23. bölüm · Kaçış yok

22.Bölüm Kırılma Noktası

Bediha Ferhan

Sınıfın kapısı açıldığında hava zaten gergindi.
Ama Arven içeri girdiği anda… gerildi.
Bakışları birini aradı.
Buldu.
Rüzgar arka sıradaydı. Başını eğmişti. Sessizdi. Ama bu sessizlik masum değildi. Fazla rahattı.
Arven çantasını sırasına bırakmadı.
Oturmadı.
Durmadı.
Adımları netti. Hızlıydı. Sanki kararını çoktan vermişti de bedenini peşinden sürüklüyordu.
Sınıftaki fısıltılar kesildi.
Bir şey olacağı belliydi.
Rüzgar başını kaldırdığında Arven tam karşısındaydı.
“Bir dakika,” dedi Rüzgar, sesi sakindi. Fazla sakindi.
Arven eğilmedi.
Sesini yükseltmedi.
Ama kelimeler…
bıçak gibiydi.
“Sen,” dedi, “kardeşinin değer verdiği kıza nasıl bakarsın?”
Sınıf buz kesti.
Rüzgar ayağa kalktı. “Bu senin sandığın kadar basit değil.”
İşte o cümle…
yanlıştı.
Arven’in çenesi kilitlendi. Gözleri karardı.
“Basit mi?” dedi. “Sen benim kardeşimin adını biliyorsun. Onun ne yaşadığını biliyorsun. Ve hâlâ kalkıp—”
Cümleyi bitirmedi.
Çünkü eli konuştu.
Yumruk.
Net. Sert. Geri dönüşsüz.
Rüzgar sendeledi. Sırasına çarptı. Bir anlık sessizlik oldu. Sonra bağrışmalar. Sandalyeler devrildi. Birileri “Yapma!” diye bağırdı ama çok geçti.
Arven bir adım daha attı. Yumruğu indirmedi bu kez.
Konuştu.
“Bu bir yanlış anlama değil,” dedi. “Bu bir sınır ihlali.”
Rüzgar doğruldu. Ağzının kenarı kanıyordu. Ama bakışı hâlâ meydan okuyucuydu.
“Onu seviyorum,” dedi. “Ve bu seni ilgilendirmez.”
İşte o an…
Arven’in sesi düştü. Ama her hece ağırlaştı.
“Yanılıyorsun,” dedi. “Beni ilgilendirir. Çünkü o kız… benim hayatımda korunması gereken yerde duruyor.”
Bir öğretmenin sesi duyuldu. “YETER!”
Ama Arven geri dönmedi. Gözünü Rüzgar’dan ayırmadı.
“Bir daha,” dedi, “onun etrafında bu niyetle dolaştığını görürsem— konuşmam.”
Rüzgar bir an sustu. Sonra acı bir gülümseme çıktı yüzüne.
“Onun ne hissettiğini sordun mu?” dedi. “Yoksa sen mi karar veriyorsun?”
İşte bu…
Arven’in en zayıf yeriydi.
Ama bu kez kaçmadı.
“Biliyorum,” dedi. “Çünkü o kaçmıyor. Ve ben de onun yanında duruyorum.”
Zil çaldı. Ama kimse hareket etmedi.
Kapıda biri vardı.
Nera.
Ne zamandır oradaydı kimse bilmiyordu. Ama her şeyi duymuştu.
Arven’in bakışı onunla buluştu. Bir saniye.
Nera yaklaşmadı. Bağırmadı. Ağlamadı.
Sadece şunu söyledi:
“Arven.”
Tek kelime.
Ama yeterliydi.
Arven’in omuzları indi. Sanki vücudundaki bütün öfke bir anda ağırlığını kaybetti.
Rüzgar gözlerini kaçırdı. İlk kez.
Nera sınıfa bakmadı. Herkese değil… sadece Arven’e baktı.
“Çıkalım,” dedi.
Arven başını salladı. Hiçbir şey demeden kapıya yöneldi. Nera onunla birlikte çıktı.
Koridorda durduklarında Arven nefes almakta zorlanıyordu.
“Yanlış mı yaptım?” diye sordu. Bu soru… Arven’e ait değildi normalde.
Nera bir adım yaklaştı. Ellerini onun yüzüne koydu. Alnını onun alnına yasladı.
“Hayır,” dedi. “Beni savundun.”
Sonra ekledi, fısıltıyla: “Ama bir daha… kendini kaybetme. Ben buradayım.”
Arven gözlerini kapattı. “Kaybetmekten korktum,” dedi.
Nera gülümsedi. Yumuşak. Gerçek.
“Ben kaçmıyorum,” dedi. “Ve seninle kavga eden herkes… bunu kabul etmek zorunda kalacak.”
Sınıfın içinde kalan sessizlik ağırdı. Ama asıl yankı… koridorda kaldı.
Çünkü bazı yumruklar can acıtmaz.
Bazıları… sınır çizer.