24. bölüm · GÜNDÜZÜN GECESİ
24. BÖLÜM: ÇİFTE DÜĞÜN, İHANET VE NAMUS DAVASI
Akademi bahçesi tarihinin en mutlu ve görkemli gününe ev sahipliği yapıyordu. Bir yanda Gece ile Hilal’in uzun süredir beklenen düğün telaşı, diğer yanda Gündüz ile Yunus’un dualarla kıyılan nişan merasimi vardı. Çifte bayram yaşanan mekânda dualar ediliyor, ilahiler okunuyor, Gece ve Hilal gözlerindeki o duru mutlulukla tebrikleri kabul ediyordu. Gündüz, parmağındaki sade nişan yüzüğüne ve yanında duran Yunus’un vakur duruşuna bakıp hayatında ilk kez tam anlamıyla huzuru hissediyordu.
Ancak bu huzur, arka planda büyüyen intikam ve hırs fırtınasını durdurmaya yetmedi.
Gündüz’ün başarısını, Yunus ile yakaladığı mutluluğu ve kendisini tamamen hayatından çıkarmasını hazmedemeyen Ömer, kibre ve hırsa batmıştı. Bu gözü dönmüşlükle, Gündüz ve Gece’ye eskiden beri düşmanlık besleyen kirli isimler Kaan ve Melis ile karanlık bir iş birliğine girdi. Melis’in akademi içine sızdırdığı adamlar vasıtasıyla, düğün karmaşasından faydalanıp Gündüz’ü arka kapıdan zorla bir araca bindirerek kaçırdılar.
Gündüz gözlerini açtığında kendisini şehrin dışındaki metruk, karanlık bir depoda buldu. Elleri ve ayakları sandalyeye bağlanmıştı. Karşısında duran Ömer, Kaan ve Melis’in gözlerindeki nefret tüyler ürperticiydi. Melis kenarda soğuk bir tebessümle izlerken, Kaan belindeki silahı çıkarıp masaya koydu.
Ömer, adeta aklını yitirmiş bir halde Gündüz’ün üzerine yürüdü: "Beni nasıl terk edersin?! O ilahici adamın elini nasıl tutarsın?! Sen benim hayallerimdin Gündüz, seni kimseye yar etmem!"
Gündüz, korkudan titremesine rağmen gözlüklerinin arkasından Ömer’e öyle bir tiksintiyle baktı ki o bakış Ömer’i adeta yaktı. Gündüz başını dikleştirdi ve var gücüyle Ömer’in yüzünün tam ortasına tükürdü!
"Sen adam değilsin Ömer! Aşağılık bir hırsızsın!"
Ömer gözü dönmüşçesine savurduğu sert bir tokatla Gündüz’ün yüzünü yana devirdi. Tokatın şiddetiyle Gündüz’ün dudağı patladı, gözlükleri yere düşüp kırıldı. Tam o sırada sabırsızlanan Kaan öfkeyle öne atıldı. Masadaki soğuk silahı kapıp doğrudan Gündüz’ün alnına dayadı!
"Yeter bu kadar drama! İşini bitirelim şunun!" dedi Kaan hırsla.
Alnında silahın soğuk namlusunu hisseden Gündüz, nefesinin kesildiğini hissetti. Yıllardır bünyesini zorlayan o ağır panik atak krizleri bir anda hortladı. Kalbi göğüs kafesini delercesine çarpmaya başladı, elleri ve ayakları uyuştu, ciğerlerine hava girmiyordu. Titreyen dudaklarıyla, ölümün kıyısında son nefesini verdiğini düşünerek yüksek sesle Şehadet getirmeye başladı:
"Eşhedü elle ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh..."
Gündüz hıçkırıklar ve panik atağın getirdiği boğulma hissi içinde Şehadet getirirken, deponun devasa demir kapısı büyük bir gürültüyle çöktü!
"GÜNDÜZ!"
Yunus, Gece ve Hilal, polisle birlikte içeri bir fırtına gibi daldı! Yunus, Gündüz’ün alnına dayalı silahı ve çektiği krizi gördüğü an gözü döndü; Kaan’ın üzerine bir kaplan gibi fırlayıp silahı elinden söktü. Gece, Ömer’in yakasına yapışıp onu duvara çarptı. Hilal ise gözyaşları içinde koşup Kaan ve Melis’in adamlarını etkisiz hale getiren polislerin arasından sıyrılarak Gündüz’ün iplerini çözdü.
Yunus, Kaan’ı yere serdikten sonra hızla Gündüz’ün yanına diz çöktü. Nefes alamayan, panik ataktan dolayı bayılmak üzere olan Gündüz’ü sıkıca kucakladı.
"Geçti... Ben buradayım Gündüz, geçti Allah’ın izniyle..." diyerek onun başını göğsüne bastırdı.
Ömer, Kaan ve Melis polisler tarafından kelepçelenip götürülürken; Yunus’un kucağında emniyette olan Gündüz, yaşadığı o devasa dehşetin ardından ilk kez nefes almaya başladı. Kötülük bir kez daha iyiliğin ve sadakatin önünde diz çökmüştü.
