Öpebilir miyim?

Vaveyla Yazarı: Ülkü Ülkebay

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Öpebilir miyim?

Elim titrediği için su bardağını tutamıyordum. Su çalkalanarak üstüme dökülüyordu. Zar zor birkaçyudum aldıktan sonra bardağı Nazan ablaya verip ayağa kalktım. Yeşil gözlerin ve kısa sarı saçlarınsahibi koluma girerek bana destek oldu. Tırnaklarımı etine saplayıp kolunu tutarken ona bakmamakiçin elimden gelen her şeyi yapıyordum.Alp korkuyla bana sorular soruyordu. “Sare abla bir şey yok değil mi? Bak bana. Bak. Bu kaç?” elinikaldırıp beş parmağını da bana gösterirken “Dokuz.” Dedim ona. Korkuyla babasına söyleyip “Babasanırım Sare ablam beyin kanaması geçiriyor. Abla! Doğum günü partimden önce ölemezsin!” diyebağırıp elimi tuttu fakat annesi onu yanına çekip biraz fırça atınca sakinleşti. Gerçekten de tekdüşündüğü doğum günü partisiydi.Kulağımda bir nefes sesi hissettim. Nefesin sıcaklığı içimi ürpertmişti. Bu zıtlık bile beni şuracıktabayıltabilirdi. “Yeni kimliğin bu mu? Sare ha? Amma komikmiş!” bana eziyet edecekti değil mi? Bununiçin gelmişti. “Ne yaparsan yap.” Elini kolumdan çekti ve saçlarıma götürdü. Parmaklarıyla birazoynadıktan sonra “İster saçını boyat, ister onları yarısından ayır omuzlarına bile değmesinler, neyüzündeki bu ağır makyaj nede takındığın bu yeni umursamaz tavır ayağındaki hiç sevmediğin şuayakkabılar.” Yeniden koluma girdi. “Hiçbiri şu her zerrenden akan yasemin kokundan sesi tanımamaengel olamaz.” Gerçekten de bana eziyet etmek için gelmişti.Ayaklarım birbirine dolanıyordu ve eğer ki koluna tutunarak ağırlığımın çoğunu ona veriyorolmasaydım çoktan yere düşmüş olurdum. İstemeyerek de olsa biraz kendime geldikten sonrakolundan çıktım ve arabama doğru yürüdüm. “Arif abi Andreas size şoförlük edecek ama eğeristerseniz benim arabama da gelebilirsiniz.” Dedim ve kapıyı açtım. Alp ortaya atlayarak “Ben sareablayla gideceğim!” diye bağırdı. Ivan “Ben de seninle geleyim diğer arabayı sıkıştırmamış oluruz.”Dedi ve gidip şoför koltuğunun yanına oturdu. Arif abi, Nazan abla ve Kerem Andreas ile yolculukyapmaya karar verip arabaya bindiler. Bende Alp’i arkaya oturttuktan sonra kendi koltuğumaoturdum. Arabayı çalıştırdım ve yola koyuldum. Bir dakika sonra etrafımızda arabalarla dolu birgüvenlik çemberi oluşmuştu bile....“Ne istiyorsun Ivan? Para? Şan, şöhret?” elbette istediği şey bunlardan hiçbirisiydi. Bu saydıklarımızamanında onun elinden almış olsam bile o tüm bunlara yeniden sahip olmuştu biliyordum. “Elbetteistediğin bunlardan biri değil. Değil mi?” dikiz aynasından Alp’e baktığımda bize anlamaz gözlerlebakıyordu. Muhtemelen hayatında ilk defa rusça kavga eden iki kişi görüyordu da ondan. Ivankaşlarını kaldırıp şaşırmış gibi bana baktı.“Demek ben yokken Rusça öğrendin ha? Benimle daha rahat iletişim kurmak için bu kadar çabalamangözlerimi yaşartıyor.” Yalandan göz yaşını siler gibi yaptığında yüzümü buruşturdum. “Takıldığın noktabu mu nonoş?” gür bir kahkaha atıp elini arkaya atıp Alp ile beşlik çakıştı.Eve gidene kadar ikimiz de bir daha konuşmadık. Arabadan inip anahtarları bizi kapıda bekleyenOkan’a verdim ve misafirlerimi önder buyur edip arkalarından da ben geçtim. Ivan ona yolvermediğim için alınmış olacak ki hiçbir şey söylemeyip önüme geçti ve önümden yürümeye devametti. Salondaki koltuklara dizildiğimizde Ivan benim oturacağım koltuğa benden hızlı davranarakoturduğunda derin bir nefes aldım ve ayakkabımın sivri ucuyla bacağına vurdum. Bir başka koltuğaoturduğumda ortamda epey derin bir sohbet dönmeye başladı: küçükken nasıl Nazan ablanın üstüneişemiş ve Arif abiye tokat atmışım? Konuya pek de istemeden dahil oluyor ve elime geçen her fırsattaben konuyu kapatmaya çalıştıkça Ivan daha da eşeliyordu.“Demek ki birilerini tokatlama huyun sonradan edinilmiş bir huy değil.” Diyerek bana birkaç yılöncesini hatırlatmaya çalışan Ivan’ı görmezden geldim.“Çok kaliteli konulardan oluşan sohbetimize yemekte devam edelim diyorum?” dedim ve ayağa kalkıpherkesi masaya davet ettim. Ayağa kalkan herkes sohbetine devam ediyordu.Kulğıma yakın boynumun kenarında hissettiğim nefes beni olduğum yere mıhladı. “Yemekten sonrakonuşmamız lazım.” Kafamı sağa sola sallayıp silkelendim ve kaşlarımı hayır anlamında kaldırıpyerime oturdum....Yemeğin sonlarına yaklaşmıştık ve şu anda Kerem’in yaklaşan üniversite sınavı için hiç çalışmamasınıkonuşuyorduk. “Rahat bırakın çocuğu. Üniversite okumak istemezse ona istediği her yerde işayarlayabilirim.” Ben buraya tırnaklarımla kazıya kazıya gelmiştim evet. Ama ben elimde torpilolsaydı bunu sonuna kadar kullanırdım. Olmadığı için kullanamamıştım ve ona böyle bir fırsat vermeyiçok isterdim. Dünyadaki adaleti biz sağlayacak değildik. Torpilse torpildi.Ivan alaycı şekilde gülerek “Torpil diyorsun yani?” gözlerimi devirip ofladım.“Evet. Torpil. Başka bir şey?” dedim ve önümdeki salatadan kocaman bir lokma aldım. Gülerek önünedöndü ve kendi yemeği bitti için ağzını silip ayağa kalktı. “Ben odamda olacağım. Yolculuk çokyorucuydu.” Kızlardan biri ona eşlik edip onu odasına götürürken arkasından, “Babanın eviymiş gibirahat ol!” diye bağırıp önüme döndüm.Ağzımı tabağımın yanındaki mendile sildiğim sırada Okan koşarak içeri girdi. “şey, Soydan’ım rahatsızettiğim için özür dilerim ama Erez Tunç ve adamları bölgeye girmeye çalışıyorlar ve niyetlerinin iyiolmadığı çok belli.” Hızla ayağa kalktım ve masadakilere utançla baktım.Utana sıkıla, “Çok özür dilerim ama bu geceyi sizinle geçiremeyeceğim. Rahatınıza bakın ve istediğinizher şeyi yapın. Korkmanıza veya endişelenmenize gerek yok evin etrafında görünen görünmeyenyüzden fazla adam var ve görevleri sizi korumak. Eğer bu gece silah sesi duyarsanız veya silah sesleri,yine de evden dışarı çıkmayın. Yarın sabah kahvaltıda kaldığımız yerden devam edebiliriz fakat bugece için bana ayrılan sürenin sonuna geldik. Sizleri çok seviyorum.” Diyerek koşar şekilde üst kata,çatı katına çıkmak için asansöre bindim.Odama girip çantamı yanıma aldım ve içine ruhsatlı silahımı koydum. Çalışma odamdan dört silahdaha aldım ve üçünü aynı şekilde çantama koyarken bir tanesini de belimin arkasına sakladım. Altkata indiğimde herkes gergin şekilde koltuklardaydı ve telefonuna bakıyordu. Kerem hariç.“Sare abla. Bende çok iyi dövüşürüm. Yanında gelmemi ister misin?” ona bakıp sırıttım ve kafamı ikitarafa eğerek konuştum. “Eğer aynı anda üstünde beş silah taşıyabileceğine ve aynı anda iki tanesiyleateş ederken şarjörü boşalanın da şarjörünü doldurabileceğine inanıyorsan, yine de gelemezsin.”Dedim ve hepsine görünmez bir öpücük atıp hızlı adımlarla dışarı çıktım....Çok hızlı bir şekilde bölge sınırına varmıştık çünkü evim sınıra çok yakındı. Arabadan inerken esenrüzgar kahküllerimi dağıtıyor ve saçlarımı uçuşturuyordu. Üstümdeki kısa kollu bluz kollarımı soğukrüzgardan korumadığı için tüylerim şimdiden diken diken olmuştu. Gece olmasına rağmen gözümdekigözlüklerimi çıkarmadım.Karşımdaki arsız adama bakarken öfke ve hırs doluydum. “Ne istiyorsun Erez?” aslında ne istediğinibiliyordum. Tarafsız bölgelerden birini de o istiyordu fakat bir türlü alamıyordu. Benim kadar güçlüsiyasi bağlantılar edinmedikçe de alamamaya devam edecekti. Böylesi çok daha işime gelirdi ya zaten.“Ne istediğimi çok iyi biliyorsun aslında. Arkandaki siyasi bağlantıyı sana sağlayan kim? Tek bilmekistediğim bu.” Ona alaycı bir gülüşle baktım. “Bunu kimseden öğrenemeyecek olman epey canını sıktıve sende sırf bunun için tıpkı bir köpek gibi ayağıma kadar geldin ha?” aslında epeyce gergindim fakatumursamaz tavrıma bir de kahkaha ekledim. “Sen tamamiyle sıyırmışsın. Hangi yürek yemiş böyle birşeye cesaret edebilirdi ki yoksa değil mi?”Üstüme doğru gelmeye başladığında ani bir refleksle belimin arkasından silahımı çıkarıp onadoğrulttum. “Bir adım daha atarsan buradan leşini çıkarır, sonra da peşinden anneni gönderirim.” Biradım geriye çekilip kaşlarını iyice çattı. İkimizin de arkasında yığınla adam vardı. Bir çoğunun isminibile bilmiyorduk hatta. Ama onlara kendimizden çok güveniyorduk. “Al adamlarını ve sonra siktirip gitburadan!”O da kendi silahını çıkardı fakat hızla arkamda bir yere doğrulttuğunda dönüp baktığı noktaya baktım.Karanlıkta kim olduğunu seçememiştim. Yeniden önüme dönüp Erez’e baktığımda omuzlarımda birsıcaklık hissettim. “Sana çıkarken ceketini almanı söylemiştim. Beni ne diye dinlemiyorsun?” diyensesin sahibi belki de benden bu hayatta en çok nefret eden Ivan’dan başkası değildi.Erez silahını indirip karşısındaki tanımadığı adama baktı. “Sen nereden çıktın amına koyayım?”elimdeki silahla kafasının ortasına bir tane vurduğumda o da silahını yeniden kaldırıp bana doğrulttu.“Kafayı mı yedin sen iyice?” diye suratıma bağırdığında konuştum.“Kadın bedeni hakkındaki iğrenç fantezilerini kendine sakla ve birine hakaret ederken ortaya birkezolsun kendi cinsini koymayı dene gerizekalı!” diye bağırdığımda takıldığım noktanın bu olmasıarkamdaki adamı epey güldürmüştü. “Şu anda evde beni bekleyen misafirlerim var. Anlayacağın olayçıkarmak için çok yanlış bir zaman ve buna pişman olursun. O yüzden bölgemi terk et ve benimledaha sonra konuş.” Ona ve arkasındakilere arkamı döndüm ve Ivan’ı beklemeden gidip arabamabindim.Arabayı çalıştırdığım esnada o da yanımdaki koltuğa oturdu. Kendi kemerini taktıktan sonra eğilipbenimkisini de taktı. “Sanırım yakın gelecek planlarında kaza yapıp ön camdan fırlayarak ölmek var.”Dedi benimle dalga geçercesine. “Kemer takmadan araç çalıştırılmaz demediler mi sana?” kemerimiaçtım çıkarıp arkama attım.“Bu seni ilgilendirmez.” Kafamı ona çevirdim. “Niye buradasın Ivan? Orada senin desteğine ihtiyacımyoktu.” Eliyle omuzlarımı işaret ettiğinde ceketini yeniden fark ettim.Benimle eğleniyor muydu, yoksa psikolojisini toparlamıştı ve normal haline mi dönmştü bilmiyordum.“Ama ceketime ihtiyacın var demekki. Hala çıkarıp atmadığına göre.” Ceketini omuzlarımdan atıparkaya fırlattım. “Şu havada, şu rüzgar eserken hangi akla hizmet üstüne bir şey almadan çıkarsın?”“Ehh, yeter be! Buraya bunun için gelmediğini ikimiz de biliyoruz. Neden geldin Ivan? Niye beni takipettin mesela? Üşümem neden senin umurunda ki ceketini veriyorsun bana mesela?” arabanın içindebağırarak konuşuyordum. Ben bağırdıkça o inadıma yapar gibi sakinliğini hiç bozmuyordu.“Sen eskiden de böyleydin biliyor musun? Eskiden de önce umursamaz tavrınla insanların kanınadokunurdun. Sonra sana karşı saldırıya geçildiğinde hemen masken düşerdi, hemen gerçek yüzünügösterirdin.” Eğilip tekrar kemerimi taktı. Kemeri sertçe çekiştirip açtım.Yeniden takmak için eğildiğinde ağzımı açıp ona cevap verecektim ki ne kadar yakın olduğumuzu yeniidrak ettim. Sertçe yutkunduğumda bana karşı olan bakışları yumuşadı. Ama artık sanki ne içingeldiğini daha iyi biliyordum.Kemerimi taktı ve doğrulduğunda işi bitmiş olmasına rağmen yüzü hala bana çok yakındı. Önümebakmaya ve kaza yapmamaya çalışıyordum ama pek başarabildiğim söylenemezdi. Arabayı iyiceyavaşlattım ve en sonunda sağa çektim. Etrafımızdaki arabalar arkamda kuyruk olmuşlardı. Yüzümüavuçlarının arasına aldı ve alnıma küçük bir buse kondurdu. Geri çekilmeye çalıştığımda elleri yüzümüdaha sıkı kavradı. Ondan uzaklaşmama izin vermedi ve kendi de çekilmedi.Küçük bir çığlık atıp onu sertçe ittirdim ve yüzüne güçlü bir tokat attım. Kollarına, gövdesine, karnınaulaşabildiğim her yerine vurdum. Ellerimi tutup beni kendine çektiğinde yıllardır sapasağlam olandirencim kırılmıştı. Kafamı yana eğdiğimde dudaklarım benden bağımsızca büzülmüşlerdi. Büyük ellerikafamı tutup göğsüne bastırdığında ağlamamak için çok zor duruyordum. Vicdanım göğsümüsızlatırken göğsüne sarılıp ağlamak hak ettiğim bir şey değildi, ama buna engel olamıyordum.Ağlamamak için direndiğimden gözlerimin ardı bile sızlıyordu.Ellerim hala onun ellerindeydi ve kafamı kaldırıp bana baktığında beni kontrol etti. Tırnaklarımı etimebastırıyor avuç içlerimi kanatıyordum. Ellerimi tutup sıktığım yumruklarımı açtı. Avuç içlerimdeki izleriöpüp bana, “Hiç pişman olmadım. Seni tanıdığım için, sen tarafından sınandığım bu hayata geldiğimiçin bir kez olsun pişman olmadım.” Gardım inmek zereydi. “Senin için ölürüm.” Dediğinde bütüngücüm yerle bir olmuştu. Arabanın dörtlülerini yaktı ve bana sıkıca sarıldı. Onun hayatınımahvetmiştim ve onun da bunun için geldiğini düşünmüştüm. Ama hayır. O en başından beri benimtarafımı tutuyordu. Bağırarak ve konuşmaya çalışarak ağlarken göğsüne yaslıydım ve burnuma gelenerkeksi kokunun tıraş losyonunun kokusu olduğunu biliyordum. Onu daha sakalları bile seyrekçıkarken tanımıştım ve şimdi tıraş losyonunun kokusu beni mest ederken göğsünde ağlıyordum.Ondan her şeyini almıştım. Zamanında benden alındığı için böylesine iğrenç bir insana dönüştüğümşeyleri onun elinden de almıştım. Niye? Niye yapmıştım bunu ona? O bu hikayenin en masum, hattatek masum insanıyken bunu ona nasıl yapabilmiştim? Geceleri onu düşünmeden nasıl uyumuştumben? Niye hiç rüyalarıma, kabuslarıma gelmemişti? Annesini. Babasını. Psikolojisini. Her şeyinialmıştım elinden.Ondan özür dilemek için konuşmaya çalıştım fakat sadece hıçkırabiliyordum.“Şşt. Tamam.” Saçlarımı bir baba şefkatiyle okşadı. “Senden bir özür beklemiyorum. Pişman olmanveya kendini yiyip bitirmen için gelmedim ben buraya. Arif abi ile de bizim yardım derneklerindenbirine bağış yaparken karşılaştık. İlk defa yüz yüze tanışma fırsatımız oldu. Buraya seyahat etmek,böyle yakından olmasa bile seni uzaktan görmek zaten aklımda vardı. Beni buraya o davet etti. Amaeğer rahatsız oluyorsan gidebilirim.” Kafamı kaldırdım ve nihayet ağlamayı bırakıp ona baktım.Kaşlarımı çattım ama bir şey söylemeden dörtlülerimi kapatıp yeniden arabayı sürmeye başladım.Derin bir iç çekişten sonra o da başını çevirip yolu izlemeye başladı....“Bu sabah bir ayrı mutlusun sanki Sare abla. Bilmediğimiz bir şey mi oldu?” Alp tatlı tatlı konuşurkentabağımdaki krepi bırakıp ona baktım. “Hayır. Sadece dün gece beklediğimden iyi geçti. Sınır kavgası.Büyüyünce sana bunları daha detaylı anlatırım.” Nazan ablaya baktığımda o da bana döndü. “Aslındaaklımda bir şey var ama söylemeye birazcık çekiniyorum. Alp’in doğum gününü burada kutlayalımdedik evet ama bir ay sonra da Kerem’in doğum günü. Hem de artık reşit bir delikanlı oluyor. Benceonu burada çok sevdiğim bir eğlence mekanına götürüp biraz eğlenebilirim. Değil mi?” nazan ablakabul ederdi biliyordum fakat babası Arif abi böyle şeylere biraz fazla karşıydı.“Cık. Olmaz. Alkol alması için evlenmesi lazım.” Oğluna bakıp güldü. “Evlenene kadar bana emanet,evlendikten sonra karısı ne derse o. Erkeğin hanımcısı makbuldür.” Nazan ablaya bakıp ona öpücükgönderdiğinde Nazan abla sırıttı. “O zaman sende hanımcı bir koca ol ve sözüme itiraz etme. Keremdoğum gününde bizimle birlikte vakit geçirdikten sonra Sare ile birlikte birazcık,” eliyle azı işaret etti.“İçebilir. Hem saçma sapan insanlarla içeceğine ablasıyla içsin değil mi?” Arif abiye bakıp hepimizbirden güldük.O da bizi taklit ederek, “Değil mi?” dediğinde Kerem epey mutlu görünüyordu. Misafirlerimi uzunsüre ağırlamak hoşuma giderdi. Onlarla birlikteyken hasret kaldığım aile ortamının içinde gibihissediyordum kendimi....Kafamı kaldırıp akan soğuk suya alışmaya çalıştım. Duşum bittiğinde soğuk suyun altında beklemealışkanlığımı yeni edinmiştim. Sıcak su tenimi temizlerken soğuk suyun da zihnimi temizliyor olduğufikri bana çok cazip geliyordu. Suyu kapatıp havluya sarılarak banyodan çıktım.Saçlarımı da saç havlusuna sardıktan sonra üstümü giyindim. Beyaz bralet takımımın üstünekahverengi bir kot etek, dantelden, ince kısa kollu ve boğazlı krem rengi bir bluz, krem rengi uzuntopuklu bir topuklu ayakkabı giydim. Ayakkabılarım arkadan bantlı ve önü açık sivri uçlu bir modeldi.Üstünde pek rahat olduğum söylenemezdi ama yürürken zorlanmıyordum.Çatı katının kapısını kapatıp geniş omuz çantamla aşağı inerken çantamı omuzuma taktım. Son bir katkaldığında merdivenlerde Ivan ile karşılaştık. Ama bu sefer ne o bana omuz attı, nede ben gıcıklığınabilerek merdivenlerden düştüm. Elimi tutmak için elini uzattığında elini tuttum ve son basamakları dainince elini bıraktım. “Bin teşekkür.” Deyip yürümeye devam edecektim ki yeniden elimi tuttu. Onabaktığımda ne anlatmak istediği gözlerinden okunuyordu ama onu görmezden geldim. Bu kadar şeyihiç yaşamamış gibi davranamazdım. O yapabiliyorsa yapsın fakat ben o kadar da güçlü değilim. Elimisertçe elinden çektim ve salondaki uykulu gözlere baktım.“Ne bu ayakta uyuyan haliniz? Haydi! Kahvaltıyı dışarıda yapmak için doğru gün bugünn.” Ortamıneşelendirmeye çalıştım fakat tek yaptıkları bana bakıp aynı anda, “Sabahın dokuzunda mı?” diyesormak oldu.“Evet?” dedim hepsine sorar gibi. “Yedide kalkarız duşa girip hazırlanırız ve günümüz dokuzdabaşlamaz mı?” bir iç çekiş duyduğumda Kerem’in koltukta uyumuş olduğunu gördüm. Arif abigözlerini devirip “Kızım biz genelde dokuz gibi halen daha uyuyor oluruz ama sen bilirsin.” Ne!Onları kendilerine getirmenin yolunu biliyordum. Hepsi pijamalarıyla otururken ben yanlarında birbaloya gidiyor gibi görünüyordum. Dışarı çıkıp bahçede toplar ile oynayan iki küçük bebişim beniözlemiş olacaklar ki beni görür görmez yanıma gelip bacaklarıma dolanmaya başladılar. “Oov,bebeklerim. İçeride henüz kendine gelememiş dört kişilik bir grup var bence onlarla oynamayı çokistersiniz.” Elbette ne dediğimi anlamadılar. Parmaklarımı şıklatarak onları içeri soktuğumda bendenkomut bekliyorlardı. “Oyun vakti.” Dediğimde ben Nazan ablaya doğru koştum.Hecktor, Alp’e doğru ve Scooby de Kerem’e doğru. Uyuyan çocuğu tişörtünden çekerek kaldırdı vekerem onu görür görmez yüzünü buruşturarak koşmaya başladı. Normalde hepsi de köpeklerimle iyigeçinirlerdi ama şu anda uyku sersemiyken bebeklerimin onlar için tek dişi kalmış bir canavardan farkıyoktu.Nazan ablaya doğru koşup belinin iki yanından onu gıdıklamaya başladığımda kahkahalara boğuldu.Gülmekten gözlerinden yaşlar akıyordu ama onu ayıltmadan bırakacak değildim elbette. “Ahahha!”ellerimi tutup beni koltuğa devirdiğinde yavaş yavaş sakinleşti. “Bunun bir intikamı olacak yalnızküçük hanım.” Köpeklerim de sakinleşmiş ve herkes yerine oturmuşken, “Bugün birlikte bir şeyleryapmalıyız. Hem hazır yarın da Alp’in doğum günüyken onu biraz eğlendirmeliyiz.”...Bahçemdeki çardakta oturmuş ev ahalisinin hazırlanıp gelmelerini bekliyordum. Yirmi dakika olmuştuve erkekler muhtemelen hazırlardı ama Nazan ablanın hazırlanmasına yardım ediyorlardı. Gözlerimikapatıp başımı geriye attım ve onlar gelene kadar biraz dinlenmek istedim. Ne mümkün ki rahat birkafayla on dakika olsun uyuyabileyim. Başıma saplanan ağrı kendini tekrarladığında üçüncü ağrıkesicimi on dakika önce içmiştim ve şimdiye dek fayda etmesi gerekiyordu.Sanki saç diplerimi iki yandan utup çekiyorlar ve kafamın derisi ortadan ikiye doğru ayırıyorlardı.Hugo yanıma gelip elimden tuttu. “Şu anda hiç sırası değil biliyorum ama Erez kapıda. Yanında hiçadam yok. Etrafı iyice kolaçan ettik ama hiç kimse yok.” Abi alakaya maydanoz.“Geliyorum.” Ayağa kalkacaktım ama baş ağrım izin vermedi. “Vazgeçtim, gelemiyorum. Söyleyin ogelsin.” Hugo başını sallayarak büyük demir kapıya doğru ilerledi. Duruşumu düzeltip bacak bacaküstüne attım.Gelip karşıma oturan adamı bulanık görüyordum. “Özledin mi beni bari? Ne zamandırgörüşemiyoruz.” Ona baygınca bakarken sanki beynimi biri eline almış sıkıyordu. “Gıcırdatma şudişlerini artık.” Gözlerimi daldıkları yerden çektim ve karşımdaki adama baktım. Dişlerimi sıkarakgıcırdatmayı bıraktım. “Hayırdır kan revan? Pek bir yorgun görünüyorsun.” Ne iğrenç bir lakaptı buböyle.“Başım ağrıyor turunçgil. Ne söyleyeceksen çabuk söyle.” Bana gözlerini devirip elini pantolonununarkasındaki cebe attı. Çıkardığı hap şişesini daha önce hiç görmemiştim. İçinden bir tane çıkarıp banauzattı. Yüzümü buruşturup kafamı salladığımda, “Zehir değil merak etme. Kendi üretimimiz olan birağrı kesici sadece. Yakında ilaç sektörüne atılacağım galiba.” Yine de almadım. Onun elinden, akanyağmurun suyu olsa içmezdim. Elleri bile zehirliydi onun, onun soyunun.“Neden geldin dedim. Yine şu bölge, sınır tartışmasıysa hiç konuyu açmadan git lütfen çünkü bukonuyu daha fazla konuşmak istemiyorum. Bana ne vaad edersen et, siyasi bağlantılarımı kullanımiznin olmayacak. Evet. Asla.” Kaşlarını kaldırdı ve kafasını aşağı eğdi.“ne vaad edersem edeyim mi?” kafamı evet anlamında salladım. “Kuracağım ilaç firmasınınhissedarlarından biri olmak istemez misin? Yüzde yirmilik hisse vaadi veriyorum sana. Bu teklifi elinintersiyle itmen çok da mantıklı bir karar olmaz gibi.”Evden çıkıp buraya gelen Ivan ile göz göze geldim. Erez başını çevirip baktığım yerebaktığında burayagelen adamdan gözlerini ayırmadı. “Parana yada firmana ihtiyacım olduğunu düşünüyorsan bendebirazdan bu akılla bu yaşa kadar nasıl geldiğini düşüneceğim.” Bana baktı ve o sırada Ivan da gelipyanıma oturdu.“Yüzde otuz. Bunların sana sağlayacağı kolaylıkları bir düşünsene. Bu hap da numune ilaçörneklerimizden birisi. Bende yoğun baş ağrıları yaşarım, emin ol beş dakika sonra baş ağrından eserkalmayacak.” Kafamı olmaz dercesine salladım.“Ne kadar uğraşırsan uğraş asla beni buna ikna edemezsin. Ayrıca da sence ben senin elinden çıkanherhangi bir şeye güvenir miyim?” tam hapı tutup yere fırlatacaktım ki Ivan eline alıp dilini üzerindegezdirdi. Islanan hapı burnuna götürüp kokladığında çenesi gerildi. Ağ gözü seğirirken hapı tutupErez’e gösterdi.“Bunun ilaç olduğuna inanmasını bekleyemezsin. Uyuşturucu var bunun içinde!” sinirle ayağa kalktımve kapıyı işaret ettim.“Derhal çık evimden. Bu ne cüret?” ben bağırdıkça Erez’in de gerildiğini görüyordum.Ellerini birbirine çarptı.”Tüm ağrı kesiciler de az dozda uyuşturucu madde bulunur.” Diye bağırdı.“İçinde yasal miktarda kodein var. Narkotik köpeği misin amına koyayım onu nereden anladın?” Ivanbaşını iki yana salladı. “Karşında beş yıllık bir içici var kardeşim. Bunun içindeki dozun yasal sınırıaştığını bilebilecek kadar çok içtim ben bunlardan.”“Erez defol evimden!” diye bağırdığımda yürümeye başladı. Ama sonra geri dönüp hap kutusunumasanın üstüne fırlattı. “Bu gerginliğinin sebebini baş ağrına veriyorum. Eğer bu da geçirmezse gel,ben seni nasıl gevşeteceğimi çok iyi biliyorum.” Öl geber gerizekalı erkek orosbusu.Ivan şok içinde bana baktığında, “Lütfen bir şey sorma başım çatlıyor.” Masanın üstündeki kutuyualdım ve içinden bir hap çıkarıp dilimin üstüne koydum. Tam geri oturacağım sırada Ivan, “Neyaptığını sanıyorsun sen?” diye bağırınca burnumu kırıştırdım. Kısık gözlerle ona baktığımda eliniçeneme götürdü. “Lütfen çıkar o şeyi ağzından.” Çenemi iki taraftan sıktığında bütün bedenim kaskatıkesildi. Bunu bana son yapan kişi babasıydı ve onun da sonunu biliyordu.Sertçe yutkunup kendime geldiğimde elini ittirdim. “Bir daha sakın bunu yapayım deme!” oturduğumyerde kayarak ondan iyice uzaklaştım ve en sonunda da çardaktan çıkıp eve doğru hızla yürüdüm.Sanırım arkamdan seslendi ama ne dediğini anlayamadım.Başımdaki yoğun ağrı küçük bir sızıya dönüşürken gidip koltuğa oturdum ve tamamen geçmesinibekledim. Ağrı tamamen kesildiğinde bunun bir mücize olabileceğini düşündüm. Yıllardır uyurken bilebaşımda hep bir sızıyla yaşayan ben belki de uzun zaman sonra ilk defa bu kadar gevşemişhissediyordum. Salona sabah ilk geldiğimde sehpaya koyduğum çantamdan telefonumu çıkardım veErez’e bir mesaj attım.Gönderilen: Erez Tunç-yüzde kırk.Oturduğum yerden hızlıca kalktım ama bir anda zemin ayağımın altından kayar gibi oldu. Koltuktantutundum fakat otururen ayağım yana doğru büküldü. Ayak bileğim yan dönüp burkulduğundadişlerimi sıktım. Ağzımdan kötü bir söz kaçmadan yavaşça tekrardan kalktım ve antamı alıp evdençıkıp yeniden çardağa gittim. Ivan hala oturuyordu. Yanına gittiğimde ilaç kutusu orada yoktu. Eğilipçardağın altına baktığımda orada da göremedim. Eğildiğim yerden geri kalkarken bütün vücudumöylesine uyuşmuştu ki sanki beynim kafatasımın içinde yuvarlanıyordu. Masanın kenarını sımsıkıtutup doğrulduğumda karşımdaki adam bana kınayan gözlerle bakıyordu.“Kutu nerede?” cevap vermedi. “Çocukmuşum gibi bana karışamazsın Ivan, ver şu kutuyu bana!”kafasını yana çevirdi ve şarkı mırıldanmaya başladı. Bana istediğimi elbette vermeyecekti. Andreas’ınyanına gittim ve, “Eski patronunun yanına git ve o numunelerden getir bana.” Dedim. Elbette neydenbahsettiğimi biliyordu. Kafasını sallayarak benden uzaklaştı.Tekrar çardağa oturmak istemediğim için arka bahçeye doğru yürümeye başladım. Arkamdahissettiğim gölgenin sahibine okkalı bir yumruk atmak beni çok rahatlatırdı ama şu anda narkoz almışgibi hissediyordum. Gerçekten elim ayağım boşalmıştı.Daha fazla yürümek istemediğimde havuzun kenarına oturdum ve ayağımdaki ayakkabıları çıkarıpbacaklarımı suya soktum. Bacaklarımı suyun içinde oynatıp suda dalgalar yaratırken yanıma oturanadam elini elimin üstüne koydu. Bacaklarını sırayla kendine çekip paçalarını biraz sıyırdı ve sadecebileklerine kadar ayaklarını suya soktu. Elimi elinin altından çektim ve ayağa kalktım. Elimi tekrartutmaya çalışınca elimi sertçe geri çektim ve bütün evren bir anlığına durdu. Sonra sanki durdurulmuşbir video kaydı yeniden oynatılıyormuş gibi geldi ve bir uçurumun ucundaymış gibi hissederkenkendimi sımsıkı iki kol arasında buldum.“Hoop! Aman dikkat güzelim, bu tertemiz üstün başın ıslanmasın havuzda.” Oturduğun yerden beninasıl tuttun sen ya?Gözlerim gözlerine kitlenmişken, “Evet, boğulmak için suya batmana gerek yok, bunu nefesini tutarakda yapabilirsin.” Beni doğrultup parmağını dudaklarıma sürttü. “Ama şu anda bunu istemediğimizegöre lütfen nefes al güzelim.” Sesli şekilde derin bir nefes aldığımda güldü.Onu göğsünden itip kalkacaktım fakat ellerimi göğsüne koyduğumda onu itecek gücü ellerimdebulamadım. Gözüm seğirerek sinirle dişlerimi sıktım. Göğsündeki ellerim yumruk olmuştu ve yinetırnaklarımı etime batırıyordum. Ellerimi tuttu ve ikisini de kenara çekti. “O şeyi içmemen için sanayalvarabilirim. Önünde diz bile çökebilirim. Lütfen bu sabah yaptığın şeyin tekrarı olmasın. Lütfen.”Ona bakarken sertçe yutkundum ve konuşmak için ağzımı açtım fakat kelimeler yuvalanıp diliminucuna dolandılar. Ellerimi elinden kurtarmak için çekmek istedim ama kafasını yana yatırarak bendenizin istediği. “Öpebilir miyim?” reddetmeye hazırlanıyordum ki, “Çok kısa. Karşılık vermesen de olur.”Dediğinde gözlerimi kırpıştırdım.Üstüme iyice eğildi ve dudaklarını dudaklarımla buluşturdu. Ben öylece dururken ellerimi serbestbırakan eli yüzüme gittii ve yüzümü okşadı. Yanaklarımı, çenemi. Dudakları dudaklarımdan aşağı kayıpçenemi öptü. Sonra oradan yanaklarıma ve sonra kulağımın altına boynumun en dip köşesine.Dudakları en fazla orada oyalandı ve benim de en çok bu hoşuma gitti. Eli boynuma gitti ve nazikçeparmaklarını sürttü. Benden ayrıldığında yüzüne baktım ve kızarmış yanaklarını görmek bana dasürpriz oldu.Bu sefer benim ellerim onun yüzüne gitti ve onu kendime çekip yanağın küçük bir buse bıraktım.Dudaklarımı yüzüne sürterek ondan ayrıldığımda kalkmama yardım etti.“Evdekiler hazırlanmışlardır. Bir an önce çıkalım hadi.” Önüne geçip yürümeye başladığımda banayetişti ve elimi tuttu. O benim elimi tutuyordu fakat sadece o tutuyordu. Elim dümdüz şekilde elininaltında dururken bu durum sanki onu hiç rahatsız etmiyordu. Elimi yavaşça çekip yere bıraktığımçantamı aldım ve önüne geçtim....“Kerem bak bu bademli kekleri çok seveceksin. Bence hepiniz seversiniz türk damak tadına uygunolmayan pek bir şey yok burada.” Bademli kekten bir parça Kerem’e uzatıp kendime de aldım.Önümdeki meyvelere ve protein yoğurduna bakarken Arif abi sanıyorum ki buranın kahvaltılarındanpek hoşlanmamıştı. “Gerçekten sana acıyorum. Kahvaltıda yoğurt ve meyve yiyerek doymakzorundasın.” Bu beni epeyce güldürdü.“Aslında hayır. Sürekli yoğurt ve meyve yemiyorum. Baksana mis gibi midyeler var birazdan patatesliomletiniz ve zeytinyağlı domatesli ekmek üstlerimiz de gelecek.” Garsona el işareti yapıp biraz dahaçabuk olmalarını rica ettim. “E tabi, şöyle bol yumurtalı menemeni, o güzek kebapları falan daözlemedim değil. Buradaki aşçılarıma da yaptırabiliyorum ama türkiyede yediğimde bile tadı farklıgeliyor.” Alp bana garip gözlerle bakıyordu.“Abla madem istiyorsun, ve paran da var, niye hala burada yaşıyorsun ki? Türkiye’ye gelme vaktinhala gelmedi mi?” kafamı iki yana salladım ve “Maalesef.” Dedim.Karşımda oturan Ivan’a arada kaçamak bakışlar atıyordum ve ben ona bakarken o zaten çoktandırbana bakıyor oluyordu. “Ee, siz Ivan ile nasıl tanıştınız? Biz zaten yardım derneklerine yaptığımbağışlar sayesinde tanışmıştım.” Ivan “Öyle mi?” dercesine bir bakış attı ama omuzlarımı silktim.Elbette bu masadaki kimseye onun beş yıl önceki müstakbel üvey oğlum olduğunu söylemeyecektim.“Aslında biz değil Arif abin tanışmış bu genç delikanlı ile. Yardım derneklerine bağış yaparkentanışmışlar onlar da senin gibi. Sonra Ivan buraya gelmek istediğini söyleyince de Arif abin onu davetetmiş.” Arif abinin elini tutup güldü. “Biz kadınlar buna ‘Erkeklerin birbiriyle kaynsşma hızı’ diyoruz.”Gülerek başımı salladım. Daha fazla konuşmadan önümdekileri yemeye devam ettim....Akşama doğru bu güzel havayı kaçırmamak için sahile gelmiştik. Koskoca kumsalda sadece biz vardık.Birde, görünmemeye çalışıp bizi rahatsız etmemek için bizden epeyce uzak duran 15 adam. Hepimiziçin eşya getirmişlerdi ve şimdi de kimisi denize girerken kimisi de oturup sohbet ediyordu.Hepimiz için kişisel eşyalar getirtmiştim ve şu anda herkes denizde yüzerken yeni batmaya başlayangüneşin altında, kumsalda oturuyordum. Yanımdaki gözler beni seyrediyordu fakat farkında değilmişgibi davranmak kolayıma geliyordu. Güneş kremini bacaklarıma iyice yedirirken ellerim tamamenkreme bulanmıştı. İki elime sıkıp sonrasında sırtıma sürmeye başladım. Bronzlaşmaktan nefretediyordum. Sırtımda hissettiğim üçüncü el ile irkilerek yana kaydım.“Korkma. Sırtının ortasına süremedin diye yardımcı olmaya çalışıyordum.” Oturduğum yerden kalktımve sorusuna cevap vermeden ondan biraz daha uzağa oturdum. Arif abi, Nazan abla ve çocuklarsudan çıkmış ıslak ıslak bize doğru geliyorlardı.Alp silkelenerek sularını bana sıçrattığında dudak büzüp kaşlarımı çattım. “Duş biraz geride kalıyor.Çocuklar size eşlik etsin. Sonra da önünüze paravan koyarlar giyinirsiniz.” Burada giyinme kabiniyoktu. Duş olması bile beni şaşırtmıştı ama burası bir plaj değildi ve bizden başka kimse de yoktu.Dördü de ters yöne doğru giderlerken bizden uzakta olan çocuklara elimle onları işaret ettim vedenize girenler denizden çıkıp peşlerinden giderken dört kişi de burada kalmıştı.“Ben biraz yüzeceğim, çocuklar ileride bekliyorlar bir şey istersen onları çağırabilirsin.” Ayağa kalkıpterliklerimi çıkardım ve kumda sendeleyerek suya doğru yürüdüm. Güneş en tepedeki yerini yavaşyavaş yıldızlara ve karanlığa bırakırken tam karşısında beliren ay o kadar güzel görünüyordu ki...arkamdan gelen sesi duymamazlıktan geldim. “Hava kararıyor uzun süre kalmamalısın.”Ayaklarım suya ilk değdiğinde ürperdim. Su soğuktu. Bütün gün tepeden bizi ısıtan güneş suyuısıtamamıştı. Suyun içinde yürümeye başladım. Su dizlerime kadar geldiğinde de durmadım, belimekadar geldiğinde de. Ne göğüslerime kadar suya batmam, nede boyumu aşan su durdurmadı beni.Ayağım denizin dibine yalnızca parmak ucumdayken değiyordu. Ayaklarım kaldırdım ve suya dalıpbiraz daha derine gittim. Yukarıya çıktığımda su artık boyumu aşıyordu. Dönüp kıyıya baktığımda banael sallayan ve bağırarak bir şeyler anlatmaya çalışan Ivan’ı gördüm. Yavaşça ona elimi salladım vetekrardan suya daldım.İçimden sayıyordum. 1,2,3,4,5,6,7,8,9,10,11,12,13,14,15... bu sayı 50’de oldu, 100’de oldu. 200’ekadar saydığımda hala sudan hiç çıkmamıştım. Artık bedenim içeriden bir baskı kurmaya hattatekmev atmaya başladığında sudan çıktım. Çok yavaş şekilde nefes alıyordum çünkü derin derin nefesalıp verirsem birazdan başım yeniden ağrırdı. Uzun süre oksijensiz kalmamın da etkisiyle kafamı diktutamıyor suyun üzerinde çabayla değil de suyun kuvvetiyle durabiliyordum.Suda geriye doğru sırt üstü uzandım ve kendime biraz dinlenmek için izin verdim. Gözlerim kapalı birdakika boyunca orada öylece uzandım. Kafamı çevirip kıyıya baktığımda kimseyi göremedim. Belki deoradaydılar fakat şu anda gökyüzü ve denizi bile ayırt edemiyordum. Yıldızlar çok daha belirginlerdi vegüneş çok az görünüyordu. Etraf eskisi kadar aydınlık değildi ve Ayı’da daha net görebiliyordum.Suyun üzerindeyken öylesine huzurluydum ki... kafamı dik tutmaya uğraşmadan suyun üstünekoymuştum ve suyun altında kalan kulaklarım etraftaki sesleri duymama engel oluyordu.Güçlü dalgalarla birlikte suda ileri geri giderken kafamın içindeki dinginlik son buldu. Şu ana dair ennet farkında olduğum şey yavaş yavaş suyun altına çekildiğimdi…

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.