3. bölüm · GÖLGENŞN ARDINDAKİ SIR
BÖLÜM 3
1.3. KADİM YIKIM İNFAZCILARI
Surların üzerine çöken sessizlik, dondurucu bir çığlıkla bölündü.
Gökten süzülen üç kapkara siluet, taş zemine sertçe indiğinde sur adeta sallandı. Yerçekimini hiçe sayan bu yaratıklar—Kadim Yıkım İnfazcıları—insan boyundan belirgin şekilde uzundu. Üzerlerindeki mat siyah zırhlar ışığı emiyor, göğüs kafeslerinin tam ortasında ise küçük birer siyah ateş çekirdeği zonkluyordu. Yüzlerinde ne göz ne de ağız vardı; sadece dikey, kan kırmızısı bir yarık karanlıkta parıldıyordu.
"Arkama geçin!" diye kükredi Thorne.
Ortadaki İnfazcı, sağ kolunu yana doğru uzattı. Kolunun üzerindeki siyah metal biyonik bir çark gibi dönerek biçim değiştirdi ve uzun, simsiyah alev saçan bir bıçağa dönüştü. İnfazcı tek bir kelime etmedi ama gırtlağından gelen mekanik, metalik bir hırıltı sur boyunca yankılandı.
"Onlar canlı değil," dedi Alistair, kristal mızrağını öne çekerek. "Büyüyle yürütülen zırhlar da değil... Bunlar canlı dokuyla siyah teknolojinin birleşimi!"
Sol taraftaki İnfazcı, inanılmaz bir hızla öne fırladı. Hareketi o kadar çabuktu ki, arkasında siyah bir gölge bıraktı. Alevli bıçağı doğrudan Elara’nın boğazına yöneldi.
Ancak Thorne daha hızlıydı. Devasa çelik kalkanını fırlatarak darbeli bir şekilde İnfazcı’nın önüne dikildi. ÇANG! Bıçak kalkana çarptığında çıkan ses kulakları sağır edecek cinstendi. Fakat sıradan kılıçların aksine, İnfazcı'nın bıçağından yayılan siyah ateş, Thorne’un efsanevi çelik kalkanını anında eğitmeye, gümüş kaplamasını buharlaştırmaya başladı.
"Thorne, geri çekil! Ateş kalkanı eğitiyor!" diye bağırdı Lumissy.
Lumissy asasını yere sapladı. Taşların arasından fırlayan kalın, sarmaşık kökleri İnfazcı’nın bacaklarına sarıldı. Ancak siyah ateş sarmaşıklara temas ettiği an, bitkiler bir saniye içinde kuruyup siyah toza dönüştü. Lumissy acıyla geri adımladı; doğanın ölümü ruhunu sızlatıyordu.
"Büyüm onları durduramıyor, canlı olan hiçbir şeyi tutamıyoruz!" dedi Lumissy dehşet içinde.
"O zaman ışıkla yakacağız!"
Alistair havaya sıçradı. Aetheria’nın kadim gökyüzü büyüsünü çağırarak kristal mızrağını doğrudan sağdaki İnfazcı’nın göğsündeki çekirdeğe sapladı. Saf beyaz bir ışık patlaması surları aydınlattı. İnfazcı geriye doğru savrulsa da yere düşmedi; göğsündeki kırmızı yarık daha da parladı ve Alistair’e doğru siyah alevden bir dalga püskürttü. Alistair son anda ışık kanatlarını açarak fırtınanın içine kaçmak zorunda kaldı.
Elara durduğu yerde tir tir titriyordu. Thorne tek başına iki İnfazcı’nın amansız darbelerini kalkanıyla göğüslüyor, kalkan eridikçe kolları baskıdan kanıyordu. Alistair gökyüzünden dikey ışık okları yağdırsa da İnfazcılar’ın siyah ateşi her büyüyü emiyordu.
‘Onu bastırmaya çalışma, ona yön ver!’
Alistair’in sözleri Elara’nın zihninde yankılandı.
Elara sağ elini sıktı. Sargıları kül olan, derisine kazınmış mor ve kızıl Kader Mührü’ne baktı. Bu mühür sadece acı çekmesi için verilmemişti. Beş krallık yok oluşun eşiğindeyken, bu gücü korkarak saklayamazdı.
Elara gözlerini kapattı. Mührün kemiklerini yakan o devasa acısını kabul etti. Kaçmak yerine, acının tam kalbine yürüdü.
Gözlerini tekrar açtığında gözbebekleri tamamen yok olmuş, yerini elmas parlaklığında beyaz bir ışık almıştı.
"Thorne! Çekil!" dedi Elara. Sesi artık sadece kendine ait değildi; sanki beş krallığın tüm geçmiş hükümdarları onunla birlikte konuşuyordu.
Thorne hiç tereddüt etmeden devasa kalkanıyla kendini yana attı.
Elara açık avucunu, Thorne’a saldırmak üzere olan iki İnfazcı’ya doğru uzattı. Mor ve beyaz bir ışık sütunu, Elara’nın avucundan patlayarak fırladı. Siyah ateşle temas eden bu kadim ışık, Miasma’yı ve kapkara ateşi geri püskürterek İnfazcılar’ın göğsündeki çekirdekleri saniyeler içinde çatlattı.
İnfazcılar acımasız bir mekanik çığlıkla geriye doğru savrulup surlardan aşağı, derin vadiye çakıldılar.
Ancak savaş henüz bitmemişti. Sisli Kıta’dan gelen devasa siyah gemi, tam üzerlerinde durdu ve altındaki kapağı açtı.
