Yılan ve Karga

Vaveyla Yazarı: Moon Sword

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: Yılan ve Karga

Rose:
Anlaşmanın üzerinden iki gün geçmiş, evlilik haberi tüm diyara yayılmıştı. bazı kont ve kontes gibi asillerden mektuplar geliyordu. Aslında tanıdığım bir kontes ve onun eşi Kont eldon'un yardım teklif dolu mektuplarını nazikçe geri çevirmekle yetindim. İmparatorluktaki sayılı nazik ve iyi kişilerdendi.

Elimdeki kalemi bırakıp etrafıma baktığımda hava çoktan kararmış, masamda çizimlerim ve birkaç mektup duruyordu. Ne kadar süre çizim yaptığımı bilmiyorum ama etrafa baktığım gibi gözlerimi kısıp bir süre etrafı tanımaya çalıştım Freya içeriye girdiği gibi masaya yaklaşıp mektupları düzenle kutuya koyup çizimlerimi inceledi.

"Yine gözleriniz ağrıyordur kesin! Biraz dinlenin artık"

şikayet dolu sesini duymazdan gelip odamdan çıkıp hemen yanımdaki küçük odaya girip içerdeki kıyafetleri inceledim. Camın hemen önünde ve gölgelerle gizlenen mavi tonlarındaki elbiseye dokunup o kaygan kumaşı hissedince duraksayıp geriye çekildim. Bu elbiseyi ne zaman hazırlatmıştım ki?

O kadar yoğunum ki artık neyi ne için yaptığımı bile unutuyorum. Elbisenin hemen yanındaki ufak notu fark edince camdan dışarı baktım. Bu kağıt açık pembe renkteydi. İmparatorlukta renkli kağıtlar pek tercih edilmesede Vanessa her zaman bana bu kağıtla notlar gönderirdi.

Miranda bu kağıdı odaya bırakmış olmalı. Sarayın ahırına gelmelisin

Vanessa

Sadece bunlar yazıyordu. Miranda, yani onun küçük çalışanı gelmiş sonunda. Burada pek dikkat çekmezdi ama yinede hızlı olmalıydım. Ahıra gideceğim için üzerine kahverengi gömlek, altıma siyah pantolon ve botlarımı geçirip hızla Saraydan çıkıp ahıra doğru ilerledim.

Ahıra girer girmez loş ışık ve atlar beni karşılarken bana özlem dolu gözlerle bakan Orius atıma doğru ilerleyip önce onun yelesini okşadım. Aslında son zamanlarda onunla fazla ilgilenemiyordum çünkü zamanım olmuyordu.

Aramızdaki engele rağmen umursamdan yaklaşıp alnını omzuma yasladı. Onun hemen yanında duran beyaz kediye baktım. Altın sarısı gözleriyle beni dikkatle izliyordu Miranda'nın bacağındaki ipte her zamanki gibi kağıt parçası vardı.

Atımı bırakıp elimi uzattım çünkü patisini uzatıp elimi tuttuğu gibi onu nazikçe yanıma yanaştırıp başını birkaç kez pat patladım, bu aramızdaki ufak bir anlaşmaydı.

Bacağındaki ipi çözüp muhafızlara görünmeden ahırdan çıkmış, Mirandayı kucağıma alıp iyice kör bir noktaya geçtim. Bu yerde fazla çalılık ve birazı bana batıyordu. Sarayın bahçesinde aydınlanma sistemleri olduğu için kolay görüyordum. Daha fazla beklemeden kağıdı açıp yazanları okumaya başladım.

Sirienct İmparatorluğu son zamanlarda sakin. Ve Williams ailesi belli etmesede gergin gibi. Gözlemlediğim kadarıyla İmparatorun gölgesi geri dönüyor. Çünkü onunla ilgili dedikodular var. Birçok olay aynı zaman diliminde gerçekleşiyor. Dikkat et. Asıl tehlikenin kim ya da ne olduğu belli değil Rose.

Vanessa

Tam notu katlayacakken omzumda hissettiğim el ile donup kaldım. Arkamda koca bir duvar vardı, kim nasıl arkamda olabilir ki?
"Uzun zaman oldu" duyduğum sesle hızla arkama döndüm. Onu görür görmez adeta nefesim kesildi. Gözyaşlarım sanki bu anı bekliyormuş gibi yanağımdan süzülmeye başladılar. Titreyen ellerimle onun o uzun gümüş saçlarına dokununca hıçkırıklara boğuldum.

Ellie.

Bizzat karşımda duran ablam.

"nasıl? Sen öldün..."

Gözyaşlarıma engel olamıyordum. Titreyen vücudumu kontrol etmeye çalışıyordum. İçimdeki ses bile o an tamamen durmuş. Şaşkınlıkla benim hamlemi bekliyordu. Onun mavi gözlerindeki ışıltı kaybolmuştu. Derin ve korkunç bir mavilikteydi. Gözleri durgun, yüzü solgundu. Ama bana bakışındaki şefkati saklayamıyordu.

Nasıl saklayabilir ki?

"ben gerçek değilim. Ama seni özledim, benim küçük ayım"

Başımı hızla iki yana salladım. Ona dokunabiliyorum. Gerçek olmalı!

Bir ölüye dokunamam ama ona dokunabiliyorum!

Üzerinde hasta olduğu zaman giydiği sade kıyafet vardı. O an yeni fark etmiştim ama artık kendi zamanımda değildim. Yağmur yağıyor, sabahın o sisli ve hafif rüzgarı bize eşlik ediyordu. Yanımda Miranda da, elimde kağıt yoktu. Ablamın öldüğü zaman.. Evet şu an onun öldüğü gündeyiz. Ama neden? Şu an rüyada olmazdım. Her şey gerçek, çünkü. Karşımda duran kadın gerçek.

Aklımı yitiriyor olmalıydım. "Ne yapacaksın Rose, Sirienct İmparatorluğu bir yandan, Williams ailesi. Ne kadar da boğucu. Özellikle Williams ailesi" sesindeki alaycı ton ve iğneleyici bakışlarından anlamıştım. Ablam değil.

Ablam her zaman Williams ailesini severdi. Sonuçta anne ve babamın arkadaşları vardı. Ayrıca ablam asla alay etmez, sadece doğruları konuşurdu. Alayı sevmezdi.

Ondan biraz uzaklaşıp elimi tamamen çektim. Elimle gözyaşlarımı silip onu daha dikkatli inceledim.

Düşüncelerimi anlamış gibi kıkırdadı "oh ne oldu? Ablan olduğumu mu sandın kız kardeşim. Ağlıyordun daha yeni"

Yüzündeki gülümseme genişlemiş, etrafımızdaki hava buz gibi olmuştu. Yağmur yerine başka bir şey yağıyordu.

Kan. Hayır, kızıl yağmur?

ilk göz lanetinin ortaya çıktığı zaman oluşan kızıl yağmur muydu?
Tarih kitaplarında o zamadan bahsediliyor.

Ama neden şimdi oluyor?

"Biliyor musun, aslında biraz daha iyi rolü oynamayı düşündüm. Ama ablan fazla zeki. Bu yüzden üşendim" kızıl damlalar ikimizi de ıslatırken onun yüzünden yavaşça süzülen damlalar etrafındaki enerjiyi artırıyordu, korkunç gösteriyordu.

"Ölü ruhlar, sevdiklerini bazen ziyaret edebiliyor biliyorsun. Ama her zaman iyi niyetli olmazlar. Ben senin ablanım evet ama doğru kişisimiyim bilmiyorum. Sadece dikkatli ol Rose, çünkü lanetsin"

Gözlerimi devirip yavaşça bana uzanan elini ittip omuzlarımı dikleştirdim ve biraz daha uzaklaştım ondan.

"Çok sağol ya, sen söylemesen bilmiyordum zaten"

"Her neyse, ne oluyor şu an abla?" Eh sonuçta ablamdı, sadece biraz daha farklı haliydi.

"Dürüst olmak gerekirse bende bilmiyorum. Diyarın oyunları dinmek bilmiyor"

"Ayrıca neden bu kadar soğuksun biraz gülümse kardeşim"

Onun sözünü dinleyip konuşmak için ağzımı açtığımda parmağını dudağına götürüp sus işareti yaptı. "Önce büyükler konuşmalı kardeşim. Konumuza dönelim, senin için tüm bu olanlar ne sence?" Başını hafifçe yana yatırıp cevabı bekledi. Benim için tüm bu olanlar ne?

"Bilmiyorum" beni korkutan da buydu zaten. Ne oluyor diyara?

"Gerçekten diyarı mı kurtarmak
istiyorsun?
Ama sana bir gerçeği açıklamam gerek;
Asıl tehlike diyar değil, tanımadığımız kişidir"

"Ne biliyorsun?" Diye ona sorunca yüzündeki kızıl damlaları sildi ve boynundaki hilal şeklinde mavi kolyeyle oynamaya başladı. Kolyeyi her bir çevirişinde yansımamla baş başa kalıyordum. Hafif parlak zümrüt gözlerim bana lanetimi hatırlatıyordu.

"Ben mi? Sadece kendi düşüncelerimi söylüyorum" sesindeki alaycı tavrı Arthur'un alayından daha rahatsız ediciydi.

"O zaman düşüncelerini kendine sakla. Ne istiyorsun?"

Aslında bana doğru cevaı vermeyeceğini biliyorum ama yinede sormak istedim. "Burası rahatsız edici" etrafa bakınıp ilk defa gerçekten duygusunu belli etmişti üzgündü sonuçta öldüğü gün.

Bir süre sonra tekrar rahar tavrını takınıp yüzündeki kızıl damlalarını sildi.

"Söylesene Rose, Karga ile yılan karşı karşıya kalınca hangisi yaşar?"

Bir adım geriye çekilip onu daha dikkatli inceledim ne demek istiyordu. Omzuma dokunduğunda bakışları daha öngörülemez bir hâl aldı. Her bir tepki beyninde not ediyordu.

"Bunu iyi düşün Rose. Karga ve yılanın avantajlarını düşün kardeşim"

Her şey normal devam ediyordu ama sonra birden yer şiddetle titremeye başladı, yağmurun şiddeti arttı ve etrafı dondurucu bir soğuk sardı. Normalde soğuk bana etki etmez, hatta bazen hiç hissetmem bile. Ama bu seferki soğuk vüdumu titremeye yetti.

Sarsıntı yüzünden dengemi zor sağlarken şimdi de bu soğuk eklendi bir sen eksiktin!
Ellie ise soğukluktan ve sarsıntıdan etkilenmiyordu ölü olduğu için olabilirdi. Sonuçta artık acı veya soğuk, sıcaklık hissetmezdi. Doğa artık onu etkilemezdi. Ve dengemi kaybedip yere düşmüyordum çünkü doğa bunu istemiyor. O dengemi bulmamı, sanki beni bir savaşa hazırlamak için eğitiyordu!

Bunu anlamam uzun sürmedi çünkü diyar, bunu anlamam için belli ipuçları veriyor. Ablam ile buluşmam, bu kaos, ablamın aslında farklı bir kişiliği ile yüzleşmem...

Yerdeki sarsıntı artarken toprağın altından devasa bir buzul duvar oluştu.

"Kendi gücünle savaşma, onu kontrol et Rose" ablamın sözünü bu kargaşının içinde zar zor duydum.

Onu kabul et, kontrol et.

Buzul duvar kırılırken ufak dikenler haline gelip ben ve ablama doğru sanki yaydan fırlatılır gibi fırladılar. Yağmurun ve dengesizliğin arasında zar zor fark etsemde ablamın dediğini hatırladım ama gittikçe yakınlaşıyor ve dengemi sağlayamıyordum.

Kafamda hissettiğim tiz ağrıyla ve fısıltılarla kafam iyice karışmış, yeşil göz lanetime hükmedemiyordum

"Lanetlisin!"

"Ailenin ölümüne seyirci kaldın, o zamanki cesaretini göstermedin çünkü korkaksın!"

"Yapamayacaksın uğursuzsun!"

Fısıltı ve ağr8 devam ediyordu. Fısıltının sahibini tanıyamıyordum ama şu an bunu düşünemezdim. Sonunda dengemi sağladım, gerçi hâlâ biraz sarsılıyordum ama neyse.
Elimi kaldırıp dikenleri durdum, ama onları kontrol edemiyordum.

Benim emrimi dinlemiyorlardı.

Kontrolümden çıkıp yeniden üzerimize doğru geldiler. Hâlâ onları kontrol ettiğim için tam olarak beni hedefleyemiyorlardı. Birkaçı vüdumu sıyırırken hissettiğim acı beni iyice çileden çıkardı. Yanağım, kolum ve dizlerimde kesikler oluşmuştu. Hepsinin acısı soğukla birlikte dayanılması zor olmuştu.

Ayrıca fısıltılar artıyor, daha acımasız ve öfkeli okuyorlardı
Öfkeyle "Yeter" diyip ayağımı toprağa vurunca kristal dikenler geriye savrulup yok oldu, etraftaki soğukluk sona ermişti. Ablam bile bana şaşkınlıkla bakıyordu. "Hmmm iyi diyarın testini geçtin kardeşim"

"Sadece ölmediğine dua et"

Diye söylendi beynimdeki fısıltılardan birisi.

Ablama baktığımda yüzü giderek solgunlaşırken yavaşça her şey normale dönmeye başladı. Ellie gitti, yağmur dindi. Kendi zamanıma geri dönmüştüm. Çimenlerin üzerine oturup tüm bu olanları anlamdırmaya çalıştım. Her şey üst üste geliyor.

Yanımda Miranada da vardı. Kediye bakıp onun başını bir kaç kez pat patladım. Kedi sarayın bahçesinde görüş alanımdan çıktığında ben de yeniden saraya girdim. Sanki savaştan çıkmış gibi bir hâlim vardı. Aslında orada aldığım yaralar tabii ki de şu an yoktu.

Yinede kendimi fazlasıyla yorgun hissediyorum. Tek düşüncem odama gidip hızla yatağıma yatmam. Ama daha bu olayı çözmem gerek...

İçimde uyuyan huzursuzluk artık kendisini tutamıyor, her şey boğucu olmaya başlamıştı. Ama bu sefer o boğuk his daha farklıydı. Beni yatıştırmak istiyordu.

Birden önüme çıkan Sam'i fark edince irkilerek durdum ve ona dikkatle baktım. Sam'in yüzündeki endişe ifadesinin nedenini tahmin edebiliyordum.

"Rose, gece gece ahıra gitmişsin, az önce birkaç muhafızdan haber aldım. Bir sorun mu var kuzenim?"

Onun suratına aval aval bakıp derin bir nefes verdim.

Bir de bununla uğraşıyorum.

"Hayır, sadece az önce Ingram geldi ve Orius'un huzursuzlandığını söyledi. Ona bakıp bahçenin etrafına da göz attım." Hızlı yalan söyleyen birisiydim ve yüz ifademi de iyi kontrol ediyordum ama bu kadar hızlı bir yalan söylediğime ben bile şaşırmıştım. Sam ile sohbetim çok uzun sürmeden odama girip kapıyı kapattım. Neyseki Freya yoktu.

Masama doğru ilerleyip sandalyeme oturup bir süre onun dediklerini düşündüm. Az önce yaşadığım şey rüya değildi. O kişi ablamdı ama farklı bir ruh hali beni ziyaret etmişti.
Ama yinede yaşadığım neydi?

Her şey birbirleriyle bağlantılıydı. Ellie'nin söylediği Karga ve yılan karşı karşıya kalınca hangisi yaşar sorusu ise...yılan sinsi karga ise akıllı bir hayvan. İkisinin karşı karşıya gelmesinde kimin hayatta kalacağına güçleri karar verecek sonuçta güç olmadan zeka da olmaz.

Bu iki zekanın yanındaki güç aslan olmalı. Yani diyardaki tehlike Sirienct İmparatorluğu ve Arthur'un gizemi değil: farklı birisiydi. Aslan rolünde olan kişiyi tanımıyorum çünkü o hepimizi kontrol ediyor.

Bu zamanı beklemesinin sebebi ise farklı. Beni av olarak görmüyor. Arthur'u av olarak görüyor. Arthur ne zaman harekete geçse bir şeyler ters oluyor. Ben sadece oyundan çıkarılması gereken bir yüküm onun için. O kişinin gücü ne bilmiyorum ama diyarı etkilemekten çekilmiyor.

Bu yeni oyunda Arthur'un yanında olmak zorundayım. çünkü tüm gizemleri o barındırıyor.

Ailem ve diyarım için risk almalıyım.
Çünkü ailem bana bunu öğretti.
Annem, babam, ablam ve abim sonuna kadar risk aldılar.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.