14. bölüm · İki Kalbin Tek Attığı Yer
İnsanın evi; yalnızca dört duvar üzerine oturtulmuş, tepesinde çatısı olan alelade bir yapıdan ibaret değildir. İnsan, kalbinde o saf sevgiyi nerede hissediyorsa, kimin yanında kendini gerçekten mutlu ve güvende buluyorsa, orası onun asıl evidir.
14. Bölüm
İnsanın evi; yalnızca dört duvar üzerine oturtulmuş, tepesinde çatısı olan alelade bir yapıdan ibaret değildir. İnsan, kalbinde o saf sevgiyi nerede hissediyorsa, kimin yanında kendini gerçekten mutlu ve güvende buluyorsa, orası onun asıl evidir.
Yemekler afiyetle yenirken, sofradaki o sıcak ve meraklı hava yerini tatlı bir sohbete bırakmıştı. Özlem Teyze, gözlerindeki o şefkatli parıltıyla Eylül ve Sarp’a bakarak aralarındaki o ilk kıvılcımı merak etti:
"Ee, anlat bakalım Eylül... Nerede, nasıl tanıştınız bu delikanlıyla?"
Eylül, Sarp’a sevgi dolu bir bakış fırlatarak gururla cevap verdi:
"Aslında ilk olarak tam da annemle babamın yıllar önce kaderlerinin kesiştiği o malum yerde karşılaştık Özlem Teyze... Ama ben, aramızdaki bu bağın ilk resmi adımının çok daha asil, çok daha özel bir hatıraya dönüşmesini arzuladım. Bu yüzden ilk kez baş başa konuşup tanışmak için Galata Kulesi’nin o büyülü gölgesini seçtim."
Nigar Hanım, araya girerek duruma açıklık getirmek istedi:
"Yani o ilk göz göze gelişiniz, Güleryüz Gazinosu'nda mı oldu?"
"Aynen öyle oldu Nigar Anne..." dedi Eylül, heyecanla hikâyenin detaylarını paylaşarak. "Sarp, bizim gazinonun hemen ilerisindeki o salonda hem aktif bir sporcu hem de eğitmenlik yapıyor. Bir akşam, oldukça yoğun geçen bir antrenmanın ardından salondan dışarı adımını atıyor. Tam o esnada, beni de gazinonun kapısından içeri girerken görüyor. İşte her şey o saniyede başlıyor, sonrası zaten bildiğiniz gibi..."
Cemil Bey, duyduğu bu detaylarla derin bir iç çekti. Yüzünde geçmişin izlerini taşıyan hüzünlü bir tebessüm belirdi:
"Bak sen şu kaderin işine... Tıpkı annenin, babanı o kapıda ilk gördüğü an gibi olmuş desene."
Eylül şaşkınlıkla duraksadı; kaşlarını kaldırarak sordu:
"Nasıl yani Cemil Amca? Annemle babamın ilk karşılaşması hakkında bilmediğim bir şey mi var?"
Sofrada, o eski günlerin hatırasıyla bir anlığına derin bir sessizlik oldu. Özlem Teyze gözlerini kısarak, tatlı bir hayranlıkla mırıldandı:
"Demek, ilk görüşte aşk..."
Sarp, yanındaki Eylül’e sevgi dolu, minnettar bir bakış fırlattıktan sonra başını sallayarak onayladı:
"Galiba tam olarak öyle oldu Özlem Teyze... Çünkü ben Eylül'ü o kapıda ilk gördüğüm saniyeden sonra, zaman kavramı neydi, nasıl akardı tamamen unuttum. Hayatımın merkezine o yerleşti; her an, her saniye onu düşünmeye, onun hayalini kurmadan tek bir adım bile atamamaya başladım. En sonunda, içimde büyüyen bu güçlü duyguların kalbimi bütünüyle yönlendirmesine izin verdim. Gidip hislerimi tüm dürüstlüğümle onun karşısında dile getirdim. Ne mutlu bana ki bu saf aşkın kalbinde de bir karşılığı varmış; baksanıza, şu an sizlerin karşısında el ele, tek bir yürek olarak birlikteyiz."
Cemil Bey, delikanlının bu dürüst ve kararlı itirafı karşısında gururla gülümsedi. Masaya hafifçe vurarak o her zamanki vakur, eski toprak duruşuyla ağırlığını koydu:
"Öyle... Öyle de delikanlı, bilirsin ben eskilerin insanıyım. Bizim zamanımızda böyle güzel duyguların, böyle temiz sevdaların tez vakitte adını koymak, helalliğe adım atmak yaraşır. Sen ne dersin bu işe Eylül kızım, senin fikrin nedir?"
Eylül, utançtan ve heyecandan al al olmuş yanaklarını gizmeye çalışarak başını saygıyla öne eğdi. Sesindeki o tatlı mahcubiyetle fısıldadı:
"Sen nasıl uygun görürsen, nasıl takdir edersen Cemil Amca... Benim senin sözünün üstüne söz söylemem ne haddime."
Cemil Bey, aldığı bu cevapla iyice keyiflendi. Gözleri parıldayarak hemen yanındaki Nigar Hanım’a döndü ve o heyecan verici emri verdi:
"Nigar! Bizim emektar Atıf'ı hemen arayıver kızım. Söyle ona, derhal dükkana geçip kapıları açsın. 'Cemil amcanın biricik yeğeniyle has damadı geliyor, yüzük bakacaklar,' de! Vakit kaybetmeyelim, bu hayırlı işin ilk adımını bu gece mühürleyelim!"
Nigar Hanım, Cemil Bey’in bu heyecanlı ve kararlı emri karşısında hiç ikiletmedi. "Hemen arıyorum Cemil Amca," diyerek masadan kalktı ve telefonuna sarıldı. Birkaç çalışın ardından karşı taraftan uykulu ama hürmetkâr bir ses yükseldi:
"Alo, Atıf Abi?"
"Söyle Nigar kızım, hayrolsun? Gecenin bu vaktinde bir sıkıntı mı var?"
"Yok abi, bilakis çok hayırlı bir iş için rahatsız ettim seni. Cemil Amca ile az önce sofrada konuştuk da... Kendisi bizzat dükkanı açmanı rica ediyor. Yanında büyüttüğü biricik yeğeniyle, müstakbel damadı yüzük bakmaya gelecekler sana."
Hattın diğer ucundaki Atıf Abi, "Cemil Amca" adını duyar duymaz sesindeki uykulu havayı anında dağıttı; saygıyla doğrulduğunu hissettiren bir tonla cevap verdi:
"Tabii ki ne demek! Cemil Abime hürmetlerimi, selamlarımı ilet lütfen. Hemen şimdi dükkana geçip kapıları açıyorum, çıksın gelsinler. Dükkan bütünüyle onların; canları ne isterse, hangisini beğenirlerse alsınlar."
Nigar Hanım tebessümle, "Sağ olasın, eksik olma Atıf Abi," diyerek telefonu kapattı ve heyecanla kendilerini izleyen gençlere döndü:
"Hadi gözünüz aydın gençler... Atıf Abi, o meşhur tarihi Kapalıçarşı’nın tam girişindeki en köklü kuyumcu dükkanının sahibidir. Zamanında Cemil Amcanızın tezgahından geçmiş, onun ilk ve en sadık çıraklarındandır el üstünde tuttuğu... İşin en güzel yanı ne biliyor musunuz? O dükkanın adı da tıpkı sizin bu güzel sevdanız gibi: 'İki Kalbin Tek Attığı Yer...' Koskoca çarşıda, gecenin bu vaktinde dışarıda sadece sizin şerefinize ışıklarını yakacak tek yer orası olacak. Saat de şimdiden yirmi ikiyi bulmuş zaten. Neyse, vakit kaybetmeyin, hadi gidin de o kutlu bağın ilk halkalarını seçip gelin bakalım!"
Gece yarısına doğru Kapalıçarşı’nın o asırlık, devasa kapılarından birinin usulca aralanmasıyla içeri süzüldüler. Çarşının o gün boyu süren gürültülü kalabalığından geriye derin bir sessizlik ve mistik bir loşluk kalmıştı. İleride, kepenkleri sadece onlar için yarıya kadar kaldırılmış, vitrinindeki sarı ışıkları etrafa sızan o dükkanı gördüler: İki Kalbin Tek Attığı Yer...
İçeri adım attıklarında tezgahın arkasında duran, saçlarına ak düşmüş, gözlerinde eski toprakların o vakur ve bilge bakışını taşıyan Atıf Usta’yı gördüler. Eylül, yüzünde zarif bir tebessümle elini uzattı:
"Merhabalar Atıf Abi... Ben Eylül. Eylül Zade... Cemil Amca'nın selamını getirdik."
Atıf Usta, gözlüğünün üzerinden yanındaki uzun boylu, beyaz takım elbiseli delikanlıyı süzdü; yüzüne babacan bir gülümseme yayıldı:
"Hoş geldiniz güzel kızım. Bu yanındaki yakışıklı delikanlı da bizim o meşhur, müstakbel damat adayımız mı yoksa?"
Eylül utangaçça Sarp’ın koluna girdi; gözlerinin içi parlayarak, "Evet abi, ta kendisi... Sarp Alptekin," diyerek takdim etti. Sarp da saygıyla usta esnafın elini sıktı. Atıf Usta, "Memnun oldu ikinizi de böyle yan yana, tek bir yürek olarak tanıdığıma," deyince, genç aşıklar aynı anda, "Çok teşekkür ederiz abi, biz de sizi tanıdığımıza çok memnun olduk," diyerek karşılık verdiler.
Yaşlı usta, tezgahın altından kadife kaplı, içinde göz kamaştıran el işçiliği alyansların olduğu ağır bir tepsiyi çıkarıp masanın üzerine bıraktı. Parmaklarını o parıldayan metallerin üzerinde gezdirirken ses tonuna bilgece bir ciddiyet kattı:
"Bakın gençler... Benim tezgahımdaki bu yüzüklerin, her bir çiftinin kendine has, derin bir hikayesi vardır. Hikayesi olmayan, arkasında bir yaşanmışlık barındırmayan her yüzük, parmağa takılan içi boş bir demir halkadan ibarettir sadece. O yüzden size öyle alelade bir yüzük vermem. Önce ikinize ortak bir soru soracağım ve vereceğiniz o cevaba göre, sizin ruhunuza en uygun olan o gizli hikayeli yüzüğü seçmenizde yardımcı olacağım."
Eylül ve Sarp merakla birbirlerine baktılar. Sarp:
"Tabii Atıf Abi, tüm dikkatimizle seni dinliyoruz, buyur sor," dedi.
Atıf Usta, ellerini tezgahın üzerinde birleştirip öne doğru eğildi ve o sarsıcı soruyu fısıldadı:
"Bir kalpte, aynı anda birden fazla sevgi barınabilir mi?"
Genç aşıklar bir anlığına sustular. Çarşının o tarihi sessizliğinde bu soru zihinlerinde yankılandı. Yaşadıkları o çileli geçmişi, sığındıkları can bağlarını, Nigar Anne’yi, Cemil Amca’yı ve nihayet birbirlerine olan amansız aşklarını düşündüler. Kısa bir duraksamanın ardından, sanki tek bir ağızdan çıkmış gibi aynı saniyede cevap berdiler:
"Evet, olabilir..."
Atıf Usta, aldığı bu kararlı ve eş zamanlı cevaptan ötürü gözlerini kıstı. Dudaklarında gizemli bir tebessüm belirdi:
"Nasıl peki? Bana bunun sırrını açın bakalım..."
Sarp, dükkanın o loş ışıkları altında derin bir nefes aldı. Bakışlarını önce yanındaki Eylül’e çevirdi, ardından Atıf Usta’nın bilge gözlerine bakarak sesine bir sporcunun o net ve dürüst tonunu kattı:
"Şöyle bir örnekle açıklayayım ben, eğer müsaaden olursa Eylül..."
Eylül, kalbinin ritmini hızlandran bir hayranlıkla sevgilisinin kolunu biraz daha sıkı tuttu:
"Tabii Sarp... Tüm kalbimizle seni dinliyoruz."
"Bir insan, geçmişinden gelen o sarsılmaz bağlarla ailesini sever; bu saf bir anne ve baba sevgisidir," dedi Sarp, sesindeki her kelimeyi özenle seçerek. "Gün gelir, kucağına aldığı o masum canı, çocuğunu sever; bu koruyucu bir evlat sevgisidir. Ve en nihayetinde, hayatın tüm zorluklarına karşı elini sımsıkı tuttuğu o özel kadını, eşini sever; bu da hayatına ortak, kaderine yoldaş kıldığı o eşsiz yol arkadaşı sevgisidir. Hepsinin kalpteki yeri ayrıdır ama her biri aynı kalbi büyütür."
Atıf Usta, duyduğu bu olgun ve derin cevap karşısında gözlerini kıstı; yüzünde gurur dolu bir tebessüm belirdi. Masanın üzerindeki kadife tepsiden, el işçiliğiyle dövülmüş, üzerindeki desenlerin zarafeti göz kamaştıran o en özel iki alyansı parmaklarının ucuna aldı:
"Tebrik ederim seni delikanlı... Hem son derece doğru hem de ruha dokunan çok güzel bir cevap verdin. Bakın çocuklar, elinizde tuttuğunuz bu nadide parçalar, dükkanıma bizzat ilham olup buraya ismini veren o efsanevi yüzüklerdir; 'İki Kalbin Tek Attığı' halkalar... Ne gariptir ki bunca yıllık esnaflık hayatında bu tezgahın karşısına geçip, sorduğum o soruya bu kadar net bir cevap vererek bu yüzükleri hak edebilen tek bir kul bile çıkmamıştı şimdiye kadar. İlk kez siz verdiniz bu cevabı... Demek ki bu tılsımlı halkaların asıl sahipleri sizmişsiniz. Bunlar artık bütünüyle sizin."
Yaşlı usta yüzük kutusunu Eylül’ün avucuna bıraktıktan sonra, gözlerindeki o vefa dolu parıltıyla ekledi:
"Bizim koca çınar Cemil Abime de en derin sevgilerimi ve sonsuz saygılarımı iletmeyi sakın unutmayın."
Eylül, hayatının en anlamlı hediyesini kalbine bastırır gibi tutarak başını saygıyla eğdi:
"Memnuniyetle iletiriz Atıf Abi... Her şey için çok teşekkür ederiz, hayırlı geceler."
"İyi geceler, yolunuz açık olsun güzel gençler... Kalbinizin ritmi hiç bozulmasın."
