2. bölüm · Ihlamur çıkmazı
Kahve kokusu ve gölgeler
Eski muhtarlık binasının pencerelerinden taşan neşeli sesler, akşamüstü güneşinin kızıllığına karışıyordu. Ömer ve Melis, çocukluklarında bıraktıkları o görünmez köprüyü yeniden kurmuş gibiydiler. Saatlerce süren temizliğin, taşınan ağır mobilyaların ardından binanın içi nihayet nefes almaya başlamıştı. Ortadaki büyük meşe masa silinmiş, kitaplıklar sabunlu sularla yıkanıp kurulanmıştı.
"İnanmıyorum," dedi Melis, alnındaki teri kolunun tersiyle silerken. "Tek başıma kalsam bu dolabı hayatta yerinden oynatamazdım. Teşekkür ederim Ömer."
Ömer, elindeki boş boya tenekesini kenara bırakıp gülümsedi. "Lafı bile olmaz. Ama bu daha başlangıç. Duvarların boyanması lazım, rafların bir kısmının cilası gitmiş. Yarın atölyeden malzemeleri getirir hallederim." Gözleri bir anlığına Melis’in yüzünde takılı kaldı. Yıllar ona çok yakışmıştı. Çocukken peşinden koşan o inatçı kız, şimdi idealleri olan, gözleri çakmak çakmak parlayan güçlü bir kadın olmuştu.
Tam o sırada kapıda bir gölge belirdi. Elindeki tepsiden yayılan mis gibi taze pişmiş poğaça ve kahve kokusu, içerideki toz kokusunu anında bastırdı.
"Kolay gelsin gençlik! Bakıyorum da eski dostlar hemen bir araya gelmiş," dedi Naciye Teyze, yüzünde her zamanki çok bilmiş ama sevecen gülümsemesiyle içeri girerken.
"Naciye Teyze! Tam zamanında geldin, açlıktan ölecektik," diyerek öne atıldı Ömer. Naciye Teyze, Ömer’i şöyle bir süzdü, yanaklarını sıktı. "Aman yarabbim, koskoca adam olmuşsun Ömer. İstanbul sana yaramış ama buraları unuttun sandık."
"İnsan evini unutur mu hiç Naciye Teyze?" dedi Ömer, tepsiden bir poğaça alırken.
Naciye Teyze tepsiyi masaya bırakıp sesini hafifçe alçalttı, gözlerini ikisinin arasında gezdirdi. "Unutma tabii oğlum. Zaten bu aralar mahallenin sana, sizin gibi gençlere ihtiyacı var. Duymadınız mı olanları?"
Melis elindeki bezi masaya bırakıp yaklaştı. "Ne oldu Naciye Teyze? Yine mi o inşaat firması?"
"Ay sorma kızım," dedi Naciye Teyze, etrafı kontrol eder gibi kapıya bakarak. "Bugün bakkal Remzi’nin oraya lüks bir araba yanaşmış. İçinden takım elbiseli, suratsız iki adam inmiş. Remzi’ye dükkanın tapusunu satması için resmen baskı yapmışlar. 'Buralar değerlenecek, inat etmeyin, paranızı alın gidin' demişler. Remzi Amcanız da 'Benim bakkalımın tek bir tuğlası sizin milyonlarınızdan değerlidir' deyip adamları dükkandan kovmuş. Ama adamlar giderken hiç de tekin konuşmamışlar."
Melis’in içini bir huzursuzluk kapladı. Ihlamur Çıkmazı sadece evlerin olduğu bir sokak değildi; çocuklukları, anıları, komşulukları, her şeyi bu sokaktaydı. "Bu mahalleyi yıkamazlar, biz buna izin vermeyiz," dedi kararlı bir sesle.
Ömer’in çenesi kasıldı. Mimarlık dünyasında bu tarz firmaların nasıl acımasızca çalıştığını çok iyi biliyordu. "Sadece Remzi Amca’yla kalmayacaklar. Sırayla hepimizin kapısını çalacaklar veya bizi bezdirmeye çalışacaklar. Ama unuttukları bir şey var; bu mahalle birbirine bağlıdır."
Naciye Teyze derin bir iç çekti. "İnşallah evladım, inşallah. Hadi siz soğutmadan kahvelerinizi için, ben de Münevver’e uğrayayım."
Naciye Teyze çıktıktan sonra içerideki neşeli hava yerini derin bir sessizliğe bıraktı. Melis, pencerenin kenarına gidip sokağa baktı. Akşam ezanı okunuyor, sokak lambaları birer birer yanıyordu. Karşı kaldırımda, köşede duran siyah lüks bir araba dikkatini çekti. Arabanın içindeki adam, gözlerini dikmiş doğrudan eski muhtarlık binasına, yani onlara bakıyordu.
Melis’in ürperdiğini gören Ömer, onun yanına geldi ve bakışlarını takip etti. Arabayı o da fark etmişti. Elini hafifçe Melis’in omzuna koydu. Bu dokunuş Melis’e garip bir güven verdi.
"Korkma," dedi Ömer, sesi alçak ama son derece kararlıydı. "Buradayım. Ne olursa olsun bu sokağı koruyacağız."
Melis başını salladı. Gözlerini arabadan ayırıp Ömer’e baktı. Yıllar sonra gelen bu geri dönüş, belki de mahallenin kaderini değiştirecekti.
