20. bölüm / 21
Kalbimde kalan melodiYan hikaye bölüm 4
Bölümler 21Şu an: Yan hikaye bölüm 4
- 1 1.bölüm1.221 kelime
- 2 2.bolum352 kelime
- 3 3.bolum344 kelime
- 4 4.bolum449 kelime
- 5 5.bolum303 kelime
- 6 6.bolum373 kelime
- 7 7.bolum535 kelime
- 8 8.bolum352 kelime
- 9 9.bolum512 kelime
- 10 10.bolum442 kelime
- 11 11.bölüm587 kelime
- 12 12.bolum490 kelime
- 13 13.bolum299 kelime
- 14 14.bolum545 kelime
- 15 15.bolum440 kelime
- 16 16.bolum507 kelime
- 17 Yan hikaye bölüm 1684 kelime
- 18 Yan hikaye bölüm 2589 kelime
- 19 Yan hikaye bölüm 3636 kelime
- 20 Yan hikaye bölüm 4914 kelime · Okuduğun bölüm
- 21 Yan hikaye bölüm 51.025 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
4. Bölüm: Geride Kalan Melodi
Ren'in ölümünün üzerinden yıllar geçmişti.
Aiden artık dünyanın tanıdığı bir yıldızdı; adı milyonlarca insan tarafından biliniyor, şarkıları dünyanın farklı şehirlerinde aynı anda çalıyor, konserlerinde binlerce insan onun adını haykırıyordu, fakat bütün bu kalabalığın içinde onun hiç kimsenin göremediği bir yalnızlığı vardı ve o yalnızlık, Ren'in öldüğü gece başladığı hâliyle, yıllar boyunca sessizce onun içinde yaşamaya devam etmişti.
İnsanlar Aiden'ın hayatına dışarıdan baktıklarında büyük bir başarı hikâyesi görüyordu.
Yoksul bir gençlikten çıkıp kendi şarkılarını yazmış, ailesinin karşı çıkmasına rağmen hayalinin peşinden gitmiş, küçük sahnelerden dünyanın en büyük konser salonlarına ulaşmış ve milyonlarca insanın sevdiği bir sanatçı olmuştu.
Fakat hiç kimse, o başarının ardında her sabah uyandığında ilk olarak başka birinin adını hatırlayan bir adam olduğunu bilmiyordu.
Aiden her sabah gözlerini açtığında birkaç saniye boyunca nerede olduğunu unutuyordu.
O kısa birkaç saniyede her şey normalmiş gibi geliyordu.
Sanki Ren hâlâ yan odadaydı.
Sanki birazdan kapı açılacak, o tanıdık ses duyulacak ve Ren yine gülümseyerek:
“Günaydın, yıldızım.”
diyecekti.
Sonra Aiden gözlerini tamamen açıyor ve odadaki sessizlik gerçeği yeniden hatırlatıyordu.
Ren yoktu.
Ve Aiden'ın her sabah yeniden öğrendiği şey buydu.
Bir sabah Aiden yatağından kalktıktan sonra doğrudan mutfağa gitti ve iki fincan çıkardı.
Bunu neden yaptığını kendisi bile bilmiyordu.
Bir fincana kahve koydu.
Diğerine ise Ren'in eskiden sevdiği çayı hazırladı.
Sonra iki fincanı masanın üzerine bıraktı.
Bir süre karşısındaki boş sandalyeye baktı.
“Bugün hava güzel,” dedi sessizce.
Cevap gelmedi.
Aiden hafifçe gülümsedi.
“Biliyorum, sen olsaydın dışarı çıkmak isterdin.”
Elini fincanın etrafına sardı.
“Belki bugün denize gideriz diyecektin.”
Sesi giderek daha fazla titremeye başladı.
“Ben de yine işim var diyecektim, sen de bana kızacaktın.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Aiden boş sandalyeye bakmayı sürdürdü.
Sonra başını eğdi.
“Bazen gerçekten hâlâ buradaymışsın gibi geliyor.”
Bu cümleden sonra uzun süre konuşamadı.
Aiden yıllar içinde Ren'in eşyalarını saklamıştı.
İnsanların anlayamayacağı kadar küçük şeyleri bile.
Bir zamanlar birlikte oturdukları kafeden kalan bir peçete, Ren'in el yazısıyla yazılmış birkaç kelime, eski bir fotoğraf, yağmurdan sonra Aiden'ın ona verdiği ceketin cebinde unutulmuş küçük bir kâğıt...
Bunların hiçbirini atamıyordu.
Çünkü Aiden için bunlar eşya değildi.
Bunlar Ren'in dünyada bıraktığı küçük izlerdi.
Ve Aiden o izlerden bir tanesini bile kaybetmekten korkuyordu.
Bir gece çalışma odasında eski kutulardan birini açarken küçük bir defter buldu.
Defteri eline aldığında kalbi hızlandı.
Kapağını açtı.
İlk sayfada Ren'in yıllar önce yazdığı bir cümle vardı:
“Bir gün dünyayı göreceğim.”
Aiden parmaklarını yazının üzerinde gezdirdi.
Gözleri doldu.
“Gördün mü Ren?”
Sesi neredeyse fısıltıydı.
“Belki istediğin kadarını göremedin ama…”
Bir süre sustu.
“…ben senin yerine de görmeye çalıştım.”
Defteri göğsüne bastırdı.
Ve o gece ilk defa yıllardır yapmadığı bir şeyi yaptı.
Ağlamasına izin verdi.
Sessizce değil.
Güçlü görünmeye çalışmadan.
Kimseye kendisini toparlamaya çalışmadan.
Çünkü o odada onu gören kimse yoktu.
Ve Aiden artık bütün dünyaya karşı güçlü görünmekten yorulmuştu.
Ertesi sabah stüdyoya gitti.
Herkes onun yeni albüm için heyecanlı olduğunu düşünüyordu.
Menajeri yeni konserlerden, yeni anlaşmalardan ve gelecek aylardaki programdan bahsediyordu.
Aiden hepsini dinledi.
Sonra masanın üzerindeki kâğıda baktı.
Yeni albümün adı yazıyordu.
Ama Aiden başını kaldırıp:
“Bunu değiştirelim.”
dedi.
Menajeri şaşırdı.
“Neyi?”
“Albümün temasını.”
Aiden birkaç saniye düşündü.
“Bu kez ölüm hakkında şarkı yazmayacağım.”
Menajeri şaşkınlıkla ona baktı.
Aiden'ın gözlerinde hüzün vardı ama bu kez o hüznün yanında başka bir şey daha bulunuyordu.
Kabulleniş.
“Ren'i yalnızca öldüğü günle hatırlamak istemiyorum.”
Menajeri sessiz kaldı.
Aiden devam etti:
“Onun güldüğü günleri de anlatmak istiyorum, çocukken kurduğu hayalleri de, denizi görmek istemesini de, yağmurdan hoşlanmasını da, korkularını da, bana kızdığı zamanları da… İnsanlar onun yalnızca kaybettiğim kişi olduğunu bilmesinler; onun bir zamanlar yaşayan, hayalleri olan, gülen ve dünyayı görmek isteyen biri olduğunu bilsinler.”
Sesi titredi.
“Ben onun ölümünü değil, hayatını anlatmak istiyorum.”
O gece Aiden eve döndüğünde penceresinin önünde uzun süre durdu.
Şehir ışıkları aşağıda parlıyordu.
Bir zamanlar Ren'in yanında oturup aynı ışıkları izlediği günleri düşündü.
Sonra gitarını aldı.
Sandalyeye oturdu.
Parmaklarını tellere dokundurdu.
İlk nota odada yankılandığında Aiden gözlerini kapattı.
Ren'in sesi zihninde belirdi.
“Yıldızım.”
Aiden gülümsedi.
“Buradayım.”
Bir nota daha çaldı.
“Bak, hâlâ müzik yapıyorum.”
Bir başka nota.
“Hâlâ sahneye çıkıyorum.”
Sonra sesi kırıldı.
“Ve hâlâ seni özlüyorum.”
Aiden başını eğdi.
Ama bu kez gitarı bırakmadı.
Çalmaya devam etti.
Çünkü yıllar önce Ren ona bir şey öğretmişti.
Bazı insanlar hayatımızdan giderdi, fakat onların bize bıraktığı şeyler bizimle kalmaya devam ederdi.
Bir gülümseme.
Bir cümle.
Bir alışkanlık.
Bir şarkı.
Bir melodi.
Ve bazen bir insanın bütün hayatını değiştiren tek bir hatıra.
Saat gece yarısını çoktan geçmişti.
Aiden şarkıyı tamamladığında odada yalnızca gitarın son notasının yankısı kalmıştı.
Kâğıdın üzerine şarkının adını yazdı:
“Senin Gördüğün Gökyüzü.”
Altına küçük bir cümle ekledi:
“Ren için; çünkü bazı insanlar gittikten sonra bile hayatımızdaki bütün şarkıların anlamını değiştirmeye devam eder.”
Aiden kalemi bıraktı.
Pencereye yürüdü.
Gökyüzüne baktı.
Uzun zamandır ilk kez, Ren'i düşünürken yalnızca acı hissetmediğini fark etti.
Özlem hâlâ vardı.
Boşluk hâlâ vardı.
Kalbinin bir yerinde kapanmayacak bir yara hâlâ duruyordu.
Ama artık o yaranın yanında bir sıcaklık da vardı.
Çünkü Aiden sonunda anlamıştı:
Ren'i unutmak zorunda değildi.
Onu geride bırakmak zorunda da değildi.
Sadece onunla birlikte yaşamayı öğrenmesi gerekiyordu.
Aiden pencereyi biraz açtı.
Gece rüzgârı içeri girdi.
Gözlerini kapattı ve fısıldadı:
“Günaydın Ren… ya da belki iyi geceler.”
Hafifçe gülümsedi.
“Bugün yeni bir şarkı yazdım.”
Bir an durdu.
“Bence seversin.”
Sonra gökyüzüne baktı.
“Ve merak etme… henüz yanına gelmeyeceğim.”
Sesi bu kez daha sakindi.
“Çünkü daha anlatacak hikâyelerim var.”
Aiden gitarını tekrar eline aldı.
Ve yıllar önce yağmurun altında başlayan o melodi, bir kez daha odanın içinde yükseldi.
Bu kez bir vedanın melodisi değildi.
Bu kez bir insanın, kaybettiği kişiyi kalbinde taşıyarak yaşamaya devam etmeyi öğrendiği melodiydi.
Çünkü Ren gitmişti.
Ama Aiden'ın hayatındaki şarkı henüz bitmemişti.
Bölüm etkileşimi
