bir kıyafet oldu o da haki yeşil birkumaş pantolondu. Ona uydurabilmek için üstünekrem rengi halter yaka saten bir bluz, altına da yinekrem tonlarda ve üstünde inci detayı olan bir topuklubabet tercih ettim. Babetin kenarları ve üstü ince birtül kumaş ile çevrili iken çapraz bantlı parmakuçlarında bantların ortasında bir tane inci vardı ve çokhoş görünüyordu. Pantolonun paçaları babetimingüzelliğine gölge çekiyor olsa bile fazla aldırışetmedim.Hafif bir makyaj yaptım ve yasemin kokulubir parfüm sıkıp odamdan çıktım.Buradaki yaşantımın sekizinci ayına yaklaşmıştım.Aylardır Alenso ile aramda gelişen tek şey onunberbat tensel yaklaşımlarından daha az kaçıyorolmamdı. Elimi tutmasına veya bana sarılmasındasakınca bulmuyordum. Benimle gecebirlikte yatmayıise sadece birkaç kez söylemişti ama kendimi hazırhissetmediğimi söylediğimde karşı koymamıştı.Merdivenleri hızlı hızlı indim ve zemin kata gelincemerdiven korkuluklarının arasından Ivan ve Alenso’yugördüm. Sanırım kavga ediyorlardı. Merdivendebirkaç basamak geri gidip görünmeyeceğim kadaruzaklaştığımda konuştuklarına kulak verdim.Basamağın kenarına oturdum.“Baba bu kız daha reşit bile değil. Üstelik benden bileküçük!” diye sesini yükseltti Ivan. “Pedofili olduğunudüşünmeye başladım. Üstelik aylar önce buraya ilkgeldiğinde çocuk falan zırvaladı. Onu hamilebırakırsan tüm cemiyete nasıl bir açıklama yapacağınıhiç mi düşünmüyorsun?” Evet. Onu dün gece bir kezdaha hamilelik konusu açarak kızdırmıştım. ayağakalktım ve basamaklara daha sert basarak aşağıindim.“Ah!” iki adamın da gözleri bana çevrilmişken telaşlaaynı anda “N’oldu?” diye sordular.“Sadece düşecek gibi oldum o kadar. Endişelenecekbir şey yok.” Yanlarına gidip Alenso’nun kolunagirdim. “çok küçük kulak misafiri oldum size sanırım.”Dedim alt dudağımı ısırarak. “Sanırım Ivan’asöylemişsin. Doğru mu bu? hani birliktesöyleyecektik?” dedim sahte bir üzüntüyle. Ivan banaşoklar içinde bakarken Alenso elini belime koyup benikendine çekti.“söylemiş bulundum sevgilim.” Ondan yavaşçauzaklaştım ve “hadi kahvaltıya.” Dedim kısık bir sesile.Masaya oturup kahvaltımı yemeye başladım.Tabağımda üç çikolatalı pankek ve birkaç çilek vardı.Ivan tabağındaki peyniri bıçaklayıp çatalıyla dazeytinleri kovalarken Alenso büyük bir iştahlapatatesli omletini yiyordu. “Sanırım bugün pek iştahınyok Ivan.” Bana düşmanca bir bakış attı ve masadankalktı. “benim iştahım kaçtı. Birileri yine iğrençlikpeşinde.”Tabağımdaki her şeyi bitirdikten sonra masadankalktım. “Ben bugün biraz dışarı çıkacağım. Sanaişlerinde kolay gelsin Alenso.” Dedim ve odama gidipeşyalarımı aldım....Dışarıdan döndüğümde herkes odasına çekilmişti.Odama girip kapıyı kilitledim ve elimdeki poşetleriyatağıma bıraktım. Gardırobumu açtım ve ortakapaktaki arka boşluğa elimle birkaç kez tıklattım.Orada bir boşluk olduğunu anladığımda birkaç defayumruk attım ama orayı böyle kıramayacağımıanlayınca aşağıda, bahçede oturan adamlardan birineseslendim. Camdan aşağı sarkıp onlara seslendim.“Hey! Bana ahşap kesebileceğim bir şey getirin.”Hemen ayaklandılar ve aradan beş dakika geçtiğindeodamın kapısı çalındı. Kilidi açıp getirdikleri baltayıaldım. Kibarca teşekkür edip kapıyı tekrardankilitledim. Dolabın arkasındaki kapağı kırdım vearkasındaki boşluğu kontrol ettim.Aldığım poşetler ve paketlerin içinde büyük bir kutubuldum. İçindeki çizmeleri çıkardım ve bana hediyeedilen birkaç mücevher ile parayı kutunun içinekoydum. Kutuyu boşluğa sıkıştırıp ahşap parçası ileboşluğu tekrardan kapattım. Baltayı da yatağımınaltına gizleyip işimi bitirdim.Akşam yemeğinde masadaki herkes biraz gergindi.Pek bir şey yemedim. Sadece birkaç kaşık yediğimmantar çorbasının son bir lokmasını kasemin dibindebıraktım ve masadan kalktım. “Hepinize afiyet olsun.Odamda olacağım.” Odama girip kapıyı kapattım vealdığım şeyleri yatağın üstünden kaldırıp poşetleriniyere bıraktım. Gidip komodinin kenarındaki bardağasürahiden su doldurdum ve içine eczaneden aldığımsıvıyı karıştırdım. Eczacı adam üç damla yeter demişti.Yedi damla damlattım suyun içine damlalıkla. Suyukokladım ve kokusunda bir değişiklik olmadığınıalayınca bardağı aldığım yere geri bıraktım. Uyurkenrahatlık sağlayan ve süreyi iki katına kadar arttıran buuyku damlaları gerçekten de hayat kurtarucuoluyordu. Birkaç saat yatağın üstünde öylece uzandımtaa ki odamın kapısı açılana kadar.Gelene baktım. Alenso’ydu.“hoş geldin demek yok mu sevgilim?” pek sesetmedim. Sakince mırıldandım ve yatakta kenarakayıp boş olan tarafa vurdum. Gelip yanımauzandığında bana gereksiz temaslarda bulunarakniyetini belli ediyordu. Komodinden suyu uzatmasınırica ettim. “Suyu verir misin?” suyu aldı ve bir dikişteiçti. “Susadın mı sevgilim?” boş bardağı gözümünönünde salldı.Ona arkamı döndüm ve pikemi kafama kadar çekipgözlerimi kapattımmArkamdan bana iyice yaklaştı ve kendini bana yasladı.Pikeyi üstümden çekip “Üşüdün mü yoksa? Isıtabilirimben seni.” Dedi. Bana iyice yaklaştıpında artık elleri deüstümde geziniyordu. Esneyerek benden birazcıkuzaklaştığında sesi yorgun çıkmaya başlamıştı bile.Yataktan kalktım ve bu anların hatırladığı son anlarolduğunu bildiğimden karşısına geçip üstümdekileriçıkarmaya başladım.Önce ayağımdaki babetleri, sonra altımdakipantolonu ve üstümdeki bluzu çıkarırken gözlerininyavaşça kapandığını gördüğümde ona arkamıdöndüm. Bluzumu da çıkarıp odanın bir köşesinefırlattım ve zar zor açık tuttğu açık gözleri her adımımıseyrederken yatağa, yanına gittim. “İyi uykularsevgilim.” Dedim ve onu epeyce uzun bir uykununeşiğine bıraktım.On Gün Sonra“Size söylemem gereken çok ama çok önemli bir şeyvar.” Masadaki tüm gözler bana döndüğünde onlarıbiraz daha heyecanlandırmak için biraz bekledim veen sonunda “Sevgilim, sevgili üvey oğlum... ailemizartık beş kişilik!” diye bağırdım.BenSevgilimÜvey oğlumÜvey oğlumun öz annesi ve sevgilimin de karısı yarıölü KardelenVeee bebeğim.Ivan şok içinde masaya yumruğunu vurarak sofradankalktı ve ceketini alarak evden çıktı. Alenso başta neolduğunu pek anlamasa da sonrasında benimlebirlikte sandalyesinden kalktı ve beni kucağına alaraketrafında döndürdü. “Baba oluyorum!”On Gün ÖnceÖnce aldığım içki şişelerini açtım. İçlerindeki içkileriodamdaki saksının içine döktüm. Boş şişeleri etrafabıraktım. Bir tanesinden biraz içtim. Sonra yarısı haladolu olan şarap şişesini yerde devirdim. Şarap yereakmaya başladığında hiç umursamadım. Diğerelimdeki viski şişesini ise Alenso’nun kafasını birazdikleştirip ona içirdim. Biraz içti fakat sonra kafasıyatağa geri düştü.Güçlükle onu kaldırıp üzerindeki ince kazağı fırlatıpattım. Kendine gerçekten de iyi bakıyordu. Karınkaslarını gören herkes bunu anlayabilirdi.Altındaki pantolonu da çıkardım ve son iş boxeriniçıkarmaya geldiğinde fazla bakmamaya çalışarak onuda çıkardım. Onu doğrultup öne doğru eğilmesinisağladım. Gidip makyaj masasının çekmecelerinikarıştırdım ve nihayet küçük bir kaş makası buldum.Kaş makası daha öncer hiç kullanılmadığını gösterirşekilde keskin uçluydu. Yeniden yaşlı adamın yanınagittim ve bu sefer elimdeki makası hiç çekinmedenkullandım. Sırtında sonradan epeyce sızlayacak küçükkesikler açtım. Sonra makası komodine bırakıpomuzlarını sımsıkı tuttum. Tırnaklarımı etine o kadarsert batırdım ki o leş kanı tırnak diplerime girdi. Sırtınıbirazcık da tırnaklarım ile çizdim fakat istediğim kadaracıtacak yaraları sadece o küçük makas veriyordu.Kafasını yeniden yastığın üstüne koyduktan sonraelimdeki şarap şişesini tuttum ve çenesinden tutarakaçtığım ağzına şarabı dökmeye başladım. Çenesine degeldi. Çenesinden aşağıya da aktı. Şaraptan birazcıkda gövdesine döktüm.Yatağın kenarına fırlattığım kıyafetlerinin üstüne isebirazcık viski döktüm, özellikle gömleğini hedef aldım.Elimde fırsat verken onu belki biraz tokatlamış vegöğsüne yumruk da atmış olabilirdim.Gidip gardobumdan ipek bir gecelik aldım. Bugerizekalılar benim dolabıma bunları koyarken nedüşünüyorlardı ki acaba? Elime aldığım bembeyazgeceliğin üstüne de şaraptan döktüm ve beyazgeceliğin göğüs kısmı kırmızıya boyandı. Geceliğin biraskısını kopardım ve göğüs kısmındaki dantelini debirazcık deforme ettim.Geceliği alıp yataktaki Alenso’nun ayak ucuna attım.Makyaj masasından bir kırmızı ruj aldım vedudaklarıma sürdüm. Elimle dudaklarıma bastırıprujumu birazcık dağıttıktan sonra elimdeki kırmızı rujile de Alenso’nun ağzının ortasına birkaç tane okkalıtokat attım. Elimdeki kırmızı ruju parmaklarımasürdüm ve ağzının çevresine de iyice dağıttım. Bunuhiç yapmak istemesem bile dudaklarıma birkaç katdaha ruj sürüp yanaklarına, boynuna, çenesine,göğsüne ve kollarına da birkaç tane iz bıraktım.Ruju yerine bıraktıktan sonra gittim ve yatağın üstünebıraktığım küçük kaş makasını elime aldım. Sivriucunu elimin kenarına sertçe batırdım ve hemenpikeyi kaldırıp pudra pembe çarşafa akan kanıdamlattım. Elimi sıkıp birkaç damla damladıktan veçarşafa dağılıp lekeledikten sonra lavaboya gidipellerimi yıkadım.Üzerimdeki sütyenimi ve külodumu da çıkardım.Külodumu yere fırlattım sütyenimi ise baza başlığınaastım.Saçlarımı biraz dağıttıktan sonra dağınıkça tepedentopladım. Tenimi iki parmağım arasında kıstırarakboynuma, göğüslerime ve bacak içlerime morluklarbıraktım. Bütün işim bittiğinde gidip telefonumdansaat sabah 10’a alarm kurdum. Telefonumu dabaşucuma alarak odamdaki küçük koltuğa kıvrılıpuyudum. Üstüme özellikle bir şey giymemiştim çünküsabah Alenso olur da benden erken uyanırsa üstümdeniye kıyafetler olduğunu sorgulardı. Koltuktayatmamın sebebi olarak gece kavga ettiğimizi veyabeni uyurken yataktan attığını öne sürebilirdim. Fakattertemiz ve hiç dağılmamış pijamalar birazcık garipdurabilirdi. Her şeyi en ince detayına kadar o kadardünmüştüm ki üzerime battaniye bile almamıştım. Bubeni üstünde hiçbir şey olmadan üşüyerek uyumuşmasum bir sevgili rolüne bürüyecekti....Başımda dıt dıt öten alarm ile sıçrayarak yerimdenkalktım. Kendime gelmem ve neden çıplak olduğumuanlamam birkaç saniyemi alsa da dün geceyihatırlayınca alarmımı kapatıp sessizce koltuktankalktım. Alenso ise hala götünü devirmiş horul horuluyuyordu. Odadaki duvar saati 10.13’ü gösteriyordu.Yarım saate kalmadan uyanacağını bildiğim için düngece morarttığım boynuma baktım ve biraz dahaüstüne bastırdım. Gidip sakince Alenso’nun yanınayattığımda artık kıpırdanmaya başlamıştı.Birkaç dakika sonra esneme sesini duyduğumdagözlerimi kapattım ve uyuyormuş gibi yaptım. Birkaçdakika öylece oturdu ve etrafa bakındı. Esneyerekgözlerimi ovuşturdum ve gözlerimi açıp onabaktığımda o da zaten beni izliyordu. “Biz? Yani tamhatırlamıyorum ama yaptık mı o işi? ben niye hiçbirşey hatırlamıyorum?” acaba niye hatırlamıyorsun?Gözlerimi şokla açarak ona baktım. “Bütün omuhteşem anları hatırlamadığını söyleme bana sakın.Sabaha karşıydı beni bıraktığında.“Şu hale bak! Kim toplayacak şimdi buraları?”yataktan kalktığım yorgan üstümde olduğu içingörmediği çıplak bedenimi görmek onu afallattı.Sonra yorganı yataktan aşağı atıp kendi üstüne baktı.Gözlerini etrafta biraz daha dolaştırınca çarşaftakikanı gördü.“Çok mu kanadın?” gözlerimi ondan kaçırıp kafamıaşağı yukaı salladım. “Fazla acıttım mı? pek bir şeyhatırlamıyorum. Tek hatırladığım karşımdakıyafetlerini çıkarman.”Eğilip yerdeki içki şişelerinden birkaçını aldım.Tümünü elimde sallayıp “Ağzımızla içmedik deondan.” Gözlerini kocaman açıp baktı. Yataktan kalktıve pantolonunu altına geçirdi. Yanıma gelip beniincelemeye başladı, ellerini üstümde gezdirdi.Kalçalarımda, morluk izleri olan göğüslerimde.Bir göğsümü tutup avucunun içinde sıktığında elinituttum ve inledim. “yetmedi mi dün gece sana?”Kalçalarımdan tutarak beni kucağına almaya çalıştıama onu iterek ondan uzaklaştım. Boynumdaki vegöğüslerimdeki o morluk izlerini öperek benden özürdiledi. Yatağa oturup beni elimde tutarak kendineçekti. “Dün gece korunmadın.” Dedim işin gerçekçilikboyutunu biraz daha arttırmak için. “Emin misin?”kafasını salladığında kucağından indim ve banyoyayürüdüm. “Temizlenmem lazım. Leş gibi alkolkokuyorum. En son göğüslerimden viski içiyordun.”Arkamı dönüp banyoya girdim ve kapıyı kapatıpkilitledim.Tuvaletin önünde eğilip kusmaya başladım. Epilepsikrizleri geçiriyormuşum gibi titriyordum. Öğürmelerimdurmuyordu. Miğdemde bir şey kalmamıştı zaten.Boşa kusuyordum. Bir şekilde ayağa kalkıp duşakabine girdim. içerideki lifi elime aldım ve üstüne duşjelini boca ettim. Tenime sertçe sürttüğüm lifiparçalamak istiyordum. Tepemden aşağı kaynar suakıyordu. Duş kabininin kapısını açtım ve gidip küvetinsuyunu açtım. Küvetin içi su ile dolarken banyodabulduğum bütün temizleme ürünlerini ve güzel kokanher şeyi içine döktüm.Duş jeli, şampuan, saç kremi, çamaşır suyu, tozdeterjan, yumuşatıcı, sıvı el sabunu gibi daha birçokşey. Küvet dolduğunda içine girdim ve tenimsaniyesinde cayır cayır yanmaya başladı.Az önce bana dokunan elleri, kalçamı okşayan,göğüslerimi sıkan elleri. Boynumu, göğsümü öpeniğrenç dudakları. Dün gece hakkında ona söylediğimbütün o yalanlar...Nefes alamadım. Bu düşünceler beni yiyip bitirdi.Nefeslerimi tükettim. Ciğerlerimde tek bir oksijenkırıntısı bile kalmayana kadar nefes verdim. Gerialamadım o nefeslerimi. Tırnaklarımla boğazımıtırmaladım. Duşa kabinde açık unuttuğum su kabininkısa teknesinden taşmaya başlamıştı. Su hızlailerleyerek tüm banyoyu esiri altına almıştı. Su tümzemini kaplamış ve bütün bu kimyasalların karışmışkokuları beni yavaş yavaş zehirlerken kapımyumruklanıyordu. Ben kapıyı açmak için gidemediğimgibi kolumu dahi kıpırdatamıyordum. Gözlerimikapattım ve onları yeniden açtığımda bu iğrenç kirlilikhissinden arınmış olmayı diledim....Gözlerimi açtığımda odamda yatağımda yatıyordumve Alenso da yanıbaşımda oturmuş beni izliyordu.“N’oldu bana? niye buradayım? En son banyoyapıyordum.” Alenso alelacele konuştu.“Bayılmışsın. Fıskiyeyi açık unutmuşsun ve küvetegirmişsin küveti de önce doldurmuşsun ama tıpasınıtam kapatamamışsın. Kapıyı kırıp yanına girdiğimdesen küvette baygındın ama küvette su yoktu. Senibizzat ben yıkayıp giydirdim.” Dedi bundan gururduyamış gibi gülümseyerek.Kafamı sallayıp üstümdeki ince pikeyi kaldırdım.Tenimde yer yer tahrişler vardı ama çokönemsemedim. Çünkü kendimi tenizlenmişhissediyordum. Bu bana yeterdi.Yataktan indim ve gidip gardrobumdan rahatkıyafetler aldım. İnce keten kumaş şortlu ve gömleklibir takım. Bej rengi kıyafetlerin altına siyah birsandalet giydim. Alenso beni izlerken odanın içinebakındım. Toparlanmıştı. “Ne kadar süredir baygınımben?” alenso da kalkıp yanıma geldi. “Bir saate yaknoldu.”Telefonumu aradığım sırada alenso cebinden çıkarıpbana verdi. “Sağol.”Aşağı indiğimizde Ivan somurtarak bize bakıyordu.“Ben çıkıyorum idil hanım ile randevum var.” Kapıyıçarpıp çıktığında arkasından garip garip bakmadanedemedim.“nesi var bu çocuğun?” alenso elimi tutup benikahvaltı masasına oturttu. Kahvaltı için geç kalmıştımama masa yine de hazırdı. “Seninle aramızda olanşeyden hoşnut değil. Annesine çok düşkün ve o ölüncesenin onun yerini alacağından endişeleniyor.”Ben buraya geldikten üç hafta sonra onu odasınzaziyaret ettiğim geceden beri bir garipti ve o zamandanberi psikoloğa gidiyordu. Bu evdeki herkes zatenyarımakıllıydı onu da ben ellerinden almıştım.Üç hafta SonraKarşımda soluk teniyle yatan kadının ifadesiz yüzühuzurlu gibiydi. Yattığı yatağın yanındaki fişiçekecektim ama bu kablolar pillilerdi ve onu saatlercedaha hayatta tutabilirlerdi. Ağzındaki oksijenmaskesine baktım, maskeyi ağzından çektim veyanındaki koltuktaki yastığı aldım. Yastığı yüzünebastıracağım sıra göz kapakları titreşti. Bir sürebekledim fakat gözlerini açmadı. Yastığı yüzünebastırdım ve üstüne tüm gücümü verdim. Aradandakikalar geçtikten sonra işimi garantiye almak içinoksijen maskesini yüzüne tekrardan taktım amakablosunu fişten çıkardım. Artık prizden elektrikalamayacaktı. Ama absürt görünmesini engellemekiçin tekrardan takmış gibi yaptım.Odadan çıktığımda üstümde seri katil soğukkkanlılığıvardı. Odama girer girmez kapıyı kilitledim ve yereçöktüm. Kendime gelmeye çalışırken içimden kendikendime sordum.Adım ne?Kaç yaşımdayım?Burcum ne...Bugünün ÇizgisiBanyodan çıktıktan sonra üstüme hiçbir şey giymedensadece ince bir sabahlık geçirdim ve mutfağımagirdim. içinden buz gibi bir süt çıkardım ve kutusuylabirlikte kafama diktim. Tezgahın köşesinde bulduğumtoka ile ıslak saçlarımı tepeden dapdağınık bir topuzyaptım. Sütümü içmeye devam ederken yarın sabahsaat 06.00’da uçağa binecek olan Arif abimidüşünüyordum. Yanında getireceği o sürpriz gizemlimisafirini.Telefonumu elime aldım ve sosyal medyahesaplarımdan birine girdim. bu hesap benim fakehesabımdı ve normalde yaptığım resmi paylaşımhesaplarımdan da tamamen bağımsızdı.Biraz globalde gezindim fakat eğlenceli bir şeyleryoktu. Telefonu kapatıp terasa geçtim ve etrafıseyretmeye başladım.Scooby ve Hector ağaçların düşen yapraklarıylaoynuyor, bazen yerde bir dal bulup onun için kavgaediyorlardı. Bahçedeki korumalar kendi aralarındasohbet ediyor, bazen de Scooby ve Hector’laoynuyorlardı.Hayatım garip şekilde iyi gidiyordu. Yanlış anlaşılmaolmasın buraya gelene kadar zorlanacağım,sınanacağım ne varsa yaşadım ama hayatım hiç bukadar uzun süre iyi gitmemişti. Acaba tanrı beniunuttu mu? Ona varlığımı mı hatırlatmam gerekiyor?Biraz daha oturduktan sonra üşüdüm ve içeriyegeçtim. Uyumak istiyordum. Sadece uyumak.Saatlerce, günlerce hiç uyanmadan deliksiz uykularadalmak istiyordum ama aralıksız 2 saat bileuyuyamıyordum. İki saat uyusam, iki saatin sonundanedenini bilmeden yeniden uyanıyordum. Bunukendime ben yapmıştım. Kendi isteğimle kendikendimi uykusuzluğa alıştırmıştım. “Her gün 8 saatuyku hayatımın üçte biri demek. Bu dünyaya uyumakiçin gelmedim ben.” Demiştim daha önce Hugo’ya.Sonra bana bir daha uykusuzluğum için tedavi olmamıteklif etmemişti.Yapmam gereken, en iyi ihtimalle 30-40 yıllık daha varolacacak bu hayatta yapmam gereken o kadar çok şeyvardı ki...Yatak odama girip yatağın karşısındaki dolabı açtım.İçinden yumuşacık pijama takımlarımdan biriniçıkardım. Beyaz pijama takımını giysem giysemburada giyebilirdim zaten. Odamdan çıkıp mutfağagittim ve kendime sıcak bir çikolatali kahve yaptım.Kahvemle birlikte yatağa girdim ve laptopumdan birbilim kurgu filmi açıp izlemeye başladım. Filmbeklentimi hiç karşılamadı ve yarım saat sonrasıkıldım.Düşünüp taşındım ve yapabileceğim bir iş aradım amabulamadım. Normalde olsa ders çalışırdım ama şuanda zihnim o kadar meşguldi ki sadece bayılmak veböylelikle uzun süre dinlenmek istiyordum.Eşyalarımı ve boşalmış kahve kupamı komodinebırakıp üstündeki kas gevşetivi haptan iki tane içtim.Bardağımın dibinde kalan bir yudum su ile onlarıyutmak biraz zor oldu ama bir şekilde yuttum. Yorganıomuzlarıma kadar çekip gözlerimi kapattım veşakaklarımdaki gerginliğin, sürekli çok dik durmaktanağrıyan omurgamın gevşediğini hissettim.Zihnimdeki her şeyiyice buğulanıp hiçbir şeydüşünemeyecek gibi olduğumda uykuya teslim oldumve yatağa iyice yayıldım.Dört Yıl ÖnceCenazeden eve geleli iki saat oluyordu. Evin içi hemtürk, hemde ispanyol insan kaynıyordu. Alensohepsiyle teker teker ilgilendiği için benimle hiçkonuşmamıştı. İçimde incecik bir sızı vardı. Derin birpişmanlık yada acı çekmiyordum. Kadın zaten kaçyıldır ölü gibi yaşıyordu, ben sadece onu çektiği bueziyetten kurtarmıştım.Şimdiyse Ivan’ın odasının önünde dikilmiş içeri girsemmi diye düşünüyordum. Kapıyı tıklattım ama içeridenses gelmedi. Bir kez daha yaptım ama ses verenolmayıca kolu indirip içeri girdim. ıvan yatakta, kapıyaarkası dönük şekilde yatıyordu. Arada bir hıçkırıksesini duyuyordum ama yanına gitmeye cesaretedemiyordum. “Ben geldim.” Bir hışımla kafasınıçevirip bana baktı ve yatakta doğrulup yanınagitmem için eliyle işaret yaptı.Yanına gittiğimde elimi tuttu ve yatağa oturmam içinbeni kendine çekti. Yatağa oturup kafasını tutupomuzuma yasladım. “Böylesi onun için de bizim içinde çok daha iyiy oldu ama ona son bir kez vedaedebilmek, son kez sarılabilmek isterdim.” Ben ise buonun en doğal hakkıyken bu hakkı ellerindenalmıştım.Ona sarıldım ve bir süre daha omuzumda ağlamasınaizin verdim. “Umarım daha iyisindir. Seni çok merakettim cenazeden beri ortalıkta görünmüyordun.Aşağısı çok kalabalık belki inip bir selam vermekistersin diye düşündüm.” Bana bakmadı bile.“Hayatımıza neden girdin Sayra?” kafasını kaldırıpgözlerimin içine baktı. “Ama gerçekten soruyorum.Gerçekten bu üvey anne saçmalığına artık daha fazlakatlanmak istemiyorum. Bir derdin var ve bununfarkındayım. Eğer sende istersen seni alıp buradangötürürüm. Bizi bir daha kimse bulamaz. Ama öncebana şunu söyle, hayatımıza niye girdin? bizden neistiyorsun?” ona gerçeği asla söyleyemezdim.“Sen benim babanı sevebileceğime inanmasan bilegerçek bu Ivan. Ben senin babanı seviyorum, o kadarseviyorum ki metresi olmayı bile göze aldım.” Ellerimitutan elleri havalandı ve boğazıma dolandı. Benikıvrakça altına alıp yatağa yatırdı. Üstüme eğilipdudaklarıma sertçe yapıştı. Dudaklarını hoyratçadudaklarım üstünde kıpırdatırken bir eliyle deboğazımı sıkıyordu. Tüm gücümle onu üstümden itipyüzüne sert bir tokat attım.“Adi herif! Bana olan ilgini görmezden geldikçesınırlarını aşıyorsun. Ben babanın müstakbelkarısıyım! Senin de yakında üvey annen olacağım.Karnımdaki çocuğu da düşündün mü benimle kaçmaplanı yaparken ha?” onu iterek yataktan kalktım.“Vazgeç benden Ivan. Baban öldürür seni, yok eder.Vazgeç benden. Canını biraz seviyorsan benden,vazgeç!”Odasından koşarak çıktım.Bir Ay SonraÜzerimdeki siyah elbiseye bakarken mest olmuşgibiydim.Dün Alenso ile birlikte ultrason kontrolüne gidecektikfakat o son dakika çıkan işi yüzünden yanımdagelemedi. İyiki de gelemedi. Hastanedeki doktoristediğim ultrason görüntülerini hazırlamak içinbenden güzel miktarlar alıyordu.Yüzük parmağımdaki yüzüğe bakarken içim rahatsızedici bir his ile doldu. Üstünde kocaman pırlantalarolan baget yüzük o kadar benim tarzım değildi ki...Ayağıma siyah rugan topuklu babetler giydim ve kısaelbisemi birazcık aşağı çekiştirdim. Bugün alenso ilebirlikte dışarıda yemek yemeye gidecektik. Bütün buhazırlığım bu yüzdendi. Giymemi istediği şeyleri bizzatkendi seçip bana göndermişti.Kadın doğum doktorundan bir uyarı almıştım. Düşükriskim olduğu için hamilelik süresince cinsel ilişkiyegiremeyeceğimi söylemişti. Bu her ne kadar Alenao’yutamamen durdurmasa da onu büyük ölçüdefrenliyordu.Üç Gün SonraSon beş aydır tam 8 kilo almışım. Aldığım kilolar sankigöğüslerime gitmiş, göğüslerim büyümüşlerdi.Pijamamı giyip karnımı okşayan adamın elini ittirdim.“Çok terledim Alenso, fazla temas beni bunaltıyor.”Alenso’nun eli arkadan uzanıp sertçe kafamı onaçevirdi.“Sanki sana olan zaafımı kullanıyormuşsun gibigeliyor. Ama birkaç ay daha sabredeceğim. Çocuğumheleki bir doğsun, bak o zaman neler yapıyorum bensana.” Kardelen’in ölümü onu çok değiştirmişti. Dahaşiddete eğilimli, sabırsız ve saygısız adamın tekiolmuştu. Bazen beni zorluyor bir seferden bir şeyolmaz diyerek farklı şeyler yapmaya çalışıyordu amaona biraz nazlanarak ve çocuğunu bahane ederekkaçabiliyordum ondan. Bu süreçte bana üç kerevurmuştu. Birinde yanağıma tokat atmıştı. ÖzürünüMadrid’den bir villa ile dilemişti. Diğerinde son modelaraba ile gönlümü almıştı çünkü beni çok sert ittiripyüzüstü yere düşmeme, karnımı çarpmama sebepolmuştu. Sonuncusu için ise onu hala affetmemiştim.Bana bir değil iki değil üç kere vurmuştu ve zorla birşeyler yaşamaya çalışmıştı. Ne kadar uğraşsa dakendini affettiremediği için artık vazgeçmişti.Ivan yüzümdeki izleri gördüğünde babasıyla kavgaetmiş onu ihbar etmek ile tehdet etmişti.Bir Ay SonraDudaklarıma Alenso’nun müptelası olduğu o kırmızırujumu da sürerken elbisemin içinde kendimi prensesgibi hissediyordum. Üzerimde askılı beyaz saten birelbise vardı. Elbisenin uçları yere değiyordu vebelimden aşağısı boldu. Boynuma da yine saten birfular taktım ve 18. Yaş günümü kutlamak için verilenbu davette ne kadar çok kişi olacağını düşünüpgerildim. Bugün her şey benim için hazırlanmıştı.Sonunda iki yıldır süren bu eziyetten kurtulacaktım.Bu evde hatta bu ülkede son saatlerimdi bunlar. Geceyarısından sonra istediğim her şeyi, ama her şeyiyapabilecektim....Pastam kesilmiş, yemeklerimiz yenmişti. Şimdi sonmisafirlerimizi dekapıdan yolcu etmiştik ki Alensoonları uğurlamak için bahçeye çıkmışken arkadan birel kolumu tutup beni çekiştirmeye başladı. “Ivan neyapıyorsun?” Ivan beni dinlemedi ve hızlıca beniarkada kalan yemek odasına götürdü.“Şimdi beni hiç bölmeden dinlemeni istiyorum. Çünküyemin ederim ki, ölmüş annemin, kendimin, seninhatta karnındaki bebeğin üstüne bile yemin ederim kibunu sana son defa söylüyorum. Eğer kabul edersensabahın ilk ışıklarıyla alır götürürüm seni buralardanve bir daha da hiçbir gecenin karanlığında kalmazsın.”Konuşmak için ağzımı açtığım sırada bana yalvaranbir bakış attı. Ellerimi tuttu ve dizlerinin üstüne yereçöktü. “Eğer kabul etmezsen de, bir daha karşınaçıkmam, yüzümü bile görmezsin sana yemin ederim.Bak, sevdiklerim üstüne yemin ediyorum bir dahasesimi duymazsın. Eğer ki istediğin buysa, rüzgar birdaha kokunu getirmez bana. Gözlerine bakamam birdaha böyle. Sesini duymam ama eğer istediğin hayatgerçekten buysa karşında durmayacağım. Gittiğinyerde rahat et diye her şeyi yaparım daima arkandadururum ama varlığımın farkına bile varmazsın.”Ellerimi elinden kurtardım ve onu omuzundan iterekodadan çıktım. Bence bu onun sorusuna cevapolmuştu.O gece onu bir daha görmedim. Saat gece ikiolduğunda odama gitme fırsatı bulmuştum. Alensoyanıma gelmişti ama onu kovalamıştım.Şimdiyse sabah dörttü ve güneş yavaş yavaşdoğmaya, gecenin o korkunç karanlığını kırmayabaşlamıştı.Gardorbumun arkasındaki kutuyu çıkardım. Kutunundışını bir eşarp ile sıkıca sardım. Üzerimde hala beyazelbisem vardı. Hiçbir şey yapmasam bile en azındanbana yeni bir hayat kurmaya yetecek kadar bir şeylerbiriktirmiştim sanırım. Gardrobumdan küçük bir valizçıkardım ve içine birkaç parça kıyafet ile kutuyukoydum. Ayağımdaki kısa topuklu ayakkabıları çıkarıpkenara fırlattım. Gidip makyaj masamdan Alenso’nunhediyesi olan arabanın anahtarını aldım. Valizikapattım ve yatağa oturdum. Son iki yılda olan tüm oşeyleri düşündükçe içim daralıyordu.Odamın kapısı açıldı ve Alenso elinde iki kadeh veşampanya ile içeri girdi. Yüzündeki coşkulu ifadeodadaki karışıklığı gördüğünde dağıldı. Valizi hemenkaldırıp yerine koydum ama göreceğini görmüştü.“Neler oluyor burada böyle?” elindekiler masamabıraktı ve üstüme doğru gelmeye başladı. “Burada nehalt ediyorsun sen?” diye bağırınca yerimde sıçrayıpkulaklarımı kapattım.“Be-ben, gidiyorum.” Artık daha fazla yalansöylememin bir manası yoktu. “Biraz yalnız kalmayaihtiyacım var, biraz senden uzaklaşmaya ihtiyacımvar.” Kaşları iyice çatıldı ve tehlikeli bir yavaşlıklaüstüme yürüdü. Elini kaldırdı ve yüzüme öyle bir tokatattı ki sırtüstü yatağa devrildim. Gelip bir diziniyatağa koydu ve eliyle çenemi sıkmaya başladı. “Birdaha söyle bakalım. Neye ihtiyacın varmış senin?”yanağımdaki sızı tekrarladı. “Güzel bir dayağaihtiyacın varmış.” Çenemi öyle çok sıkıyordu kikırılacakmış gibi hissettim. “Tekrar et bakayım. Seninneye ihtiyacın varmış?”Çırpınıp kurtulmaya çalıştım fakat belindeki kemeriçıkardığını görünce tüm gücümle onu itip elindenkurtuldum. Çok güçlü bir çığlık attım ama kimsegelmedi. Gelecek tek bir kişi vardı, böyle anlarda beniondan kurtarıp yaralarımı saran tek bir kişi vardı.“Ivan! Yardım et!” öyle çok bağırdım adını öyle çokzikrettim ki... Ama gelmiyordu.Alenso elindeki kemeri kaldırdı fakat omzumavuracağı sırada elimi uzatıp kemeri tuttum.Çektiğimde elinden kurtulan kemere bakıp güldü.Yanıma geldi ve arkadan saçlarıma öyle güçlü asıldı kihepsi kökünden kopacak sandım. Eli belinin arkasınagitti ve silahını çıkarıp sürgüsünü çektiğini gördüm.Çığlığım tüm odayı inletirken Alenso bağırdı. “Bekle.Bekle belki yine gelir.” Narsistçe gülüp silahını alnımayasladı.“Alenso ben hamileyim beni öldürürsen bebek deölür.” Diye bağırdım ama tek yaptığı ayakkabısınınsivri ucuyla karnıma güçlü bir tekme atmak oldu.Tekmesiyle geriye savruldum ama saçlarımdaki elibeni geri kendisine çekti.Elinden can havliyle nasıl kurtuldum bilmiyorum amagidip yatağımın altındaki baltayı çıkardım ve ayağabile kalkmadan koluna güçlüce vurup elindeki silahınıdüşürdüm.Hiç acımadım.Hç duraksamadım.Tereddüt dahi etmedim.Baltayı boynuna defalarca kez ard arda vurdum.Boynundaki damarlardan kan fışkırıyordu. Ellerime veelbiseme sıçrıyordu.Hıçkırarak gidip ellerimi yıkadım, yatağın kenarındakivalizi aldım ama telefonumu da başka hiçbir özeleşyamı da yanıma almadım.Odadan çıkarken gözlerim sonuna kadar açılmıştı.Valizimi arabanın arka koltuğuna bıraktım vebahçedeki birçok kişiye görünmeden arabamabiniyordum ki Ivan da kendi arabasına binerken banabakıyordu. Arabama bindim ve yanından geçerkencamı açıp, “Soruna cevap vermemiştim hatırlıyormusun?”“Yarım saat önce kabul etmiştim seninle gelmeyi.Tabii sen gelip beni o adamın ellerinden alsaydın.Şimdiyse sonsuza kadar beni kaybettin. Sen benimyanıma sadece kendin istediğinde geldin. Gerçektende sana en ihtiyacım olduğu o anda orada yoktun yahani,” gözlerinin içine safi nefretle baktım. “Bir dahahiç olma. Bir daha hiç gelme çünkü o an gelmedin.”Camı kapattım ve malikanenin bahçesinden çıkıpgittim.Bugünün ÇizgisiUyandığımda ertesi gün olmuştu. Güzelce giyinip,kahvaltımı yapıp evden çıkmıştım. Saat akşam altıyageliyordu dışarıda oyalanıp havaalanına geldiğimde.Arabalarım uçağın iniş yapacağı piste geldiğinde sonyarım saat kalmıştı.Uçağın merdivenleri kuruldu ve yolcular aşağı inmeyebaşladı. O sırada Yiğit Alp’in sesini duydum. “Sareabla!” küçükken dili dönmediği için adımı tamsöyleyemezdi. O yüzden bana Sayra değil de Sarederdi. Bugün ise doğrusunu söyleyebiliyordu amatercih etmiyordu. Ona dönüp kollarımı açtım ve banakoşarak sarıldığında kollarımı kapattım.“Hoşgeldiniz!”Hepsine sıkı sıkı sarıldım ve arabalara geçmekisteyeceğim sırada “Bana sarılmayı unuttun galiba?”diyen bir ses duydum.Arkamı döndüğümde tanıdık yeşil gözlerlebakışıyordum. “Son vedamızda sarılmak nasipolmamıştı.” Kollarını açıp bana samimi şekildegülümsedi. Gözlerimin önü karardığında düşmemekiçin tutunacak bir yer aradım. Kerem koluma giripbeni tuttuğunda herkes bana sesleniyor, Nazan ablakorkuyla adımı bağırıyordu. Her ses kulağımauğultuyla yaklaşırken ve gözlerim her yüzü bulanıkgörürken net bir şekilde baktığım nokta su yeşili gözlerdi…

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.