8. bölüm · Ihlamur çıkmazı

İlk Zafer, İlk Tebessüm

Fatıma Özmen

Sokaktaki kutlama sesleri, kahkahalar ve tabak çanak tıkırtıları gecenin ilerleyen saatlerine doğru yerini tatlı bir esintiye ve uzaktan uzağa duyulan deniz kokusuna bıraktı. Mahalleli yavaş yavaş evlerine çekilirken, Ihlamur Çıkmazı son zamanların en huzurlu uykusuna hazırlanıyordu.
Melis, başını Ömer’in omzundan yavaşça kaldırdı. Yüzünde, günlerin getirdiği o ağır yükün nihayet hafiflemiş olmasının verdiği dingin bir ifade vardı. Saçlarından birkaç tel rüzgarın etkisiyle yüzüne dökülmüştü. Ömer, gözlerini bir an bile ondan ayıramadığını fark ettiğinde içindeki o korumacı hissin yanına, uzun zamandır bastırdığı bambaşka bir duygunun eklendiğini hissetti.
"Herkes o kadar mutluydu ki," diye fısıldadı Melis, sokağın loş ışıkta parlayan taşlarına bakarak. "Uzun zamandır bu insanların yüzünde böyle samimi bir gülümseme görmemiştim. Onlara bu umudu vermek... Sanırım hayatımda yaptığım en anlamlı şeydi."
Ömer, elindeki boş çay bardağını yanlarındaki basamağa bıraktı ve vücudunu tamamen Melis’e doğru çevirdi. "Bunu sen başardın Melis. Biz sadece senin arkanda durduk, sen bize yolu gösterdin. Bu mahalle sana çok şey borçlu." Ses tonu her zamankinden daha alçak ve derindi.
"Biz başardık Ömer," dedi Melis, gözlerini adamın gözlerine dikerek. "Eğer sen yanımda olmasaydın, o cesareti tek başıma bulabilir miydim bilmiyorum. Ne zaman düşecek gibi olsam, arkama baktığımda hep seni gördüm."
Bu içten itiraf, aralarındaki o görünmez ama sarsılmaz mesafeyi bir anda yok etti. Ömer, elini yavaşça kaldırıp Melis’in yüzüne düşen saç tutamını nazikçe kulağının arkasına itti. Parmak uçları, kadının sıcak tenine çok hafifçe değdiğinde ikisinin de nefesi bir anlığına kesilir gibi oldu. Melis, bu ani ama sıcak dokunuş karşısında ürperdi, ancak geri çekilmedi. Aksine, Ömer’in gözlerindeki o yoğun ve anlamlı bakışın içinde kaybolduğunu hissetti.
Ömer’in eli, Melis’in yanağında hafifçe konakladı. Başparmağıyla kadının elmacık kemiğini incitmekten korkar gibi usulca okşadı. "Seni korumak, senin yanında olmak benim için bir görev değil Melis," dedi, sesi adeta bir fısıltıdan ibarettir. "Bu hayatta kendimi en ait hissettiğim yer, senin tam yanın."
Melis, kalbinin göğüs kafesini zorlayacak kadar hızlı çarptığını duyabiliyordu. Ömer’in kendisine doğru hafifçe eğildiğini, aralarındaki mesafenin santimlere kadar düştüğünü fark etti. Ömer’in nefesi, Melis’in dudaklarına çarparken, genç kadın gözlerini hafifçe yumdu ve başını hafifçe yukarı kaldırarak bu ana teslim oldu.
Ömer, Melis’in alnına derin, sıcak ve uzun bir öpücük kondurdu. Bu öpücük, sadece bir sevginin değil, aynı zamanda birbirlerine verdikleri o sessiz sözün, sadakatin ve sarsılmaz güvenin bir mührü gibiydi. Geri çekildiğinde, alınlarını birbirine yasladı. İkisi de gözlerini açtığında, kelimelere dökülmeyen o büyük aşkın ve bağlılığın yansımasını gördüler birbirlerinde.
Melis, elini Ömer’in göğsüne koydu; adamın kalbinin de kendisininkiyle aynı ritimde, hızla çarptığını hissetmek içini tarif edilemez bir sıcaklıkla doldurdu. "Gitme zamanı gelene kadar... Hep burada olacaksın, değil mi?" diye sordu Melis, gözlerinin içi parlayarak.
Ömer, Melis’in göğsündeki elinin üzerine kendi elini kapattı ve parmaklarını birbirine kenetledi. "Bu sokak burada durduğu, bu kalpler attığı sürece hiçbir yere gitmiyorum. Ne holding ne Hakan Bey... Hiç kimse bizi buraya ait olduğumuz gerçeğinden koparamayacak."
İkili, kültür evinin basamaklarında, elleri birbirine kenetlenmiş bir şekilde gecenin sessizliğini paylaştılar. Ihlamur Çıkmazı, üzerlerinde parlayan yıldızlar ve sokak lambasının cılız ışığı altında, iki gencin birbirine olan sarsılmaz bağını kutsar gibi sessizliğe gömülmüştü. Gelecek günlerin ne getireceğini henüz bilmiyorlardı, ancak artık tek bir şeyden emindiler: Karşılarına ne çıkarsa çıksın, el ele yürüdükleri sürece hiçbir rüzgar onları yıkamayacaktı.