16. bölüm · İki Kalbin Tek Attığı Yer
Mucizeler, onlara inanmaktan vazgeçmeyenlerin kapısını en beklenmedik anlarda çalardı
Mucizeler, onlara inanmaktan vazgeçmeyenlerin kapısını en beklenmedik anlarda çalardı. Sarp’ın o hastane odasında hayata gözlerini yeniden açmasının üzerinden tam bir yıl geçmişti. O çetin ve yorucu tedavi süreci, arkalarında kenetlenen koca bir ailenin sevgisiyle aşılmış; Sarp o güçlü sporcu bünyesiyle eski sağlığına tamamen kavuşmuştu [sports].
Baharın en güzel akşamlarından biri, Güleryüz Gazinosu’nun önünü parıltılı ışıklarla aydınlatıyordu. Kapıdaki büyük tabelada bu kez sadece Eylül Zade’nin adı değil, yan yana asılmış iki büyük afiş duruyordu. Bir yanda Melike’nin kadın huzurevinde tamamladığı, tüm İstanbul’un dilindeki "Toplumun Güçlü Kadınları" sergisinin görkemli açılış ilanı; diğer yanda ise o gece gazinoda gerçekleşecek olan büyük kutlamanın haberi...
İçerisi, dünün yaralı, bugünün ise küllerinden doğmuş mağrur insanlarıyla doluydu. Nigar Hanım, masanın başköşesinde Özlem Hanım’la el ele oturmuş, gözlerinde bir annenin duyabileceği en büyük gururla etrafı izliyordu. Cemil Bey ise bıyıklarını keyifle burarak, hemen yanında oturan ve nihayet aralarındaki buzları eritip yüzüğü parmağına takan Melike ile Kaan’a takılıyordu.
Derken, gazinonun o tarihi sahnesindeki ışıklar yavaşça karardı. Saz heyeti usulca yerini aldı ve salona derin, saygılı bir sessizlik çöktü. Sahne perdesi aralandığında, spot ışıklarının altında beyazlar içinde, adeta bir melek kadar asil ve büyüleyici duran Eylül Zade belirdi. Gözleri, en ön masada, o ilk günkü gibi jilet gibi duran beyaz takım elbisesiyle oturan sevgilisine, kocasına kilitlenmişti.
Eylül mikrofonu kavradı. Dudaklarından Sezen Aksu’nun değil, bu kez annesi Cansu’nun babası Zahit’e ilk kez söylediği o efsanevi şarkı dökülmeye başladı: "Karadır kaşların ferman yazdırır..."
Şarkının tam ortasında Eylül, sol elini yavaşça karnına doğru götürdü. Yüzünde, tarihin en güzel, en asil tebessümü belirdi. En ön masada oturan Sarp, karısının bu zarif hamlesiyle ve gözlerindeki o gizli müjdeyle yerinden fırlayacak gibi oldu. Cemil Amca’nın sofrada fısıldadığı, Nigar Anne’nin hayalini kurduğu o kutsal vasiyet nihayet gerçek oluyordu. Bu kez bir can gitmiyor, bir can feda edilmiyordu; aksine, iki kalbin tek attığı bu topraklara, yepyeni bir veliaht, sevgiyle örülmüş zincirin en güçlü halkası geliyordu.
Eylül, şarkısını bitirirken sahneden indi ve doğrudan Sarp’ın karşısına gelip durdu. Kapalıçarşı’nın loş dehlizlerinde Atıf Usta’nın önlerine bıraktığı o tılsımlı yüzükler, birbirine kenetlenen ellerinde parıldadı. Sarp, karısının alnına sıcak ve uzun bir öpücük kondururken, salonu yıkan alkış seslerinin arasında ikisinin de dudaklarından aynı fısıltı döküldü:
"İki kalbin tek attığı yerde... Evimize hoş geldik sevgilim."
Karanlık kış sonsuza dek geride kalmış, yaralı ruhların hikâyesi, İstanbul’un şahitliğinde muazzam bir baharla mühürlenmişti.
SON.
