1. bölüm · Kader Bağı
Yazarın Açıklaması
Bu kurguyu üç yıldan bu yana sadece kendim için yazıyordum. Yaşanılan soykırımda çaresiz hissetmiş olmam, duyduğum öfke, ızdırap ve kişisel hayatımda yaşadığım sorunları birleştirerek kalbimi bir nebze bu kurguyla rahatlattım.
Ancak dini bilgilerimin yetersizliğinden ve Filistin halkının hak ettiği değeri verememekten, yanlış anlaşılacak bir söz kullanmış olmaktan çekindiğim için hiç yayınlamayı düşünmemiştim. Ama yeni bir kurgu oluşturacak dikkatim olmadığı, okuyucalarım yeni bir kitap istediği için; özenli bir incelemeden geçirerek yayınlamaya karar verdim.
Bilmenizi istiyorum ki bilgisel bir hata yaptıysam, dini açıdan yanlış olabilecek bir cümle kurduysam, davranış eklediysem; kesinlikle bunu bilerek ve art niyetle yapmadım.
Dört dörtlük bir müslüman olduğumu asla iddia edemem ama dini inancı olan, Filistin'ine yaşatılanlara duyarlı bir insanım.
Bir diğer konu: Her yazar, yarattığı karaktere kendinden minikte olsa bir parça verir. Karakteristik bir özelliğini verir, belki sevdiği şeylerden verir, hayat mottosunu verir, inançlarını, ideolojisini, hayallerini, olmak istediği şeylerden verir.
Ben, hiçbir karakterime Tanla’ya verdiğim kadar kendimden vermedim. Çünkü onu yaratma amacım kendimdim. Filistin soykırımı başladığında Tanla’nın sorduğu, “Ben kimim? Neden doğdum? Ne için yaşıyorum? Ne için öleceğim?" sorularını ben kendime sordum. Bu sorularla içinde bulunduğum hayatı sorguladım ve yargıladım. Ve bu sebeple kendime defalarca 'Şu an burada olmaktansa Gazze de savaşın kalbinde olmayı, insan doğmanın amacını yerine getirebilmeyi ve bir gün öldüğümde anlamlı bir ölüm olması gerektiğini,' söyledim. Tıpkı Tanla gibi hayatın amacını sorguladım, ve tıpkı onun gibi zincirleri kırmayı istedim. Tanla, tüm yıkıma, ölüme, yoksunluğa, açlığa ve korkulara rağmen benim sahip olmak istediğim hayatı yaşayan bir karakter. Tüm kalbimle söylüyorum ki, bana bir seçenek sunulsa; şu an olduğum yerde, olduğum rahat koşullarda olmaktansa Gazzede olmayı tercih ederdim. Çünkü kalbin huzuru; dünyevi, maddi, somut şeylerle sahip olunmuyor. Doğru yerde, doğru kişilerle, doğru bir hedef yolunda olmanın huzuru; güzel bir ev, yemekler, eşyalarla bulunmuyor. Gazze bunun en güzel örneği. Yaşadıkları ölümler, maddi-manevi kayıplara rağmen dirayetle ayakta duruyor, Allah'a teslimiyetle boyun eğiyor, sahip olduklarına şükrederek devam ediyorlar.
Aynı zamanda kişisel hayatımda yaşadığım sorunlar, duygular ve kişileri kurguya taşıdım. Ancak yeniden düzenleme yaparken şahsi hayatımı ve kişileri bir parça değiştirdim. Bunun sebebi kurgusal derinliği ve dinamiği sağlamaktı. Mesela bir resim öğretmeniyim ama aynı zamanda tarihe oldukça meraklıyım. Kurguya ve karekterime anlam katacağı için Tanla’yı tarihçi ve tarih yazarı yaptım. Aynı zamanda çeşitli el becerilerini korudum. Aynı benim gibi eli boş durmaya tahammülsüz biri.
Annem, kurguda okuyacağınız gibi otoriter, disiplinli ve biraz baskıcı bir anne ama onu yazarken bana böyle hissettirmesine sebep olacak temel dayanakları değiştirip Tanla’nın geçmiş hayatını daha da dramatize ettim. Aynı sebepten eski kocasının profilinide abarttım. Anlayacağınız kişilere duyduğum duyguyu genel olarak korudum, ama temel dayanaklarını ya tamamen değiştirdim, ya olduğundan ileri evrelere taşıdım.
Kitabı bunları bilerek okumanız, dini hassiyeti olan ve yanlışım varsa gören birinin art niyet beslemediğimi bilmesi için bunları yazdım. Elimden geldiğince değindiğim konularda araştırma yaptığımı bilin, ama bazen bir konu hakkında iki farklı görüş olduğunu ve benim sizin aksi görüşünüzü benimsemiş olabileceğimi unutmayın.
Bazı ülkeler ve halkı konusunda ki görüşümü yayınlanacak bölümlerde sildiğimi, kendime sakladığımı da belirtmek isterim. Ayrıca siyasi ve tarihi görüşlerimi elimden geldiğince düzenlenmiş versiyona yansıtmamaya çalıştım. Ne yazık ki insanlarımız bu konuda pek saygılı değil, karşı görüşe sahipse hemen düşman kesiliyor. Kalemini sevdiği bir yazarı veya sanatçıyı kişisel görüşleri sebebiyle afaroz edebiliyor. Bir gün karşı görüşlerimize rağmen ortak yanlarımızı bulabilen, her şeye rağmen birbirine kenetlenen bir millet oluruz umarım.
Hikayenin Filistin kurgusundan rahatsız olacak ve 'Araplar bize ihanet etti' görüşünü benimseyenlerin bu kurguyu okumamasını tavsiye ediyorum. Çünkü beş bin Arap bize ihanet etmişken yüz bin Arap'ın bizim cephemizde savaştığını veya bize ihanet ettiği için halkın Krallarını öldürdüklerini bilmeyerek edeceği sözlere tahammülüm yok.
Ve kendimden emin şunu söyleyebilirim ki benim kadar milliyetçi biri çok az vardır. Her kitabımda muhakkak bu konuya değinirim. Ama aynı zamanda bir müslüman ve insanım. Yaşanılanlara duyduğum hassasiyet gayet doğal. Ayrıca hiçbir gerçek Türk, kanıyla sulanmış bir topraktan vazgeçmez. Biz kinci, intikamcı ve sabırlı bir milletiz. Bizden zorla koparılan toprakların hesabını er ya da geç sormanın inançlarını büyütürüz içimde. Hiçbir Türk, başkasının çizdiği sınırla yetinip kabına sığmaz. Vakti geldiğinde, hazır olduğunda o kaptan taşar. Türk'ü Türk yapan, tarihe damga vurduran karakteristik özelliği budur.
Kısaca Araplar bize ihanet etmiş olsaydı bile, sen müslüman değilsen, ya da vicdanın körelmişse dahi; ben Türk'üm diyebiliyorsan, 'Filistin benim meselem değil,' diyemezsin. Ecdadımızın orada dökülen kanlarının intikamı bile Filistin'i bizim meselemiz yapmaya yeter.
İyi okumalar...
