3. bölüm · İllegal Kalp

3.bölüm

Mrs Lyvessa

3. Bölüm

Mesajı okuduğum an nefesim boğazımda düğümlendi. Sırtımı lavabonun soğuk duvarına yaslayıp ekrana bakakaldım. Numara rehberimde kayıtlı değildi ama bu üstten bakan, her şeyi bildiğini iddia eden sinir bozucu tavır... Kesinlikle Kuzey’di.

"Yok artık" diye fısıldadım kendi kendime. Adam evden çıktığım andan beri beni mi takip etmişti, yoksa sadece tahmin mi yürütüyordu?

Ekranı kapatıp telefonu hızla cebime tıktım. Aynada yüzüme baktım, yanaklarım hafifçe kızarmıştı bile. Hemen musluğu açıp ellerimi yıkadım, saçlarımı şöyle bir düzeltip kendimi dışarı attım. Kızları daha fazla bekletip şüphe çekmek istemiyordum.

Masaya döndüğümde hesabı çoktan ödemişlerdi. Selin çantasını omzuna takmış, sabırsızlıkla ayağını yere vuruyordu.

"Sonunda gelebildin Derin," dedi Selin yapay bir sitemle. "Lavaboda yeni bir hayat kurdun sandık."

Tuğçe de montunun önünü kapatırken güldü. "Aynen, Gratis’teki maskaralar tükenmeden gitmemiz lazım diyorum, sen içeride felsefe yapıyorsun."

"Geldik işte, hadi çıkalım," dedim, sesimin titrememesine özen göstererek.

Kafeden çıkıp caddede yürümeye başladık. Baran elleri ceplerinde ortamızda yürüyordu. "Eee kızlar, beni Gratis kapılarında ağaç etmeyeceksiniz herhalde değil mi? Benim o pembe dünyada işim olmaz, söyleyeyim."

Tuğçe hemen Baran’ın koluna girdi. "Ay ne demek işim olmaz? Geliyorsun Baran, bize sepet taşıyacaksın daha."

"Ben ve sepet taşımak?" Baran sahte bir dehşetle Tuğçe’ye baktı. "Kızım benim bir karizmam var, Sarp abi beni elinde simli oje sepetiyle görürse o an evlatlıktan reddeder."

Selin kahkaha attı. "Seni niye evlatlıktan reddetsin be, abisi misin sanki? Hem abartma, alt tarafı iki parça bir şey alacağız."

Yürürken gözüm sürekli caddenin karşısındaki motorlarda , sokak köşelerindeydi. Sanki her an siyah bir arabanın içinden ya da bir direğin arkasından Kuzey çıkacakmış gibi hissediyordum. Cebimdeki telefon ise her an yeniden titreyecekmiş gibi bacağımı yakıyordu.

Tuğçe hafifçe bana doğru eğilip omzumu dürttü. "Derin? Sen kafeden çıktığından beri bir tuhafsın. Ne oldu, Baran’ın vizyonsuz esprileri enerjini mi sömürdü?"

"Hey! Ben buradayım yalnız," diye araya girdi Baran.

"Yok ya," dedim Tuğçe’ye dönüp zoraki bir şekilde gülümseyerek. "Sadece abimin evdeki o halleri aklıma geldi de. Akşam eve gidince kesin dırdır edecek, ona canım sıkıldı."

Selin arkadan başını uzattı. "Aman, salla Sarp abiyi. Yanında Kuzey abi varken sana sarmaya vakti kalmaz onun. Onlar şimdi çoktan erkek erkeğe playstation dünyasına gömülmüşlerdir."

İç sesim "Hiç sanmıyorum," diye haykırdı. Kuzey’in aklı şu an hiç de oyunda gibi durmuyordu.

Gratis’in kapısına geldiğimizde Baran kapıda durdu, içeri girmemek için direniyordu. "Evet hanımlar, benim sınır çizgim burası. Ben kapıda bekliyorum. Güvenlik görevlisiyle takılırım."

Tuğçe arkasını dönüp Baran’ı ceketinden içeri doğru çekti. "Yemezler Baran, hadi içeri! Hangi maskaranın daha iyi hacim verdiğine beraber karar vereceğiz."

"İmdat! Erkekliğim elden gidiyor!" diye homurdandı Baran ama yine de peşimizden içeri girdi.

İçerisi her zamanki gibi kalabalıktı ve yoğun bir kozmetik kokusu vardı. Selin ve Tuğçe anında reyonların arasında kaybolurken, Baran’la ben arkalarında kalmıştık. Tam o sırada cebimdeki telefon tekrar titredi. Bu sefer kaçarı yoktu, bakmak zorundaydım.

Telefonu çıkarıp ekranı açtım. Yine aynı numara.

"Cevap vermediğine göre Baran'la çok mutlusun. Ama abine yalan söylemenin bedelini ödeyeceksin, ufaklık . Akşam evde görüşeceğiz."

"Ufaklık" mı demişti o bana? Kalbim sinirden mi yoksa heyecandan mı olduğunu ayırt edemediğim bir hızla çarpıyordu.

"Derin? Kızım iyi misin, rengin attı?"

Baran’ın sesini duyunca irkilerek ona döndüm. Elinde tuttuğu simli göz kalemini bana doğru uzatmış, şüpheyle yüzümü inceliyordu.

"İyiyim ya," dedim sesimi toparlamaya çalışarak. "Sadece... içerisi biraz havasız geldi sanırım."

"Bence de havasız," dedi Baran, durumu fırsat bilerek reyonların arasından çıkmaya çalışırken. "Gel biz kapıya doğru kaçalım. Tuğçe ile Selin zaten allık paletlerinin arasında kayboldu, yarım saatten önce çıkamazlar."

Tam o sırada Tuğçe elinde iki farklı fondöten şişesiyle arkamızdan belirdi. "Nereye kaçıyorsunuz bakayım? Baran, dur şurada. Sence hangisi benim tenime daha iyi uyar? Biri fildişi, diğeri doğal bej."

Baran şişelere uzaylı görmüş gibi baktı. "Tuğçe, valla ikisi de bana göre badana boyası gibi duruyor. Ama soldaki sanki seni daha az hayalet gibi gösterir."

Tuğçe sahte bir kızgınlıkla Baran’ın omzuna vurdu. "Aşk olsun! Hayalet ne be? Derin, şuna bir şey söyle."

"Baran haklı olabilir," dedim gülerek ama aklım hâlâ cebimdeki o mesajdaydı. "Soldaki daha doğal duruyor bence de."

Selin de elinde bir sürü maskarayla yanımıza damladı. "Tamamdır, ben ganimetleri topladım. Hadi kasaya gidelim."

Kasada sıraya girdiğimizde telefonumu çaktırmadan tekrar çıkardım. Kuzey’e cevap yazıp yazmamak arasında gidip geliyordum. Eğer hiçbir şey yazmazsam haklı olduğunu kabul etmiş gibi olacaktım. Derin bir nefes alıp parmaklarımı klavyede hızla oynattım:

"Yalan söylemedim. Baran'la gerçekten ödev yapacaktık ama kızlar planı bozdu. Ayrıca sana hesap verecek değilim, Kuzey."

Mesajı gönderdiğim an hissettiğim o adrenalin patlamasıyla telefonu tekrar cebime attım.

Kafeden çıkıp mağazaları gezdikten sonra saat epey ilerlemişti. Hava yavaş yavaş kararıyor, sokak lambaları birer birer yanıyordu. Abimin "Akşam ezanından önce evde ol" uyarısı aklıma gelince kızlara dönüp, "Benim yavaştan kalkmam lazım," dedim. "Abim şimdi arıza çıkarmaya başlar."

Tuğçe kolundaki saate baktı. "Ay evet, saat epey geçmiş. Hadi dağılalım o zaman."

Baran bana döndü. "Seni durağa kadar bırakayım mı Derin?"

"Yok, gerek yok Baran. Zaten minibüs hemen şuradan geçiyor, sen git," dedim. Aslında içten içe Kuzey’in attığı o "Evde görüşeceğiz" mesajından sonra Baran’ın evimizin yakınlarında bile olmasını istemiyordum. Abim'e bir şey anlatmasından korkuyordum.

Kızlarla ve Baran’la vedalaşıp minibüse bindim. Yol boyunca camdan dışarıyı izlerken içimdeki o huzursuzluk büyüdükçe büyüdü. Eve yaklaştıkça kalbimin ritmi hızlanıyordu. Minibüsten inip bizim sokağa saptığımda apartmanın önünde tanıdık siyah bir motor gördüm.

Kuzey’in motoru. Hâlâ gitmemişti.

Apartman kapısını açıp merdivenleri çıkarken adımlarım geri geri gidiyordu resmen. Evin kapısının önüne gelip çantamdan anahtarımı çıkardım. Kapıyı yavaşça aralayıp içeri adım attığımda ev sessizdi. Koridordaki vestiyere çantamı ve montumu asarken salondan hafif bir ışık sızdığını fark ettim.

Ayakkabılarımı çıkarıp parmak uçlarımda salona doğru yürüdüm.Abimi görmeyi bekliyordum ama koltukta tek başına, elindeki telefonla oynayan o tanıdık silüeti görünce adımlarım anında çakıldı.

Kuzey, koltuğa rahat bir tavırla yayılmış, doğrudan bana bakıyordu. Salondaki loş ışık, yüzündeki o sert ve keskin hatları daha da belirginleştirmişti. Gözleri anında üzerimdeki sweatsirte ve düz saçlarıma kaydı.

"Abim nerede?" diye sordum, sesimin titremesini engellemeye çalışarak.

Kuzey telefonunu yavaşça yanındaki sehpaya bıraktı ve oturduğu yerde dikleşti. O koyu gözlerini gözlerime dikerek konuştu:

"Abin aşağıya, markete indi. Yani... şu an yalnızız, ufaklık ."

Boğazımdaki o düğüm, Kuzey’in "Yalnızız" derken takındığı o aşırı ciddi, hani şu gizemli film jönü edasındaki tavrını görünce birden çözülüverdi. Korkup geri kaçacağımı falan sanıyordu herhalde. Ama içimdeki o panik anında yerini inatçı ve hafif dalgacı bir ruh haline bıraktı.

Kollarımı göğsümde bağlayıp salonun ortasına doğru bir adım attım ve yüzüme bilerek abartılı bir şaşkınlık ifadesi yerleştirdim.

"Vay canına..." dedim, sesimi hafifçe incelterek. "Demek yalnızız? Ve sen bu korkunç gerçeği bana söylerken ses tonunu üç desibel birden düşürdün. Kuzey, şu an arka fonda gerilim müziği falan çalması gerekiyor mu, ona göre kendimi odaya kilitleyeceğim?"

Kuzey, bu tepkiyi kesinlikle beklemiyordu. Yüzündeki o sert, 'hesap soracak abi arkadaşı' maskesi anlık olarak çatladı. Tek kaşını kaldırıp beni baştan aşağı süzdü.

"Makaraya sarma Derin," dedi, sesindeki ciddiyeti korumaya çalışarak ama gözlerinde hafif bir hınzırlık parlamıştı. "Sana bir soru sordum. Abine yalan söyleyip dışarı çıktın."

"Yoo, yalan söylemedim ki," diyerek yanındaki tekli koltuğa kendimi fırlattım. Rahatça arkama yaslanıp bacak bacak üstüne attım. "Baran'la buluşacağım dedim, buluştum. Ödev dediysem, hayatın ödevini yaptık işte arkadaşımla. Hem sen neden evimizin geçici asayiş amiri gibi davranıyorsun? Abim sana burayı koruma görevi verdi de benim mi haberim yok? Komiser Kuzey iş başında falan..."

Kuzey yerinde hafifçe öne doğru eğildi, dirseklerini dizlerine dayadı. Aramızdaki mesafe azaldığında o ağır, baş döndürücü parfüm kokusu yine salonu kapladı.

"Bana hesap vermeyeceğini söyleyen sendin," dedi, telefonumu attığı o son mesaja gönderme yaparak. "Ama görüyorum ki eve gelir gelmez bülbül gibi şakımaya başladın. Kimmiş o komiser?"

"E yalan mı?" dedim, düz saçlarımdan bir tutamı parmağıma dolayarak ve doğrudan gözlerinin içine bakarak. "Kafede oturmuş kahvemi içiyorum, lönk diye bir mesaj: 'Yalan söylediğini ikimiz de biliyoruz.' Dedim herhalde Kuzey meslek değiştirdi, gizli istihbarata girdi. Beni mi takip ettin yoksa sokağın başına casus mu diktin, doğruyu söyle?"

Kuzey’in dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı. O sert adam gitmiş, yerine benimle aşık atmaktan keyif alan biri gelmişti. "Seni takip etmeme gerek yok, ufaklık. Yüzündeki o 'yakalanma korkusu' evden çıkarken kilometrelik mesafeden okunuyordu zaten."

"Ufaklık deyip durma bana," dedim gözlerimi devirerek. "Ayrıca yüzümde hiç de öyle bir şey yoktu. Gayet cool, kararlı ve özgür bir genç kız olarak arkadaşlarımla Gratis indirimini fethettim ben."

"Belli," dedi Kuzey, gözleriyle yanımdaki Gratis poşetini işaret ederek. "Baran’la çok mühim bir ödevmiş gerçekten. Çocuk elinde simli allıklarla geziyordu herhalde?"

"Ay sorma!" dedim birden olayın dedikodusuna kapılarak. "Baran’ı görsen içeride erkekliği elden gidiyor diye ağlayacaktı resmen. Tuğçe zorla fondöten seçtirdi çocuğa. Yani anlayacağın, o çok kıskandığın..." Cümle ağzımdan birden kaçıvermişti. Toparlamak için hızla devam ettim. "...yani o çok merak ettiğin Baran, şu an muhtemelen evde maskara fırçası temizliyordur."

Kuzey "kıskandığın" kelimesini duyduğu an gözlerini hafifçe kıstı. O dalgacı havası saniyeler içinde tekrar derin, yoğun bir sessizliğe büründü. Oturduğu yerden bana doğru biraz daha yaklaştı, sesi bu defa gerçekten fısıltı gibi çıktı.

"Ben kimseyi kıskanmam Derin. Hele o çocuğu asla."

"Hadi ya?" dedim, geri adım atmayarak. Kalbimin ritmi yine hızlanmıştı ama yüzümdeki o alaycı gülüşü bozmadım. "O zaman neden çenen kasıldı çocuğun adını duyunca? Abim fark etmedi ama ben gördüm."

Kuzey tam ağzını açıp bir şey söyleyecekti ki, dış kapının anahtar sesi sessizliği bıçak gibi kesti. Abim gelmişti.

Kuzey hızla arkasına yaslanıp o eski, duvar gibi olan maskesini saniyeler içinde yüzüne taktı. Ben de hemen toparlanıp masadaki Gratis poşetini arkama sakladım.

Sarp elinde plastik bir market poşetiyle salona girdi. "Ooo, ufaklık dönmüşsün," dedi bana bakarak. Sonra Kuzey’e döndü. "Kuzey, kapıda senin motoru gördüm, gitmedin değil mi? Bak cips falan aldım, kola aldım. Turnuvaya kaldığımız yerden devam ediyoruz."

Kuzey, gözlerini bir an bile üzerimden ayırmadan abim'e cevap verdi:

"Gitmedim kardeşim... Daha buradayım. Yarım kalan birkaç hesabı kapatıyorduk Derin'le."

Abim elindeki market poşetini masaya bırakıp ortamızdaki o tuhaf gerginliği fark etmeyerek bana döndü. "Ne hesabı lan? Derin yine ne işler açtı başına? Bak, eğer bu kız seni darladıysa söyle Kuzey, hemen odasına postalayayım."

Gözlerimi belerterek abim'e baktım. "Aşk olsun abi ya! Ne darlaması? Ben sadece kibar bir ev sahibi olarak misafirimizle entelektüel bir sohbet yürütüyordum."

Abim güldü, yanıma gelip saçlarımı hafifçe dağıttı. "Hadi oradan güzelim, sen ve entelektüel sohbet? Kuzey’i dırdırınla kaçırmadığına şükret."

Kuzey, abimin bana güzelim demesiyle birlikte bakışlarını anlık olarak televizyon ünitesine çevirdi, ardından tekrar bana baktı. Yüzündeki o kasıntı ama içten içe eğlenen ifade hiç bozulmamıştı.

"Yok Sarp, darlama değil," dedi Kuzey, arkasına rahatça yaslanarak. "Kardeşin sadece kuralları ne kadar esnetebileceğini test ediyor. Sınırları zorlamayı seviyor diyelim."

"Öyledir," dedi abim, poşetten bir cips paketi çıkarıp televizyonun karşısına geçerken. "Küçüklüğünden beri böyle bu. Başına buyruk. Neyse ki Baran gibi sakin bir çocukla takılıyor da içim rahat. En azından Baran laf dinliyor."

Kuzey cips paketini açmaya çalışan Sarp’a bakıp bıyık altından gülümsedi. "Baran laf dinliyor demek... Doğrudur." Sonra gözlerini bana dikti, o karanlık ve meydan okuyan bakışlarıyla odadaki havayı yine ağırlaştırdı. "Ama bazen en uysal görünenler bile şaşırtabilir adamı, dikkat etmek lazım."

"O ne demek şimdi?" diye sordum, bilerek saf ayağına yatarak. Masanın üzerindeki Gratis poşetini çaktırmadan bacağımla koltuğun arkasına doğru itiyordum.

"Hiç," dedi Kuzey, omuz silkerek. "Genel bir hayat dersi ufaklık. Kulak arkası etme."

Sarp elindeki oyun kollarından birini Kuzey’e fırlattı. "Bırak şimdi hayat dersini de al şu kolu. Bakayım, paslanmış mısın yoksa hâlâ o eski formun duruyor mu?"

Kuzey havada kapıştığı kolu parmaklarının arasında çevirdi. "Ben hiç paslanmam Sarp, biliyorsun. Her zaman tetikteyim."

"Göreceğiz," dedi Sarp ve televizyonu açtı. "Derin, hadi güzelim sen de bize oradan iki bardak kap getir, kolayı açalım. Sonra da odana mı geçiyorsun, ne yapıyorsan yap. Maç başlıyor."

"Emriniz olur, paşam," diyerek ayaklandım. Mutfağa doğru yürürken arkamdan Kuzey’in kısık sesli gülüşünü duydum.

Tezgaha ulaşıp dolaptan iki büyük cam bardak çıkardım. İçimdeki o heyecan dalgası hâlâ yatışmamıştı. Abimin yanında bile aramızda dönen bu gizli oyun, tehlikeli bir şekilde hoşuma gitmeye başlamıştı. Bardakları doldurup içeriye tam adım atacaktım ki, telefonum cebimde tekrar titredi.

Hızla bardağı tezgaha bırakıp mesajı açtım. Tabii ki oydu.

"Güzelim diyen tek kişi abin olarak kalsın, Derin. Baran'a da söyle, bir daha senin adını öyle ulu orta duymayayım. Şimdi bardakları getir, bekliyorum."

Okuduklarım karşısında tam anlamıyla dehşete düşmüştüm. Kalbimin o ana kadar attığı o tatlı heyecan ritmi, bir anda yerini göğsümü sıkıştıran derin bir korkuya bıraktı. Gözlerimi ekrandan ayıramıyordum. Abimin az önce salonda, Kuzey’in gözü önünde bana "güzelim" demesi abimdi neticede normaldi. Ama Kuzey’in bunu salonda hiç istifini bozmadan, bir duvar gibi tepkisizce dinleyip, ben mutfağa geçer geçmez dakikası dolmadan telefonuma mesaj olarak fırlatması... İşte bu beni tamamen şoka sokmuştu.

Adam salonda hiçbir şey olmamış gibi oyuna bakarken, içten içe sadece beni, abimin bana hitabını ve Baran'la olan durumumu kuruyordu. Kafede Baran'la yaptığım konuşmayı da bir şekilde bildiği zaten ortadaydı. Bu kadar yakınımdayken, abimin burnunun dibinde bana bu kadar nefes kesici ve tehlikeli bir baskı kurabilmesi mantığımı altüst etmişti. Sırtımdan aşağı soğuk bir ter boşandı.

"Neler oluyor ya..." diye fısıldadım, sesimin titremesine engel olamayarak. Bu adam resmen bir gölge gibi her anımı, her saniyemi kontrol ediyordu.

Salondan abimin sesi yükseldi. "Derin! Hadi güzelim nerede kaldı şu bardaklar? Gol yiyeceğim şimdi senin yüzünden!"

"Geliyorum!" diye bağırdım ama sesim o kadar çatallı çıkmıştı ki kendim bile tanıyamadım.

Aynadaki yansımama baktığımda yüzümün kireç gibi beyazladığını gördüm. Eğer salona bu tiple girersem abim bir şey olduğunu anında anlardı. Yüzüme sahte, donuk bir gülümseme yerleştirip bardakları tepsiye koydum ve salona doğru yürüdüm.

Salona adım attığımda gözlerim doğrudan Kuzey’i buldu. Koltuğa öylece yayılmış, elindeki oyun kolunu büyük bir profesyonellikle hareket ettiriyordu. Abim ise tamamen ekrana kilitlenmişti.

Tepsiyi aralarındaki sehpaya yavaşça bıraktım. Bardakların birbirine çarpma sesinden ellerimin titrediği anlaşılmasın diye hızla geri çekildim.

Kuzey, kolu tek eliyle tutup diğer eliyle bardağa uzanırken gözlerini ekrandan ayırdı ve yavaşça bana doğru kaldırdı. O koyu gözlerinde hiçbir pişmanlık yoktu. Sadece "Söylediklerimde gayet ciddiyim" diyen, insanı iliğine kadar titreten o sahiplenici bakış vardı. Bardaktan bir yudum alırken hafifçe göz kırptı.

"Sağ ol, Derin," dedi, sesindeki o gizli vurguyu sadece benim anlayabileceğim şekilde bastırarak. "Tam zamanında getirdin."

Abim kolayı kafaya dikip, "Harbiden eyvallah ufaklık," dedi gözünü maçtan ayırmadan. "Hadi sen geç odana, ders mi çalışacaksın ne yapacaksan yap."

"Tamam," dedim, sesim neredeyse bir fısıltı gibi çıkmıştı. "İyi oyunlar."

Arkamı dönüp koridora doğru neredeyse koşar adım ilerledim. Odama girer girmez kapıyı arkamdan kapattım ve sırtımı kapıya yaslayıp nefes nefese kaldım. Kalbim göğüs kafesimi patlatacak gibi vuruyordu. Telefonu cebimen çıkarıp tekrar mesaja baktım. Bu gizli oyun, abimin gözünün önünde, geri dönüşü olmayan inanılmaz tehlikeli bir yola girmişti.

Yatağımın üzerine kendimi yüzüstü fırlatıp başımı yastığa gömdüm. Kalbimin kulaklarımda uğuldayan sesi nihayet yavaşlarken, telefonumu sımsıkı kavradığımı fark ettim. Ekranı açıp Kuzey’in o son mesajına tekrar baktım. Bu adam gerçekten delirmiş olmalıydı. Abimin burnunun dibinde bana resmen kurallar koyuyordu!

Bu sırrı tek başıma taşımam imkansızdı, patlamak üzereydim. Hemen WhatsApp’a girip Baran’ın ismine tıkladım ve titreyen parmaklarımla yazmaya başladım:

Derin: "Baran bittim ben. Olaylar tamamen çığırından çıktı, acil durum."

Mesajı gönderdiğim an, sanki telefonun başında nöbet tutuyormuş gibi anında iki mavi tık oldu ve Baran’dan jet hızıyla cevap geldi.

Baran: "Ne?! Ne oldu kızım, Sarp abi eve gidince seni ters kelepçe mi yaptı yoksa?"

Derin: "Sarp değil... Kuzey."

Baran: "Kuzey mi? Ne yaptı lan adam? Kızım meraktan çatlatma adamı yazsana düzgünce!"

Derin: "Buradan yazamam. Az önce mutfaktayken bana mesaj attı. Sarp’ın salonda bana 'güzelim' demesine takmış. 'Güzelim diyen tek kişi abin olarak kalsın, Baran’a da söyle bir daha adını ulu orta duymayayım' yazdı. Baran adam resmen beni kıskanıyor, delireceğim!"

Ekranın üstünde 'Baran yazıyor...' yazısı çıktı, sonra kayboldu, sonra tekrar çıktı. En sonunda telefonum çılgın gibi titremeye başladı. Arıyordu.

Hemen telefonu açıp sesimi olabildiğince kıstım. "Baran sessiz ol, salondalar hâlâ!"

"Kızım sen ne diyorsun?!" Baran’ın sesi telefondan resmen heyecanla cıyaklayarak çıkmıştı. "O soğuk nevale, o yürüyen duvar Kuzey seni mi kıskanıyor? Hem de benim adımdan mı rahatsız olmuş? Ay dur kalbime inecek, vizyona bak!"

"Baran şaka yapmıyorum, dehşet içindeyim diyorum sen dalga geçiyorsun!" diye fısıldadım sinirle.

"Ne dalgası kızım, tarihin en büyük dedikodusunun ortasındayız şu an!" dedi Baran, sesindeki o saf heyecan ve dedikodu aşkı buraya kadar geliyordu. "Ben bunu telefonda dinleyemem. Detay lazım bana, mimikleri falan anlatman lazım. Ben size geliyorum."

Gözlerim yuvalarından fırladı. "Ne? Saçmalama Baran! Abimle Kuzey salonda playstation oynuyor diyorum, ne gelmesi?"

"E tamam işte, Sarp abiye 'Kanka ödevin bir kısmını unutmuşuz, acil bakmamız lazım' derim. Hem Kuzey’in o mesajdan sonra beni görünce takınacağı o kıskanç surat ifadesini canlı canlı görmezsem gözüm açık giderim. On dakikaya oradayım, kapat!"

"Baran dur, gelme—" dediğim feryadım boşa gitti çünkü telefonu yüzüme kapatmıştı bile.

Yataktan fırlayıp odanın içinde dolanmaya başladım. Bu çocuk tam bir baş belasıydı. Dedikodu uğruna resmen Azrail’in kapısını çalmaya geliyordu. Saçlarımı sinirle arkaya savurup aynada kendime baktım. Yanaklarıma yine renk gelmişti.

Tam on iki dakika sonra dış kapının zili iki kere kısa kısa çalındı.

Kalbim ağzımda odamdan çıktım. Koridora adım attığımda abim çoktan kapıyı açmıştı. Kapı eşiğinde elinde okul çantasıyla, yüzüne olabilecek en masum ve mağdur öğrenci ifadesini takınmış Baran dikiliyordu.

"Sarp abi, valla çok özür dilerim bu saatte rahatsız ettim ama..." dedi Baran, sesini acıklı bir tona büründürerek. "Derin’le yarın teslim etmemiz gereken şu tarih proje ödevinin sonuç kısmını tamamen yanlış kaydetmişiz. Hoca hayatta kabul etmez, sıfır alırız. Aceleyle koşup geldim ben de."

Abim kaşlarını kaldırıp şaşkınlıkla Baran’a baktı. "Oğlum ne ödeviymiş bu bu saatte? Neyse, geç içeri bari, geç."

Baran içeri adım atar atmaz gözleri salona kaydı. Ben de koridorun köşesinden onları izliyordum. Tam o sırada Kuzey, elindeki oyun koluyla salondan çıkıp koridora doğru yürüdü.

Kuzey kapıda Baran’ı gördüğü an adımları bıçak gibi kesildi. O koyu gözleri anında kısıldı, çenesi öyle bir kasıldı ki yüzündeki kemikler belirginleşti. Bakışları önce Baran’a, sonra koridorun sonundaki bana döndü.

Baran ise hiç istifini bozmadan, aksine içten içe aldığı o dedikodu hazzıyla kocaman gülümsedi. "Ooo, Kuzey abi! Sen de mi buradaydın? Selamlar."

Kuzey, Baran’ın o neşeli ve meydan okuyan selamına hemen cevap vermedi. Elindeki oyun kolunu neredeyse kıracakmış gibi sıkarken, gözleriyle Baran’ı baştan aşağı, adeta burun deliklerinden soluyarak süzdü. Evin içindeki hava bir anda buz kesti.

Abim ise hiçbir şeyden habersiz arkasını dönüp banyoya doğru yürürken mırıldandı: "Oğlum siz harbiden lise sonun getirdiği o delilik evresindesiniz herhalde. Girin içeri çalışın hadi, kafamızı şişirmeyin."

Baran hemen "Ayıpsın Sarp abi, hemen bitirip kaçacağız zaten," dedi ve ayakkabılarını çıkarıp antreye adım attı. Kuzey’in tam yanından geçerken ona doğru hafifçe eğilip sesini sadece bizim duyabileceğimiz bir tona düşürdü. "Kolay gelsin Kuzey abi, oyununuzu da böldük ama... ödev bu, şakaya gelmez."

Kuzey’in çenesindeki kas dalgalandı. Baran’ın yanından geçip bana doğru yürüyüşünü izlerken sesi o kadar alçak ve hırıltılı çıktı ki, tüylerim diken diken oldu. "Seninle sonra görüşeceğiz, Baran."

Baran arkası dönük olduğu için Kuzey’in bu ölümcül bakışını kaçırmıştı ama ben canlı canlı şahit olmuştum. Hızla öne atılıp Baran’ın kolundan tuttum. "Hadi Baran, hadi! Odaya geçelim hemen."

Baran’ı neredeyse yaka paça odama sokup kapıyı arkasından sertçe kapattım ve hemen kilitledim. Arkamı döndüğümde Baran çantasını yatağın üstüne fırlatmış, ağzı kulaklarında ellerini birbirine sürterek odanın ortasında zıplıyordu.

"Kızım! Gördün mü yüzünü?" diye fısıldadı heyecanla. Ses tonu dedikodu kazanının başında eriyen bir teyze gibiydi. "Adam resmen beni gözleriyle hadım etti koridorda! Çenesi çatlayacaktı sertlikten. Ay inanmıyorum, şoktayım, heyecan katsayım arşa çıktı!"

"Baran sen delisin!" dedim, sinirden köpürerek yatağın kenarına otururken. Saçlarımı hırsla arkaya savurdum. "Adam seni orada çiğ çiğ yiyecekti, sen hâlâ neyin eğlencesindesin? Sarp içeride olmasa o koridordan sağ çıkamazdın!"

"Aman, abin varken bana dokunamaz zaten, o yüzden bu kadar rahatım ya," diyerek odamdaki pufa kendini bıraktı Baran. Gözlerini merakla bana dikti. "Eee, sadede gel. Hepsini anlat. Ne yazdı tam olarak? Kelimesi kelimesine istiyorum."

Telefonumu cebimden çıkarıp mesajı açtım ve Baran’ın gözünün önüne uzattım. Baran ekranı kapıp mesajı okurken gözleri fal taşı gibi açıldı. Sesli bir şekilde fısıldayarak okudu: "Güzelim diyen tek kişi abin olarak kalsın, Derin. Baran'a da söyle, bir daha senin adını öyle ulu orta duymayayım..." Baran telefonu göğsüne bastırıp tavana doğru baktı. "Oha... Bayağı sahiplenici erkek kurgusu bu yalnız. Adam bildiğin 'Benim olana dokunamazsınız' moduna bağlamış. Derin, bu çocuk sana fena yanık."

"Saçmalama Baran," dedim, kalbimin içindeki o tuhaf kıpırtıyı bastırmak için sesimi sertleştirerek. "Daha bugün doğru dürüst yüzüme bakmıyordu evden çıkarken. Şimdi ne oldu da böyle bir kural koyucu kesildi başıma?"

"Kızım sen kafede benim adımı verdin ya! Kıskançlık krizinin fitilini orada ateşledin işte," dedi Baran, zafer kazanmış bir edayla arkasına yaslanarak. "Erkek milletini bilmezsin sen. Hele Kuzey gibi alfa, sert, korumacı tipler... Başka bir erkeğin senin etrafında dolanması fikri adamın devrelerini yakmış."

"Ama o abimin arkadaşı Baran! Aramızda hiçbir şey olamaz, bunu o da biliyor ben de. Sarp duyarsa ne olur farkında mısın?"

Baran birden duraksadı, yüzündeki o dalgacı ifade biraz ciddileşti. "Evet, orası doğru. Sarp abi öğrenirse Kuzey’i de seni de harbi harbi çiğner. Ama baksana... Adam bunu bile göze almış ki sana bu mesajı atıyor."

Tam o sırada kapımın kolu yavaşça aşağı indi.

Tık.

Baran’la ikimiz anında taş kesildik. Kapının kilitli olduğunu fark eden kişi, kapıyı açmaya zorlamadı ama dışarıdan o bildiğimiz, insanı yer çivileyen derin ve kalın ses duyuldu:

"Derin. Sarp banyoya girdi. Kapıyı aç."

Baran’la göz göze geldiğimiz o an, çocuktaki tüm o dedikodu neşesi bir anda buharlaştı. Yüzü kireç gibi bembeyaz olmuş, pufun üzerinde adeta donup kalmıştı. Eliyle ağzını kapatıp bana "Açma!" der gibi çılgınca başını sallıyordu.

Kalbim boğazımda atarken yataktan yavaşça kalktım. Adımlarım benden bağımsız hareket ediyor gibiydi. Kapıya doğru yaklaştım ama kilide dokunmaya cesaret edemedim.

"Kuzey..." diye fısıldadım, kapının arkasından sesimin gitmesini umarak. "Ödev yapıyoruz biz. Sarp çıkmadan yerinden kıpırdama bence."

"Kapıyı aç, Derin," dedi tekrar. Sesi o kadar düz, o kadar sakindi ki, bu sakinlik koridordaki gerilimi on katına çıkarıyordu. "Yoksa Sarp banyodan çıkınca kilidi neden çevirdiğini ona açıklamak zorunda kalırsın."

Resmen tehdit ediyordu. Hem de abimin evinde, abimin banyoda olmasını fırsat bilerek!

Baran’a döndüm, çocuk resmen pufa yapışmıştı. Derin bir nefes alıp anahtarı yavaşça çevirdim. Çıt sesi odanın içinde yankılandı. Kapının kolunu yavaşça indirip araladım.

Kuzey, kapının eşiğinde tüm heybetiyle dikiliyordu. Kollarını göğsünde bağlamış, o karanlık gözlerini doğrudan üzerime dikmişti. İçeri adım atmadı ama kapıyı tamamen açıp odanın ortasında oturan Baran’ı süzdü. Bakışlarındaki o buz gibi hava, Baran’ın okul çantasını kucağına siper etmesine yahuştu.

"Proje ödevi demek," dedi Kuzey, kelimelerin üzerine tek tek basarak. Gözleri Baran’ın üzerindeydi. "Tarih projesi?"

Baran yutkundu, sesini toparlamaya çalışarak dikleşti. "Evet, Kuzey abi. Şey... Yakın Çağ Tarihi. Fransız İhtilali falan... Konu biraz karışık da."

Kuzey hafifçe gülümsedi ama bu gülüş daha çok bir kaplanın avına bakışını andırıyordu. "İhtilalleri severim," dedi sesi iyice kısılarak. "Ama zamansız yapılan ihtilaller her zaman kanlı biter, Baran. Bilmem anlatabildim mi?"

Baran hızla başını salladı. "Anlaşıldı abi, yani anlaşıldı tabii. Tarih dersi neticede, her türlü sonucu var."

Kuzey’in gözleri nihayet Baran’dan ayrılıp bana döndü. O an aramızdaki o görünmez elektrik dalgası odayı tamamen kapladı. Gözleri saçlarıma, ardından yüzüme kaydı. "Ben sana bir mesaj attım, ufaklık. Ama sen cevap vermek yerine kapına koruma dikmeyi tercih etmişsin."

"Koruma falan değil, arkadaşım o benim," dedim, sesimi dik tutmaya çalışarak. Kuzey’e doğru bir adım atıp aramızı kapattım, Baran’ı arkama almaya çalışıyordum. "Ayrıca burası benim odam. İstediğim zaman kilitlerim, istediğimle ödev yaparım. Abim bile bu kadar karışmıyor bana."

Kuzey’in gözlerinde ani bir parlama oldu. Bana doğru öyle bir hamle yaptı ki, aramızda sadece birkaç santim kaldı. O ağır parfüm kokusu genzimi yakarken, gözlerini gözlerime kenetledi.

"Sarp sana karışmıyor çünkü senin ne kadar tehlikeli sularda yüzdüğünü bilmiyor," diye fısıldadı. Sesi sadece benim duyabileceğim bir frekanstaydı. "Ama ben biliyorum, Derin. Ve o sularda boğulmana izin vermem."

Tam o sırada koridorun başındaki banyo kapısının açılma sesi ve abimin öksürüğü duyuldu.

Kuzey milisaniyeler içinde geri çekildi, sanki az önce o tehlikeli cümleleri kuran adam o değilmiş gibi rahat bir tavırla koridora doğru döndü. Abim ağır adımlarla koridorda belirdiğinde, Kuzey’i benim odamın kapısında görmesiyle kaşlarını kaldırdı.

"Kuzey? Ne dikiliyorsun lan kızın kapısında?"

Abimin sorusu koridorda bomba gibi patlarken, odanın içindeki Baran’ın nefesini tuttuğunu buradan duyabiliyordum. Benimse kalbim o an atmayı tamamen bıraktı sandım. Gözlerimi panikle Kuzey’e çevirdim; ne diyecekti, abime ne kılıf uyduracaktı?

Kuzey ise milim kıpırdamadı. Yüzündeki o profesyonel pokerci ifadesini zerre bozmadan, elindeki oyun kolunu hafifçe havaya kaldırıp abim'e döndü.

"Çocukların konsantrasyonunu bozayım dedim," dedi, sesindeki o rahat tavırla. "Baran içeride Fransız İhtilali diye inliyordu, ben de dedim ki 'Oğlum ihtilal öyle yapılmaz, taktiği yanlış kuruyorsun.' Şaka bir yana, mutfaktan su almaya gidiyordum, kapıları açıktı, laf attım sadece."

Abim kısa bir kahkaha atıp Kuzey’in omzuna vurdu. "Oğlum rahat bırak çocukları, sınavları var zaten kafaları şişmiş. Hadi gel, cipsler bayatlamadan maça dönelim."

"Geç sen, ben suyu alıp geliyorum," dedi Kuzey.

Abim salona doğru adımlarken Kuzey arkasını dönüp son kez doğrudan gözlerimin içine baktı. O karanlık bakışlarında, "Bu sefer yırttınız ama oyun yeni başlıyor" der gibi bir ifade vardı. Yanımdan teğet geçip mutfağa doğru yürürken, ben de derin bir nefes alarak odanın kapısını tekrar yavaşça kapattım. Ama bu sefer kilitlemeye cesaret edemedim.

Arkamı döndüğümde Baran yatağın üzerine yığılmış, kucağındaki okul çantasına sarılmış bir şekilde tavana bakıyordu. Yüzündeki o şok ifadesi henüz geçmemişti.

"Derin..." diye fısıldadı Baran, sesi titreyerek. "Adam az önce bana 'zamansız ihtilaller kanlı biter' dedi lan. Resmen 'seni bu odada harcarım, abinin ruhu duymaz' demeye getirdi. Ben lise son öğrencisiyim, daha hayallerim var, üniversiteye gideceğim ben..."

"Sakin ol Baran, abartma," dedim yanına oturarak ama benim de ellerim hâlâ titriyordu. "Gördün işte, abim gelince nasıl hemen kıvırdı."

"Kıvırdı mı?" Baran hızla doğrulup bana baktı. "Kızım adam kıvırmadı, adam resmen senin burnunun dibine kadar girip gözleriyle seni yedi! Ben arkadan gördüm, aranızda milim mesafe kalmadı. Sarp abi iki saniye erken çıksa banyodan, Kuzey’i senin dudaklarında falan bulacaktı herhalde!"

"Saçmalama Baran!" diyerek yüzümü gizlemek için yastığı kucağıma aldım. Yanaklarımın cayır cayır yandığını hissedebiliyordum. "Öyle bir şey yok. Sadece beni korkutmaya, laf geçirmeye çalışıyor işte. Abimin arkadaşı ya, güya beni koruyor."

"Yav he he, koruyor," dedi Baran gözlerini devirerek. "Ben de tarih profesörüyüm zaten. Derin, bu koruma morarma değil. Bu adam sana fena halde kafayı takmış. Ve işin kötüsü ne biliyor musun? Adam tehlikeli bir şekilde karizmatik. Sen de içten içe bu durumdan nefret etmiyorsun gibi duruyor."

"Baran, valla fırlatırım bu yastığı suratına," dedim tehditkar bir sesle ama içimdeki o ses, Baran’ın haklı olduğunu fısıldıyordu. Kuzey’in o yakınlığı, nefesinin tenime değmesi, o sahiplenici ve karanlık hali... Korkutucu olduğu kadar, hayatımda hiç hissetmediğim bir çekimi de beraberinde getiriyordu.

Tam o sırada salondan abimin sesi tekrar yükseldi: "Kuzey! Nerede kaldın oğlum, su kuyusu mu kazıyorsun mutfakta?"

Kuzey’in içeriden gelen boğuk sesini duyduk: "Geldim, geldim."

Baran hemen çantasını omzuna takıp ayağa kalktı. "Evet, bu kadar heyecan ve aksiyon benim bünyeme fazla. Ben kaçar ufaklık. Proje mroje bitti, hocaya 'Baran Kuzey teröründen dolayı ödevi tamamlayamadı' derim, sıfır versin daha iyi."

"Beni burada tek başıma mı bırakacaksın yani?" diye sordum, yapay bir mağduriyetle.

"Aman, sana bir şey yapmaz o, onun derdi benimle," dedi Baran kapıya doğru yürürken. "Hadi, dualarım seninle. Kapıyı açınca hemen arkamdan fırla da Sarp abiye 'Ben Baran'ı geçiriyorum' de."

Kapıyı yavaşça araladık. Koridorda kimse yoktu, salondan televizyonun ve oyunun sesleri geliyordu. Baran’la beraber sessizce antreye yürüdük. Baran ayakkabılarını hızla ayağına geçirirken salona doğru, "Sarp abi, Kuzey abi, ben kaçtım! Ödevi hallettik," diye bağırdı.

Abim içeriden, "İyi geceler koçum, dikkat et yolda," diye seslendi. Kuzey’den ise hiçbir ses çıkmadı.

Baran kapıdan çıkarken bana dönüp "Gelişmeleri dakika dakika mesaj at, sakın uyuma!" diye fısıldayıp merdivenlerden aşağı tüydü.

Dış kapıyı kapatıp arkamı döndüğümde, koridorun ortasında, mutfağın ışığının altında dikilmiş elindeki su bardağıyla beni izleyen Kuzey’le tekrar göz göze geldim. Abim salondaydı ama Kuzey’in gözleri doğrudan üzerimdeydi.

Yavaşça bardağından bir yudum aldı ve fısıldar gibi konuştu:

"Sonunda baş başa kaldık, Derin."

Kuzey’in o loş ışıkta, elinde su bardağıyla kurduğu bu "baş başa kaldık" cümlesi içimdeki sigortaları tamamen attırdı. Korku, heyecan ve o dehşet anı geride kalmıştı; yerini tamamen saf bir öfkeye ve isyana bırakmıştı. Artık kaçmayacaktım.

Kollarımı göğsümde bağlayıp mutfak ışığının altındaki heybetine doğru dik adımlarla yürüdüm. Tam karşısında durduğumda başımı hafifçe yukarı kaldırdım. Gözlerimi o karanlık gözlerine diktim ve sesimi, salondaki abimin duymayacağı ama onun kulaklarını çınlatacak bir tonda sabitledim.

"Sen kendini ne sanıyorsun ya?" dedim, kelimelerin üzerine basa basa. "Göz kırpmalar, telefonuma gelen gizli emir niteliğinde mesajlar, arkadaşımı tehdit etmeler falan... Hayırdır Kuzey? Sen hangi sıfatla benden hesap soruyorsun?"

Kuzey bardağı tezgaha yavaşça bıraktı. Benim bu ani ve dik çıkışıma karşı yüzünde yine o çözülmesi imkansız, sinir bozucu hafif gülümseme belirdi. "Sıfat mı istiyorsun?" dedi, sesini iyice alçaltarak.

"Evet, sıfat istiyorum!" dedim, geri adım atmayarak. "Abimin en yakın arkadaşı sıfatıyla mı? Eğer öyleyse, abim bana 'odandan çıkma' dediğinde benim iyiliğimi değil, senin o çok kıymetli konsantrasyonunu düşünüyordu. Ya da ne bileyim, mahallenin fahri asayiş müdürü falan mısın? Baran'la ne yapıp yapmayacağımı, abimin bana ne diyeceğini kontrol etmek senin işin mi?"

Kuzey bana doğru bir adım attı. Aramızdaki mesafe yine o nefes kesen sınıra geldiğinde gözlerini kıstı. "Benim işim değil, doğru," dedi, sesi göğsünden gelen boğuk bir tonda çıkmıştı. "Ama o çocuğun senin etrafında dolanırken gözlerinin içinin gülmesi, senin evden kaçmak için onun adını kullanman... Bunlar benim canımı sıkıyor Derin."

"Canını mı sıkıyor?" dedim, hafifçe alaycı bir kahkaha atarak. "Sıkılsın Kuzey, inan hiç umurumda değil. Baran benim arkadaşım. Ben onunla Gratis'e de giderim, kafede oturup saatlerce laflarım da. Sen benim hayatıma, hitaplarıma, buluştuğum insanlara karışamazsın. Sen sadece... Abimin arkadaşısın. Sınırını bil."

"Sınırını bil" kelimesi mutfağın soğuk havasında asılı kaldığında Kuzey’in yüzündeki o dalgacı ifade tamamen silindi. Gözlerinde az önce koridorda Baran’a bakarken gördüğüm o karanlık, tehlikeli çakışma belirdi. Elini tezgaha dayayıp üzerime doğru eğildiğinde nefesi şakağıma çarptı.

"Sınırları kimin ihlal ettiğini ikimiz de çok iyi biliyoruz, ufaklık," diye fısıldadı. Sesi öyle bir tondaydı ki, hem bir tehdit hem de inkâr edilemez bir itiraf barındırıyordu. "Eğer ben sadece Sarp’ın arkadaşı olsaydım... o mesajı okuduğunda kalbin bu kadar hızlı çarpıyor olmazdı."

Dehşetle gözlerimi açtım. Beni bu kadar iyi okuyabilmesi, içimdeki o gizli çekimi yüzüme bir tokat gibi çarpması afallamama neden oldu. Haklıydı ve işin en berbat tarafı bunu ikimiz de biliyorduk.

Tam ağzımı açıp "Yanılıyorsun" diye yalan söyleyecektim ki,abiminin içeriden ayak sesleri duyuldu.

"Oğlum Kuzey! Su tankını mı bitirdin, devre arası bitti hadi!" diye bağırdı abim koridora doğru yürürken.

Kuzey gözlerini gözlerimden ayırmadan yavaşça geri çekildi. Bardağını eline alıp hiçbir şey olmamış gibi mutfaktan çıkarken arkasından sadece benim duyabileceğim bir hızla fısıldadı:

"Sıfatımı ben seçmedim Derin. Ama o sınırı bir kere geçtik, dönüşü yok."

Evett bir bölümün daha sonuna geldik umarım beğenmişsinizdir. Yeni bölümde görüşmek üzere 🫶🏻

Selin