11. bölüm · İllegal Kalp

11.bölüm

Mrs Lyvessa

Dönme dolaptan indiğimizde gecenin karanlığı lunaparkın renkli ışıklarıyla bölünmüştü ama içimizdeki o bulutsuz, çocuksu neşe hâlâ taptazeydi. Kuzey elimi bir an bile bırakmadan beni motora bindirdi ve mahallenin o kuytu, kimsenin geçmediği eski çıkmaz sokağına doğru sürdü. Ayrılma vakti gelmişti ama ikimizin de ayakları geri geri gidiyordu.

Motoru durdurup loş sokak lambasının tam altına park ettiğinde indim. Kuzey de kaskını çıkarıp motorun üzerine bıraktı, adımlarını doğrudan bana doğru attı.

"Gitmek istemiyorum," diye fısıldadım,"Bugün o kadar güzeldi ki, evdeki o sessizliğe dönmek ağır geliyor."

Kuzey belimi iki eliyle kavrayıp beni kendine sımsıkı çekti. "Gitme zaten," dedi, sesi boğuk ve derinden geliyordu. "Bırak her şeyi, bin arkama, gidelim buralardan..."

Yüzü yüzüme o kadar yaklaştı ki, nefesi dudaklarımı titretti. Gözlerimi kapatıp onun o tanıdık, sıcak dudaklarının bana dokunmasını bekledim. Dudaklarımız birbirine milim kala, tam o en büyülü andayken, sokağın başından gelen sert ve öfkeli bir fren sesiyle irkilerek ayrıldık.

Farların güçlü ışığı doğrudan gözlerimizi alırken, arabanın kapısı büyük bir gürültüyle açıldı ve kapandı. Işığın arkasından gelen gölgeyi tanıdığım an kanım dondu, kalbim göğsümden fırlayacak gibi atmaya başladı.

"KUZEY! DERİN!"

Siktir

Gelen Sarp’tı. Abimin gözü dönmüş gibi, adeta delirmiş bir halde bize doğru koştuğunu gördüm. Kuzey saniyeler içinde beni tek bir hamleyle arkasına alıp gövdesini bana siper etti. Ama Sarp o kadar hızlı ve öfkeliydi ki, aramıza girmesiyle Kuzey’in yakasına yapışması bir oldu.

"Lan siz ne yapıyorsunuz burada?! Lan benim kardeşim o, kardeşim!" diye kükredi Sarp. Sesi bütün sokakta, binaların duvarlarında yankılandı. Gözleri yuvalarından fırlayacak gibiydi, damarları şişmişti.

Kuzey soğukkanlılığını korumaya çalışarak Sarp'ın ellerini göğsünden itmeye çalıştı. "Sarp, dur bir dinle. Öyle bildiğin gibi değil, sakin ol öfkeyle kalkma," dedi ama sesi ne kadar kararlıysa, Sarp'ın öfkesi o kadar çığırından çıkıyordu.

"Ne dinleyeceğim lan ben! Arkamdan iş mi çeviriyorsunuz siz?! Ben sana kardeşim dedim, canımı emanet ettim ulan!" Sarp lafını bitirir bitirmez, sağ yumruğunu bütün gücüyle Kuzey’in çenesine geçirdi.

Çat!

Yumruğun sesi sokağın sessizliğinde patlarken Kuzey aldığı darbeyle iki adım geriye sendeledi, sırtı motora çarptı. Çenesinden anında sızan kanı elinin tersiyle sildi. Kuzey’in o dize gelmez, vahşi tarafı Sarp’ın bu darbesiyle tamamen uyandı. O kapkara gözleri adeta cinayet işleyecekmiş gibi kapkaraydı.

"Yapmayın! Abi dur, kurban olayım dur!" diye çığlık attım, aralarına girmeye çalıştım ama ikisi de beni duymuyordu bile.

Kuzey öne doğru bir aslan gibi atıldı. Sarp’ın yanağına yumruğunu geçirdi. Sarp sırtını sert demire vururken acıyla inledi ama durmadı, doğrulup Kuzey’in suratının tam ortasına bir yumruk daha salladı. Kuzey darbeden kaçamadı ama yıkılmadı; o da Sarp’ın midesine dizini sertçe geçirdi.

"Abi ! Kuzey! Bırakın birbirinizi, ne olur bırakın!" diye çığlıklar atıyor, tırnaklarımı tırnaklarıma geçiriyordum. Etraftaki evlerin ışıkları birer birer yanmaya başlıyordu ama kimse bu delilik halindeki iki adamın arasına girmeye cesaret edemiyordu.

Sarp yerde Kuzey’in yakasını bırakmıyor, kafa kafaya gelmiş halde kükrüyordu: "Ulan ben seni dost bildim, kardeş bildim!

Kuzey altından sıyrılıp Sarp’ın üzerine çıktı, Sarp’ın yüzüne ardı ardına iki sert yumruk indirdi. Sarp’ın kaşı anında patladı, yüzü gözü kan içinde kaldı. " Ben kardeşliğine de tek bir leke getirmedim Sarp! Ben Derin’i canımdan çok seviyorum lan, anladın mı?! Canımdan çok!" diye bağırdı Kuzey. Sesi ilk defa bu kadar yırtıcı, ilk defa bu kadar çaresiz ama öfkeliydi.

Sarp aldığı darbelere rağmen pes etmedi. Alttan Kuzey’in yaralı çenesine kafayı gömdü. Küt! İkisi de acıyla inleyerek iki yana savruldu.

Kuzey’in kapkara gözleri tamamen kararmıştı, artık ne yaptığını bilecek durumda değildi. Sarp’ın yakasını kavrayıp onu duvara sertçe çarptı ve yumruğunu tam yüzünün ortasına indirmek için havaya kaldırdı. O yumruk inse, Sarp bir daha ayağa kalkamayabilirdi.

"KUZEY, DUR! YAPMA!"

Daha fazla dayanamayıp aralarına fırladım. Çığlık çığlığa ağlayarak Kuzey’in havada duran o devasa, kanlı eline sarıldım. Gövdemi Sarp’ın önüne siper ettim, sırtımı abime yaslayıp ellerimle Kuzey’in titreyen, öfkeden kasılmış göğsünü itmeye çalıştım. Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülüp Kuzey’in tulumunun üzerindeki kan lekelerine düşüyordu.

"Yalvarırım dur, bak bana bak! Benim, Derin... Sakinleş ne olur, vurma ona!" diye hıçkırdım. Başımı göğsüne yaslayıp kalbinin o delice atışını, öfkesinin sıcaklığını tenimde hissettim. "Kuzey, ne olur benim için dur..."

Kuzey, adımı duyduğu an, sanki o cinnet uykusundan aniden uyanmış gibi donakaldı. Havada duran yumruğu yavaşça yanına düştü. Göğsü çılgın gibi inip kalkarken gözleri beni buldu. O az önceki katil bakışları, benim ağlayan yüzümü, titreyen omuzlarımı gördüğü an un ufak oldu. Yüzündeki acı ve öfke ifadesi, yerini sonsuz bir şefkate bıraktı.

Kendi yüzündeki kanı, acıyı tamamen unuttu; ellerinin kirine, kanına aldırmadan parmaklarının tersiyle hafifçe yanağımdaki yaşları sildi. Sesi az önceki kükremesinden çok uzak, sadece benim duyabileceğim kadar yumuşak ve derinden çıktı.

"Ağlama... Korkma güzelim, buradayım," dedi, nefes nefese kalmış haliyle bana doğru eğilerek. "Geçti, bak buradayım. Sana hiçbir şey olmasına izin vermem. Ağlama ne olur, senin tek bir gözyaşın benim canımı bu yumruklardan daha çok yakıyor. Sakin ol kurban olduğum, benim için sakinleş..."

Biz o cehennemin ortasında birbirimizin gözlerinin içine bakıp teselli bulurken, arkamızda duvara yaslanmış halde nefes almaya çalışan Sarp bu manzarayı görünce tamamen çıldırdı. Ağzından gelen kanı yere tükürerek, duvardan destek alıp hırsla ayağa kalktı. İkimizin arasındaki o bağ, Kuzey’in bana söylediği o güzel sözler abimin damarındaki öfkeyi daha da delirtti.

"Lan!" diye kükredi Sarp, sesi sokağı yıktı geçti. "Lan siz benim gözümün önünde hala ne konuşuyorsunuz?! Ulan Kuzey, benim kardeşime dokunan o kanlı ellerini kıracağım senin! Derin, çekil o şerefsizin önünden, çekil yoksa elimden bir kaza çıkacak!"

Öfkeden deliye dönmüş bir halde araya girdi; iki eliyle birden kolumdan yakalayıp beni Kuzey’in arkasından sertçe çekip aldı.

"Bırak ulan kardeşimi! Dokunma bir daha ona!" diye kükredi Sarp. Beni arkasına doğru savururken Kuzey’e nefret dolu, son bir bakış attı. "Bu iş burada bitmedi Kuzey. Bu mahallede seninle hesabımız daha yeni başlıyor!"

"Abi, dur! Kolumu acıtıyorsun, bırak ne olur!" diye hıçkırarak çırpındım ama abimin beni duymaya niyetı yoktu. Parmakları etime batarcasına kolumu kavramış, beni peşinden sürüklüyordu.

Arkamda kalan Kuzey’e doğru baktım. Yüzü gözü kan içindeydi, devrilen motorunun yanında durmuş, göğsü hızla inip kalkarak arkamızdan bakıyordu. Gitmemi, abimin beni böyle götürmesini istemediği her halinden belliydi; adımları öne doğru tetiklendi ama gözlerimden akan yaşları görünce, daha büyük bir kavganın beni daha çok yıpratacağını bilerek kendini zorla frenledi. Sadece gözleriyle beni takip etti, o kapkara bakışlarıyla "Korkma, buradayım" der gibi baktı son kez.

Abim beni zorla arabaya doğru ittirdi, ön kapıyı açıp "Gir içeri! Çabuk!" diye bağırdı. Arabaya bindiğim an kapıyı üzerime büyük bir gürültüyle çarptı. Kendisi de hızla sürücü koltuğuna atlayıp motoru adeta kükretircesine çalıştırdı.

Lastikler asfaltta acı bir çığlık bırakarak döndü. Araba sokağın köşesini dönüp Kuzey’i görüş alanımdan çıkarana kadar arkama bakmaya devam ettim. Gözyaşlarım durmaksızın akarken, arabanın içinde sadece Sarp’ın direksiyonu yumruklayan öfkeli solukları ve dışarıdan gelen rüzgarın uğultusu vardı. Beni tamamen koparıp götürüyordu.

Araba bizim sokağa girip evin önünde sert bir frenle durduğunda, tekerleklerin sesi gecenin sessizliğini bıçak gibi kesti. Sarp anahtarı yuvasından hırsla söküp aldı, emniyet kemerini açarken öfkesinden direksiyonu bir kez daha yumrukladı.

"İn aşağı! Çabuk!" diye bağırdı, sesi arabanın içinde patladı.

Kapıyı açıp parmak uçlarımda titreyerek indim. Gözyaşlarım yol boyunca kurumuş, yanaklarımda gergin bir his bırakmıştı. Sarp arkamdan gelip apartman kapısını anahtarla adeta parçalayacakmış gibi açtı ve beni merdivenlerden yukarı, eve doğru sertçe ittirdi. Eve girdiğimiz an kapıyı arkasından öyle bir çarptı ki, koridordaki aynalı vestiyer zangırdadı. Annemle babam odalarından fırlamış, dehşet içinde koridora koşmuşlardı.

"Sarp! Derin! Ne oluyor gecenin bu yarısı, bu haliniz ne?!" diye çığlık attı annem, Sarp’ın yüzündeki kanları ve benim ağlamaktan şişmiş gözlerimi görünce. Babam da şaşkınlıkla araya girmeye çalıştı ama Sarp eliyle ikisini de durdurdu.

"Siz karışmayın! Odanıza geçin, bu benimle Derin arasında!" diye kükredi Sarp. Gözü dönmüş gibi salona doğru yürüdü, ceketini yere fırlattı. Peşinden salona girdiğimde bana doğru döndü. Yüzündeki patlak kaşından akan kan yanağına doğru sızıyordu ama o acıyı hissetmiyordu bile.

"Ulan!" diye bağırdı, parmağını yüzüme doğru sallayarak. "Sen benim yüzüme nasıl bakacaksın bundan sonra?! Ben sanayide o şerefsizle gece gündüz köpek gibi çalışırken, ekmeğimi paylaşırken siz arkamdan ne haltlar çeviriyordunuz lan?! Benim kardeşim o adama nasıl dokunur?!"

"Abi, dinlemedin ki! Kuzey kötü bir şey yapmadı, biz birbirimizi seviyoruz!" diye haykırdım, hıçkırıklarımın arasından sesimi duyurmaya çalışarak. "O senin sandığın gibi bir adam değil!"

"Kes sesini!" diye bağırdı Sarp, salondaki sehpayı tekmeleyerek devirirken. Sehpanın üzerindeki cam vazo büyük bir gürültüyle parkede tuzla buz oldu. Annem arkada hıçkırarak ağlamaya başladı. "Sevgiymiş! Ulan o adam benim kaç yıllık ortağım, kardeşim dediğim adam! Benim kardeşime göz dikmek ne demek lan?! Seni o sokakta onun kollarında gördüm ben! Dudak dudağaydınız lan! Daha neyi savunuyorsun bana?!"

"Biz gizli kapaklı bir şey yapmadık! Sana söyleyecektik!" diyerek üzerine doğru yürüdüm, içimdeki korku yerini Kuzey’i savunmanın verdiği o deli cesaretine bırakmıştı. "Kuzey sana söylemek istedi ama ben korktum! Suç varsa benim, Kuzey'e yüklenme!"

"Hala o piçi savunuyor!" Sarp delirmiş gibi ellerini saçlarının arasından geçirdi, salondaki kitaplığı yumrukladı. "Bitti ulan! Kuzey diye biri yok artık bizim için! Yarın o dükkan ortaklığı da bitecek, o herifin bu mahalledeki izi de silinecek! Eğer bir daha o adamın adını ağzına alırsan, onunla tek bir saniye yan yana gelirsen yemin ederim hem onu yakarım hem kendimi yakarım Derin!"

"Yakamazsın!" diye çığlık attım, gözlerinin içine baka baka. "Kuzey’i benden koparamazsın Abi! Ne yaparsan yap, biz birbirimizden vazgeçmeyeceğiz!"

Sarp’ın o son, tehditkar sözleri salonda yankılanırken daha fazla dayanamadım. Yüzümdeki yaşları elimin tersiyle silip arkama bile bakmadan salondan fırladım. Koridorda şaşkınlık ve üzüntüyle bana bakan annemle babamın yanından bir gölge gibi geçip odama daldım ve kapıyı arkamdan hızla kapatıp kilitledim.

Sırtımı kapının sert ahşabına yasladığım an, bacaklarımın bağı tamamen çözüldü. Yavaşça kapının üzerinden kayarak parkenin üzerine çöktüm. Hıçkırıklarım artık göğsüme sığmıyordu; ellerimle ağzımı kapatıp sesimin dışarı çıkmasını engellemeye çalışarak deliler gibi ağlamaya başladım.

Zorlukla yerden destek alıp ayağa kalktım ve kendimi yatağın üzerine bıraktım. Başımı yastığa gömüp hıçkırıklarımı serbest bıraktım. Yorganı üzerime sımsıkı çekerken, montumun üzerindeki o hafif motor yağı ve Kuzey’in kokusu burnuma geldi. O kokuya sığınmak ister gibi montuma daha da sarıldım.

Karanlık odada, tavanı izleyerek sessiz gözyaşları dökmeye devam ettim. Sarp dükkanı da ortaklığı da bitireceğini söylemişti. Kuzey şimdi o dükkanda tek başına, yaralarıyla ne yapıyordu? Biz şimdi ne yapacaktık? İçimdeki o korkunç belirsizlik ve Kuzey’e duyduğum o devasa özlemle, sabaha kadar gözümü bile kırpmadan, yastığımı gözyaşlarımla ıslatarak ağladım.

Sonunda Sarp öğrendi 😝 Kuzeyi bir güzel dövdü valla. Cansın Sarp🌹

Yeni bölümde görüşmek üzere 🩷