2. bölüm · ISSIZ CİNAYET

2.BÖLÜM-BABA FİGÜRÜ KORKU VE ÇELİŞKİ

karabatak asker

Babası dışarıdan bakıldığında kötü biri değildi; sabah erken saatlerde evden çıkan, akşamları yorgun argın dönen, çalışarak eve ekmek getiren ve sorulduğunda “ailesi için yaşayan” adamlardan biri gibi görünüyordu.

Mahallede adı kötü anılmazdı.
İş yerinde sorumluluk sahibiydi.
İnsanlar onun hakkında konuşurken başlarını sallayıp “zor hayat” derlerdi.
Ama kapı kapandığında, evin içindeki adam başkaydı.
Yorgundu, evet; ama bu yorgunluk dinlenince geçmiyordu.
Ezilmişti; ama bu ezilmişlik onu küçültmek yerine sertleştiriyordu.
Hayatın ona yüklediği her aşağılanmayı, her suskunluğu, her haksızlığı içinde biriktirmişti ve o biriken şeyler, sonunda kendine bir çıkış yolu buluyordu.
Bu çıkış yolu evdi.
Dışarıda yuttuğu her kelime, içeride ağırlık kazanıyordu.
Dışarıda eğdiği baş, evde doğruluyor; dışarıda bastırdığı öfke, en güvenli gördüğü yerde serbest kalıyordu.
Ve Mert, bu dönüşümün ortasında büyüdü.
Babası bazen sessizdi; masada önüne bakar, lokmalarını çiğner, evin içinden geçip giderdi.
Bazen ise tek bir bakışıyla odanın havasını değiştirirdi; o bakış geldiğinde, kelimelere gerek kalmazdı, çünkü ne olacağı artık sezilirdi.
Mert hiçbir zaman hangi hâlin gerçek olduğunu anlayamadı.
Çünkü aynı adam, aynı yüz, aynı ses tonu, iki bambaşka sonuca açılabiliyordu.
Dayağın nedenini hiç öğrenemedi.
Çünkü gerçekten bir nedeni yoktu.
Bazen bir bakıştı; fazla uzun, fazla kısa ya da yanlış yere yönelmiş bir bakış.
Bazen yanlış seçilmiş bir kelimeydi; fazla gelen bir soru, zamanlaması kötü bir cümle.
Bazen ise hiçbir şeydi.
İşte asıl yıkım oradaydı.
Belirsizlik.
Mert’in zihni bu belirsizlikte parçalandı; çünkü çocuklar için acının kendisi değil, nedenini bilmemek en ağır yüktür.
Çocuklar şunu bilmek ister:
Neye dikkat etmezsem canım yanmaz?
Neyi yapmazsam güvende olurum?
Hangi hâlim kabul edilir?
Mert hiçbir zaman öğrenemedi.
Ne kadar sessiz olması gerektiğini,
Ne kadar görünmez olursa korunacağını,
Ne zaman fazla geldiğini.
Bu yüzden her an tetikteydi.
Her an yanlış bir şey yapmış olma ihtimaliyle yaşadı.
Suçu olmayan bir suçluluk duygusu, çocukluğunun içine yerleşti.
Zamanla şunu öğrendi: Sorun ne yaptığı değildi.
Sorun, orada olmasıydı.
Ve bu farkındalık, onun iç dünyasında derin bir çatlak açtı.
Mert için baba figürü sevgiyle korku arasında bir yerde durmadı; sevgi ihtimaliyle tehdit gerçeği yan yana gelmedi.
Babası, onun zihninde ne tam düşmandı ne de güvenli bir liman.
Bu çelişki, Mert’in ilişkilerindeki temel kalıp oldu.
Yakınlıktan korktu.
Otoriteye karşı dondu.
Sevginin her an geri çekilebileceğine inandı.
Çünkü çocukken öğrendiği şey şuydu:
Güven, kalıcı değildir.
Sakinlik, geçicidir.
Ve her şey, bir anda değişebilir.
Babası belki kötü biri değildi.
Ama iyi biri olmanın ne demek olduğunu da hiç öğretmedi.
Ve Mert için bu eksiklik,
Hayat boyu taşınan bir boşluk olarak kaldı.