6. bölüm / 7
Gökyüzünün Mirası6.BÖLÜM
Bölümler 7Şu an: 6.BÖLÜM
“On Bir Yıl Önce”
Bir at arabasında, bir sürü hizmetkar Gökyüzü kraliyetine gidiyordu. Seçilmiş kişilerdi, kraliyetteki tüm çalışanlar seçilmiş insanlardandı. Aşçılar, temizlikçiler, bahçıvanlar; hepsi tek bir at arabasında toparlanmıştı.
At arabası, çokta bakımlı sayılmazdı,tahtalarının bazı yerleri çürüktü, tekerlekleri fazla ses çıkarıyordu, içindeki insanlar gözükmesin diye çevrelenmiş grimsi kumaşın çeşitli yerlerinden küçük yırtıkları oluşmuştu.
Bu at arabasının içinde birde dokuz yaşında bir kız vardı, annesinin dizine yatmış bir şekilde kumaştaki yırtığın birisinden dışarıya bakıyordu. At arabası her ilerlediğinde, ela gözleri yolu takip ediyordu, severdi yolu izlemeyi. Giderken çeşitli bitkilere, hayvanlara rastlıyordu. Mantığına yatmadığında gördüğü cisim hemen annesine sorardı. Meraklı bir kızdı aslında, şu an bile nereye gittiklerini oldukça merak ediyordu, ancak annesi kendisini nereye gidecekleri hakkında sıkıca uyarmıştı, bu yüzden kendisini tutmaya çalışıyordu.
Yolu takip ettiği için uykusu gelmişti, göz kapakları yavaşça ağırlaşmaya başlamıştı. Uyanık kalmak istiyordu, nereye gideceklerini hemen görmek istiyordu vardıklarında. Aslında biraz uyusa bir sıkıntı olmazdı ki, annesi sonuçta kendisini uyandırırdı.
Annesine güvenerek cenin pozisyonunda daha da kıvrıldı, uzun kahve saçları hareketlendiğinden dolayı daha çok dağıldı. Ellerini annesinin dizinin ve yan yatırdığı yanağının arasına koydu. Gülümseyerek uykuya daldı.
…
“Lara, Lara. Hadi uyan güzel kızım, geldik.” Kulaklarında annesinin sesini işittiğinde yavaşça gözlerini açmaya çalışıyordu, annesi saçlarını okşadığından dolayı hala uyumak istiyordu, kalması ise şu an zorunluydu, maalesef.
Annesinin dizinden doğruldu, gerindi ve annesine gülümsedi, sonrada ona sarıldı. Annesine, hatta güvendiği tüm insanlara sarılmayı çok severdi. Belki bir bağımlılıktı, veya bir alışkanlık. Ama onun en güzel özelliklerinden sadece bir tanesiydi.
Sarılmaları bittiğinde at arabasından indiler, önce biraz nefes alabilmek için siyah demir kapının önünde durdular. Anne, Lara’nın elini tuttu kızı kaybolmasın diye, Lara ise etrafı incelemekle meşguldü.
Ömründe hiç bu kadar güzel bir krallık görmemişti, aslında kendi yaşadığı krallık dışında hiçbir krallığı bilmiyordu, şu an ise Gökyüzü krallığını keşfetmek istiyordu. İlk gözüne çarpan ise tam merkezde gördüğü kocaman ağaçtı, neden tam ortada kocaman bir ağaç vardı ki? Kraliyete ilk adım attığındaki ilk merak ettiği bu olmuştu.
Muhafızlar tarafından açılan kapıdan bahçeye geçtiler. Lara, şaşkın gözlerle bahçeye girdi, her taraf rengarenk çiçeklerle doluydu; zambaklar, laleler, güller… Çeşitli meyve ağaçları vardı; kayısı, elma, nar,kiraz… Büyük bir meşe ağacının kalın bir dalında salıncak asılıydı, bahçede daha rahat dolaşabilmek ve çimlerin hiçbirine çok zarar gelmemesi için yapılan tuğladan yollar vardı. Lara ve annesi ise direkt saraya giriş kapısındaki patikadan ilerliyorlardı.Saraya girmek için kapılar kendilerine açıldı muhafızlar tarafından yine. Lara, bunların hiçbirine alışkın değildi, ama ortama kolay adapte olabilen bir kişiliğe sahipti.
Kapılar tekrar artlarından kapatıldı, karşısına iki büyük insan çıktı, bunlar kim diye düşünürken annesi ani bir şekilde reverans yaptı. Annesinin bu tavrından anlamıştı karşısında kralın ve kraliçenin olduğunu, Lara’da annesini taklit ederek reverans yaptı.
“İkinizde hoş geldiniz.” Dedi Lara kralı incelerken. Tam yaşlıda değildi karşısındaki, orta yaşlıydı işte, siyah saçlarının arasında beyazlar vardı, gözleri ise sarının en güzel tonuydu, amber renginde yani. Lara, kralın göz rengini çok sevse de, onun surat ifadesini beğenmemişti. Hep mi somurtuktu bu adam? Günün ikinci sorusu da zihninin bir kenarlarına kaydedilmişti.
“Hoş bulduk kralım, ben yeni hizmetkarınız Davin. Bu da küçük kızım Lara.” Dedi annesi gülümsemeye çalışarak. “Tanıştığımıza memnun olduk Davin, ben kraliçe Sofia, yanımdaki de kral Rodercik.” Dedi, Lara’nın annesi ise gülümsemeye devam etti.
Lara, kraliçeye ısınmıştı. Tatlı ve sıcak bir gülümsemesi vardı, yanakları al al, dudaklarıysa hafif dolgundu. Saçları sarı, teni beyazımsıydı; bu ikisine zıtsa, kop koyu göz rengiydi. Kahverenginin en güzel alt tonuna sahipti gözleri. Kral kadar ciddi ve sert durmuyordu, kraliçeyi çok sevmişti.
Tam o sırada ortama bir çocuk daha girdi, o da kızdı. Lara’da dikkatli bir çocuk olduğu için hemen fark etmişti. Kız, kollarını iki yana açmış, sanki gökyüzünde uçuyormuş gibi koşuyordu etrafta. O kızı da inceledi Lara, çünkü o kız kral ve kraliçeden çok farklı ve benzersizdi.
Platin renginde uzun dalgalı saçları her koşarken havalanıyordu, açık tenliydi, yüzü oturaklı ve orantılıydı, üzerinde pembe bir elbise vardı ve gülerek koşuyordu etrafta. Kız yorulunca olduğu yerde duraksadı ve kral ve kraliçenin arasından sıvışıp ortalarında durdu. Lara’yla göz göze gelmişlerdi; Lara, kızın göz rengine hayran kalmıştı, turkuaz rengindeydi. Kendisinin gözleri bir ormanken, kızın gözleri de açık havayı andırıyordu adeta.
“Amca bunlar kim?” diyerek sağındaki adama döndü kız. “Yeni çalışanımız ve kızı, Aurora yeğenim.” Diye soruyu cevapladı amcası. İsmi bile kendisine göre anlamlı ve güzeldi Lara için. “Merhaba.” Dedi Aurora ilk adımı atarak, “Ben Aurora, peki sen kimsin?” diye sordu, ellerini belinde kavuşturmuştu ve sağ sola sallanıyordu. Lara, önce annesine baktı, sonuçta bir yabancıydı hatta kendisinin üstüydü, annesi nasıl hareket ederse öyle davranacaktı.
Lara’nın annesi onaylarcasına gözlerini kırptı, anne kız arasında olan sözsüz bir iletişimdi. Lara’da annesinden onayı alınca Aurora’ya döndü. “Bende Lara, tanıştığımıza memnun oldum.” Dedi, sesi hem çekimserdi hem de heyecandan dolayı biraz içine kaçmıştı, çünkü ilk defa kraliyet mensubu bir arkadaşı olacaktı.
Şu an karşısında olan Aurora, kendisine tüm ilkleri yaşatıyordu.
“Yakın arkadaş olalım mı? Beraber oyun oynarız hem?” dedi Aurora masum bir ses tınısıyla, o sırada da yalnız kalmışları zaten. Kraliçe Sofia, hizmetkar Davin’e neler yapacağını anlatmaya, kral Roderick ise işlerini halletmeye gitmişti.
“Olur.” Diye soruyu cevapladı Lara kısaca. “Hiç ayrılmayacak mıyız?” diye de bir soruda o sordu.
“Hiç… ölene kadar yakın arkadaş olalım.” Diye cevapladı soruyu Aurora. Lara, bu cevap üzerine gülümsedi, birazda utandı tabii.
Aurora, Lara’nın sağ kolunu kavradı ve koşmaya başladı, Lara’da Auroraya ayak uydurabilmek için koşmaya başladı. “Odama gidelim, bir sürü oyuncağım var hepsi ile oynayalım.” Dedi Aurora, sonra kıkırdamaya başladı. Çünkü Lara,onun ilk arkadaşıydı.
…
Bu iki kız büyürken birbirlerinden asla ayrılmadılar. Yedikleri içtikleri bir gitti, sadece ikisi takıldı hep.
Değil iki yakın arkadaş, iki yakın kardeş gibilerdi.
Bölüm etkileşimi
