19. bölüm · GÜNDÜZÜN GECESİ
19. BÖLÜM: BİR ÇİÇEK, BİR VEDA VE DÜŞEN UMUTLAR
Ömer, hastane bahçesinde Gece’den yediği o sert yumruğun ve patlayan dudağının sızısıyla baş başa kaldığında içindeki pişmanlık daha da derinleşmişti. Gündüz’e söylediği o kaba ve ön yargılı sözler için kendine lanet ediyordu. Ancak bir yandan da kafasındaki o katı kalıplar ve farklı dünyaların insanı oldukları gerçeği zihnini kemiriyordu. Gündüz, onun hayallerini süsleyen o duru, iffetli ve maneviyatlı kadındı; fakat içinde bulundukları şartlar, şov dünyasının baskısı ve ailevi fırtınalar, bu ilişkinin yürümeyeceğini ona fısıldıyordu.
Ömer, Gündüz’ün gururunu tamir etmek, özür dilemek ama en önemlisi ona boş yere ümit vermemek adına bitiş çizgisini çekmeye karar verdi. Yol üstündeki bir çiçekçiden sadeliği simgeleyen zarif bir buket beyaz papatya hazırlattı ve tekrar hastanenin yolunu tuttu.
Hastaneye vardığında koridorda bir süre gizlice bekledi. Gece’nin, kardeşine bir şeyler almak için alt kata indiğini gördüğü an bu fırsatı kaçırmadı. Sakin ve sessiz adımlarla Gündüz’ün yattığı odanın kapısını hafifçe aralayıp içeri girdi.
Gündüz, kolundaki serumla yatakta solgun bir halde yatıyordu. Kapının açılmasıyla başını çevirdi ve elinde çiçeklerle içeri giren Ömer’i görünce gözlerindeki o kırgınlık yeniden alevlendi.
Ömer, elindeki buketi komodinin üzerine sakince bıraktı. Yüzündeki mahcubiyetle ve pıhtılaşmış dudak iziyle Gündüz’ün gözlerinin içine baktı. Sesi kısıktı:
"Gündüz... Yaşananlar için, o gün söylediğim o kaba ve yersiz laflar için senden özür dilemek istedim. Saniyelik bir gafletti, senin o temiz kalbini kırmaya asla hakkım yoktu."
Gündüz başını diğer tarafa çevirmek istedi ama Ömer derin bir nefes alarak asıl söyleyeceği o ağır cümleleri sıralamaya başladı:
"Lütfen dinle beni... Sen benim bu hayatta karşıma çıkan en duru, en özel insansın. Sen... aradığım hayallerimin kadınısın Gündüz. Fakat... fakat seninle ben olamayız. Ben seni gerçekten çok temiz, çok saf duygularla sevdim. Ama biz ayrı dünyaların insanıyız. Bu renkli dünya, bu şartlar bizim bir arada olmamıza müsaade etmez. Bu nedenle... daha fazla canın yanmasın, ikimiz de yıpranmayalım diye senin hayatında artık var olmayacağım."
Gündüz, kulağında yankılanan bu cümlelerle adeta yıkıldı. Ağrı kesicilerin uyuşturduğu bedeni, kalbine saplanan bu veda okuy la bir kez daha sarsıldı. Gözlüklerinin arkasından süzülen bir damla yaş komodindeki papatyaların üzerine düşerken, kelimeler boğazında düğümlendi. Ömer’in hem "hayallerimin kadınısın" deyip hem de böylesine kestirip atması, kalbinde telafisi imkansız bir yara açtı.
Tam o sırada, kapının dışında duran Gece ve yanında ona eşlik eden Hilal, içeri girmek üzereyken kapı aralığından edilen bu kelimelerin her birine şahit olmuşlardı.
Gece’nin eli kapının kolunda donakaldı. Yanındaki Hilal ise duyduğu bu ağır vedanın karşısında ne diyeceğini bilemeyerek elini ağzına götürdü. İkisi de içeri adım atmakla dışarıda durmak arasında sıkışıp kalmış, Ömer’in bu kesin ve soğuk vedası karşısında adeta dilsizleşmişlerdi.
