6. bölüm / 7
Görevden kalan0.6
Bölümler 7Şu an: 0.6
- 1 0.1216 kelime
- 2 0.2413 kelime
- 3 0.3885 kelime
- 4 0.4903 kelime
- 5 0.5810 kelime
- 6 0.61.733 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 0.71.444 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
BİR KEZ DE BENİ TUT
Mavi o sabah gözlerini açtığında, güne başlamaya hazır değildi.
Telefonunun ekranında annesinden gelen üç cevapsız arama vardı. Birkaç saniye boyunca ekrana baktıktan sonra geri aradı.
Annesi ilk çalışta açtı.
“Mavi?”
“Günaydın anne.”
“Günaydın mı? Kızım, dün akşamdan beri seni arıyorum. Neden açmıyorsun telefonunu?”
Mavi yatakta doğruldu, saçlarını geriye itti.
“Uyuyakalmışım. Nöbetten sonra çok yorgundum.”
“Seninle konuşmamız gerekiyor.”
Annesinin sesindeki ciddiyet, Mavi'nin yüzündeki uykulu ifadeyi sildi.
“Ne oldu?”
“Baban dün gece yine seninle ilgili konuştu. Bu şekilde devam edemeyeceğini söylüyor. Orada ne kadar kalacaksın, Mavi? Birkaç ay sonra başka bir yere geçmenin yolunu ara. Her gün içimiz içimizi yiyor.”
Mavi gözlerini kapattı.
Yine aynı konuşma.
Aynı korkular.
Aynı çaresizlik.
“Anne, daha önce de konuştuk bunları.”
“Biliyorum ama sen anlamıyorsun! Biz seni oraya kork diye göndermedik, zaten gitmeni istemedik. Senin başına bir şey gelirse biz ne yapacağız?”
Mavi'nin parmakları telefonun kenarına sıkıca kapandı.
“Benim de bir hayatım var anne.”
“Biz senin iyiliğini istiyoruz!”
“Ben de kendi iyiliğimi düşünüyorum!”
Sesi istemeden yükselmişti.
İkisi de sustu.
Mavi derin bir nefes aldı. Annesini kırmak istemiyordu. Onu anlıyordu. Kendisini korumak isteyen bir ailesi vardı. Ama bazen sevgi, insanın nefes almasını zorlaştıracak kadar ağırlaşabiliyordu.
“Anne, seni sonra ararım. Hastaneye gitmem gerekiyor.”
Telefonu kapattığında gözleri dolmuştu.
Ağlamadı.
Yüzünü yıkadı, saçlarını topladı ve aynaya baktı.
Kendi kendine sessizce, “İyiyim,” dedi.
Sonra önlüğünü giyip evden çıktı.
---
Hastaneye vardığında koridorlar her zamankinden kalabalıktı.
Mavi çantasını personel odasına bırakır bırakmaz acil servisten çağrıldı. Gelen hastaları değerlendirdi, gerekli yönlendirmeleri yaptı ve bir an bile durmadı.
Koştu.
Konuştu.
Karar verdi.
Birinin ağrısını dindirmeye çalışırken diğerinin endişeli yakınına açıklama yaptı.
Kendi içindeki sesleri susturmanın en iyi yolunu bulmuştu: Başkalarının seslerini dinlemek.
Öğleye doğru, bir hemşire yanına yaklaştı.
“Doktor hanım, Zeyd Bey sizi sordu.”
Mavi elindeki dosyayı kapatırken başını kaldırdı.
“Beni mi?”
“Evet. Kontrol için ne zaman geleceğinizi merak etmiş.”
Mavi istemeden gülümsedi.
“Kontrol saatimiz gelmedi daha.”
“Ben de öyle söyledim.”
Mavi başını sallayıp işine döndü.
Ama birkaç dakika sonra, elindeki işleri tamamlayınca Zeyd'in odasına gitmeye karar verdi.
Belki de biraz oturmak iyi gelirdi.
Bunu kendine itiraf etmek istemese de son günlerde o odanın sessizliği, hastanenin geri kalanındaki telaştan daha kolay geliyordu.
---
Mavi kapıyı tıklatıp içeri girdiğinde Zeyd yatakta oturmuş, telefonuyla konuşuyordu.
“Komutanım, ben iyiyim. Merak etmeyin.”
Mavi kapının yanında durdu.
Zeyd onu fark edince gözlerini kaldırdı ama konuşmasını bitirmedi.
“Hayır, daha taburcu olmadım. Doktor ne zaman uygun görürse.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Anlaşıldı komutanım.”
Telefonu kapattı.
Mavi kollarını göğsünde birleştirdi.
“Bir asker olarak bütün konuşmalarınız aynı mı? Herkes soruyor, siz de herkese iyiyim diyorsunuz.”
Zeyd telefonunu kenara bıraktı.
“Mesleki alışkanlık.”
“Bence kötü bir alışkanlık.”
“Her alışkanlığın iyi olması gerekmiyor.”
Mavi yatağın yanına geldi.
“Bugün nasılız bakalım?”
“İyiyim.”
Mavi ona öyle bir baktı ki Zeyd'in dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
“Peki. Fena değilim.”
“İlerleme kaydediyoruz.”
Mavi muayenesine başladı. Sorularını sordu, gerekli kontrolleri yaptı ve dosyasına notlarını ekledi.
Zeyd bir süre onu izledi.
Sonra kaşlarını hafifçe çattı.
“Sen iyi misin?”
Mavi'nin eli durdu.
“Ne?”
“İyi görünmüyorsun.”
Mavi başını kaldırmadan cevap verdi.
“Uykusuzum.”
“Yalnızca uykusuzluk değil.”
Mavi dosyayı kapattı.
“Doktor olan benim, Zeyd.”
“Bunun farkındayım.”
“O zaman hastanın doktoruna teşhis koymasına gerek yok.”
Zeyd sustu.
Mavi, söylediklerinin gereğinden sert olduğunu fark etti.
“Özür dilerim. Yorucu bir sabah geçirdim.”
“Anladım.”
Zeyd daha fazla soru sormadı.
Bu, Mavi'nin beklemediği bir şeydi.
İnsanlar genellikle nedenini merak ederdi. Üstüne gider, anlatmasını isterlerdi. Zeyd ise yalnızca başını sallamış ve susmuştu.
Mavi dosyasını almak üzere masaya uzandı.
Tam o sırada telefonu çaldı.
Ekranda hastanenin numarası görünüyordu.
Aramayı açtı.
“Buyurun?”
Karşıdaki ses aceleciydi.
“Mavi Hanım, acil servise gelebilir misiniz? Bir hastamızın durumu aniden kötüleşti.”
Mavi'nin yüzündeki bütün ifade değişti.
“Geliyorum.”
Telefonu kapatıp hızla kapıya yöneldi.
Zeyd arkasından seslendi.
“Mavi.”
Mavi durdu.
“Efendim?”
“Dikkatli ol.”
İki kelime.
Öylesine söylenmiş gibi duran, basit iki kelime.
Ama Mavi bir an için ne diyeceğini bilemedi.
Sonra başını salladı.
“Olurum.”
Ve çıktı.
---
Acil serviste zamanın nasıl geçtiğini kimse anlamamıştı.
Mavi, durumu ağırlaşan hastanın yanında ekiple birlikte çalışıyordu. Herkes elinden geleni yapıyordu. Mavi de öyle.
Ama bazen bir doktorun bütün çabası, bir insanın hayatını kurtarmaya yetmeyebilirdi.
Müdahaleler devam etti.
Dakikalar birbirini kovaladı.
Sonunda ekipten biri Mavi'ye baktı.
Bakışında, söylenmesine gerek kalmayan bir anlam vardı.
Mavi birkaç saniye hareketsiz kaldı.
Sonra başını hafifçe eğdi.
O an odadaki sesler sanki uzaklaştı.
Mavi mesleği boyunca zor anlar yaşayacağını biliyordu. Bunun eğitimini almıştı. Soğukkanlı kalmayı, karar vermeyi, hastalarının karşısında güçlü durmayı öğrenmişti.
Ama bilmek başka şeydi.
Bir insanın hayatı için elinden gelen her şeyi yaptıktan sonra, artık yapabileceği bir şey kalmadığını kabul etmek bambaşka.
Mavi derin bir nefes aldı.
Ekibine gerekli talimatları verdi. Dosyaların tamamlanmasını sağladı. Hastanın yakınlarına bilgi verilmesi için ilgili birimle görüştü.
İşini bitirene kadar ağlamadı.
Kimsenin yanında ağlamadı.
Koridorda yürürken ağlamadı.
Personel odasına girdiğinde bile gözlerini kapatıp kendini toparlamaya çalıştı.
Ama telefonuna baktığında annesinden yeni bir mesaj gördü.
Ne olur kendine dikkat et kızım. Seni çok özledik.
Mavi mesajı okudu.
Bir kez.
İki kez.
Sonra telefonu masaya bıraktı.
O gün boyunca güçlü durmak için gösterdiği bütün çaba, o küçücük cümlenin karşısında bir anda anlamsızlaştı.
Yüzünü ellerinin arasına aldı.
Ve ağlamaya başladı.
Sessizce.
Omuzları hafifçe titriyordu. Sanki ses çıkarırsa bütün hastane onun ne kadar yorulduğunu duyacakmış gibi kendini tutmaya çalışıyordu.
Kapı çalındığında hemen doğruldu.
Gözlerini sildi.
“Geliyorum.”
Kapı yeniden çalındı.
Mavi derin bir nefes aldı, yüzünü toparlamaya çalıştı ve kapıyı açtı.
Karşısında Emir vardı.
“Doktor hanım, komutanım sizi—”
Emir cümlesini tamamlayamadı.
Mavi'nin kızarmış gözlerini fark etmişti.
“İyi misiniz?”
Mavi başını salladı.
“İyiyim.”
Emir bir şey söyleyecek gibi oldu ama vazgeçti.
“Komutanım sizi sormuştu. Ama... sonra geleyim.”
“Yok, sorun değil.”
Mavi yüzünü çevirdi, gözlerinin kenarını sildi.
“Geliyorum.”
Emir sessizce başını salladı.
Mavi arkasından kapıyı kapatırken aynaya baktı. Gözleri hâlâ kızarıktı.
Bir süre öylece durdu.
Sonra derin bir nefes aldı.
Zeyd'in yanına gittiğinde hiçbir şey olmamış gibi davranacaktı.
Her zamanki gibi.
---
Zeyd, Mavi odaya girdiğinde ilk bakışta bir şey söylemedi.
Mavi elindeki dosyayı masaya bıraktı.
“Kontrol için geldim.”
Zeyd başını salladı.
“Emir seni çağırmaya gitti.”
“Evet, gördüm.”
Mavi rutin sorularını sormaya başladı. Fakat sesi her zamankinden daha kısıktı. Gözlerini sürekli dosyasına indiriyor, Zeyd'in yüzüne bakmaktan kaçınıyordu.
Zeyd bir süre onu izledi.
Sonra sessizce sordu:
“Ne oldu?”
Mavi kalemini durdurdu.
“Bir şey olmadı.”
Zeyd cevap vermedi.
Mavi dosyayı kapattı.
“Kontrollerin iyi görünüyor. Biraz daha dinlenmelisin.”
“Ben sana ne olduğunu sordum.”
Mavi başını kaldırdı.
“Zeyd, lütfen.”
Sesi beklediğinden daha kırılgan çıkmıştı.
Zeyd'in yüzündeki ifade değişti.
Mavi hemen arkasını döndü.
“Ben gitmeliyim.”
Kapıya doğru iki adım attı.
Sonra durdu.
Bilmiyordu.
Neden durduğunu, neden bir türlü kapıyı açamadığını bilmiyordu.
Belki de bütün gün biriktirdiği yorgunluk artık taşıyamayacağı kadar ağırlaşmıştı.
Belki de ilk kez birinin ona gerçekten ne olduğunu sorması, kurduğu bütün duvarları yıkmaya yetmişti.
Mavi başını öne eğdi.
“Bugün bir hastamı kaybettim.”
Sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.
Zeyd hiç kıpırdamadı.
Mavi devam etti.
“Elimden gelen her şeyi yaptık. Her şeyi... Ama yetmedi.”
Bir an durdu. Boğazındaki düğümü yutkunarak çözmeye çalıştı.
“İnsan bunun olabileceğini biliyor. Tıp fakültesinde öğreniyorsun, çalışırken öğreniyorsun. Her hastayı kurtaramayacağını biliyorsun. Ama insan yine de...”
Sesi titredi.
“Yine de alışamıyor.”
Zeyd gözlerini ondan ayırmadı.
Mavi yüzünü kapıya çevirmişti. Ağladığını görmesini istemiyordu.
“Bir de ailem sürekli burada olmamam gerektiğini söylüyor. Onları anlıyorum. Gerçekten anlıyorum. Ama bazen... bazen burada doğru bir şey yaptığımı kendime anlatmak bile zor geliyor.”
Sesi kırıldı.
“Bugün birini kurtaramadım. Sonra annemin mesajını okudum. Bana kendime dikkat etmemi söylüyordu. Sanki ben kendime dikkat edersem hiçbir şey kötü olmayacakmış gibi.”
Mavi başını iki yana salladı.
“Çok saçma, değil mi?”
Zeyd yavaşça cevap verdi.
“Hayır.”
Mavi gözlerini kapattı.
“Ben güçlü olmak zorundayım, Zeyd. Hastalarımın karşısında, ailemin karşısında... Herkes benden bir şey bekliyor. Benim korkmamam, yorulmamam, her şeyi halletmem gerekiyor.”
Artık gözyaşlarını tutamıyordu.
“Bazen ben de yoruluyorum.”
Odanın içindeki sessizlik büyüdü.
Mavi yüzünü elleriyle kapattı.
“Özür dilerim. Bunları sana anlatmamam gerekiyordu.”
Zeyd'in sesi bu kez daha yumuşaktı.
“Neden?”
Mavi başını kaldırmadan cevap verdi.
“Çünkü sen benim hastamsın.”
“Sen de benim doktorumsun.”
Mavi acı acı gülümsedi.
“Evet. Ve doktorların ağlamaması gerekiyor, değil mi?”
Zeyd başını hafifçe iki yana salladı.
“Bunu kim söyledi?”
Mavi cevap veremedi.
Zeyd bir süre sustu. Sonra yatağının yanındaki komodinden peçete kutusunu aldı ve ona uzattı.
Mavi peçeteyi alırken parmakları kutunun kenarına takıldı.
Zeyd hiçbir şey söylemedi.
Ona nasihat vermedi.
Güçlü olması gerektiğini hatırlatmadı.
Neden bu kadar üzüldüğünü sorgulamadı.
Sadece bekledi.
Mavi, yatağın yanındaki sandalyeye oturdu. Birkaç dakika boyunca sessizce ağladı. Zeyd ise bakışlarını ondan kaçırarak ona biraz mahremiyet tanıdı.
Sonunda Mavi yüzünü sildi.
“Beni böyle görmeni istemezdim.”
Zeyd ona döndü.
“Nasıl?”
Mavi gözlerini yere indirdi.
“Dağılmış hâlde.”
Zeyd bir süre onu izledi.
“Ben de burada yatarken pek iyi görünmüyordum.”
Mavi istemeden güldü.
Gözleri hâlâ yaşlıydı ama dudaklarının kenarında küçük bir gülümseme belirmişti.
“Sen zaten hiç iyi görünmüyordun.”
“Teşekkür ederim.”
“Rica ederim.”
İkisinin arasında kısa bir sessizlik oluştu.
Bu kez sessizlik rahatsız edici değildi.
Mavi derin bir nefes aldı.
“Daha iyiyim.”
Zeyd başını hafifçe eğdi.
“Güzel.”
Mavi ayağa kalktı, peçeteyi çöpe attı ve dosyasını eline aldı.
Kapıya doğru ilerlerken Zeyd'in sesi yeniden duyuldu.
“Mavi.”
Bu kez adını söyleyişinde bir soru yoktu.
Mavi arkasını döndü.
“Efendim?”
Zeyd birkaç saniye düşündü.
Sonra yalnızca şunu söyledi:
“Her şeyi tek başına taşımak zorunda değilsin.”
Mavi'nin yüzündeki ifade değişti.
Bu cümleyi daha önce de duymuş olabilirdi. Ama ilk kez biri bunu kendisinden bir şey beklemeden söylüyordu.
Zeyd ondan hiçbir açıklama istemiyordu.
Karşılığında bir şey vermesini beklemiyordu.
Sadece yorulabileceğini kabul ediyordu.
Mavi yavaşça başını salladı.
“Biliyorum.”
Ama ikisi de bunun doğru olmadığını anlamıştı.
Mavi henüz bilmiyordu.
Zeyd de bilmiyordu.
Bazen insan, kendisine en çok ihtiyaç duyduğu şeyi söyleyen kişiye farkında olmadan yaklaşırdı.
Ve bazen birinin yanında ağlamak, ona âşık olmaktan çok önce gelirdi.
Mavi kapıyı açtı.
“Dinlenmeye devam et, Zeyd. Yarın kontrolüne yine geleceğim.”
Zeyd başını salladı.
“Beklerim.”
Mavi bir an durdu.
Zeyd de söylediği kelimenin farkına varmış gibi bakışlarını başka tarafa çevirdi.
Mavi'nin yüzüne küçük bir gülümseme yerleşti.
“İyi geceler.”
“İyi geceler, Mavi.”
Kapı kapandı.
Zeyd odada yalnız kaldığında başını yastığa yasladı.
Mavi'nin ağlayan yüzü gözlerinin önüne geldi.
Onu öyle görmek istememişti.
Ama bir yanıyla, ilk kez karşısında yalnızca herkesi iyileştirmeye çalışan bir doktor değil, yorulan, korkan ve bazen desteğe ihtiyaç duyan bir insan olduğunu görmüştü.
Zeyd pencereye baktı.
Dışarıda gece hâlâ karanlıktı.
Ve o gece ilk kez, hastaneden çıkacağı günü düşündüğünde aklına yalnızca görevine dönmek gelmedi.
Aklına Mavi geldi.
Bunu kendine açıklayamadı.
Açıklamak da istemedi.
Henüz.
Çünkü bazı şeyler, insanın hayatına sessizce girerdi.
Tıpkı bir gece nöbetinde sedyeyle getirilen bir asker gibi.
Tıpkı gözyaşlarını saklamaya çalışırken kapısında duran bir doktor gibi.
Ve bazen en beklenmedik insanlar, insanın en çok sakladığı yaraları görürdü.
Mavi o gece Zeyd'in yanında ağlamıştı.
Ama Zeyd'in asıl hatırlayacağı şey gözyaşları olmayacaktı.
Kendisini herkesten saklayan bir insanın, ilk kez yanında saklanmaya çalışmaması olacaktı.
Bölüm etkileşimi
