4. bölüm / 7
Görevden kalan0.4
Bölümler 7Şu an: 0.4
- 1 0.1216 kelime
- 2 0.2413 kelime
- 3 0.3885 kelime
- 4 0.4903 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 0.5810 kelime
- 6 0.61.733 kelime
- 7 0.71.444 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
BEKLEMİYORDUM
Mavi, hastaneye döndüğünde saat sabahın on birini geçmişti.
Evine gidip birkaç saat uyumuş, duş almış ve kendine bir kahve hazırlamıştı. Normal şartlarda bu kadar kısa bir uykuyla günü geçiremezdi ama Hakkâri'ye geldiğinden beri hayatının normal şartlarda ilerleyeceğine dair bütün inancını kaybetmişti.
Üzerine beyaz önlüğünü geçirdi, saçlarını topladı ve elindeki dosyalarla koridora çıktı.
“Günaydın, doktor hanım!”
Mavi sesin geldiği tarafa döndü. Hemşirelerden biri gülümsüyordu.
“Günaydın. Bir gelişme var mı?”
“Zeyd Bey'in durumu geceye göre daha iyi. Sabah kahvaltısını da getirdik ama pek dokunmamış.”
Mavi'nin kaşları çatıldı.
“Neden?”
“Canının istemediğini söyledi.”
Mavi gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
“Tabii. Çünkü neden yemek yesin ki? İnsan iyileşmek için uğraşmak yerine yatağında yatıp herkesi uğraştırabilir.”
Hemşire gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.
“Sanırım gidip kendiniz görseniz daha iyi olacak.”
“Kesinlikle.”
Mavi, Zeyd'in odasına doğru yürüdü.
Kapıyı tıklatıp içeri girdiğinde onu yatağında otururken buldu. Pencerenin önündeki küçük masada kahvaltı tepsisi duruyordu. Tepsideki yiyecekler neredeyse hiç eksilmemişti.
Zeyd başını kaldırdı.
“Günaydın.”
Mavi önce ona, sonra tepsiye baktı.
“Günaydın. Kahvaltınla ilgili bir sorunumuz var sanırım.”
Zeyd tepsiye göz ucuyla baktı.
“Yemek istemedim.”
“Fark ettim. Çünkü kahvaltın hâlâ kahvaltı olarak duruyor.”
“Doktor hanım, iştahım yok.”
Mavi dosyayı masaya bıraktı.
“Zeyd Bey, size küçük bir sır vereyim mi?”
Zeyd kaşını kaldırdı.
“Nedir?”
“İyileşmek için vücudunuzun enerjiye ihtiyacı var. Ve hayır, yalnızca inat ederek iyileşemezsiniz.”
Zeyd'in dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı.
“Ben inatçı mıyım?”
Mavi hiç düşünmeden cevap verdi.
“Fazlasıyla.”
“Beni daha iki gündür tanıyorsunuz.”
“İki gündür tanıdığım hâliniz bile yeterli.”
Zeyd başını hafifçe yana eğdi.
“Demek hakkımda bir fikriniz oluşmuş.”
Mavi stetoskopunu eline alırken ona baktı.
“Yanlış bir fikrim varsa düzeltmek sizin elinizde.”
“Pek konuşan biri değilim.”
“Onu fark ettim.”
“İyi.”
Mavi durdu.
“İyi mi?”
Zeyd omuzlarını hafifçe kaldırdı.
“Çok konuşan insanlarla aram pek yoktur.”
Mavi'nin yüzünde yavaşça bir gülümseme oluştu.
“Harika. Ben de çok konuşurum.”
Zeyd ilk kez gerçekten gülümsedi.
Kısacık bir gülümsemeydi. Öyle büyük, gösterişli bir şey değildi. Ama Mavi onun yüzündeki o sert ifadeyi bir anlığına değiştirdiğini fark etmişti.
Sonra Zeyd başını çevirip pencereye baktı.
Mavi ise hiçbir şey olmamış gibi muayenesine devam etti.
---
Kontroller tamamlandığında Mavi dosyasına birkaç not yazdı.
“Bugün kendinizi fazla yormayacaksınız. Dinleneceksiniz ve yemeklerinizi yiyeceksiniz.”
Zeyd ona baktı.
“Emir komuta zincirini değiştirdiniz galiba, doktor hanım.”
Mavi kalemini durdurdu.
“Nasıl yani?”
“Burada emir veren tek kişinin ben olmadığımı fark ettim.”
Mavi kahkaha attı.
“Merak etmeyin. Ben asker değilim. Ama hastam olduğunuz sürece tavsiyelerime uymak zorundasınız.”
“Peki, doktor hanım.”
Mavi kapıya yöneldi.
“Bir de Zeyd?”
Zeyd başını kaldırdı.
“Efendim?”
Mavi bir an duraksadı. Ona ne söyleyeceğini düşünüyordu ama sonunda yalnızca şunu söyledi:
“Geçmiş olsun.”
Zeyd'in yüzündeki ifade değişti.
Sanki bu iki kelimeyi duymaya alışkın değildi.
Birkaç saniye sonra başını hafifçe salladı.
“Sağ olun.”
Mavi odadan çıktı.
Zeyd bir süre kapıya baktıktan sonra başını yastığa yasladı.
Odaya yeniden sessizlik çökmüştü.
Ama bu kez sessizlik eskisi kadar can sıkıcı değildi.
---
Öğleden sonra Emir yeniden ziyarete geldi.
Elinde iki kahve ve küçük bir poşet vardı.
Zeyd kapıdan giren arkadaşını görünce kaşlarını çattı.
“Elinde ne var?”
Emir poşeti masaya bıraktı.
“Biraz yiyecek getirdim komutanım.”
Zeyd tepsideki kahvaltıyı işaret etti.
“Burada zaten yemek var.”
Emir tepsiye baktı, sonra arkadaşına döndü.
“Onu yemediniz mi hâlâ?”
“Emir.”
“Tamam, tamam. Konuyu kapattım.”
Bir sandalyeye oturdu ve kahvesinden bir yudum aldı.
“Bu arada doktor hanımla karşılaştım.”
Zeyd'in bakışları istemsizce ona döndü.
“Ee?”
Emir'in yüzüne muzip bir gülümseme yerleşti.
“Bir şey demedim. Sadece günaydın dedim.”
“Bana ne?”
“Bir şey demedim ki komutanım.”
Zeyd kahvesini eline aldı.
Emir bir süre arkadaşını izledi. Ardından sesi biraz ciddileşti.
“Şaka bir yana, iyi görünüyorsunuz. Dün sizi o hâlde görünce gerçekten korktum.”
Zeyd'in eli kahvenin üzerinde durdu.
“Geçti.”
“Öyle kolay geçmiyor işte.”
Odanın içindeki hava bir anda değişti.
Zeyd bakışlarını pencereden dışarı çevirdi.
Emir devam etmedi.
Çünkü arkadaşını tanıyordu. Zeyd bazı şeyleri konuşmak istemediğinde susardı. Ne kadar soru sorulursa sorulsun, duvarlarını indirmezdi.
Bir süre sonra Zeyd sessizliği bozdu.
“Görevdekilerin hepsi iyi mi?”
Emir başını salladı.
“Evet. Merak etmeyin. Herkes iyi.”
Zeyd gözlerini kapattı.
Omuzlarındaki gerginlik az da olsa gevşedi.
“Güzel.”
Emir onu birkaç saniye izledi.
“Şimdi sizin de iyileşmeniz gerekiyor, komutanım.”
Zeyd gözlerini açtı.
“Doktor da aynı şeyi söyledi.”
Emir'in kaşları havalandı.
“Doktor mu?”
Zeyd ona baktı.
“Ne var?”
“Hiç. Doktorun dediklerini dinliyorsunuz artık.”
Zeyd kahvesini masaya bıraktı.
“Emir, seni buradan attırmadan önce susmanı öneriyorum.”
Emir gülerek ayağa kalktı.
“Emredersiniz komutanım!”
Kapıya yönelirken arkasını döndü.
“Yarın yine geleceğim. Bu sefer kahvaltınızı yemiş olun.”
“Çık dışarı.”
Emir kahkahalarla odadan çıktı.
Zeyd başını iki yana salladı.
Sonra gözleri yeniden masadaki kahvaltı tepsisine kaydı.
Bir süre baktı.
Ardından elini uzatıp küçük bir lokma aldı.
Bunu neden yaptığını kendine açıklamak istemedi.
Belki gerçekten acıkmıştı.
Belki doktorunun haklı olduğunu kabul etmişti.
Ya da belki, ertesi gün odaya girdiğinde Mavi'nin yine aynı şey için kendisini azarlamasını istemiyordu.
Zeyd bu düşünceyi aklından uzaklaştırdı.
Böyle şeylerle uğraşacak zamanı yoktu.
Önce iyileşmesi gerekiyordu.
Çünkü bir asker için en zor şeylerden biri, ait olduğu yerden uzakta beklemekti.
Ve Zeyd beklemekten nefret ederdi.
---
Aynı saatlerde Mavi, hastanenin dinlenme odasında kahvesini içiyordu.
Telefonu titredi.
Annesinden mesaj gelmişti.
Yemek yedin mi kızım? Kendine dikkat ediyor musun?
Mavi gülümsedi ve kısa bir cevap yazdı.
Yedim anne. Merak etme, iyiyim.
Mesajı gönderdikten sonra telefonunu masaya bıraktı.
Bir an durdu.
Kendi yazdığı kelimeye baktı.
İyiyim.
İnsanlar bazen en kolay kelimelerin arkasına en zor duygularını saklıyordu.
Mavi de ailesini endişelendirmemek için böyle yapıyordu.
Zeyd de...
Mavi birden durdu.
Neden aklına Zeyd gelmişti şimdi?
Kahvesinden bir yudum aldı ve başını iki yana salladı.
O, yalnızca hastasıydı.
Mavi'nin görevi onu iyileştirmekti.
Başka hiçbir şey değil.
En azından şimdilik.
Bölüm etkileşimi
