18. bölüm · İBLİSLERİN KRALİYETİ

18) Bahçe

Sena Karakaya

“Burası da ‘Onurlular Bahçesi’. Buraya kraliyetin üyeleri ve misafirler gelir, akşam yemekleri bazen burada gerçekleştirilir ve vampir topluluğunun kutsal günleri bu bahçede kutlanır, Kraliçe Via öncülüğünde.”
Bahçe oldukça genişti ve önemli bir bahçe olduğu her halinden belliydi. Özenle işlenmiş siyah renkli kabartmalı sandalyeler, genişçe uzanan masa, etrafı çepeçevre saran ağaçlar, gotik tarzda yapılmış mini birkaç heykeller buranın önemini gözler önüne seriyordu.
Şifacı Ares iler her yeri karış karış gezmiştik, sarayı olabildiğince tanıyordum artık. Bu bahçe, sarayın genel bahçesinin sol tarafından içeri gidince ortaya çıkıyordu. Bahçeden çıktık ve ihtişamlı sarayın genel bahçesindeki etrafı beyaz bir tülle çevrelenmiş estetik görünümlü bir kamelyaya oturduk, bu oturma teklifi Ares’ten gelmişti.
“Bu büyüleyici yerde yaşamak harika olmalı.”
Başını sallayarak onayladı.
“Kesinlikle öyle ve artık sizde bu hazza katılıyorsunuz.”
“Kesinlikle” Dedim imalı bir şekilde. Burada ölmeyi bekleyen bir kurbandım ve Sultan Sezen ile görüşmezsem bunun aksi de olamayacaktı.
“Canınızı sıkmayın, inanıyorum ki sultanımız ile birlikte sizin üzerinizdeki kara bulutları dağıtacağız. İçinizi ferah tutun.”
Derin bir nefes aldım ve konuyu değiştirdim.
“Size bir soru sormak istiyorum.”
“Tabiki.”
“Hapishanede bir büyücü vardı, burayla alakalı korkunç şeyler söylemişti. Çok zorluklar çekiyormuş sanırım. Onun olayı nedir, neden orada?”
Derin bir nefes alma sırası ondaymış ki yeşil gözleri saniyelik olarak sıkıca kapanıp açıldı ve derin nefesini verdi.
“Ölümler oldu, yıkımlar, olmaması gereken şeyler gerçekleşti bu topraklarda. Sorumlusu ise o zindandaki kadındı. Eskiden kraliyet üyesi olan birisiydi, sonra büyücülerle iş birliği yaptı ve sonuç; hapse gitti. Konular derin, işler çok. Benim yavaştan gitmem lazım. Size isterseniz odanıza kadar eşlik edebilirim.”
“Ah, çok incesiniz ama galiba biraz daha burada duracağım.”
“Dikkatli olun.”
“Sizde”
Diyerek onu ayağa kalkıp selamladım, burada büyük bir yere, konuma sahipti. Tekrar yerime oturdum, havasında kasveti sezdiğim bu topraklar ölümümle yeşerecek miydi? Bir insanın ölümü, bir evreni kurtarabilir miydi?
Kız kardeşim nasıldı, neler yapıyordu? Yalnız kalmıştı. Keşke ona dönebilseydim veya haber verebilseydim, lanet olası hatalar yapan atalarım, beni bu evrene mahkum etmişlerdi resmen.
İçimdeki siniri istemsizce dışarı da yansıtıyordum. Elimi sertçe yumruk yaptığımı fark ettim ve yumruğu yavaşça açtım.
Beyaz tül hareketlendi ve içeriye yeşil elbiseli bir hizmetli girdi.
“Sezen Sultan sizi çağırıyor Lena Hanım.”
“Geliyorum.”
Hızla kalktım ve sultanın odasına doğru yürümeye başladım.
Yıkımlar demişti, ölümler. Kimler ölmüştü? Neler yıkılmıştı, neyin içindeydim ben!?