12. bölüm · ISSIZ CİNAYET
12.BÖLÜM-KAAN İKİNCİ İFADE
Oda daha küçüktü bu kez.
Duvarlar birbirine yaklaşmış gibiydi.
Pencere yoktu, saat yoktu; zamanın varlığını ancak nefesler belirliyordu.
Hava ağır, sessizlik keskin ve beklenen bir patlamayı haber verir gibiydi.
Kaan sandalyeye oturdu.
Sırtı dikti ama omuzları gergindi; kasları fark etmeden titriyordu.
Ellerini dizlerinin üzerinde birleştirdi, avuç içleri terliydi.
Bedeninin her hareketi, kendi farkında olmadan bir gerilimi açığa çıkarıyordu.
Savcı dosyayı açmadı hemen.
Sustu.
Sessizlik odada ağır bir tül gibi yayıldı.
Kaan gözlerini yere dikti; bakışları savcının bakışlarıyla çarpışmadan önce kaçmaya çalıştı.
Bir an nefesini tuttu, bir an kalbinin hızını dinledi.
Sessizlik uzadı.
Kaan boğazını temizledi.
“Beni neden tekrar çağırdınız?”
Sesi kısık ve kontrollüydü, ama kelimeler bile titriyordu.
Savcı başını kaldırdı.
Gözleri Kaan’ın üzerinde sabit, sessiz bir baskıydı.
“Çünkü ilkinde fazla rahattın.”
Kaan dudaklarını büküp hafifçe gülümsedi.
“Suç mu bu?”
Soru değil, meydan okumaydı.
Savcı masaya doğru eğildi.
“Değil,” dedi sakin ama keskin.
“Şüpheli.”
Bir kağıt itti önüne.
Kaan gözlerini kağıda dikti.
Numara.
Bir saniye baktı.
Gözleri kaçmadı.
Saklamaya çalışsa da, yüzünde hafif bir kasılma vardı.
“Hayır.” Dedi, soğuk ve kısa.
Savcı başını salladı.
“Dün gece o numara karakolun önünden arandı.
Saat 01.14.”
Kaan kaşlarını çattı.
“Ben dışarıdaydım.”
Sesi hafif çatladı, ama tavrı hâlâ dikti.
“Biliyorum.”
Savcı ayağa kalktı.
Yavaş, ölçülü adımlarla yürüdü.
Her hareketi bir tehdit, her bakışı bir uyarı gibiydi.
“Dışarıdaydın… ve o sırada kaçan çocuk da arandı.
Durdu.
Aynı hat.”
Kaan’ın çenesi kasıldı.
“Tesadüf,” dedi kısa ve sert.
Savcı güldü.
Kısa ve soğuk bir gülüş.
“Tesadüfler sadece masallarda olur.”
Cümle odada asılı kaldı, nefesleri kesen bir sessizlik bıraktı.
Dosya açıldı.
Savcı yavaşça parmaklarını sayfalarda gezdirdi.
“Bana şunu anlat, Kaan.
Sen nereden biliyordun kaçan biri olduğunu?”
Kaan cevap vermedi.
Sadece gözlerini savcının gözlerinden kaçırdı; fark edilmekten korkuyordu ama bakışı kaçtıramıyordu.
Savcı bastırdı.
“Olay yerine ilk gelen polis raporunda bile yoktu bu bilgi.”
Sessizlik çöktü.
“Sen bunu,” dedi yavaşça,
“olaydan önce biliyordun.”
Kaan derin bir nefes aldı.
“Orada konuşuluyordu,” dedi, ama sesi titredi.
“Kim konuşuyordu?”
“Bilmiyorum.”
Kelimeler havada asılı kaldı.
Savcı masaya sertçe vurdu.
“Yalan.”
Kaan irkildi.
Kalbi hızlandı.
Ama sesini topladı.
“Bak,” dedi savcı, gözleri Kaan’ın gözlerinde saplanmış, keskin.
“Arkadaşını kurtarmak istiyorsan doğru yerdesin.
Arkadaşını satmak istemiyorsan, yanlış zamandasın.”
Kaan’ın sesi ilk kez çatladı.
“Mert masum,” dedi, neredeyse fısıldayarak.
Savcı yaklaştı.
“Masum olabilir.
Ama sen değilsin.”
Bir dosya daha açıldı.
“Bu iki çocuk,” dedi savcı,
“senin eski çevrenden.”
Kaan’ın yüzü soldu.
“Biri sana borçlu.
Diğeri senden korkuyor.”
Kaan’ın eli titredi.
Dizinin üzerinde durmaya çalıştı.
“Ben kimseyi göndermedim.”
Savcı tekrar sandalyeye oturdu.
Kalemi eline aldı.
“İfadeni kayda geçiriyoruz.
Şimdilik serbestsin.”
Kaan başını kaldırdı.
“Şimdilik?”
Sesi kendi bile fark etmeden bir uyarı taşıyordu.
Savcı gözlerinin içine baktı.
“Kaçan çocuk konuşursa… ilk seni alırım.”
Kapı açıldı.
Kaan dışarı çıktı.
Koridorda yürürken ilk kez alnından ter aktı.
Ve o an şunu anladı:
Bu dosya artık onun kontrolünde değildi.
Her adımında fark etti: Artık geriye dönüş yoktu.
Her şey görünür olmuş, her hamle hesaplanmıştı.
Ve o, sadece bir taşın üzerinde duran bir taş kadar kırılgandı.
