HİNDİBA kitap kapağı

3. bölüm / 43

HİNDİBA

3. Bölüm “TEVAFUK”

Vaveyla Yazarı: Merve Bahar

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 43Şu an: 3. Bölüm “TEVAFUK”
  1. 1 1. Bölüm “Başlangıç”355 kelime
  2. 2 2. Bölüm “İLK KARŞILAŞMA”2.087 kelime
  3. 3 3. Bölüm “TEVAFUK”1.634 kelime · Okuduğun bölüm
  4. 4 4. Bölüm “ İLK KEZ”611 kelime
  5. 5 5. Bölüm “ İSİMSİZ ÇOCUK”812 kelime
  6. 6 6. Bölüm “ACİZLİK”914 kelime
  7. 7 7. Bölüm “TANIŞMA”1.533 kelime
  8. 8 8. Bölüm “ BEKLENMEDİK HAMLE”706 kelime
  9. 9 9. Bölüm “İDDİA”970 kelime
  10. 10 Rüzgar117 kelime
  11. 11 10. Bölüm “ŞEMSİYE”792 kelime
  12. 12 11. Bölüm “ENKAZ”1.089 kelime
  13. 13 12. Bölüm “GÖREV BAŞLIYOR”632 kelime
  14. 14 13. Bölüm “ACI İNTİKAM”869 kelime
  15. 15 14. Bölüm “GÖREV TAMAMLANDI”1.174 kelime
  16. 16 Rüzgar287 kelime
  17. 17 15. Bölüm "DERSKOLİK - İLK BULUŞMA"474 kelime
  18. 18 16. Bölüm "MÜKEMMEL YAKALANIŞ"1.696 kelime
  19. 19 17. Bölüm "DEDİKODU"955 kelime
  20. 20 18. Bölüm "AYNI KADER"695 kelime
  21. 21 19. Bölüm "NE KADAR TANIYORUM"1.327 kelime
  22. 22 20. Bölüm " YANLIŞ ANLAŞILMA"614 kelime
  23. 23 21. Bölüm "GİZLİ MİSAFİR"1.242 kelime
  24. 24 22. Bölüm "TRİPKRALİÇESİ - ŞÜPHE"826 kelime
  25. 25 23.Bölüm " LİMONBANK"805 kelime
  26. 26 24. Bölüm "TANIŞMA VAKTİ"1.017 kelime
  27. 27 25. Bölüm "KAÇAMAK CEVAP"1.794 kelime
  28. 28 Rüzgar362 kelime
  29. 29 26. Bölüm "PROJE"868 kelime
  30. 30 27.Bölüm "ENDİŞELENME"829 kelime
  31. 31 28.Bölüm "DERSKOLİK - DAVETSİZ MİSAFİR"782 kelime
  32. 32 29. Bölüm "YARA"1.212 kelime
  33. 33 30. Bölüm "GİZLİ KUTU"1.286 kelime
  34. 34 31. Bölüm "KULAK MİSAFİRİ"1.262 kelime
  35. 35 32. Bölüm "KÜTÜPHANE"1.310 kelime
  36. 36 33. Bölüm "TUZAK"539 kelime
  37. 37 34. Bölüm "TRİPKRALİÇESİ - TOKA"840 kelime
  38. 38 35. Bölüm "ÖDEV KURTARMA OPERASYONU"731 kelime
  39. 39 36. Bölüm "PRENS VE PATATES"1.000 kelime
  40. 40 37. Bölüm "KABUS"976 kelime
  41. 41 38. Bölüm "OYUN BAŞLIYOR!"960 kelime
  42. 42 39. Bölüm "DERSKOLİK - KOLYE"1.217 kelime
  43. 43 40. Bölüm " İKİ İNATÇI KEÇİ"1.362 kelime

İki gündür yoğun okul temposundan sonra bugün tek dersimin olmasını zafer günüm ilan edebilirdim. Ne
yazık ki kızların hiçbiri bu seçmeli dersi almadığından - ya da alamadığından dersem daha doğru olacak--
sıkıcı geçeceğine emindim. Bizim okulda ders seçmek için belirli bir süre veriliyor ve süre başladığı anda
kontenjan dolmadan almak istediğiniz dersleri seçmeniz gerekiyor. Haliyle sistem donabiliyor ya da geç
haberin olursa sona kalan derslerden birini almak zorunda kalabiliyorsun. Bu dönem nasipliydim ki
istediğim tüm dersleri alabildim.Mezun olabilmem için düşük olan ortalamamı ya sabit tutmalıydım ya da
biraz daha yükseltmek için çabalamalıydım. Bu yüzden ilk haftadan ders çalışmalarına başlamam
gerekiyordu ve ben şimdiden yoruldum. Bir de tek başıma gidecek olmam beni iyice endişelendirdi. Bütün
gün kızlarla birlikte olunca tek başıma kaldığım zaman kaybolacakmış hissine kapılıyordum. Sanırım
bugün kendime fazlasıyla güvenmeli ve olabildiğince dikkat etmeliydim! Neyse ki süre iki saat..
Giysi dolabının karşısında ne giyiceğime karar verirken, Hilal' in eşlik etmesiyle siyah pantolon ve üzerine
giydiğim vizon renginde kapüşonlu sweatshirt ile kombinimi tamamladım. Tıka basa dolu çekmecenin
içerisinden çıkardığım gri şalı elime aldım. Ütülemek için oturma odasına gittim. Ütü masasını çıkarmaya
üşendiğimden bu görevi koltuğun üzerine serdiğim seccadeye bıraktım. Bu yaptığım davranışı annem
görse saatlerce başımın etini yerdi. Bazen bu yüzden şehir dışında okuduğum için şanslı hissediyordum.
Yarım yamalak ütülediğim şal ile tekrar odaya geldim. Kapının yanında ki duvara monte edilmiş boy
aynasına yaklaştım. Şalı pembe çiçekli yatak örtümün üzerine serip, önce bonemi düzgünce bağladım.
Daha sonra gri şalı tekrar elime aldım ve başıma yerleştirdim. Kaymaması için iğneleri uygun yerlere
sapladım. Omuzlarıma attığım da şalın uçlarını aynada ki yansımama şöyle bir baktım. Yüzüme dikkatli
bakınca farkettim ki açık tenim bu aralar daha da solgun görünüyordu. Elimi yüzümde istemsizce
gezdirdim. Yuvarlak gözlerim ferini kaybetmiş, dudaklarım kansızım diye bağırıyordu adeta. Ama yine de
güldüğüm de tatlı olmayı başarıyordum. Odanın kapısı aniden açılınca yerimden sıçradım. Yüzümdeki
şaşkın ifadeye karşı Nur, dudağını yana doğru kıvırmış, dağılmış sarı saçlarıyla beraber kafasını olumsuz
şekilde sallıyordu. Bir şey söylemeden kırmızı puantiyeli pijamasıyla dolabını açtı. Düşünmeden çıkardığı
mavi şalını göstererek "Yüzüne bir şeyler yap. Ölü gibisin! Ayrıca başında ki korkunç duruyor. Bunu
takıcaksın."dedi ve odadan dışarı çıktı. Başka şansımın olmadığını bildiğimden masamın üzerinde bulunan
makyaj çantamı elime alıp aynanın karşısına geçtim. Şalımı çıkarıp yatağın üzerine attım. Yüzüme hafif
bir makyaj yaptım. En azından biraz da olsa o renksiz suratım canlandı. Kapı tekrar açıldığında Nur şalı
güzelce ütülemiş gülümseyerek uzattı."Şimdi güzel görünüyorsun." Bu ses ve tavır öz güvenimi geri
getirdi. Mavi şalı hızlı bir şekilde başıma yerleştirdim ve artık hazırdım.

Yirmi iki yaşında henüz olgunlaşmamış kendi iç dünyasında dolanıp duran bir çocuğuyum. Çocuğum
diyorum çünkü yaşıma göre oldukça küçük gösteriyordum. İlk başlarda bu durum pek hoşuma gitmezdi.
Yaşıtlarım nasıl davranıyorsa onları taklit etme eylemine girer, genç kız nasıl olunur ispat etmeye
çalışırdım. Mesela o çok sevdiğim atlı karıncaya binmeden döner, pamuk şekerini yemeden ayrılırdım
lunaparktan. Sonra içime oturan o tatlı hevesim hayallerimi dürter, kendim olmam için yalvarırdı adeta.
Ve ben bu yüzden büyüdükçe çocuk olmak istedim. Önce salıncakta sallanan küçüklere özendim, elindeki
bozuk paralarla bakkaldan çikolata alan çocuk olmak istedim. Sonra üzerine konan uğur böceğine sevgiyle
bakan o gözler olarak devam etmek istedim hayata. Ama yaşam sadece büyümekle çocuk olmak
arasındaki ayrımı yapmak değildi. Doğmaktan ölmeye kadar geçen zarfa yaşamaktı yılları. Olmayan
zaman kavramının içinde büyüyecekti beden. Geriye kalan sadece mazide kalan anılar olacaktı. Geçmişe
dönüp baktığında ne çocukluğun nede giden gençliğin eşlik edecek sana. Bu yüzden boş yaşamamalı insan.
Arkasına bakmadan gitmeli toprağa. Bir ağaç gibi güzel meyve vermeli yer altından kökleri. Bunun içinde
asıl sır kul olmaktı. Bedenin itaat etmeliydi namaz kılarak. Dünya nimetlerinden vazgeçmeliydi nefsin
oruç tutarak. Kötülük kaçmalıydı ruhunun derinliklerinden. Dilin lal olmalıydı dünyanın sesine karşı. Ve
sonunda Allah aşkını tattığında gelip geçen onca günleri bir kenara itip ona ulaşmak için düşer kalp yollara.
Yönün Rabbin, pusulan gönlün olur.

Sınıftan içeri girdiğimde daha önce karşılaşmadığım kişilere rastladım. Ders saatlerim çakıştığı için bu
seçmeli dersi ikinci öğretimlerle birlikte almak zorundaydım. Tanımadığım yüzler karşında heyecanla
nereye oturacağımı düşünürken cam tarafında dördüncü amfinin boş olduğunu farkettim. Hızlı adımlarla
yürüdüm. Trençkotumu çıkarıp sıranın üzerine doğru katlayarak koydum. Cam kenarına doğru yaklaştım
ve dışarıyı seyretmeye koyuldum. Kısa süreliğine de olsa çam ağaçlarıyla kaplı kampüsün manzarasında
kurduğum sıcacık hayallerimde kayboldum. Bir kaç dakika sonra sınıf kapısının kapanmasıyla başımı
çevirdim. İçeri giren Oğuz Hoca her zamanki gibi spot kıyafetiyle elindeki dosyayı masasının üzerine
koyup sınıfa şöyle bir göz attı. Hafif bir gülümsemeyle "Merhaba arkadaşlar!" dedi. Hep bir ağızdan
karşılık verirken bende bulunduğum sınıfı inceleme gereğinde bulundum. Yaklaşık yirmi kişi var ya da
yoktu. Aynı sınıfta olduğum kişiler olsa da yüzlerini hatırlayamadığım için ayırt edemiyordum. Ama
birini hatırlamak istemesem de fazlasıyla yakından tanıyordum. Duvar tarafında ilk sırada oturan kızı.
Onunla aynı derste olmaya alışkındım ama bu kadar az olan bir sınıfta sürekli göze çarpacak olması
tedirgin etti. Daha fazla düşünmek istemediğimden önüme döndüm. Hoca genel bir konuşma yapıyordu.
"Dersimiz girimşicilik." diyerek dersin içeriği hakkında bilgi verdi. Ve devam etti. "Son döneminiz
farkındayım yüksek almak istiyorsunuz. Bu konuda size yardımcı olacağım. Vize ve final yapmayarak!"
Sınıfın çığlıkları arasında ben de alkışlamaya koyuldum. Herşeyin sınavla ölçüldüğü bir düzende farklı bir
yol izlemenin mümkün olacağını görecektik.
Oğuz hoca gürültüyü susturmak adına masasına birkaç kez vurup yüksek bir ses tonuyla "Evet arkadaşlar
sessizlik sağlayalım." dedi ve sakin tavrıyla devam etti. "Şöyleki sınav yok, ödev var. Her hafta grup
olarak ödev konunuzu belirleyeceğiz ve burada gerekli metaryallerle sunuma hazırlanacaksınız. Tabi
yönetmelik gereği vize ve final sınavlarına katılmanız gerekiyor. Ama korkmayın sadece kompozisyon
yazmanız yeterli olacak. Kağıtlara istediğiniz kadar saçmalayabilirsiniz. "
Kahkaha sesleri ve samimi konuşmalarla her şey güzel görünüyordu fakat bu grup konusu beni
endişlendirmedi değil. Hiç tanımadığım kişilerle bir araya gelmek zorunda kalacaktım. Endişem
özgüvenim olmadığından değil! Hayatıma yeni birilerini almak ya da yeni bir ortama hazırlamak biraz
yorucu geliyordu sadece.
Slayt göstermiyle beraber imza listesi de dolaşıyordu masalarda. Not defterime Hocanın slayta eklemediği
detayları yazmaya başladım. Yeni oluşacak grupta bilgisiz görünmek istemiyordum. Defterime gömülü
halde iken önümdeki çocuğun doğrulmasıyla ben de başımı kaldırdım. İmza listesi çoktan gelmişti bile
önümdeki sıraya. Listeyi almak için masaya doğru biraz daha yaklaştım. Çocuğun imza atmasını
beklerken o listeye bile dokunmadı. Başını aniden bana doğru çevirdi. Göz göze geldiğim anda kalbimin
sesi dış dünya ile bağlatısı kopardı. Bambaşka bir yerde eşlik ediyordu bedenime. Bu oydu. Otogardansınıfa kadar örülmüş tevafuk zincirinde tekrar karşılaştık. Yüzlerimiz öyle yakın mesafedeydi ki kendimi
bir anda geri çektim. Dağılmış saçlarını düzeltir gibi yapıp "Kalemin var mı?" dedi. Şaşkınlığım bir
müddet yüzüme yansımış olsa da çabuk toparladım. Hızlıca sıranın ucunda duran çantamı kendime doğru
çektim. Karıştırmaya başladım. Çantamda az malzeme olmasına karşın titreyen ellerim kalemi bulmakta
zorlanıyordu. Sonunda bu hengame içerisinde pembe bir tükenmez kalem bulabildim. Ona doğru uzattım.
Eline aldığında kaleme bakıp hafif bir tebessüm etti. Önüne dönüp imzaladıktan sonra listeyle beraber
bana uzattı. Gözlerim içine bakarak "teşekkürler" dedi. Dilimi yuttum sanki. Hiçbir şey söylemeden
başımı salladım. Masada duran kağıda aynı kalem ile ismimi yazıp, imzamı attıktan sonra listeyi arka
sıraya verdim. Önümde oturan kişinin hala o olduğuna inanamıyordum. Gözlerimi bir kaç kez açıp
kapattım. Yüzüne bir kez daha bakmak istedim. Yavaşça masaya doğru yaklaşıyordum ki arkadaki
çocukların seslenmesiyle pembe bulutlarım bi anda yok oldu.
"Kalemi alabilir miyiz?"
Geriye doğru çekildim. Pembe kalemimi arkadaki çocuklara dönmeden uzattım. Ve bu kıymetli kalemim
onlara da eşlik etti.
Ders boyunca yaşadığım şoku atlamak için çabalarken hocanın anlattıklarına odaklanamadım. Şimdi ben
ve o.. Aynı derste, aynı sınıfta, hatta önümde.. Her hafta karşılaşacaktık. Belki de azda olsa konuşacaktık.
Buna hazır mıyım bilmiyordum. Sadece gelip geçici bir heves olarak düşünmeliydim okul bitene kadar...
Dersin bitmesiyle trençkotumu giyip çıkmaya hazırlanıyordum ki Oğuz hoca "Arkadaşlar grupları
oluşturalım. Ondan sonra dağılabilirsiniz." dedi. Elindeki imza listesinden sırasıyla grupları oluşturmaya
başladı. Merakla ekip arkadaşlarımın kim olacağını bekliyordum. Listenin sonlarına doğru gelirken
gülerek "Bu pembe kalemle imza atan kişiler sizde bir grupsunuz" dedi. Başımdan aşağı sanki kaynar sular
döküldü. Yüzümdeki o donmuş ifadeyi görür gibiydim. Diğer kişilerin kim olduğunu dahi
umursamıyordum. Endişelendiğim şey onunla aynı grupta olmaktı. Tekrar tevafuk zincirine şöyle bir göz
attım. Aynı sınıf, aynı ders ve aynı grup. Gerçekten dünya çok küçük ve tevafuklar bir o kadar yakın..
Sessizliğimi koruyarak ayağa kalktım. Çantamı koluma takıp arkama bakmadan çıkmak istiyordum. Şu an
da onlarla konuşmak için hazır değildim. Ne zaman hazır olurum onu bende bilmiyordum. Ama en
azından bugün değildi.
Adımlarımı ardı adına hızlandırdım. Hedefime yani sınıfın kapısına neredeyse geldim. Tam kurtuldum
derken arkamdan bir ses işittim.
"Hey! Mavi şallı!"
Yerimde duraksadım. Etrafı hafifçe gözlemledim. Çağırılan kişinin başkası olmasını istedim. Ne yazık ki
o şansız bendim. Adımlarım ileri doğru giderken cevap vermek için hafifçe döndüm. Yüz ifademi normale
çevirdim. Karşımda alaylı bir gülümseme ile elindeki telefonu işaret etti.
"Numaranı versene."
"Telefon numaramı mı? Neden?"
Ağzımdan çıkan kelimeler utanç vericiydi. O iki çocukla beraber gülmeye başladılar. Yüzüm sinirden
kızarmak üzereydi. Resmen üç tane serseri karşısında alay konusu olmuştum. Öfkeyle yumruğumu sıktım.
Gülmesini nihayet bitirdikten sonra bej rengideki ceketinin fermuarını çekip kapüşonunu başına giydirdi.
"Duymadın hocayı galiba. WhatsApp grubu oluşturacağız." dedi. Sesini sanki bir çocuğa laf anlatmak ister
gibi vurgulu bir şekilde "İletişim kurmak için.." diye ekledi.
İletişim kelimesini baskılı bir şekilde söylemesi gerçekten gıcıktı. Sinirimi kontrol altında tutmalıydım.
Sakince yaklaşmalıydım. Yüzüme zar zor geçirdiğim o sakin tavrımla beraber çantamı hemen yanımdaki
masanın üzerine koydum. Çıkardığım sarı post-itin üzerine telefonumu ve ismimi yazdım. Elimdeki post￾iti vermek için yanına yaklaştım. O soğuk yüzüne karşı bakışlarım sıcak olamazdı. Kağıdı almak için elini
uzattı. Bir hamle yapmam gerekti. Gözlerinden çekmedim gözlerimi. Post-iti eline sert bir şekilde
yapıştırdım ve tebessüm ettim. Aynı şekilde diğer çocuklara da o sinsi gülüşümü gösterip dışarı çıktım.
Adımlarımı öylesine sıklaştırdım ki önüme bile bakmadan yürüyordum. İstediğim tek şey bir an önce
evime gitmekti. Durağa geldiğimde otobüs yeni gelmişti. Otobüse biner binmez boş tekli koltuklardan
birine oturdum. Kulaklığımı takıp dış dünya ile bağlantımı kestim. Az önce yaşadığım o sahneler geldikçe
aklıma, yol boyu bana eşlik eden her bir görüntüye odaklanmak istedim. Çam ağaçları, sokak lambaları,
trafik ışıkları hatta yol çizgileri.. Fakat gözlerimin önüne dökülen tek bir fotoğraf karesi vardı ve ben onu
izlemekle meşguldüm.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

8okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.