3.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Sude Özgen

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: 3.BÖLÜM

Bir krallıkta yaşamak, hele de o krallığın yöneticileri arasındaysan işin baya zor olur. Kendinle, insanlarla, evinle ve birçok şey için ilgilenirsin. Gökyüzü krallığının prensesiydim bende, Kral olan amcam Rodercik’ e bazı konularda yardımcı oluyordum, kalan zamanlarda da krallığın çocuklarına eğitim veriyordum.

Krallıkta çalışmak, okuldaki çocuklarla uğraşmaktan daha zordu. Saray içi hep sessiz, neşesizdi. Fakat okulun her bir köşesinde çocukların neşeli kahkaha sesleri yankılanırdı. Sessizlik, sadece bazen tercihim olan bir konuydu. Ben sesi severdim, sesin ta kendisi bendim. Her ne kadar ruhsuz bir amca ve onun tatlı eşi tarafından büyütülmüş olsam da ben neşe saçmayı seçmiştim etrafıma.

Yine bir okul günüydü, çocuklar tarafından okulun girişinde karşılanıyordum, beni seviyorlardı, bende onları seviyordum. Onlarda benim minik kuzularımdı.
Hepsine selam verip sarıldıktan sonra ders zili çalmadan öğretmenler odasına uğradım, eşyalarımı almalıydım, sonrada çay ocağından bir kupa kahve alıp öyle derse gidecektim. Birkaç kitap aldım, çay ocağına geçip bir kupa kahvemi hazırladım. O zamanda zil çalmıştı ve sırayla öğretmenler kendi ders verecekleri sınıflara geçerken bende yavaşça geçmeye başladım.

Okuldaki tüm öğretmenlerin ayrı bir dalı vardı, bende yabancı dil öğretmeniydim. Bu okula gelen bazı öğrenciler soylu krallıklardan geliyorlardı ve aileler ekstra dil öğrenimine önem veriyorlardı, bende üzerime düşen görevi yapıyordum, hem öğrencilerime yeni bir dil öğretiyordum hem de onları eğlendiriyordum.
Bugün birde onları quiz yapacaktım, tüm öğretmenler mi sever bilmem ama ben quiz sınavı yaptığım günleri seviyordum. Her ne kadar yapamayan öğrencilere biraz sinirlensem de quiz yapmak eğlenceliydi. Öğrencilerinde ne kadar öğrendiğini bilip hangi konuda üzerlerine gitmelerini rahatlıkla anlayıp ya ben anlatıyordum ya da onların öğrenmeleri için vakit veriyordum.

Sınıfa girdiğimde her zamanki gibi sabah erken saatler olduğundan dolayı uykulu bir sınıfla karşılaşmıştım, uykulu insanları sevdiğimi düşünmüyorum çünkü onlar içimde olan enerjiyi düşürebiliyorlardı. Benimde erken saatte dersim olunca sınıfı uyandırmak bana düşüyor gibi oluyordu:
“Günaydın herkese. Uyanın ya ben geldim, biraz enerjik olun benimde içimdeki enerjiyi sömürüyorsunuz.” Dedim hafif hayıflanmış ve enerjik tuttuğum sesimle. “Öğrencilerde ayılmaya çalışarak “Günaydın öğretmenim.” Dediler ama pekte dediğim gibi olmadı.
Nede olsa birazdan yine ayıltırım dedim içimden ve dersi anlatmaya geçtim. Hepsi pür dikkat beni dinliyorlardı, yani dikkatle dinledikleri nadir saatti. Pekte uykulu uykulu beni dinleyebildiklerinden emin değilim ama.
Quiz bu sınıf için değildi, onların bir üst sınıfı içindi. Bu sınıfa ise haftaya guiz yapacaktım.
İlk ders bittiğinde, gerçekten bu sefer ders bitsin diye saniyeleri içimden ben saymıştım, kendi dersimde sıkılmıştım. Sınıftan çıkarken “Bir sonraki derse kendinizi toparlayın, bir lavaboya gidip elinizi yüzünüzü yıkayın, gerçekten ilk kez kendi anlattığım ders aşırı sıkıcı geçti.” Dedim ve okulun öğretmenlere dinlenmek için ayarladığı arka bahçeye geçtim.
Gerçekten zor bir gün olacağını hissediyordum.
…
Sonunda gün bitmişti, yorulmuş muydum tam olarak? Hayır. Ama Sarayda kesin yine Amcamın beni yanından ayırmayacağına yemin edebilirdim. Okuldan sonra bile rahat bırakmıyordu beni. Alamıyordum ki, bu adam Gökyüzünün kralı ve yönetimde hep gökyüzü kraliyetiyle alakası olamayan benden yardım alması saçmaydı. Aslında tek saçma olan bu da değildi, sanki yıllarımı geçirmişim gibi tüm her şeye gerçekten hakimdim, nereden geldiğini bilmediğim türlü bilgileri hep amcama aktarıyordum işte.

Saraya vardığımda bu sefer yürümekten çok yorulmuştum, genelde kraliyetin kendisine has at arabası ile okula gidip gelirdim ama ben yürüyerek dönmeyi tercih etmişti. Bugün bari Roderick amcam benimle uğraşmasın diye dua ede ede odama çıktım.
Odaya vardığımda çantamı yerine koydum ve giyinme dolabıma geçtim, aralarından en rahat elbisemi giydim. Şimdi uyku kıyafetlerimi giyip yatasım vardı ama amcamın sağı solu gerçekten belli olmazdı.
Su yeşili elbisemi giydim, tacımı çıkardım, onun yerine saçımın yarısını toplayıp elbiseme uyan su yeşili fiyonklu tokamı taktım. Azda olsa yorgunluğumu üzerimden atabilmek için kitap okuma köşeme geçerek daha dün aldığım kitaplardan birisini seçtim, krem rengi berjerime oturup kitabımı okumaya başladım.

Kitap okumak çok güzeldi, her çeşit kitapları çok severdim. İçindeki olayların bir karakteriymişim gibi hissetmek güzeldi, dış dünyanın çirkinlikleri ve yorgunluklarından kurtulabilmek için en doğru tercih kitap okumaktı. Dış dünyadan tamamen kopup yeni alemlere dalmak, hayal kurmak ve ötesi çok muazzam oluyordu.
Bazen bir cümlede bile kendini bulabiliyordun, eğer kendini bulduysan zaten o kitapta kendin için yaptığın en doğru tercih olurdu bana göre.

Kitabın tam en heyecanlı kısmında odamın kapısı çalınmıştı, bende odağım aniden kesilince kitap yarıda kalınca küçük bir of çekip “Gir!” diye seslendim kapının dışında duran kişiye.
Odaya kişisel hizmetkarım Biricik girmişti, aslında gerçek ismi Lara ‘ydı ama ben ona Biricik demeyi daha çok sevdiğimden baş başayken Biricik diyordum. Biricik de bana beraberken sadece Aurora diyordu, bunu demesi için biraz ben zorlamış olabilirdim ama olsun, o benim her ne kadar hizmetkarım olsa da beraber büyüdüğüm bir oyun arkadaşıydı.
“Yine amcam mı çağırıyor Biricik?” diye artık sıkılmış ses tonumla soruyu ortaya attım. O da başını olumlu anlamda salladı “Ama bu seferki kraliyetle alakalı değilmiş Aurora, seninle ilgili.” Dediğinde merakım ortaya çıkmıştı. “Benimle alakalı ne olabilir ki Biricik?” diye sorduğumda “Bilmiyorum Aurora, kralın yanına gidip öğrensek daha doğru olur bence.” Dediğinde onu haklı buldum ve oturduğum berjerden katlım sonrada Biricik ile beraber amcamın yanına ilerlerdik.

Odam üst katta olduğundan merdivenleri indik beraber, ondan sonrada kraliyet odasındaki taht da oturan amcamın hakkımda sıkıntısını öğrenecektim.

Taht odasının kapısının önüne vardığımızda ister istemez içimde küçük bir heyecan ve endişe karışımı bir duygu vardı, göğsüm sıkışıyordu, böyle anlarda gerçekten insanların nefes alması güç hale gelebiliyordu, benim ise çok nadir hissettiğim bir duygu olduğundan, daha baskındı nefes alış verişlerim.

Nöbet de duran muhafızlar kapıyı açtı, bizde hizmetkarımla girişimizi yaptık, Amcamın yanına ilerledikçe içimdeki his daha da güçlenmişti, açılan kapıların ardından krala önce saygımızı belli etmek için reverans yaptık Biricikle, sonrada ilk söze ben girdim:
“Beni emretmişsiniz amca, bu sefer hakkımda bir şey söyleyeceğinizi işittim hizmetkarımdan. Acaba benimle alakalı bu durumu öğrenebilir miyim?” diye sakince konuştum içimdeki büyük darbelere rağmen. “Evet, Aurora. Seninle alakalı ve çok önemli bir mevzu. Babandan sana son kalan bir miras var, küçük ama çok değerli bir şey. “ deyip sustu ve derin bir nefes aldı “Baban sana Miras olarak bir hayat ağacı kolyesi bıraktı küçük yeğenim. Bu kolye asla kötü ellere düşmeyecek kadar kıymetlidir. Ve şimdi büyüdüğün için sana bu kolyeyi vereceğim.” Diye de konuşmasını bitirdiğinde amcam, şaşkınlıktan ne yapacağımı bilemez hale gelmiştim. Çünkü babamın bana miras bırakamayacağı kadar kötü durumda olduğunu düşünüyordum.

Aklımda bin bir tane soru oluşmaya başlamıştı. Bu kolye bir anda nereden çıkmıştı? Değerli bir kolye olsa da neden kötü insanların ellerine düşmemeliydi? Bu sorularıma cevap bulabilmek için amcama baktım. “Bir anda bu kolye nereden çıktı kralım? Değerli olduğu anlaşılır bir konu ama neden kötü insanların eline geçince iyi şeyler olmuyor?” diye aklımdaki soruları direkt söyledim. Amcam şu hayattaki en nadir yaptığı şeyi yapıp bana hafif tebessüm etti. “Bu kolye gerçekten çok özel Aurora, asla bunu boynundan çıkarmaman gerek.” Dedi. Sonrada beni yanına çağırdı.

Neden çağırdığı bariz ortadaydı, kolyeyi boynuma takacaktı. İçimdeki tarifsiz heyecan hissiyatı arttı, sadece benimle beraber o geldi amcamın yanına, her adım attığımda mutluluk, sevinçte bana eşlik etti. Biricik yanımda daha ileri gelemezdi, o bir hizmetkardı ve herkesin olduğu gibi onunda sınırları vardı burada.

Amcam Roderick’in yanına vardığımda hiçbir şey demeden arkama döndüm, gülümsedim. Babamdan kalan mirası boynumda taşıyacağım için. Kolye ilk an boynuma yerleştiğinden hissettiğim güç ve kuvvet için gülümsedim. Boynumda artık asılı olan bir hayat ağacı kolyem vardı, babamın bu kolyeye neden çok önem verdiğini de kendim araştırıp bulmak istiyordum.

Sanki, boynumda taşımaya başladığım bu kolye, annemi ve babamı çok yakınıma getirmiş gibiydi. Şu an birisi sağımda, diğeri de solumda duruyormuş gibiydi. Avucumun içine aldım kolyenin ucunu, artık benim olan hayat ağacını hapsettim yüreğime. Yüzümde silikleşmeyi becerememiş gülümsememle gittim Biricik’in yanına.
Amcama dönüp baktığımda bir kere daha konuştu:
“ Aurora, bak kızım. Hayat Ağacı. Gökyüzüne uzanan, dallarıyla yıldızları kucaklayan, kökleriyle dünyanın kalbine dokunan bir ağaçtır. Efsaneler, bu ağacın her yaprağında bir canın hikayesinin yazılı olduğunu ve her mevsimde bu hikayelerin yeniden doğduğunu anlatır.
Ağacın üzerindeki her yaprak, bir hikaye anlatır. Bazıları sevinç ve başarı doluyken, bazıları hüzün ve kayıplarla dolu olur.

Senin hikayen de aynı diğer insanlar gibi doğduğun an başladı. Başarıların, sevinçlerin daim oldu ama tam içinde hüznünü hissedemediğin kayıplarında oldu.
Hayat ağacı, sadece bir semboldür Aurora, hayatın gerçeklerini o değil, sen değiştirebilirsin. O gerçekleri tek tek bulabilirsin. Bu kolye ise senin yoldaşın olacak. Şimdi odana geçip dinlenebilirsin.”

Amcamın anlattıkları, zihnimin her yerine kazınmıştı. Çok etkili bir konuşma yapmıştı. Her zaman olmasa da, bir kez daha amcama hayran kalmıştım.
Biricikle reverans yaptık ve taht odasından ayrıldık, boynumda harika anlamlar taşıyan kolyemle beraber, içinde barındırdıklarıyla beraber.

Ben odama geçtim, Biricik de hizmetkarların yanına gitti. Ben tekrar kitap okuma köşeme geçtim, berjerime oturdum ve yarım kalan kitabıma devam ettim. Ama kitaba odaklanmak kolay olmamıştı, aklım hala boynumdaki hayat ağacı kolyesindeydi, amcamın anlatmadığı, anlamı ve efsanesi dışında bizim için başka bir değeri olduğunu hissediyordum. Hem de çok kuvvetli ve şu an tanımını yapmakta zorlanacağım bir hissiyatla, kitabıma okumaya geri döndüm.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

5okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.