27. bölüm · GÜNDÜZÜN GECESİ
26. BÖLÜM: BÜYÜK YARIŞMA, TEHLİKELİ ŞART VE VEDA BUSELERİ
Bizim Sığınak Müzik Akademisi, kazandığı başarılarla adından söz ettirmeye devam ederken, Türkiye genelinde düzenlenen "Akademiler Arası Müzik Yarışması" ilan edildi. Gündüz, Gece, Yunus ve akademideki yetenekli gençler gece gündüz çalışarak bu büyük organizasyona hazırlandılar. Yarışma gecesi sahnede sergiledikleri muazzam icra, jüriyi ve tüm salonu büyüledi; akademi ezici bir puan farkıyla Türkiye Birincisi oldu!
Ancak bu büyük zafer, yarışmada yenilgiye uğrayan ve geçmişten beri ikiliye kin besleyen rakip akademinin gözü dönmüş patronlarını harekete geçirdi. Gece, şampiyonluk sonrası planlanan büyük turne için şehir dışındaydı. Hilal ve 3 yaşındaki minik oğulları, Gece’nin yokluğunda Gündüz ile Yunus’a emanetti.
Rakip akademinin adamları, Gece’nin şehir dışında olmasını fırsat bilerek Hilal’i ve kucağındaki minik oğlunu kaçırdılar!
Kısa bir süre sonra Gündüz’ün telefonu çaldı. Arayan adamın sesi soğuk ve tehditkârdı:
"Yüzü güzel, bağlaması dertli kız... Yengenle yeğeninin yaşaması senin elinde. Polise haber verirsen ya da yanına birini alırsan ikisinin de cesedini toplarsın! Verilen adrese TEK geleceksin!"
Gündüz, ahizeyi kapatırken aldığı derin nefesle kararını verdi. Bu, sevdiklerini korumak için kendi canını ortaya koyacağı son imtihanıydı.
Evin salonuna geçti. Minik kızının mışıl mışıl uyuduğu beşiğin yanına diz çöktü. Onu son kez görüyormuşçasına bağrına bastı, kokusunu içine çekti, gözlerinden süzülen yaşlarla kızını öptü. Ardından salona giren Yunus’un karşısına geçti.
Gündüz, Yunus’un gözlerinin içine bakarak derin bir hürmetle konuştu: "Yunus... Kızım önce Allah’a, sonra sana emanet. Benim sende hakkım varsa benden yana helal olsun... Sen de hakkını helal ediyor musun bana?"
Yunus, Gündüz’ün bu veda kokan halinden derin bir endişe duydu ama duraksamadan cevap verdi: "Anamın ak sütü gibi helal olsun Gündüz... Ama neden böyle konuşuyorsun? Ne oldu?"
Gündüz, gözyaşları içinde tebessüm etti. Hayatı boyunca edeple, saygıyla yaklaştığı helaline doğru bir adım attı ve parmak uçlarında yükselerek Yunus’un yanağına sıcacık bir buse kondurdu.
"Bunun için..." dedi fısıltıyla.
Yunus neye uğradığını anlayamadan, Gündüz hızla evden çıkıp arabasına bindi ve gaza bastı. Ancak Yunus, durumdaki garipliği ve havadaki tehlike kokusunu anında hissetti. Hiç vakit kaybetmeden başka bir araçla Gündüz’ü takibe aldı.
Gündüz, ıssız bir sanayi bölgesindeki metruk depoya vardı. İçeri girdiğinde Hilal sandalye kollarında bağlı duruyor, 3 yaşındaki minik oğlu ise adamların elinde ağlıyordu.
Gündüz, Hilal’in ve yeğeninin korkusunu görünce adamların karşısına dikildi: "Çocuğu ve yengemi bırakmak için ne istiyorsunuz?!"
Rakip akademinin gözü dönmüş patronu, belinden çıkardığı silahı kurarak soğuk bir tebessümle cevap verdi: "Senin canını!"
Gündüz tek bir geri adım bile atmadı. Adam, Hilal’in çığlıkları ve gözleri önünde tetiği çekti!
Güm! Güm!
Gündüz göğsüne aldığı kurşun darbeleriyle yere yığıldı. Bedeninden kanlar süzülürken, dudaklarından dökülen tek şey son nefesindeki o mübarek kelimeler oldu: "Eşhedü elle ilahe illallah..."
Adam, kanlar içindeki Gündüz’ün son hamlesini izledikten sonra Hilal’in iplerini çözdü ve kucağındaki ağlayan yavrusunu Hilal’in kucağına bıraktı. Hilal gözyaşları içinde Gündüz’ün üzerine kapanırken, adam kapıya doğru yürüyüp Hilal’e baktı: "Bu kızın neyini seviyorsanız... Değdi mi canından olduğuna?"
Adam kapıdan çıkmaya hazırlanırken, depoya bir fırtına gibi daldı Yunus! Gözü dönmüşçesine adamların üzerine fırladı; hepsini tek tek vurup yerle bir etti, silahları etkisiz hale getirdi.
Ancak bazı şeyler için artık çok geçti...
Yunus, nefes nefese Gündüz’ün yanına diz çöktü. Onu kucağına aldı, kanayan göğsüne ellerini bastırdı: "Gündüz! Aç gözlerini ne olur... Gündüz!"
Gündüz, Yunus’un kucağında, gözlüklerinin arkasındaki o buğulu gözleriyle son kez Yunus’a baktı. Yüzünde, sevdiklerini kurtarmış olmanın verdiği o huzurlu tebessüm vardı. Aşırı kan kaybından dolayı gözleri yavaşça kapandı ve Yunus’un kolları arasında ruhunu teslim etti. Depoda sadece Hilal’in feryatları ve Yunus’un sessiz, ciğerden kopan feryadı yankılandı.
