istemsiz aşk kitap kapağı

9. bölüm / 6

istemsiz aşk

1. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: hira sahin

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 1. BÖLÜM

İLK KARŞILAŞMA

Moskova, Şubat ayının en soğuk sabahlarından biriydi. Kar, şehri sessizce örtüyor, beyazın altında her şey biraz daha susuyordu. Anastasia, hastanenin dışında bir banka oturmuş yağan karı izlemeye dalmıştı. Tıp fakültesini yeni bitirmişti. Önünde Moskova'nın en prestijli hastanesi... Önünde parlak bir gelecek vardı. Ama onun aklı haftalar önce haberlerde gördüğü kıza takılmıştı. Narin'e... Urfa'nın bir köyünde yaşayan henüz on beş yaşında olan Narin, doğum esnasında hayatını kaybetmişti. Urfa'nın bir köyünde on beş yaşında zorla evlendirilen Narin. Doğumda ölmüştü. O haber Anastasia'nın yüreğine dokunmuştu. O günden sonra kendine söz verdi: "Kız çocuklarının kaderi doğdukları yerle çizilmemeliydi."

Ertesi sabah hastane yerine Sağlık Bakanlığı'nın yolunu tuttu. Gönüllü Hizmetler ofisine girdi, dosyasını masanın üstüne bıraktı. "Türkiye/Şanlıurfa'ya gitmek istiyorum" dedi. Yetkili kadın şaşkınlıkla bir dosyaya bir de ona baktı. "Oralar kolay değildir, doktor hanım. Şartlar ağır, dil farklı, kültür farklı" dedi. Anastasia tekrardan kararlı bir sesle "Urfa'ya gitmek istiyorum" dedi. Birinin bu zinciri kırması gerekiyordu ve o zinciri Anastasia kıracaktı.

1 Ay Sonra

Urfa uçağında oturuyordu. Nihayet istediğini elde etmişti. Cam kenarında, kulaklıkları kulağında camdan dışarıyı seyrediyordu. Rusya'nın soğuğundan, tozun ve sıcağın hüküm sürdüğü bir coğrafyaya uçuyordu. Yanında sadece steteskopu, birkaç kitabı ve elektronik aletleri vardı.

Köy yolu taşlıydı, güneş tenini ezip geçiyordu.
Köyün girişinde onu bir grup adam karşıladı; yüzleri sert, bakışları keskindi. En önde duran adamın elinde kırmızı bir dosya vardı. "Dr. Anastasia Marshall" yazıyordu.
"Hoş geldin doktor hanım" dedi çatık kaşla.
"Artık bu köydeki herkes sana emanet. Ama sen de bize emanetsin." Anastasia gülümsedi, anlamadığı bir cümlenin ağırlığıyla. Bu cümlenin anlamını tam çözemese de ilerleyen zamanlarda anlarım diye geçirdi içinden. O gün bir otele yerleşti. Duşunu aldı, bakımlarını yaptı ve bir an önce dinlenmek adına yatağa attı kendini. Sabah tam 08.00 de alarmı çalmaya başladı. Bugün Urfa'daki ilk iş günüydü. Zaman kaybetmeden hızlıca yataktan kalktı ve üstüne straplez bir bluz ve altına da geniş bir kot pantolon giydi. Ayakkabılarını ve birkaç takı takıp geç kalmadan çıktı. Sağlık ocağına ulaştığında herkesle tanıştı. Kendine bir kahve yapmaya koyuldu. Kahvesini yapıp tam odasına geçecek iken sağlık ocağının kapısı büyük bir gürültüyle açıldı. Omzu kanlar içinde, gözleri kapanmak üzere olan bir adam getirildi. O an yanındaki doktorla göz göze geldi. Biraz daha Anastasia'ya yaklaşıp sessizce "Azat ağa, Urfa'nın en büyük aşiretinin ağasıdır. Omzundan vurulmuş sen bakar mısın?" dedi. "Tamam." deyip hiç tereddüt etmeden Azat denilen adama yaklaştı. "Muayene odasına götürün" dedi. Anastasia da gördüğü ilk masaya kahvesini bırakıp hemen muayene odasına geçti.
-Üstünü çıkar.
Azat ağa hiçbir şey demeden üstünü çıkardı.
Anastasia Azat ağa'nın yarasıyla ilgilenirken adamın dikkatle ona baktığını gördü.
-Yeni mi geldin?
-Evet.
-Kendi isteğinle mi?
-Evet, kadınlara yardım etmek için.
Azat alayla gülümsedi.
-Burada kadınlara yardım etmek kolay değildir. Bazen onları korumak için evlenmek bile gerekir.
-Nasıl yani? Ne demek istiyorsun?
-Aşiretler arasında kan var. Ağa yabancı biriyle evlenirse kan o zaman biter. Senin gelişin, doktor hanım... belki de tek sebebi kadınlara yardım etmek değildir.
Anastasia tam işini bitirmişken Azat ağaya bakıp bıçak gibi keskin sesiyle konuştu:
-Ben kimsenin barışı değilim, Azat ağa. Buraya insanların yarasını sarmaya geldim. Size barışı sağlamak için değil.
Azat sessizce Anastasia'nın odadan çıkmasını izledi. Daha sonra kendisi de üstünü giyip odadan çıktı.
Anastasia, Azat ağadan sonra gelen birkaç hastaya daha bakıp mesaisini bitirdi. Sağlık ocağından çıkıp kendine bir ev bakmaya başladı. Uygun bir ev bulunca hemen satın aldı. Moskova'dan getirdiği eşyalarını yerleştirdi. Bir şeyler atıştırdı ve üstüne salaş bir şeyler geçirip biraz yürümek için dışarı çıktı. Birkaç köylü kadının yanından geçerken aralarında konuştukları konuya kulak misafiri olmuştu. Bir kadının diğerine "Duydun mu Rus doktor Azat ağaya kafa tutmuş" dediğini duydu. Bir diğer kadının ise "Azat ağa Doktora vurulmuş" dedi. Anastasia kadınların dediklerine dayanamayıp onlara cevap verdi:
-Hanımlar, kimsenin kimseye kafa tuttuğu da yok vurulduğu da. Kendi aranızda dedikodu çıkarmayın. Ben buraya işimi yapmaya ve kadınlara yardım etmeye geldim. Bu tür söylemleri kendinize saklayın. Hepinize iyi akşamlar.
Anastasia hızlıca oradan ayrıldı. Evine geldiğinde bugün olanları düşündü, işin içinden çıkamayınca uyumaya karar verdi.

Azat dün ilk defa kendisine karşı gelen, kafa tutan bir kadın görmüştü. Bu cesaret Anastasia'ya nereden geliyordu merak ediyordu. Bu kadın ona daha önce hissetmediği duyguları hissettirmişti. Dün sağlık ocağından çıkar çıkmaz Şahin'e "Anastasia Marshall. Bana bu kadını araştırın. Kimmiş, neymiş, neyin nesiymiş her şeyi öğrenin. Öğrenmeden konağa gelmeyin" dedi. "Tamamdır ağam."

Azat korumalarını arkasında bırakıp arabasına doğru yöneldi. Arabasını çalıştırıp sağlık ocağından uzaklaştı. Daha sonrasında korumalardan biri aradı. Önce açmadı, tekrar arayınca "Ne var lan?" diye açtı telefonu.
-Hanım ağam sizi konakta bekliyor.
-Bir şey mi oldu?
-Bilmiyorum ağam.
-Tamam geliyorum.
Azat arabasını hızlandırıp doğru konağa sürdü. Konağa ulaştığında zorla nişanlandığı kızı, Ezo'yu gördü. Direkt olarak Ezo'nun yanına gitti.
-Senin ne işin var burada?
-Azat ben konuşmaya geldim. Beş dakika konuşabilir miyiz?
-Seninle konuşmak istemiyorum Ezo, sana ayıracak vaktim yok.
-Lütfen sade-
Azat Ezo'yu dinlemeden konağın avlusundan geçip hemen yukarıya annesi Zerda Hanım'ın odasına yürüdü. Odanın kapısına yaklaştığında annesinin sağ kolu Pakize Hanım'ı gördü.
-Pakize abla, annem benimle ne konuşacakmış biliyor musun?
-İçeri geç oğlum, annen seni bekliyor zaten söyle o sana.
Pakize Hanım aşağı indi. Azat kısa süreliğine kaşları çatık bir şekilde kapıda bekledi. Daha sonra hemen kendini topladı ve odanın kapısını çalarak odaya girdi.
-Zerda Sultan beni çağırmışsın.
Annesine sarılıp saçına küçük bir buse kondurdu.
-Şımarma eşek sıpası.
Annesi hafifçe Azat'ın eline vurup sarıldı.
-Geç otur hele sana diyeceklerim var Azat.
Azat üstünü düzelterek annesinin karşısına oturdu.
-Buyur ana?
-Ezo'yu gördün?
-Gördüm de o yılanın burada ne işi var?
-Ne yılanı oğlum hamile kadına öyle denir mi?
-Ya bırak Allah aşkına anne. Bir gün bile dokunmadım ben o kıza, eli elime değmemiş nasıl hamile?
-Karnını görmedin?
-Dikkat etmedim ana.
-Onu bunu bilmem Azat birazdan imam gelecek git şu üstünü başını düzelt.
-Ne imamı ana? Cenaze mi var?
-Ağzından yel alsın oğlum ne biçim konuşuyorsun? İmam, sen ve Ezo'nun dini nikahını kıymak için geliyor.
-Öyle bir şey olmayacak ana, ben size daha önce de söyledim o kızla evlenmeyeceğim.
-Olacak oğlum inat etme, anlı şanlı bir de düğün yaparız.
Azat annesinin dediklerine daha fazla dayanamayıp hızlıca ayağa kalktı, odadan çıktı. Aşağı indiğinde karşısında Ezo ve iki abisi duruyordu.
-Ooo damat bey hoş geldin.
Mirzah ağa, Ezo'nun büyük abisiydi. Bunu dedikten sonra elini Azat'ın omzuna koydu.
-Çek şu elini, Mirzah Ağa.
Azat hızlıca Mirzah'ın elini omzundan çekti. Daha sonra direkt olarak Ezo'ya baktı.
-Ben sizin damadınız değilim. Kardeşiniz hamileyse de benden değil.
Mirzah Ağa sinirle bir Azat'a bir de kardeşine baktı.
-Ne demek oluyor bu Ezo!
-Rakı içmiştir abi, hatırlamıyordur. Azat'tan hamileyim ben.
-Ben haram olan hiçbir şeyi tüketmem Ezo, bilmiyormuş gibi konuşma!
-Bağırma, çocuğumuz etkileniyor.
-La havle, kızım anlamıyor musun sen? Benim senden bir çocuğum yok!

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

30okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.