10. bölüm · İllegal Kalp

10.bölüm

Mrs Lyvessa

Dükkandaki o gizli, sıcak buluşmamızın üzerinden birkaç gün geçmişti ki Kuzey bana hayatımın en güzel sürprizlerinden birini yaptı. Sarp'ın o gün şehir dışından gelecek bir yedek parça için sabahtan akşama kadar dükkandan uzak olacağını öğrendiği an beni aramıştı. "Hazırlan şampiyon," demişti telefondaki o heyecanlı sesiyle. "Bugün seninle tamamen başka bir dünyaya gidiyoruz."

Beni her zamanki gibi mahallenin birkaç sokak arkasından aldı ve motoru bu kez sanayiye ya da toprak piste değil, şehrin kenarındaki o devasa, renkli lunaparka doğru sürdü. Gündüz gözüyle, kocaman dönme dolapların, hız trenlerinin ve gökyüzüne uzanan renkli oyuncakların olduğu o kapıdan içeri girdiğimizde gözlerime inanamadım. Sanayinin o sert, dize gelmez Kuzey Usta’sı, elinde iki büyük pamuk şekerle bana doğru yürüyordu.
"Kuzey! İnanamıyorum sana, lunapark mı gerçekten?" diyerek boynuna atıldım.
Kuzey, pamuk şekerleri tek elinde toplayıp boşta kalan koluyla beni belimden kavrayarak havaya kaldırdı. Lunaparkın o cıvıl cıvıl kalabalığının ortasında beni kendi etrafında neşeyle döndürmeye başladı. Çığlık atarak gülerken, rüzgar saçlarımı yüzüme savuruyordu. Beni yere indirdiğinde yüzüme dökülen saçları elleriyle arkaya itti ve alnıma derin, sıcacık bir öpücük bıraktı. "Seni o karanlık dükkanlara, gizli köşelere hapsetmeye niyetim yok güzelim," dedi, gözlerinin içi ilk defa bu kadar çocuksu bir neşeyle parlarken. "Bugün burada sadece çocuk gibi eğleneceğiz."

İlk hedefimiz o devasa hız treni oldu. Trene bindiğimizde ve vagonlar hızla yukarı tırmanmaya başladığında içimi o bildiğim adrenalin kapladı. En tepeden aşağıya çılgın bir hızla bırakıldığımızda ellerimi havaya kaldırıp çığlık attım. Kuzey ise yanımda oturmuş, bir eliyle benim elimi sımsıkı kenetlemiş, diğer yandan o nadiren duyulan coşkulu kahkahalarından birini atıyordu. Rüzgar yüzümüzü yalayıp geçerken ona doğru döndüm ve o hızın ortasında, yanağına sulu bir öpücük kondurdum. Kuzey bu hamlemle daha da sesli gülerek elimi kalbinin üzerine bastırdı.
Trenden indiğimizde bacaklarım heyecandan titriyordu. Kuzey beni hemen çarpışan arabaların olduğu alana sürükledi. "Pistte beni geçtin şampiyon, bakalım burada ne yapacaksın?" diyerek bana meydan okudu. İki ayrı arabaya bindik ve o andan sonra lunapark bizim için tam bir savaş alanına döndü. Kuzey arkamdan dolanıp arabama her çarptığında direksiyonu kırıp ona aynı sertlikle karşılık veriyordum. Birbirimize her çarpışımızda, çocukların ve ailelerin arasında sadece ikimizin kahkahaları yankılanıyordu. Resmen sevgimizle, neşemizle etraftaki herkesi büyülemiştik.

Güneş yavaş yavaş batmaya, lunaparkın o rengarenk spot ışıkları birer birer yanmaya başladığında günün yorgunluğu üzerimize çökmüştü. Kuzey elimden tutup beni sakin adımlarla dönme dolaba doğru götürdü. En tepeye çıkan kabinlerden birine yerleştiğimizde, şehir ayaklarımızın altına serildi.
Kabin en tepede, gökyüzünün tam ortasında durduğunda Kuzey beni yanına çekti. Başımı onun o güven veren, sert omzuna yasladım. Kolunu omzuma dolayıp beni göğsüne mühürledi.
"Çok güzel bir gündü Kuzey," diye fısıldadım, gözlerim şehrin ışıklarında gezinirken. "Hayatımda hiç bu kadar özgür ve mutlu hissetmemiştim."
Kuzey çenemi yavaşça kavrayıp yüzümü kendine doğru çevirdi. O kapkara gözlerinde bu kez sadece huzur ve derin bir aşk vardı. "Sen her şeyin en güzelini hak ediyorsun Derin," dedi, sesi gecenin esintisinde adeta erirken. "Benim seninle geçirdiğim her gün, kazandığım en büyük yarış zaten."
Daha fazla konuşmasına izin vermeden parmak uçlarımda yükseldim, ellerimi ensesindeki saçların arasına geçirip dudaklarımı dudaklarına bastırdım. Dönme dolabın en tepesinde, gökyüzüne en yakın olduğumuz o anda, Kuzey beni belimden tutup kendine daha da sıktı. Öpücüğü öyle derin, öyle sevgi doluydu ki, tüm günün o çılgın eğlencesi yerini ruhumuzu eriten bir tutkuya bıraktı. Geri çekildiğimde durmadım; yanağından, çenesinden, o sert kaşlarının ortasından ardı ardına öpücüklere boğdum onu yine. Kuzey bu sevgi selim karşısında teslim olmuş bir şekilde gözlerini kapattı, dudaklarındaki o mutlu gülümsemeyle başını boynuma gömdü ve beni kollarının arasında sımsıkı tutmaya devam etti.