9. bölüm · Kalbin Kalbime Üsteğmen
9.Bölüm:Yanlış Anlama
Merhabalar, yeni bölüm getirdim;)
İnşallah keyifle okuduğunuz bir bölüm olur.
İyi okumalar🫶🏻
9.Bölüm:Yanlış Anlama
Ezgi Doğan'ın anlatımıyla;
Hakkâri'de neredeyse akşam olmak üzereydi. Birce yaklaşık 1-2 saat önce gözlerini açmıştı ve röntgen çekilip gerekli müdahaleler yapıldıktan sonrada durumunun düzeldiğini görerek yarına taburcu olabileceğini söylemişlerdi.
Hepimiz dönüşümlü bir şekilde Birce'nin yanına uğramıştık fakat özelliklede Kağan, Birce uyanana kadar başından bir saniye bile ayrılmadan beklemişti, Birce uyanınca da 'geçmiş olsun' deyip sanki kaçar gibi gitmişti.
Hal ve hareketlerinden duygularını çözmek çokta zor değildi. Birce'ye olan bakışları her şeyi anlatıyordu aslında ama Birce o bakışları maalesef uyuduğundan dolayı görememişti.
En çok üzüldüğümüz noktada buydu.
Birce taburcu olup toparlanınca kızlarla uzun zamandır birlikte vakit geçirmediğimizden bir yemeğe gidecektik ve tabii ki de bu yemekte Birce'ye ufaktan Kağan hakkında bir şeyler söyleyecektik.
Günlerim o kadar yoğun geçiyorduki aklımı toparlamaya bile zor fırsat buluyordum.
Bugün günlerden çarşambaydı ve 2 gün sonrada Leyla Ablalara güne gidecektik kızlarla. Leyla abla, bizim kızları da davet edince onlara sormuştum ve müsait olduklarından gelmeyi kabul etmişlerdi. Samimi bir ortam olacak dediğinden çok fazla dert etmiyordum açıkçası.
Şimdi ise hastane biraz olsun sakinlemişti ve bende fırsat bu fırsattır diyerek acilden çıkarak odama doğru ilerliyordum. Uykusuzluktan dolayı her an on modundan of moduna geçiş yapıp kendimi kapatabilirdim yani.
Odamın kapısını açtığım gibi direkt arkama bakmadan içeriye girdim ve masamın çaprazındaki tekli koltuğa oturdum.
Sadece birazcık dinlenmek istiyordum fakat ne mümkün!
Ben daha gözlerimi kapatır kapatmaz telefonuma bildirim gelip titremeye başlamıştı.
Lanet girsin şu bildirim sesine!
İlk başta çok umursamadım ama peş peşe sanki kuşatma yapılırmış gibi birkaç tane daha bildirim gelince ellerimi koltuğun kenarlarından kaldırarak attığım masama uzattım. Uyuşukluklada birlikte telefonu elime alınca başka birşeye bakmadan gelen bildirime baktım.
Mesaj Eslem Rana'dan bizim Mekkenin 5 Müşriği adlı grubumuza gelmişti. Grupta Eslem Rana, Ecrin, Nazlı, Birce ve ben vardım. Grubun ismini kim koydu diye soracak olursanız tabii ki de en sosyal medya bağımlımız Eslem Rana derim.
Uykusuzluk ve baş ağrısından gözlerimi zor açıyordum bu yüzden telefonu bile elimde doğru düzgün tutamazken mesajı açtım.
Eslem Rana: Haftaya pazartesi buluşuyorduk değil mi?
Ecrin: Evet Eslem. Aynı şeyi kırkıncıya soruyorsun yeter artık. Ya unutma yada git bir yere not al!
Eslem Rana: Ya unutmuş olabilirim bende insanım ve günde kaç kişinin derdini dinliyorum sen biliyormusun?İnsanda kafa kalmıyor resmen.
Ecrin yazıyor...
Bunların kavgalarını bu yorgun halimle daha fazla okuyamayacaktım o yüzden grubu sessize aldım ve tam telefonu kapatıp tekrardan kenara atacaktımki gözüm bir isme ve profiline takıldı...
Serkan.
Profil fotoğrafını yeni koymuştu çünkü onu kaydettiğimde yoktu. Fotoğraf, yazın güneş batarken çekilmiş boydan bir fotoğraftı. Arkasında 2 dağın arasında batan bir güneş manzarası vardı.
Tabii iki dağ arasında güneşten daha önemli bir manzara vardı benim için.
Üzerine kol kaslarını fazlasıyla belli eden beyaz renkli dar bir tişört, altına ise siyah renkli kumaş bir pantolon giymişti. Güneş gözlüğü olduğu için kehribar gözleri belli olmuyordu ama fotoğrafta çene kaslarının belli olması onu daha da bir yakışıklı yapmıştı. Ben, elimde telefon olduğunu unutup zihnim bugün hastaneye geldiği ve odadaki bakışmamızı düşünürken yanlışlıkta parmağım fotoğrafın altındaki sesli arama işaretine değdi ve ben kapatamadan telefon çalmaya başladı. Başta ne yapacağımı bilemeyerek dona kalmıştım.
Arama yaptığımı fark edince kendimede içimden söverek hemen aramayı kapattım.
Ciddi misin sen kızım ya? Bir şeyi madem çaktırmadan yapacaksın gizli yap o zaman.
Ama inşallah yanlış anlamazdı. Ben yanlışlıkla elim çarptı desem, fotoğrafa tıklamadan arama yapılamazdı zaten.
Aferim bana.
Çok güzel bir iş becerdim!
''Onun fotoğrafına gizlice bakıp onu kestiğimi zannetmeseydi şimdi?'' Diye geçirdim içimden. Sonra içimdeki başka bir ses zaten öyle yapıyordun deyince hem Serkan'dan hemde kendi iç sesimdan dolayı utancım dahada fazla artarken çok düşünüp kendimden utanmamam için telefonu kapatıp kenara attım.
Telefonu kenara atınca sanki zamanı geriye sarmıştık!
Başımı oturduğum koltuğun arkasına yaslayıp gözüm açık bir şekilde tavanıseyrettmeye başladım. Tam az önce yaşanan olayı unutacak noktaya geldiğimde bir şey oldu. Hiç istemediğim bir şey.
Birkaç dakika sonra bir arama sesi geldi telefonuma. İşte şimdi rezil olmuştum.
Telefona uzanmaya çalışmıştım ama nasıl fırlattıysam oturarak uzanamamış ve mecbur ayağa kalkıp almıştım. Arayan tabii ki oydu. Kısa bir an açıp açmamak arasında kararsız kaldım ama eğer açmazsam yanlış anlar diye en son açmaya karar verdim. Telefonu açınca beklediğimin aksine genç bir kadının boğuk çıkan sesi geldi.
''Alo?''
Duyduğum kadın sesi ile başta biraz bekledim gerçekten doğru mu duydum diye. Fakat sonra gerçek olduğuna kanaat getirince telefonu aniden kapattım ve aklımda dönen sorularla istemsizce dudaklarımı kemirmeye başladım.
Sevgilisi vardı demekki.
Ama öyleyse neden o kadar yakınlaşmıştı benimle?
Kafamda bu sorular dönerken artık uyuyamayacağımı anladım ve acile Ecrin'in yanına doğru indim. Biraz etrafa bakındıktan sonra onu görünce yanına gittim ve sorgulayıcı bakışları karşısında direkt konuşmaya başladım.
''Ecrin işin var mı, biraz konuşalım?''
Mutsuzca söylediğim bu cümle karşısında Ecrin bana sorgulayıcı gözlerle baktı ve birşey olduğunu anlayarak nedenini sormadan cevapladı.
''Boşum şu anda. Kafeteryaya geçelim konuşuruz.''
Onu başımı sallayıp onaylarken kafeteryaya girince yanımıza birer kahve alıp masalardan birine geçip oturduk. Aramızda bir süre oluşan sessizlikten sonra Ecrin daha fazla dayanamayarak sordu.
''Neden senin suratın asık, birşey mi oldu?''
''Ecrin...Sana birşey diyeceğim. Hani Serkan varya...''
Ecrin, ben konuşmaya çalışırken bana odaklanmış bir şekilde bakıp hafif sırıtkan bir ifadeyle, ''Evet Ezgi. Sen şimdi çekineceksin söylemeye o yüzden ben şimdiden söyleyeyim. Birbirinizden hoşlanıyorsunuz.'' Dedi hiç çekinmeden heyecanla karışık bir sesle.
Onun bu heyecanına karşılık bende ona mutsuz bir bakış atarak dediğini yalanlarken, ''Evet ama hayır. Yani ben hoşlanıyorum, evet... Ama o... Onun sevgilisi var. Yani galiba.''
Dediklerimle Ecrin afallamış olacakki gözleri büyüdü. Ses tonundaki heyecan anında kaçarken o da neredeyse benim gibi kekelemeye başlamıştı.
''N-nasıl yani? Nereden biliyorsun, o mu söyledi? Emin misin? Ayrıca sevgilisi varsa neden öyle davranıyordu?''
''Bana kendisi qçık açık söylemedi. Ben kendim duydum kadının sesini ama bende anlamıyorum sevgilisi varsa neden öyle davrandığını. Yad belki ben fazla anlam yüklemişimdir.'' Dediğimde artık Ecrin beyni yanmış bir şekilde bana bakarken beni sorgulamaya devam etti.
''Nasıl ya? Sana kendisi söylemediyse sevgilisi olduğunu nasıl öğrendin?''
''Ben onu aradım yanlışlıkla ve telefona genç bir kadın çıktı. Seside boğuk geliyordu...''
''Sende o kadının sevgilisi olduğunu düşündün. Tamam ama ya kız kardeşi falansa?''
Sorduğu sorular karşısında ''bilmiyorum'' diyerek bakışlarımı camdan dışarı çevirdim.
Kız kardeşi olabilir miydi gerçekten?
İnşallah Ecrin'in dediği gibi sadece kız kardeşidir. Yada gerçekten sevgilisi vardı ve ben ve duygularım onun için sadece bir eğlenceydi. Erkek değil miydiler? Hepsi aynı işte! Klonlanmış yaratıklar!
İçimden bir ses kız kardeşi olması için dualar ederken diğeri ise boşver gitsin diyordu
Değilse de Allah tamamını erdirsin!
Ne diyebilirim ki? Eğer bir sevgilisi varken banada bazı duygular hissettirdiyse kendi ayıbıydı.
İçimdeki sesler gerçekten kontrol edebileceğimden fazla olmaya başlamıştı. Beenim dağılmış halim larşısında Ecrin biraz olsun beni kendime getirmeye çalışırken bozuntuya vermemeye çalışarak konuşmaya devam ettim. Tabii iç seslerim her zamanki gibi yine devreye girmişti.
***
Yazarın anlatımıyla;
Kapının çalmasıyla Serkan uzandığı koltuktan dikişlerini patlatmamaya çalışarak ayaklandı. Birini beklemediğinden bu saatte gelen kim diye içinden geçirdi.
Hızlı adımlarla ilerleyip kapının önüne gelince gelen her kimse bekletmemek adına açtı. Kapıyı açınca karşısında gördüğü iki kişiyle şaşkına uğramıştı çünkü annesi ve kız kardeşini görmeyi beklemiyordu.
Serkan, annesi ve kardeşine onları görmeyi beklemediğinden şaşkın şaşkın bakarken kız kardeşi Asel şakayla karışık, ''Abi bizi içeri mi alsan acaba?'' Dediğinde Serkan kız kardeşinin sesiyle kendine geldi ve şaşkınlığını bir kenara bırakarak kapıyı sonuna kadar açtı. Bakışları annesi ve kız kardeşi arasında gidip gelirken hâlâ üzerindeki şaşkın ifadeyle konuştu.
''Hoşgeldiniz, geçin içeri. Sizi görünce şaşırdım yani beklemiyordum.''
Tepkisinde haklıydı çünkü annesiyle en son konuştuklarında buraya gelmek gibi bir planları olduğunu hatırlamıyordu. Aniden verilen bir karardı. Annesi Neslihan hanım, oğlunun vurulduğu haberini alınca Bursa'dan Hakkâri'ye nasıl geldiğini bilmiyordu bile. Refleks olarak annelik içgüdüsüyle karşısında oğlunu gördüğünde bir an duraksayıp baştan aşağıya süzdü. Sonrasında hemen oğluna sarılarak, ''Oğlum, Annesinin kuzusu, Paşam. Nasılsın Anneciğim, daha iyi misin? Gökberk oğlumdan haberini alır almaz geldik. Çok korktuk yavrum, nasıl oldu? Daha iyisin değil mi annem?'' Dedi annesi Neslihan hanım ağlamaklı bir sesle. Serkan annesinin bu panikli tavrı karşısında onu sakinleştirmek için gülerek işi dalgaya vurdu.
''Mereka etme anne iyiyim, kefeni yırttım.''
Annesi son dediği ile klasik bir anne tepkisi olan ''Hiiy'' sesini çıkarırken oğluna sinirlenip omzuna acıtmayacak bir şekilde vurdu.
''O ne biçim söz öyle! Duymayayım bir daha yoksa askermiş dinlemem eşek sudan gelinceye kadar çok fena döverim!''
Onlar anne-oğul aralarında konuşuyorken arkadan Asel'in kendini hatırlatmak ister gibi çıkan sesi geldi.
''Şey bölüyorum ama beni unuttun abiciğim.''
Serkan onun bu haline gülerken, ''Gel buraya fıstığım.'' Diyerek onu kendine çekerek sıkıca sarıldı. Aralarında biraz daha muhabbet ettikten sonra yerleşmeleri için odalarını gösterdi.
Annesi ve kardeşi yerleşirken Serkan'da duşa girmek için hazırlanırken odasından gelen kız kardeşinin sesini işitti
''Abi benim telefonumun şarjı bitmişte senin telefonunu kullanabilirmiyim arama yapacağım?''
''Sorun yok Asel kullanabilirsin.''
''Teşekkürler abi.''
Asel, abisinden aldığı onayla birlikte arkadaşını arayıp biraz konuştuktan sonra telefonu kapatıp geri yerine koyacakken ekranda Doktor Hanım♡ yazan bir arama belirdi. Tam telefonu eline geri almış ve aramayı açacakken arama kapandı. Sonra arayan kişi Doktor Hanım diye kaydedildiğinden dolayı doktor olduğunu zannederek 'belki önemlidir' diye geri aradı. Birkaç çalışta telefon açılınca Asel, sorgulayıcı bir sesle konuştu.
''Alo?''
Karşı taraftanda ses gelmeyince telefonda bir sessizlik oldu ve aniden kapandı. Geri aramak istememişti çünkü belki telefonu abisi açmadığı için kapatmıştır diye düşündü. Abisi duştan çıkınca ona söylemek üzere telefonu aldığı yere bırakıp odadan çıkınca annesine yardım etmek için mutfağa gitti.
Birkaç dakika sonrada zaten abisi duştan çıkınca sofrayı hazırlamaya başladılar. Asel odasına gitmeden önce arama aklına gelerek abisine, ''Abi seni 'Doktor Hanım' diye birisi aradı sen duştayken. Ben açtım ama kapattı. Belli ki seninle konuşacaktı.''
Serkan tam Asel'e cevap verecekken annesinin mutfaktan gelen sesi onu durdurdu.
''Serkan oğlum ekmek bitmişte sen bir koşu gidip alsan olur mu?''
Serkan kardeşini onaylayıp annesinede ''Tamam'' diyerek evden çıkınca Ezgi'yi geri aramak için fırsat kolluyordu.
Fırına gitmeden daha yoldayken Ezgi'yi birkaç kez aramıştı fakat Ezgi telefonu açmamıştı. Başına birşey mi geldi diye düşünmeden edememişti. Çünkü buraların yabancısı olduğunu biliyordu, yeni atanmıştı ve teröristlerin en çok rahatsız olduğu mesleklerden birini yapıyordu: Doktorluk. Buralarda onların sevmediği üç meslek vardı; Birincisi Askerlikti, çünkü ülkeyi terör unsurlarından koruyordu. İkincisi Öğretmenlikti, çünkü çocuklara eğitim veriyorlardı. Üçüncüsü ise Doktorluktu, çünkü insanlara hayat veriyordu.
Ezgi'ye birşey olması ihtimaliyle içi içini yerken Gökberk'i aramaya karar verdi. Telefonunu cebinden çıkartırken başka bir şeye bakmadan arama yaptı. Telefon ikinci çalışta açılınca telefonda Gökberk'in ciddi ve tok sesi duyuldu.
''Emredin komutanım.''
Serkan dudakları Gökberk'in otoriter cevabı ile hafifçe kıvrılmıştı. Serkan ve Gökberk Harp Okulundan beri arkadaştı. Okulun ilk günü tanışmışlardı ve aralarındaki bağ hiçbir zaman kopmamıştı. Kaç tane eğitimde birbirleri için yaralanmışlardı, kaç tane operasyonda birbirlerinin arkalarını toplamışlardı saysalar buradan ülkenin diğer ucuna kadar yol olurdu. Arkadaştan bile öte kardeşti onlar.
''Üzerimde üniforma yok Gökberk. Normal konuşabilirsin.''
''Ne var lan, çok mu özledin beni de 2 gün sesimi duymadan edemiyorsun?''
Serkan, Gökberk'in bu cevabı karşısında resmiyete gerek yok dediğine bin pişman olmuş bir noktadaydı ama içinden en azından sövmediğine şükrederek onu yanıtladı.
''Çok fazla uçma istersen Gediz, işim düştü sana. Bir telefon numarası atacağım onun konumunu bana bulman gerekiyor.'' Ciddi bir iekilde söyleyince Gökberk'te olayın ciddiyetini anlamış ve şakayı bir kenara bırakarak onu yanıtlamıştı.
''Oldu bil Göktürk."
''Bildim Gediz.''
Diye yanıtladıktan sonra fırının önüne gelince telefonu kapattı. Fırına girip hızlıcada ekmek aldıktan sonra eve doğru gitmeye başladı. Tam 2 dakika sonra Ezgi'nin şuanda bulunduğu konumu elindeydi. Aklındaki soru işaretlerini gidermek adına direk mesaja tıkladı. Açıp baktığında Ezgi'nin konumu hâlâ hastanede olarak görünüyor olduğunu fark etti.
Konumda bir hata yoktu. Belki de yanlışlıkla aramıştı onu? Ama neden o arayınca geri dönüş yapmamıştı? Üstelik birkaç kere aramıştı ama hepsinde meşgule atmıştı Ezgi.
Eve gidince ailecek yemek yedikten birkaç saat sonra hava kararmıştı. Dikkati dağınık, düşünceleri bulanıktı ve annesi bu durumu fark etmişti. Oğlunu daha önce hiç böyle görmemişti fakat yalnız kalması gerektiğinden sesini çıkartmamıştı.
Serkan ise hâlâ Ezgi'nin telefonunu neden açmadığını düşünüyorken dışarıya çıkıp bu düşüncelerden kurtulmak için hava almak istemişti ama olmamıştı. Artık çok geçti çünkü aklının ve kalbinin her köşesinde tamamen Ezgi vardı...
***
-9.Bölüm Sonu-
Evet bölümü nasıl buldunuz?
Bu bölüm, bu yılın son bölümüydü elveda 2025
●Bölüm hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?
●Serkan ve hisleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
●Ezgi'nin yaptığı sizce doğru muydu?
●Bir sonraki bölümde neler olacak?
İnşallah severek okumuşsunuzdur. Kendinize iyi bakın, Seviliyorsunuz🥰
