21. bölüm · GÜNDÜZÜN GECESİ
21. BÖLÜM: BÜYÜK MAHKEME, İSTEME MERASİMİ VE YENİ BİR BAŞLANGIÇ
Büyük final şampiyonluğunun ardından Gündüz ve Gece’nin elde ettiği bu büyük zafer, ne yazık ki geçmişin karanlık gölgelerini yeniden harekete geçirdi. Şampiyonluk ödülünü ve iki kardeşin yakaladığı büyük başarıyı televizyonlardan gören öz aileleri, sahte avukatları ve yanlarına aldıkları magazin basınıyla birlikte küstahça kapıya dayandılar. Amaçları, yıllarca sokağa attıkları, evlatlık dahi saymadıkları bu iki gençten pay koparmaktı.
Gündüz, kapıdaki bu yüzsüzlüğü görünce gözlüklerini düzeltti. Artık o eski çaresiz, hıçkırıklara boğulan kız değildi.
"Gece, polise veya basına gerek yok," dedi Gündüz çelik gibi bir sesle. "Bu işi ait olduğu yerde, mahkeme salonunda bitireceğiz."
İki kardeş, Hilal’in yönlendirdiği ve onların duruşuna saygı duyan adaletli bir avukat vasıtasıyla kendilerini reddeden, acı çektiren ailelerine karşı koruma ve geçmişe dönük hak hakareti davası açtılar.
Mahkeme günü salon hıncahınç doluydu. Karşı taraftaki aileler sahte gözyaşlarıyla "Biz onları büyüttük, emek verdik" yalanlarına sarılırken, Gündüz tanık kürsüsüne çıktı. Hâkimin karşısında başı dik, gözleri berrak bir şekilde durdu:
"Sayın Hâkim," dedi Gündüz, sesi salonda yankılanarak. "Bizim elimizden çocukluğumuzu aldılar. Bizi sokakların soğuğuna, kimsesizliğe terk ettiler. Şampiyon olduğumuz gün 'evladımız' diyen bu insanlar, biz açken neredeydi? Biz adaleti de, sığınacağı kapıyı da Hak’ta bulduk. Bu insanlarla kan bağım olabilir ama ruh bağım yıllar önce koptu. Hayatımdan tamamen çıkarılmalarını talep ediyorum."
Gündüz’ün bu vakur ve ezber bozan konuşması karşısında hâkim, sundukları belgeleri de göz önüne alarak aileler hakkında kesin uzaklaştırma kararı verdi ve tüm taleplerini reddetti. Hukuken de, ruhen de o bağlar sonsuza dek kopmuştu. İki kardeş adliye koridorundan çıkarken üzerlerinden tonlarca yük kalkmış gibi özgürce nefes aldılar.
Mahkeme zaferinin ardından Gece ve Gündüz, kazandıkları ilk büyük parayla hayallerini gerçekleştirmek için harekete geçtiler. Şehrin nezih bir semtinde mütevazı bir bina kiralayarak **"Bizim Sığınak Müzik Akademisi"**ni kurdular. Burası; sokakta çalışan, imkânı olmayan, yetenekli ama kimsesiz çocuklara ücretsiz müzik eğitimi verecekleri sıcak bir yuva olacaktı.
Bu güzel gelişmeler yaşanırken Gece, hayatındaki en anlamlı adımı atmaya karar verdi. Mahkeme sürecinde ve akademi kurulumunda yanlarında bir dağ gibi duran Hilal’e hislerini açtı. Hilal’in de rızasıyla, isteme merasimi için hazırlıklar başladı.
Hafta sonu, Hilal’in ailesinin evinde edep, saygı ve maneviyat dolu bir akşam yaşandı. Gündüz, kahveler pişirilirken kardeşinin yüzündeki o mutlu heyecanı izledi. Gece, tuzlu kahvesini tebessümle yudumlarken, Hilal’in babası Gece’nin gözlerinin içine bakarak konuştu:
"Evladım... Sen kardeşine sahip çıktın, zor günlerden alnının akıyla çıktın. Kızımı sana emanet etmekten gurur duyarım."
Sözler kesilip yüzükler takıldığında Gece ile Hilal’in gözlerindeki o duru mutluluk okunmaya değerdi. Gündüz, köşede durup kardeşine sarıldı. Yanağındaki o eski yaraların yerini şimdi huzur almıştı.
Ömer mi? Ömer, televizyonda akademinin açılışını ve haberlerde Gece ile Hilal’in nişanlandığını izlerken kendi odasında, kendi kibirli ve korkak tercihlerinin karanlığında yapayalnız kalmıştı.
Gündüz ise akademinin bahçesinde bağlamasını kucağına alan küçük bir kız çocuğuna ders verirken gökyüzüne baktı. Artık ne bir erkeğin onayına ihtiyacı vardı ne de geçmişin sancılarına... Kendi ayakları üzerinde duran, başka hayatlara ışık olan güçlü bir kadındı o.
