7. bölüm · İllegal Kalp
7.bölüm
Ertesi akşam, beklediğim saat geldiğinde üzerime o en kalın hırkamı değil, Kuzey’in "sımsıkı giyin" dediği montumu geçirdim. Abim dükkandan eve uğrayıp üzerini değiştirdi, "Bugün maç var, geç dönerim, kapıyı kilitlemeyi unutma" diyerek çıktı. O çıkar çıkmaz evin içinde turlamaya başladım. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi.
Sokağın köşesine vardığımda Kawasaki’nin o tanıdık hırıltısını duydum. Kuzey, motorun üzerinde dikilmiş, siyah deri ceketinin içinde yine her zamanki gibi tehlikeli ve çekici görünüyordu. Beni gördüğü an kaskını uzattı.
"Korkak bir giriş yaptın, tam zamanında," dedi, o meşhur bıyık altı gülümsemesiyle.
"Abim evden daha yeni çıktı, nefes alacak zamanım bile olmadı!" dedim, kaskı takıp arkasına tırmanırken. Ellerimi beline doladığım an derin bir nefes aldı.
"Sıkı tutun güzelim, bu gece biraz hareketli olacak," dedi ve motoru mahalleden uzaklaştıran o seri hareketle vitesi taktı.
Şehrin biraz dışında, sanayi bölgesine yakın bir yerlerde, sadece Kuzey ve arkadaşlarının bildiği, eski bir garajdan bozma "motorcu barı"na geldik. İçerisi yoğun bir motor yağı ve taze kahve kokuyordu. Kuzey motoru durdurup indiğinde, etrafı saran kalabalık hemen bize doğru dönmeye başladı.
"Ooo! Kuzey Usta sonunda teşrif edebildi," dedi içlerinden iri yarı, kolunda dövmeleri olan bir adam. Kuzey’e sarıldı, sonra bakışları bana kaydı. "Bu da mı bizim yeni motor parçan yoksa Kuzey?"
Kuzey, omuzlarını dikleştirip beni yanına çekti. "Çeneni kapat Özgür. Bu Derin."
"Vay vay vay! Demek Kuzey Usta sonunda o meşhur duvarlarını yıktı ha?" dedi bir başkası, masada oturan diğer çocuklardan biri. "Hoş geldin yenge, hoş geldin! Kuzey sonunda bizden biriyle değil, bir prensesle geldi ha!"
Yanaklarımın o an yanmaya başladığını hissettim. Kuzey, elini belime koyup beni masaya doğru yönlendirdi. "Yenge mi?" diye mırıldandım, Kuzey'in kolunu çimdikleyerek.
Kuzey, kulağıma eğilip o boğuk sesiyle fısıldadı: "Alışsan iyi olur güzelim, daha yeni başlıyoruz."
Masadaki kalabalık gürültülü bir şekilde beni karşıladı. Sürekli "Yenge, bir içecek ister misin?", "Yenge, Kuzey seni bizimle tanıştırdığına göre iş ciddileşmiş", "Kuzey, Sarp duysa seni o motorun egzozundan geçirir ama helal olsun, yenge harbi kralmış" gibi yorumlar havada uçuşuyordu.
Bir ara Kuzey, masadakilerin gülüşmelerini fırsat bilip beni barın dışındaki sessiz köşeye çekti. "Rahatsız oldun mu?" diye sordu, gözlerindeki o sahiplenici ifadeyle.
"Hayır," dedim gülümseyerek. "Sadece bu kadar hızlı 'yenge' olmaya alışık değilim."
"Hızlı falan değil," dedi Kuzey, yüzüme düşen saç tutamını yine kulağımın arkasına tıkıştırarak. "Buradaki herkes benim için kimdir, nedir bilir. Seni buraya getirmem demek, senin artık sadece benim değil, bu hayatın da bir parçası olman demek."
"Kuzey!" diye bağırdı içeriden az önceki iri yarı adam, "Yengeye fazla yanaşma da bir şeyler ısmarlayalım, kızcağız susadı!"
Kuzey oflayıp başını içeri çevirdi, sonra tekrar bana döndü. "Bu çocuklar bazen çok gevşek olabiliyor ama hepsi benim kardeşim gibi. Seni burada gördükleri için şoktalar, o yüzden biraz fazla üzerimize geliyorlar."
"Sevdiler beni galiba," dedim muzipçe.
Kuzey burnumun ucuna hafifçe vurdu. "Sevmemeleri gibi bir ihtimal yok zaten. Kimse benim güzelime karşı koyamaz."
Tam o sırada içeriden marş gibi bir müzik yükseldi ve arkadaşlarının "Yenge! Hadi gel, Kuzey'le düello yap da görelim kim daha iyi motorcuymuş!" diye bağırdığını duyduk.
Kuzey bana döndü, gözlerinde o karanlık, eğlenceli pırıltı vardı. "Ne dersin güzelim? Düelloda beni geçmeye cesaretin var mı?"
Kuzey'i geçmek mi?" diyerek kalabalığa doğru döndüm, sesimi meydan okuyan bir tona bürüyerek. "Burada herkes onun ne kadar iyi olduğunu anlatıp duruyor ama bence henüz gerçek bir rakiple karşılaşmamış."
Garajdaki herkes bir anda "Oooo!" diyerek bağırmaya, masalara vurmaya başladı. Baran elindeki anahtarları masaya fırlatıp, "İşte bu be! Yenge raconu koydu, Kuzey düşünsün şimdi!" diye gürledi.
Kuzey, kollarını göğsünde bağlamış, bıyık altından gülerek bana bakıyordu. O kapkara gözlerinde hem şaşkınlık hem de inanılmaz bir hayranlık vardı. "Demek öyle güzelim," dedi, bana doğru bir adım yaklaşarak. "Daha vites atmayı bilmeden bana meydan okuyorsun yani?"
"Vites atmayı bilmiyor olabilirim ama arkandaki koltukta dengeni nasıl bozacağımı çok iyi biliyorum," diye göz kırptım.
Çocuklar bu cevaba iyice çıldırdı. İçerideki o eski atari tarzı ikili motor yarışı simülatörünün başına geçtik. Büyük ekranın önündeki plastik motorların üzerine tırmandığımızda, tüm garaj etrafımızı sarmıştı. Baran, Kuzey’in omzuna vurup, "Kuzey, bilerek yenilirsen sanayide adın çıkar, ona göre. Ama yengeme de ayıp etme," diye takıldı.
"Benim sözlüğümde bilerek yenilmek yok Özgür," dedi Kuzey, doğrudan ekrana odaklanarak. Ama bana dönüp sesini sadece benim duyabileceğim şekilde alçalttı: "Ama senin tarafından yenilmek... o kadar da kötü bir fikir gibi durmuyor güzelim."
Özgür'ün "Bizim gözümüzde bu gecenin şampiyonu sensin!" demesiyle garajdaki coşku iyice tavan yaptı. Ama Kuzey’in o alaycı, meydan okuyan gülüşü hala yüzündeydi. Yanımıza gelip elini motorun gidonuna vurdu.
"Simülatörde hileyle hurrayla bu kadar oluyor demek ki güzelim," dedi, sesindeki o kışkırtıcı tonu bilerek parlatarak. "Gerçek bir yarış görmek isteyen var mı?"
Ortam bir anda sessizleşti, ardından Baran elindeki bardağı masaya vurup, "Hadi canım! Kuzey, yengeyi arkana alıp piste mi çıkacaksın?" diye bağırdı.
Kuzey gözlerini benden ayırmadan, "Arkamda değil," dedi, sesi birden ciddileşmişti. "Özgür, senin o yedekte duran kırmızı 125'liğin anahtarını getir. Derin benimle pistte yarışacak. Teke tek."
"Kuzey, sen delirdin mi?" diye fısıldadım panikle, kalbim boğazımda atmaya başlamıştı. "Ben hayatımda vitesli motor sürmedim, sadece senin arkana bindim!"
Kuzey bana doğru yaklaştı, aramızdaki mesafeyi kapatıp ellerini omuzlarıma koydu. "Bana güveniyor musun?" diye sordu, o kapkara gözlerini gözlerime dikerek. "Ben sana iki dakikada öğreteceğim. Zaten buradaki düzlük pistte sadece birinci ve ikinci vitesle kapışacağız. Hız yapmana izin vermem. Sadece debriyaj ve gaz. Güven bana güzelim."
Çocuklar hemen garajın arkasındaki o geniş, etrafı lastiklerle çevrili boş araziye koştular. Spot ışıklarını yaktıklarında, zifiri karanlığın ortasında parıl parıl parlayan toprak ve asfalt karışımı bir parkur çıktı ortaya. Baran kırmızı motoru getirip bana uzattığında ellerim titriyordu. Kuzey hemen yanıma gelip motora bindi, beni de önüne oturttu.
"Bak şimdi," dedi, ellerimi gidonun üzerine yerleştirerek. Kendi ellerini de ellerimin üzerine koydu. "Sol elindeki bu kol debriyaj. Vites atmak istediğinde buna sonuna kadar basacaksın. Sağ elin gaz. Sol ayağınla vitesi bire takıyorsun..."
Kuzey’in o boğuk ve sakin sesi, arkamdan göğsüme değen sıcaklığı bana beş dakikada motorun temel mantığını kavrattı. Birkaç deneme sürüşünden sonra kendi başıma motorun üzerinde dengede kalmayı başarmıştım. Korkum, yerini çılgın bir adrenaline bırakıyordu.
"Hazır mısın?" diye bağırdı Kuzey, kendi siyah Kawasaki’sinin üzerine tırmanırken. Kafasındaki kaskın camını kaldırmış, bana bakıyordu.
"Seni geçmeye hazırım Kuzey" diye bağırdım, kaskımın içinden ona meydan okuyarak.
Baran iki motorun ortasına geçip elindeki beyaz bez parçasını havaya kaldırdı. Motorların egzoz sesleri gecenin sessizliğini yırtarken, garajdaki tüm çocuklar lastik barikatların arkasından "Yenge! Yenge!" diye tezahürat yapıyordu.
Baran bezi aşağı indirdiği an, sol elimi debriyajdan hızla çekip sağ elimle gaza yüklendim. Kırmızı motor altımdan fırlarken rüzgar saniyeler içinde beni buldu. İlk viraja Kuzey’den önce girdim! Arkamdan gelen o devasa Kawasaki’nin motor sesini duyabiliyordum ama arkama bakmadım.
"Debriyajı sık, ikiye at!" diye kendi kendime mırıldandım Kuzey’in taktiğini hatırlayarak. Ayağımla vitesi yukarı fırlatıp gazı kökledim.
Toprak pistte motorun arkası hafifçe savrulduğunda içim ürperdi ama gidonu sımsıkı tuttum. Kuzey, hemen solumdan gelip bana yetişti. Tam yan yana gidiyorduk. Kaskının camının arkasından bana bakıp başıyla "fena değil" işareti yaptı. Ama yarıştan kopmaya niyeti yoktu, birden hızlanıp önüme geçti.
"Görürsün sen," diyerek hırslandım. Pistin sonundaki keskin viraja gelirken Kuzey motoru sola doğru yatırıp hızını azalttı. Ben ise virajı daha geniş alıp, iç taraftan ona hiç boşluk bırakmayacak şekilde daldım. Motorlarımız neredeyse birbirine sürtecekti. Kuzey çarpmamak için hafifçe fren yapmak zorunda kaldı ve ben virajdan lider çıktım!
Bitiş çizgisine giden son düzlüğe girmiştik. Çocukların çığlıkları rüzgarın sesine karışıyordu. Kuzey arkamdan çılgın gibi motoru bağırta bağırta geliyordu, aramızdaki mesafe santim santim kapanıyordu. Gaz elciğini sonuna kadar büktüm, kırmızı motorun bağırışı garajı inletti.
Ve beyaz çizgiyi yarım tekerlek farkla önde geçtim!
Motoru durdurup kaskımı çıkardığımda saçlarım etrafa saçıldı, nefes nefese kalmıştım. Özgür ve diğerleri bağırarak üzerime doğru koştular. "Yengem kazandı be! Kuzey'i kendi pistinde indirdi!" diye ortalığı ayağa kaldırdılar.
Kuzey motorunu yanıma çekip stop etti. Kaskını çıkarıp aynaya astıktan sonra yavaşça bana doğru yürüdü. Yüzünde ne bir kızgınlık ne de bozulmuş bir ifade vardı; sadece o sırılsıklam gecedeki gibi, tamamen teslim olmuş ve benimle gurur duyan o yakıcı gülümseme belirdi.
Yanıma gelip belimden tutarak beni motorun üzerinden indirdi. Herkesin gözü önünde alnımı alnına dayadı, nefesi yüzüme çarpıyordu.
"Harika sürdün güzelim," diye fısıldadı, sesi çocukların gürültüsü arasında sadece benim duyabileceğim kadar derinden geldi. "Bu pistte beni geçebilen ilk ve tek kişi sensin. Zaten kalbimi de böyle tek hamlede geçip kazanmıştın."
Kuzey’in bu sözleri ve etrafımızdaki çocukların çılgınca alkışları arasında içimi tarif edilemez bir gurur ve mutluluk dalgası kapladı. Hayatımda ilk defa vitesli bir motorun üzerine çıkmış, üstelik sanayinin o dize gelmez Kuzeyini kendi toprak pistinde, kendi kurallarıyla geride bırakmıştım. Göğsüm sevinçten ve adrenalinden deli gibi inip kalkarken, gözlerimin içi gülüyordu.
"Gerçekten yendim seni, değil mi?" dedim, sesimdeki o çocuksu heyecanı ve gururu gizlemeye gerek duymadan.
Kuzey, belimdeki ellerini daha da sıkılaştırıp beni kendine doğru çekti. "Yendin güzelim," dedi, gözlerindeki o hayranlık dolu pırıltıyla. "Hem de öyle bir yendin ki, bu sanayi bir daha seni de bu yarışı da unutmaz."
Etraftaki çocukların gürültüsünü, tebriklerini, yanan spot ışıklarını... Dünyadaki her şeyi bir kez daha tamamen sildim zihnimden. Şu an sadece ikimiz vardık. İçimdeki o saf mutluluk ve Kuzey’e duyduğum o dizginlenemez sevgi sel olup taştı resmen. Daha fazla dayanamadım; kollarımı hızla boynuna dolayıp ona sımsıkı, adeta nefesini kesecekmiş gibi sarıldım.
Kuzey, bu ani ve coşkulu hareketimle hafifçe sarsılsa da anında beni göğsüne mühürledi. Yüzümü boynuna gömdüm, onun o bildiğim metal, rüzgar ve deri ceket kokusunu içime çektim.
"Seni çok seviyorum, deli adam," diye fısıldadım boynuna doğru.
Beni kendinden hafifçe uzaklaştırdığında, gözlerindeki o sert ifadenin yerini tamamen şefkate bıraktığını gördüm. Ona nefes alacak zaman bile tanımadan, parmaklarımı ensesindeki saçlarının arasına geçirip dudaklarımı dudaklarına bastırdım.
Bu öpücük, o yağmurlu gecedeki kaçamak ve korku dolu öpücüklerden çok farklıydı. Bu kez tamamen özgür, tamamen gururlu ve sevgi doluydu. Dudaklarımı dudaklarının üzerinde büyük bir tutkuyla oynatırken, onu sevgimle boğmak, kalbimin her atışını onun kalbinde hissettirmek istiyordum. Kuzey, benim bu durdurulamaz sevgi gösterim karşısında derin bir soluk alıp öpücüğümü aynı çılgınlıkla karşıladı. Dudakları dudaklarımı sahiplenici bir sıcaklıkla sararken, bir eliyle saçlarımı okşuyor, diğer eliyle kalçamın hemen üzerinden beni kendine doğru bastırıyordu.
Geri çekildiğimde durmadım; bu sefer yanaklarından, çenesinden, o her zaman çatık duran kaşlarının tam ortasından ardı ardına öptüm onu. Resmen aşkımla, sevgimle onu dize getiriyordum. Kuzey, benim bu neşeli ve sevgi dolu hallerime dayanamayıp o nadiren duyulan, derinden gelen boğuk kahkahalarından birini attı.
"Derin... Dur güzelim, nefes alamıyorum," dedi gülerek ama beni kollarının arasından bir milim bile bırakmadı.
"Alama nefes falan," dedim muzipçe, burnunun ucuna küçük bir öpücük daha kondurarak. "Beni geçmeyecektin Kuzey. Artık bu pistin de senin de hakimin benim."
Kuzey, yüzüme dökülen saçlarımı iki eliyle geriye doğru tarayıp yüzümü avuçlarının içine aldı. Başparmaklarıyla yanaklarımı okşarken, gözlerindeki o kapkara girdapta sadece benim aksim vardı.
"Çoktan kabul ettim ben o hakimiyeti," diye fısıldadı, sesi bu defa tamamen teslim olmuş ve titrek çıkmıştı. "Sen yeter ki beni böyle sev, ben her gün bu pistte sana yenilmeye razıyım güzelim."
Kuzey’in teslim olmuş o bakışları, benim içimdeki sevgi selini iyice coştururken, aniden pistin kenarından yükselen ıslıklar ve tezahüratlarla gerçek dünyaya geri döndük.
"Yenge, yavaş! Çocuk daha kendine gelemedi, resmen nakavt ettin adamı!" diye bir ses yükseldi. Arınla birlikte Özgür, Kaan ve Yağız bize doğru koşarak geliyorlardı.
Özgür, elindeki içecek kutusunu havaya kaldırarak yanımıza ilk ulaşan oldu. "Vallahi helal olsun! Kuzey’in yüzündeki o şaşkın ifadeyi ömrüm boyunca unutmam. Yenge, sen bu işi çözmüşsün, Kuzeyi bile dize getirdiysen biz artık senden korkarız!" dedi gülerek.
Kaan, Kuzey’in omzuna şakayla karışık vurdu. "Kuzey, kardeşim, bu kadar kolay teslim olacağını bilseydik seni yarışa sokmazdık. Yenge resmen bizi bastırdı."
Yağız ise, "Boş verin siz onları," diyerek araya girdi, omuz silkip sırıttı. "Kuzey’in gözlerindeki o parıltıyı görüyor musunuz? Yenge, senin sayende bizim bu huysuz adam resmen insan içine döndü. Daha düne kadar yanına yanaşana ters bakardı, şimdi bak, nasıl da teslim olmuş duruyor!"
Kuzey, arkadaşlarının bu takılmaları karşısında beni belimden biraz daha kendine çekerek, "Kesin sesinizi," dedi, ama sesinde tek bir gram öfke yoktu, aksine o da gülümsüyordu. "Herkes işine baksın, yengenizi de daha fazla sıkıştırmayın."
"Sıkıştırmıyoruz yengeyi , tebrik ediyoruz!" dedi Özgür elini uzatarak. "Bu garajda senin adına bir 'onur tablosu' açmak lazım. Kuzey'i geçen ilk ve tek kişi olarak!"
Kaan hemen atıldı: "Aynen öyle! Haftaya büyük bir organizasyon var, yenge kesin sen de katılıyorsun. Kuzey’in arkasında değil, bu sefer kendi motorunla geliyorsun!"
Yağız da gülerek ekledi: "Yenge, bu adam seni buldu ya, artık bizden kurtulamazsın. Bundan sonra tüm yarışlarda, tüm sürüşlerde beraberiz. Kuzey'i de artık senin peşinden sürükleriz, ne de olsa artık ipler senin elinde."
Kuzey, arkadaşlarının bu "ipler senin elinde" lafına hafifçe kaşlarını kaldırıp bana baktı. Gözlerinde o tatlı meydan okuma vardı ama bu sefer benimle gurur duyduğu çok belliydi. Ben ise arkadaşları arasında gördüğüm bu sıcak kabulle, sanki Kuzey’in dünyasına tam anlamıyla kabul edilmiştim.
"Teşekkür ederim," dedim gülümseyerek. "Kuzey’i geçmek sadece bir başlangıçtı, daha öğreneceğim çok şey var."
"Öğrenirsin yenge, Kuzey öğretir," dedi Özgür göz kırparak. "Ama asıl önemli olan, Kuzey’in seni nasıl koruyup kolladığını görmek... Vallahi, bizim arkadaş bu kadar 'yenge' diye diye birine tutulacak deseler inanmazdık."
Kuzey, sonunda arkadaşlarına ters bir bakış atıp, "Hadi, hadi, dağılın şimdi. Yeter bu kadar muhabbet, motorları garaja çekin, biz birazdan geleceğiz," diyerek onları uzaklaştırdı. Çocuklar birbirlerine bakıp "Tamam, tamam, anladık, rahat bırakalım aşıkları" diyerek gülüşerek uzaklaştılar.
Ortalık tekrar sessizleştiğinde, Kuzey bana döndü. "Arkadaşlarımdan çekinme," dedi yumuşak bir sesle. "Seninle gurur duymaları benim için en büyük keyif."
Arkadaşları garaja doğru uzaklaşıp motorların gürültüsünü uzaklara taşıdıklarında, pistin o geniş, ıssız sessizliği tekrar üzerimize çöktü. Uzaklardan gelen sadece hafif bir rüzgar sesi vardı, bir de kalbimin düzensiz atışları...
Kuzey, arkadaşlarının gidişiyle birlikte bana döndü. O sert, dize gelmez adam gitmiş, yerine sadece benim varlığımla ısınan biri kalmıştı. Ellerini belime yerleştirip beni bir tüy gibi hafifçe havaya kaldırdı.
"Kuzey!" diye çığlık attım, şaşkınlıkla ama kahkaha atarak.
O, yüzündeki o büyülenmiş ifadeyle beni havada kendi etrafında döndürmeye başladı. Rüzgar saçlarımı savuruyor, ayaklarım yerden kesilmişken kendimi dünyanın merkezinde gibi hissediyordum. Döndükçe dünya bulanıklaşıyor, geriye sadece Kuzey’in kara gözlerindeki o yoğun ve derin bakış kalıyordu.
Döndürmeyi bıraktığında, beni yavaşça yere indirdi ama kollarını belimden hiç çekmedi. Ayaklarım toprağa değdiğinde bedenlerimiz birbirine o kadar yapışıktı ki, nefes alışverişlerimizin birbirine karıştığını hissediyordum. Hiç beklemeden, yine boynuna atıldım. Bu kez o kadar içten, o kadar özlemle sarıldım ki, sanki onu hiç bırakmayacakmışım gibi.
Kuzey, yüzünü boynuma gömdü, derin bir nefes çekip adeta huzuru bende buldu. "Sana inanamıyorum," diye fısıldadı tenime doğru. "O pistte öyle sürmen, o cesaretin... Beni gerçekten büyüledin güzelim."
"Seni yenmemi beklemiyordun, değil mi?" dedim gülümseyerek, başımı geri çekip gözlerinin içine bakarak.
"Yenilgi bu kadar güzel olmamıştı," dedi.
Dudaklarıma doğru eğildiğinde, bu sefer acele etmedi. Önce burnumun ucuna, sonra dudaklarımın kenarına minik, tüy gibi yumuşak öpücükler kondurdu. Her dokunuşu içimde bir yerleri tekrar alevlendiriyordu. Sonra dudaklarımızı birbirine mühürledi.
Bu seferki öpücüğümüz hem çok tutkulu hem de birbirimize olan o sarsılmaz aidiyetimizin bir kanıtı gibiydi. Onu öpücüklerimle adeta şımartıyordum; yanaklarından, kaşlarından, alnından tekrar tekrar öptüm. Sevgimi, ona olan tutkumu sadece sözcüklerle değil, tenimle de ona geçirmek istiyordum. Kuzey, benim bu sevgi gösterim karşısında sadece teslim olmuş bir şekilde duruyor, elleriyle sırtımı okşayarak beni kendine daha da mühürlüyordu.
"Derin..." dedi nefes nefese, geri çekilip gözlerimin içine bakarken. "Beni böyle sevmeye devam edersen, başka hiçbir şeye, hiç kimseye ihtiyacım kalmayacak."
"Başka kimseye ihtiyacın yok zaten," diye fısıldadım, yüzünü avuçlarımın arasına alarak. "Sadece ben varım artık. Her şeyinle, her anınla sadece benimsin."
Kuzey, alnını alnıma dayadı, gözlerini kapatıp bu anın tadını çıkardı. Sessizliğin içinde birbirimizin kalp atışlarını duyabiliyorduk. O an, dünyadaki tüm dertler, abim, mahalle, sanayi; hepsi anlamını yitirmişti. Sadece biz, o toprak pistin ortasında, birbirimize tutunmuş iki ruh...
"Seni seviyorum, güzelim," dedi, belki de hayatında ilk defa bu kadar saf ve yalın bir sesle. "Sadece sen."
Hepinizin kurban bayramı mübarek olsun 🫶🏻🫶🏻 yeni bölümde görüşmek üzere.
