14. bölüm · ISSIZ CİNAYET

14.BÖLÜM-KAAN PANİK HATASI

karabatak asker

Telefonu üçüncü kez aradı. Üçüncü kez… Ama yine açılmadı. Kalbi göğsünde deli gibi çarpıyor, damarlarında buz gibi bir korku yayılıyordu. Parmakları titreyerek ekranın üzerinde gezindi; her bir tıklama, onun içine çöken boşluğu daha da büyütüyordu.
Mesaj attı:
“Ortadan kaybol.”
Ama mavi tik yoktu. Okunup okunmadığını görememek, zihnini yavaş yavaş deliliğin kenarına itiyordu. Bir an düşündü, belki de her şey bitmişti; belki de artık geri dönüş yoktu. Ellerini saçlarına götürdü, nefesi kesildi. Panik ve öfke birbirine karıştı, adeta damarlarında yanıyordu.
Arabaya doğru yürüdü. Kapıyı açtı, titreyen elleriyle direksiyona oturdu. Kontak anahtarını çevirdi, ama motor sessizdi. Bir süre öylece kaldı; aynaya baktığında kendisini tanıyamadı. Gözlerinin altındaki karanlık halkalar, gecenin yüklediği suçluluk ve korkunun aynasıydı. Yüzüne bakarken, kendi gözlerinde tanımadığı bir yabancı gördü; içinde fırtınalar kopuyor, bir çıkış yolu arıyordu ama hiçbir yol görünmüyordu.
Uzaktan bir polis sireni duyuldu. Sirenin keskin sesi, kalbinin attığı ritimle birleşti, zihninde yankılanarak adrenalinini katladı. O an fark etti… o tek an… hata yaptığını. Ama artık geri dönmek mümkün değildi.
Motor kükredi, arabayı çalıştırdı. Ama refleksleri, mantığını susturmuştu; karakolun olduğu yöne değil… şehir dışına doğru sürdü. Yol boyunca rüzgar yüzüne çarpıyor, ama içindeki ateşi söndüremiyordu. Her kilometre, onu bilinmez bir girdaba sürüklüyordu; her metre, geri dönüşün imkânsızlığını haykırıyordu.
Kaan, aynadan kendi gözlerini izledi. Gözlerinde suçun ve korkunun kirli yansıması vardı. Düşünceler birbiriyle çarpışıyordu: “Neden yaptım? Neden sustum? Neden bıraktım?” Her bir soru, onu biraz daha deli ediyordu. Panik, artık sadece bir duygu değil, bedenine ve ruhuna sinmiş bir hastalık gibiydi; kaçmaya çalıştıkça derinleşiyordu.
Ve Kaan biliyordu: Bu sadece bir hata değildi. Bu, onu tamamen içine çeken bir girdap, kontrol edilemez bir kaçışın başlangıcıydı. Şehirden uzaklaştıkça, kendi kararlarının ve korkularının tutsaklığında daha da kayboluyordu.