8. bölüm · GÖLGENŞN ARDINDAKİ SIR
BÖLÜM 8
1.8. KIZIL KANYON'A DOĞRU
Göz gözü görmeyen dumanın içinden sıyrılıp surların arkasındaki patikaya adım attıklarında, arkalarındaki taş kapı derin bir gürültüyle tamamen kilitlendi. Mor mühür ışığı damar damar surların içine süzülürken, önlerinde uzanan dik ve karanlık uçurum gri bir sisle kaplıydı.
Thorne, sırtındaki Elara’nın ağırlığını bastırarak adımlarını sıklaştırdı. Elara’nın derisindeki o simsiyah yanık izleri, boynundan yukarıya doğru ince kılcal damarlar halinde tırmanıyordu. Bedeninin soğukluğu Thorne’un zırhından bile hissediliyordu.
"Hızlı olmalıyız," dedi Alistair. Kristal mızrağını önde tutarak karanlığı aydınlatıyordu. "Sisli Kıta’nın gemisi dağların arkasına doğru gözden kayboldu ama etrafa yaydıkları o mekanik sürü halen bu kanyonlarda geziniyor olabilir."
"Işığını biraz kıs Alistair," diye uyardı Lumissy. Asasının tepesindeki hafif yeşil pırıltı haricinde tüm gücünü saklamaya çalışıyordu. "Kızıl Kanyon, Draconis’in gözcülerinin alanıdır. Şafak’tan veya Aetheria’dan gelen unvanlarımız burada sökmez. Bizi tehdit olarak görürlerse gökyüzünden ejderha ateşi yağdırırlar."
"Varsın yağdırsınlar!" dedi Thorne hırıltılı bir sesle. "Elara bu haldeyken karşıma kim çıkarsa çıksın ezer geçerim."
"Öyle bir hata yapma Thorne," dedi Alistair durarak. Mızrağının ışığı, kanyonun girişindeki devasa, taştan oyulmuş ejderha kafasını aydınlattı. "Draconis Krallığı’nın ateşi olmadan Mühür Taşıyıcısı’nı kurtaramayız. Müttefiklerimize saldıramayız."
Tam o sırada, kanyonun yüksek kayalıklarından birinden metalik ve keskin bir ıslık sesi yükseldi.
Saniyeler içinde, yukarıdaki karanlık kayalıklardan fırlayan simsiyah üç ok, Thorne’un tam ayaklarının dibine saplandı. Okların arkasında bağlanan ince gümüş zincirler gerildi ve etraflarını yüksek voltajlı bir enerji alanı sardı.
"Kımıldamayın!"
Kanyonun yukarısındaki kayalıklardan, sırtında kanat benzeri deri pelerinler olan ve yüzleri ejderha kemiğinden yapılma maskelerle kaplı iki kişi belirdi. Ellerindeki devasa yaylar doğrudan ekibe doğrulmuştu.
"Şafak’ın şövalyesi ve Aetheria’nın büyücüsü..." dedi maskelilerden biri, kayalardan aşağı tüy gibi hafifçe süzülerek. "Topraklarımıza kan ve yıkım getirdiniz. Gökyüzündeki o siyah canavarı da siz mi çağırdınız?"
Alistair mızrağını indirdi ve ellerini öne doğru açtı. "Biz düşman değiliz! Kadim Irk Şafak Kapısı’na saldırdı. Surlar düştü ama mühürlendi. Sırtımızdaki kız... Mühür Taşıyıcısı. Ejderha Kalbi’nin ateşine ihtiyacımız var!"
Maskeli gözcü öne doğru bir adım attı. Gözlerini Thorne’un sırtındaki Elara’ya ve sağ elindeki kapkara kalmış Mühür izine dikti. Maskesinin arkasından derin bir nefes verdi.
"Geç kaldınız," dedi gözcü, sesi soğuk bir kehanet gibi kanyon boyunca yankılandı. "Ejderha Kalbi çoktan çalındı. Draconis dağları küllerinden bile yanmıyor artık."
