Bir Savaş İle Başladı !

Vaveyla Yazarı: Genç Muslim

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Bir Savaş İle Başladı !

İNSAN MESELESİ: FİLİSTİN

Bir savaşla başladı her şey…

Bir savaşla başladı her şey… Ya da belki de her şey, insanlığın insanlığını unuttuğu gün başladı. Gökyüzünden bombaların yağdığı, evlerin yıkıldığı, annelerin evlatlarına son kez sarıldığı, küçücük çocukların daha hayatın ne olduğunu bile öğrenemeden hayata veda ettiği günlerde…

Bir coğrafyada yalnızca binalar yıkılmadı. Hayaller yıkıldı, aileler dağıldı, yuvalar söndü. Bir çocuğun oyuncakları enkaz altında kaldı; bir annenin umutları, bir babanın çaresizliği ve bir ailenin bütün geleceği o enkazın içinde kayboldu.

Milyonlarca insanın acısı arasında, çocuklar ve yetişkinler ayrım gözetilmeksizin bu korkunç gerçekliğin içinde yaşam mücadelesi verdi. Kimi ailesini kaybetti, kimi evini, kimi de bir daha asla eskisi gibi olamayacak bir kalbi… Dünyanın bir yerinde insanlar günlük hayatlarına devam ederken, Filistin’de bazı çocuklar bir sonraki güne uyanıp uyanamayacaklarını bile bilmiyordu.

Peki, vicdan nedir, hiç düşündünüz mü?

Bir insanın başka bir insanın acısını hissedebilmesidir vicdan. Hiç tanımadığın bir çocuğun gözyaşına üzülmek, hiç görmediğin bir annenin feryadını duyduğunda yüreğinin sızlamasıdır. Vicdan, acı çekenin kim olduğuna, hangi ülkede yaşadığına, hangi dine mensup olduğuna bakmadan onun insan olduğunu görebilmektir.

Öyleyse, masumların acısına gözlerini kapatanlar hangi vicdana sığınıyor? Bir çocuğun korkusunu görüp de hiçbir şey hissetmeyen, bir annenin feryadını duyup da başını başka yöne çeviren insan, kendi içinde neyi susturmaya çalışıyor?

Filistin meselesi yalnızca Müslümanların meselesi değildir. Yalnızca bir devletin, bir ülkenin veya bir coğrafyanın meselesi de değildir. Elbette Filistin’in tarihi, toprağı, özgürlüğü ve orada yaşayan insanların hakları vardır. Ancak bütün bunların ötesinde, karşımızda çok daha temel bir soru durmaktadır:

Bir insanın hayatı, başka bir insanın hayatından daha mı değersizdir?

Bir çocuk Müslüman olduğu için mi korunmayı hak eder? Hristiyan olduğu için mi? Yahudi olduğu için mi? Yoksa yalnızca bir insan olduğu için mi?

Masum bir çocuğun yaşama hakkı, hangi dine mensup olduğuna göre değişebilir mi? Bir annenin gözyaşı, pasaportu farklı diye daha mı az acıdır? Bir babanın evladını kaybetmesi, sınırlar yüzünden daha mı önemsizdir?

Hayır! Acının dini, dili ve milliyeti yoktur. Bir çocuğun gözyaşı her yerde aynıdır. Korkuyla uzanan küçücük bir elin, hangi ülkede doğduğunun önemi yoktur. Çünkü insan olmak, kendinden olmayanın acısını da görebilmektir.

Ve sonra birileri çıkıp şöyle diyor:

“Bana ne Filistin’den!”

Peki, gerçekten sana ne?

Orada ölen çocuk senin çocuğun olsaydı yine böyle söyler miydin? Kendi evladının korkuyla sana sarıldığını, seni son kez çağırdığını düşün. Onun küçücük ellerini tutup onu korumaya çalıştığını, fakat gücünün yetmediğini hayal et. O an dünyanın geri kalanı sana sırtını dönse, kimsenin umurunda olmasan, insanların senin acın karşısında “Bana ne!” dediğini duysan ne hissederdin?

İşte o zaman belki anlardın…

Bir başkasının acısına uzaktan bakmak kolaydır. Ekranı kapatmak, haberi geçmek, başka bir videoya kaydırmak, hayatına hiçbir şey olmamış gibi devam etmek kolaydır. Zor olan, o acının karşısında insan kalabilmektir. Zor olan, kendine şu soruyu sorabilmektir: “Benim başıma gelseydi ne olurdu?”

Utanmıyor musun?

Bir çocuk, yaşaması gereken çocukluğunu korkunun içinde geçirirken sen onun acısını küçümsüyorsan, bir an olsun durup düşünmüyor musun? O çocuk da gülmek istiyordu. O da oyun oynamak, ailesine sarılmak, büyüyünce ne olacağını hayal etmek istiyordu. Belki bir doktor, belki bir öğretmen, belki de yalnızca ailesiyle huzur içinde yaşayan sıradan bir insan olacaktı.

Ama onun hayalleri vardı diye dünya durmadı. Onun bir ailesi vardı diye bombalar susmadı. Onun masum olması, onu her zaman korumaya yetmedi.

Ve bazı çocuklar, en korkunç anlarında bile Allah’a seslendi. Küçücük yürekleriyle dua etti, korkularını ve umutlarını Allah’a emanet etti. O görüntülere bakarken insanın boğazı düğümleniyorsa, bilsin ki bu acı yalnızca bir haber değildir. Bu, insanlığın kendisiyle yüzleşmesidir.

Biz Müslümanlar için oradaki insanların acısı elbette kardeşlik duygusuyla da yüreğimize dokunur. Fakat bir insanın acısını önemsemek için onunla aynı dine mensup olmak zorunda değiliz. Çünkü adalet, yalnızca kendimizden olanlar için istenirse adalet olmaktan çıkar. Merhamet, yalnızca bize benzeyenlere gösterilirse eksik kalır.

Bu kitap, yalnızca Filistin’i anlatmak için yazılmıyor. Bu kitap, Filistin’e bakarken kendi insanlığını sorgulamak için yazılıyor. Sessiz kalanlara, görmezden gelenlere, “Beni ilgilendirmez,” diyenlere bir soru sormak için yazılıyor.

Çünkü mesele yalnızca Filistin değil. Mesele insan. Mesele vicdan. Mesele, başkasının evladı için de yüreğimizin sızlayıp sızlamadığı.

Ve bir gün kendimize dönüp baktığımızda şu soruyla baş başa kalacağız:

Dünyanın bir yerinde masumlar acı çekerken biz ne yaptık? Gördük mü, duyduk mu, umursadık mı? Yoksa yalnızca kendi rahatımız bozulmasın diye gözlerimizi mi kapattık?

Unutma: Bugün başkasının acısı gibi görünen şey, yarın senin kapını da çalabilir. O zaman insanlardan bekleyeceğin ilk şey, senin kim olduğunu sormaları değil; acını görmeleri, seni bir insan olarak önemsemeleridir.

Öyleyse, başkasının acısını küçümsemeden önce bir kez daha düşün.

Filistin uzakta olabilir. Ama insanlık, bu kadar uzağımızda olmamalı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

8okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.