Dünya Neden Sessiz ?

Vaveyla Yazarı: Genç Muslim

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Dünya Neden Sessiz ?

DÜNYA NEDEN SESSİZ?
Bir düşünün…
Bir çocuğun evi yıkılıyor. Oyuncakları enkazın altında kalıyor. Annesinin sesini duyabilmek için taşların arasına bakıyor. Belki de o gün, büyüyünce ne olacağını hayal ettiği son gün oluyor. Çünkü artık büyüyüp büyüyemeyeceğini bile bilmiyor.
Peki dünya ne yapıyor?
İzliyor.
Evet, yalnızca izliyor.
Ekranların karşısında insanlar oturuyor. Birileri yemek yiyor, birileri gülüyor, birileri eğleniyor. Hayat herkes için olağan akışında devam ediyor. Ama bir yerde çocuklar, sabahın nasıl bir korkuyla başlayacağını bilmeden uyuyor. Bir anne, evladını bir daha kucağına alıp alamayacağını bilmiyor. Bir baba, ailesini koruyamadığı için çaresizliğin içinde parçalanıyor.
Ve dünya, bütün bunların ortasında hâlâ kendisine şu soruyu soruyor:
“Ben ne yapabilirim ki?”
Belki de asıl mesele budur. İnsanlığın en büyük sorunlarından biri, kötülüğün varlığı kadar iyiliğin sessiz kalmasıdır. Çünkü bazen bir zulmün karşısında yalnızca zulmü yapanlar değil, gördüğü hâlde hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam edenler de vardır.
Elbette herkesin gücü aynı değildir. Herkes bir çocuğu enkazın altından çıkaramaz, herkes bir savaşın önüne geçemez. Ama herkesin yapabileceği bir şey vardır: Gerçeği araştırmak, doğrulanmış bilgileri paylaşmak, imkânı varsa yardım etmek, haksızlığa itiraz etmek ve masumların acısını unutmayı reddetmek.
Güçsüz olmak başka şeydir, umursamamak başka şey.
Dünyanın sessizliğini sorgularken herkesi aynı kefeye koyamayız. Sesini yükseltenler, yardım ulaştırmaya çalışanlar, zulmün karşısında duranlar da var. Onların çabası, insanlığın henüz tamamen susmadığını gösteriyor. Fakat sorulması gereken soru hâlâ orada duruyor: Daha ne kadar insan acı çekmeli ki dünya daha yüksek sesle konuşsun?
Neden bir çocuğun yaşama hakkını savunmak için önce onun hangi dine inandığını, hangi ülkede doğduğunu, hangi dili konuştuğunu öğrenmek zorundaymışız gibi davranıyoruz?
Bir çocuk, Müslüman olduğu için daha az mı çocuktur?
Bir anne, Filistinli olduğu için daha az mı annedir?
Bir babanın gözyaşı, başka bir ülkede döküldüğü için daha mı değersizdir?
İnsanlık, insanları birbirinden ayırmak için değil, acı çekenin yanında durmak için vardır.
Bütün dünyaya sesleniyorum: Siz hangi çağda yaşadığınızı sanıyorsunuz? Teknolojinin geliştiği, insanların uzaya gittiği, saniyeler içinde dünyanın öbür ucuyla konuşabildiği bir çağda… Peki bu kadar ilerlediğini söyleyen insanlık, bir çocuğun güven içinde yaşamasını neden hâlâ sağlayamıyor?
Gökyüzüne araçlar gönderebilen insan, neden yeryüzündeki bir çocuğun başını koruyamıyor?
Birbirimizle saniyeler içinde iletişim kurabiliyoruz ama acı çeken insanların sesini duymazdan gelebiliyoruz. Her şeyden haberdar olabiliyoruz ama bazen hiçbir şey bilmiyormuş gibi davranıyoruz.
İşte bu, insanın kendisiyle yüzleşmesi gereken bir çelişkidir.
Dünyanın bazı yerlerinde çocuklar geleceklerini planlıyor. Hangi okula gideceklerini, hangi mesleği seçeceklerini, hangi oyuncağı alacaklarını düşünüyorlar. Filistin'de ise bazı çocuklar için gelecek, ertesi güne sağ çıkıp çıkamayacaklarını bilmek demek.
Bir çocuğun hayali, korkusuzca uyumak olmamalıydı.
Bir annenin duası, evladının eve sağ dönmesinden ibaret kalmamalıydı.
Bir babanın çaresizliği, ailesini koruyamadığı düşüncesiyle büyümemeliydi.
Bunlar birer ayrıcalık değil, insan olmanın gerektirdiği en temel haklardır.
Peki bütün bunları gördükten sonra hâlâ sessiz kalabiliyorsak, kendimize hangi vicdanla insan diyebiliriz?
Bu soruyu yalnızca başkalarına sormuyorum. Kendime de soruyorum. Sana da soruyorum. Bize de soruyorum.
Çünkü bu kitap, yalnızca dünyayı suçlamak için yazılmıyor. Aynı zamanda bizi kendimizle yüzleştirmek için yazılıyor. Başkalarının sessizliğini eleştirirken kendi sessizliğimizi de sorgulamalıyız.
Bir paylaşım yapmak her şeyi çözmez. Bir dua savaşı tek başına durdurmaz. Bir yardım bütün acıları sona erdirmez. Ama bunların hiçbirini küçümseyerek de sorumluluğumuzdan kaçamayız. Herkesin gücü farklıdır; önemli olan, elimizden geleni yaparken duyarsızlığa sığınmamaktır.
Biz Müslümanlar olarak da Rabbimizin huzurunda yalnızca sözlerimizle değil, davranışlarımızla da yüzleşeceğimizi unutmamalıyız. Bir mazlumu gördüğümüzde kalbimizde merhamet taşıyorsak, o merhameti imkânlarımız ölçüsünde davranışlarımıza da yansıtmalıyız. Dua edelim, yardım edelim, doğruyu araştıralım ve haksızlık karşısında dilimizi tamamen susturmayalım.
Çünkü merhamet, yalnızca üzülmek değildir. Merhamet, imkânın varken kayıtsız kalmamaktır.
Ve dünyaya bir sözüm var:
Siz Filistin'i unutabilirsiniz. Haberler değişebilir, gündemler değişebilir, insanların dikkati başka yerlere kayabilir. Bugün konuşulanlar yarın unutulabilir. Ama bir çocuğun çektiği acı, gündemden düştüğü için yok olmaz.
Bir evin yıkılması, haber olmaktan çıktığı için yaşanmamış sayılmaz.
Bir annenin gözyaşı, kameralar başka yöne döndüğü için kurumaz.
Bir insanın hayatı, dünya artık onu konuşmadığı için değersizleşmez.
Dünya susabilir. İnsanlar unutabilir. Ama biz, vicdanımızı susturmak zorunda değiliz.
Ben bu kitabı yazarken yalnızca Filistin'deki insanları anlatmak istemiyorum. Onları görüp görmediğimizi, duyup duymadığımızı, acılarını ne kadar ciddiye aldığımızı da sorgulamak istiyorum.
Çünkü bir gün geriye dönüp baktığımızda kendimize şu soruyu soracağız:
“Bütün bunlar yaşanırken ben ne yaptım?”
Belki gücümüz her şeyi değiştirmeye yetmeyecek. Belki sesimiz dünyanın her yerine ulaşmayacak. Ama en azından masumların acısını küçümsemedik diyebilmeliyiz. Haksızlığı normalleştirmedik diyebilmeliyiz. Bir insanın hayatını, kimliğinden ve inancından bağımsız olarak değerli gördük diyebilmeliyiz.
Ve eğer dünya hâlâ sessizse, biz o sessizliğin bir parçası olmak zorunda değiliz.
Çünkü bazen bir insanın yapabileceği en büyük şey, herkes susarken gerçeği söylemek; herkes unutmaya çalışırken hatırlamak ve herkes sırtını dönerken mazlumun yanında durmaktır.
Dünya neden sessiz?
Belki korkudan, belki çıkarlarından, belki alıştığından, belki de başka insanların acısını kendinden uzak gördüğünden…
Ama hangi sebep olursa olsun, masumların acısı karşısında sessizlik sorgulanmayı hak eder.
Ve ben, insanlığın vicdanına şu soruyu bırakıyorum:
Bir gün kendi çocuğunuz aynı korkuyla gökyüzüne bakarsa, bugün Filistin'deki çocuklar için sustuğunuz dünyadan ne bekleyeceksiniz?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

4okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.