9. bölüm · ISSIZ CİNAYET
9.BÖLÜM-KAÇAN ÇOCUK SAKLANDIĞI YER
Eski bir apartmandı.
Duvarları yılların nemini kusuyordu. Merdiven boşluğu rutubet ve pas kokuyordu; insanın ciğerlerine çöken, çıkmayan bir koku.
Sanki bina bile gördüklerini saklamak ister gibiydi.
Çocuk merdivenlerin arasında çömelmişti.
Dizlerini karnına çekmiş, sırtını soğuk duvara dayamıştı.
Küçük bedenini olabildiğince küçültmeye çalışıyordu; görünmez olmak ister gibi.
Ellerinde hâlâ titreme vardı.
Ne kadar sıksa da geçmiyordu.
Parmakları söz dinlemiyordu artık.
Kulakları uğulduyordu.
O ses hâlâ oradaydı.
Silah sesi.
Bir anlık patlama.
Sonra sessizlik.
Yere düşen beden…
Ağırlıkla değil, bir boşlukla düşmüş gibi.
Ve Mert’in yüzü.
Donuk. Şaşkın.
Korkuyla suç arasında asılı kalmış bir ifade.
“Bok…” diye fısıldadı çocuk.
Sesini bile tanıyamadı.
Bu kelimeyi ilk kez böyle söylediğini düşündü.
Nefes almaya çalıştı.
Aldığı hava yetmiyordu.
Boğazında bir şey düğümlenmişti; ne yutuluyor ne çıkıyordu.
Cebine uzandı.
Telefonu çıkardı.
Ekran çatlamıştı.
Bir köşeden diğerine uzanan ince bir çizgi vardı.
Sanki biraz önce olan her şeyi kayda almıştı o çatlak.
Ekranda tek bir numara duruyordu.
Ezbere bildiği bir numara.
Aramak istemedi.
Parmağı ekrana yaklaşınca geri çekildi.
Bir an için düşündü: “Susarsam geçer mi?”
Geçmeyeceğini biliyordu.
Telefonu kulağına götürdü.
Çalarken her saniye uzadı.
“Alo?”
Karşıdan gelen ses soğuktu.
Tanıdıktı ama tanıdık olduğu için daha ürkütücüydü.
“Abi…” dedi çocuk.
Sesinin inceldiğini hissetti.
“Ben… ben…”
Cümle yarım kaldı.
Sesi çatladı.
“Her şey ters gitti.”
Sessizlik oldu.
Bu sessizlik bağırmaktan daha ağırdı.
“Silah patladı.” Dedi hızlıca.
“O… öldü.”
Karşıdan derin bir nefes sesi geldi.
Sonra tek bir kelime:
“Konuşma.”
Çocuk irkildi.
Ama duramadı.
“Polisler geldi.” Dedi.
“Sokak doldu.”
“Birini yakaladılar.”
“Adını söylemedin.”
Ses daha sertti şimdi.
Çocuk yutkundu.
Boğazı kurumuştu.
“Mert.” Dedi fısıltıyla.
“Mert Aksoy.”
Bu ismi söylerken sanki kendini ele vermiş gibi hissetti.
Sanki bu isim artık sadece bir isim değildi; bir yük, bir hedefti.
Telefon kapandı.
Ne uyarı vardı.
Ne veda.
Sadece kesilmiş bir hat.
Çocuk telefonu elinde tuttu.
Ekran karardı.
Merdiven boşluğu daha da karanlıklaştı sanki.
Bir damla su bir yerden düştü.
Ses yankılandı.
Kalbi o sesle birlikte hızlandı.
Ve o an anladı.
Polisler değildi onu asıl korkutan.
Ne sirenler, ne üniformalar.
Asıl tehlike,
Telefonun öbür ucundaydı.
Ve karanlıkta ilk kez şunu düşündü:
Bu işten sağ çıkmak, konuşmamaktan daha zor olacaktı.
