11. bölüm · İBLİSLERİN KRALİYETİ
11) Ölümsüzlük
Ayağa kalktım ve saygıyla ben de eğildim, anlaşılan burada gerçekten mutlak bir düzen ve üst seviye bir saygı, hiyerarşi otoritesi vardı; buna uydum.
Sarı saçlı ve beyaz yüzlü kadın, oldukça güzeldi. Üzerinde pembe renkli, vücuduna tam yapışan ve belinden sonra genişçe açılan bir elbise vardı. Bel kısmında altın rengi ince bir kemer, ki bu kemer süs için takılmış, kemerin altından da yine ince bir şerit halinde beyaz incilerden yapılmış süs kemeri geçiyordu. Kolyesi ve küpeleri takım şeklinde incidendi. Oldukça gösterişli bir duruşu vardı. Saçları dalga dalga göğsüne kadar akıyor, saçlarının önden alınıp arkada birleşen iki tutamının üzerinden küçük bir taç parıldıyordu. Gözleri insana sevecenlik katan bir kahverengiydi. Dudakları biçimli, pembe ve gülümsemek için havaya kalkmış vaziyetteydi.
Onu görür görmez iyi anlaşacağımı hissettim.
Kısa kirpilerinin üstündeki hafif kavisli sarımsı kaşları yukarı havalanmıştı, beni gördüğüne şaşırmışa benziyordu. Bir insan olduğum için miydi bu? Yoksa başka bir şey mi?
“Siz çıkın.” Diyerek herkesi çıkarttı ve benim olduğum tarafa gelip tam karşımda dikildi.
“Ben Sezen, Sezen Sultan. Kraliçemizin yeğeninin eşiyim, gelini sayılırım. Ve sen de davetsiz misafirimizsin. İsmin neydi?”
“Lena”
“Güzel isim Lena. Ancak sana şunu söylemeliyim ki yaşadığımız durumlar hiç güzel değil. Ait olmadığın bir yerde olmanın yükünü biliyorum. Ah, nereden bildiğimi sana söyleyeyim ki aramızda soru işaretleri kalmasın. 17 sene boyunca senin geldiğin dünyada yaşadım. Sonra buraya geldim. Kaderin oyunu bu ya, burada büyüdüm, burada aşık oldum, burada evlendim.. Ama sen aynı kaderi yaşamak zorunda değilsin. Ben bir şifacıyım. Şifacılar her iki alemde de yaşayabiliyor. Bu bizim ayrıcalığımız. Ama sanıyorum sende böyle bir şey yok. Ah, Darius da beni bu yüzden sana yönlendirdi. Bileğindeki kuğu mührü çok tehlikeli; olmaması gereken bir şekilde sana işlendi.”
Anlamayarak gözlerine baktım, kendini tanıtırkenki ilk hali gitmiş, korku dolu gözlerle yeni bir hale bürünmüştü.
“Bu mührün olayı nedir sultanım?”
Derin bir nefes aldı ve az önce oturduğum koltuğa oturup eliyle işaret edip benim de oturmamı gösterdi.
“Kara Orman’a gittin, her yerin kuru olduğunu, verimsizliği, ormanın çökmüşlüğünü gördün. Bunu, bu evrendeki gotik havayla özdeşleştirmiş olabilirsin Lena ama durum bundan farklı. Yüzyıllar önce insanlar ve vampirler bir arada yaşıyorlardı. Ta ki vampirlerin ölümsüzlüğü insanlar tarafından kıskanılana kadar. Ölümsüzlük vampirlerden alındı ama niyeti kötü olan insanlara da verilmedi. Ölümsüzlük evrenden tamamen silindi. Vampirler ve insanlar farklı evrenlere ayrıldı, hatta tarih öncesi bazı kaynaklara göre elfler, periler, cadılar vesire de çeşitli evrenlere ayrıldı. Biz şifacılar ve bizim zıddımız olan büyücüler ise evrenler arası geçiş yapabilen özel ve az sayıda varlıklardır. Vampir/insan düşmanlığının sonucunda ölümsüzlük bu boyuttan tamamen kaldırıldı. Vampirlerin ömrü iki bin seneye kadar uzatıldı. Ve insanların ömrü kısaltıldı, bilirsin eskiden iki yüz-üç yüzlü seneler boyunca yaşardı, bu yetmiş, seksenli senelere indirildi. İnsanlar arasından bunu yapan kişinin -ismini hala bulamadım ama Kızıl Sakal denilen bir kişi- soyundan gelen bir kurban seçildi. Koluna mühür vurulacak ve gün be gün ölecek, o öldükçe ormanlar yeşerecek, vampirler alemine bereket gelecek ve geçmişin günahı temizlenecekti.”
Şaşkınlıkla baktım bana açıklama yapan ve son derece üzgün görünen sultana.
“Ve o kurban da benim.”
Üzgün bir ifadeyle başını salladı.
Ne kadar talihsizdim, gerçekten tam olarak bahtsızdım. Avuç içimi kendime çevirdim ve siyah kuğuya baktım. Güçlü bir kuğuya benziyordu.
“Ama ben bunu hak etmedim Sultanım. Biliyorsunuz, geldiğimden beri kimseye bir kötülüğüm dokunmadı, kimseye kötü söz etmedim. Ben bunları hak etmedim!”
….
