5. bölüm / 7
Gökyüzünün Mirası5.BÖLÜM
Bölümler 7Şu an: 5.BÖLÜM
İmdat diye bağırmak ister bazen insan. Hayat onu sıkar, çevresi sıkar ve gereksiz kurallarda. Ben amcam tarafından çok kapsamlı yetiştirilmiştim, dövüş eğitiminden tut el işine, dil öğreniminden normal eğitime.
İtirazım hiç olmamıştı, öylede bir hak tanımamıştı bana. Kötü birisi asla değildi, ben büyürken şefkatini hiç eksik etmemiş, eşiyle beraber ailemi aratmamıştı bana. Fakat bazen durumlar öyle bir raddeye gelirdi ki, haklı olsam dahi suçlanabiliyordum.
İnatçıydım çünkü, kendimin ve insanların hakkını korumak konusunda ve hatta gerekli her konuda inadımı ortaya koyardım. Bu durum amcam tarafından şımarıklık olarak algılansa da, benimle aynı düşünceye sahip insanlarda benim yanımda yer alırdı.
Yine böyle bir durumun içerisindeydim, halktan birisi sırf kral olan amcama yol vermediği için cezalandırılacaktı. Saçmaydı, adamın el arabası ağır ve yüklüydü, hızlıca nasıl yol verebilirdi ki? Bu yüzden amcamla karşı karşıyaydım:
“Şu an düşündüğünün ne kadar saçma olduğunu sende dahil buradaki herkes biliyor amca! Sırf sana yol vermedi diye adama ceza veremezsin, el arabasındaki ağır yükü sende gördün. Ondan hızlıca yol vermesini nasıl beklersin ki?”
“Her ne durumda olursa olsun Aurora, kurallar gereği.” Dediğinde sinirim daha da artmıştı. “Sen ve senin kuralların batsın amca, bu tamamen saçmalık!” diye çıkıştığımda benimle gerçekten uğraşmak istemediğini fark ettim. “Seni şu yaşına kadar ben büyüttüm Aurora, hiçbir şeyini eksik etmedim, babanı aratmadım. Sen şimdi bana karşı mı geliyorsun?” Klasik seni ben büyüttüm konuşmasını da yapmıştı.
Muhafızlara adamı zindana götürmesini emrettiği sırada yine izin vermedim. “Madem her konu kurallar kral Roderick, o zaman bende kurallarla oynarım. Hatırlarsan Gökyüzü krallığı kuralları arasında ‘bir kraliyet mensubu kimi himayesine alırsa, o kişiye himayesine alındığı kişi dışında hiçbir yaptırım uygulanamaz.’ Bende adamı himayem altına alıyorum.” Diye son kozumu oynadım.
Amcam öfkeli bakışlarını bana döndürdüğünde içim ürpermişti ancak inatçı huyumdan vazgeçmeyip dimdik karşısında dikilmeye devam etmiştim. “Her zamanki gibi çok şımarıksın Aurora.” Diyip taht odasından ayrılmıştı.
Verdiğim sözel savaşı kazanmanın gurunu yaşayarak Biricik ve adamın yanına gittim. Adam hemen karşıma geçip teşekkürlerini sunarken, Biricik konuştu “Yine harikaydın Aurora, inan bana verilen ceza adama ağır gelecekti.” Dedi ve yanıma gelip bana sarıldı.
Biricik haklıydı, adam altmışlı yaşlarını geçmiş gözüküyordu, saçı sakalı ağarmıştı. Yüzünün belli yerlerinde kırışıklıklar vardı, bu kırışıklıklara rağmen yeşil gözleri parlıyordu. Sırtında kamburu vardı, çok iyi bir durumu yoktu, üstündeki yırtık kıyafetlerden belliydi. Hayat acımıyordu belki de adama karşı, hayat asla kimseye acımazdı.
“İsminiz nedir? Nerede oturuyorsunuz?” diye adama bir sorular yönelttiğimde yaşlı aksanıyla konuşmaya başladı. “Ben Arthur efendim, karanlık sokakta oturuyorum.”
Karanlık sokak, amcamın sorunlu olduğu insanların oturduğu yer. O sokak dışındaki tüm insanlara ayrıcalık tanırdı. Şimdi anlamıştım yaşlı başlı insana neden ceza vermek konusunda ısrarlarını. “Artık o sokakta oturmana gerek yok, sana merkezden bir ev ayarlayacağım, Pazar yerine yakın. Hem kimsenin yolunu istemeyerekte olsa kesmemiş hem de satış yapmış olursun.”
Arthur, bana minnettar bakışlarını yolladı. “Teşekkür ederim efendim, çok iyi bir insansınız şimdi öğrencilerinizin ve halkın geri kalanının sizi neden çok sevdiğini daha iyi anladım.”
Kurduğu cümleler gülümsememe neden olmuştu, sevmeyi ve sevilmeyi severdim. Ayrımcılık ve yalanlarda en büyük düşmanlarımdı.
“Görevim bu Arthur, teşekkür edilecek bir şey yapmıyorum.” Dedikten sonra kapıdaki muhafızları çağırdım. Geldiklerinde emirlerimi tek tek sıraladım. “Arthur’a krallığın merkezindeki bir yerlerden ev ayarların, mümkün olduğunca pazara yakın olsun. İhtiyaçlarını karşılayın, sakın ama sakın zarar vermeye kalkışmayın, kralın emri olsa dahi. “ dedikten sonra Arthur’a döndüm “Gün içerisinde sizi mutlaka ziyaret edeceğim, şimdi baya bir işim var.” Diyerek yanıma Biricik’i aldım ve taht odasından çıktım.
Arkamda ise beni seven ve güvenini kazandığım bir insan bırakmıştım.
…
Aradan zaman geçtiğinde güneş tam tepemizdeydi, öğlen vakti Biricikle hazırlandık. Daha elbiseden kastım daha rahat kıyafetler giyindik. Tişört, eşofman ve düz tabanlı ayakkabı. Saçlarımızı sıkı bir at kuyruğuyla topladık, son olarak hayat ağacı kolyemi takmıştım.
Hazır olduğumuzda saraydan çıkışımızı sağladık Biricikle, yanımızda muhafız götürmezdik, benim tercihim değildi. Ne yaparsam karışırlardı ve amcama her adımımı gün bitince anlatırlardı. Bu durum beni hem çok sinirlendiriyordu hem de kısıtlıyordu.
Amcama artık muhafıza ihtiyaç duymadığımı söylediğimde pekte umursadığı söylenemezdi. Direk isteğimi kabul etmişti, şimdi ise rahat rahat hareket edebiliyordum.
Yolda ilerledikçe içimde bir sıkıntı oluşmaya başlamıştı, bir sebep yokken ortaya çıkan bu sıkıntı çokta iyi hissettirmiyordu. “İçimde kötü bir sıkıntı var. Sanki… sanki önemli bir şey öğrenecekmişim gibi, aslında hangi sebepten dolayı bu sıkıntının ortaya çıktığını algılayamıyorum.” Diye Biricik’e içimi döktüm. O da her zamanki gibi bana anlayışla yaklaştı. “Her nasıl bir sıkıntıysa öğrenirsin sebebini, çokta kafana takma, eğer başına bir bela gelirse ben yanındayım sana hiçbir şey olmaz.” Dedi ve gülmeye başladı, o gülünce bende gülümsedim. “Biliyorum Biriciğim, biliyorum.” Diyerek bende onu geçiştirdim.
Her ne kadar cesur tavırları ve kararları olsa da, aslında en korkakta oydu. Başı sıkıştığı zaman ne yapacağını bilemezdi, bu yüzden hep benim yanıma gelirdi. Bana güveniyordu, her ne olursa olsun onu koruyacağımı ve ona sahip çıkacağımı biliyordu.
Bende onun güvenini boşa çıkarmamak için uğraşıyordum.
Sonunda Arthur’un evine vardığımızda kendimize bir çeki düzen verdik, aslında yaşlı bir adama sadece adıyla seslenmek bana çok tuhaf gelmeye başlamıştı, bu yüzden o adama Arthur amca diye seslenebilirdim.
Kapı açıldığında Arthur amca bizi büyük bir nezaketle karşıladı, içeriye aldı ve oturma odasını gösterdi. Biz koltuklara oturduğumuzda o da evin mutfağına gidecek olacak ki elinde güzel bir meyve tabağıyla geldi.
“Biz sadece ziyarete geldik Arthur amca, inan meyve dahi olsa bir şeyler hazırlamana gerek yoktu.” Dedim, haklıydım ama yaşlı başlı adama bir şeyler hazırlatmış olmak beni bir tık muhtaç etmişti. “Bir zahmet de bulunmadım efendim, sadece teşekkürümün minik bir karşılığı. Lütfen ikramımı kabul edin ve meyvelerimin tatlarına bakın.” Arthur amcanın samimiyeti ve güzel konuşması beni mutlu etmişti. “Sizde bana Aurora diye seslenebilirsiniz, sonuçta sadece üçümüz varız.” Diye devam ettim.
Arthur amca kafasını olumlu anlamda salladı ve Biricik’e döndü. “Senin ismin nedir kızım?” diye sordu. Biricikte “ İsmim Lara Arthur amca.”
Tanışma faslı bittikten sonra koltuklara oturduk, gayet rahat kahverenginde koltuklardı, biz Biricikle beraber yan yana oturduk, Arthur amcada hemen karşımızdaki koltuğa oturdu. Ortada camdan bir sehpa vardı, üzerinde de Arthur amcanın getirdiği meyve tabağı. Muz, kivi, nar gibi meyveler vardı tabakta.
Etrafıma biraz daha göz attığımda, küçük olsa da içerisinde isimsiz bir sıcaklığı hissedebileceğim kadar rahattı. Benim hemen sağımda şömine yanıyordu, odunların çıtırtıları eşliğinde sohbet etmek, hatta oturup kafa dinlemek çok güzeldi. Tabii saraydaki oturma yerinde de şömine vardı. Sadece oraya inmeyi ben tercih etmiyordum.
“Siz çok iyi kızlarsınız.” Diyen Arthur amcanın yüzüne baktım, gülümsedim. “Kalbinize iyilik işlenmiş, hep beraber yaşayın. Bu devirde, senin gibi varislerde bulmak zor Aurora kızım, amcan bile bu kadar kötü kalpliyken, sen nasıl bu kadar iyimsersin?” diye de soru sorarak konuşmasını bitirdi.
“Benim iyi kalpliliğimin annemden geldiğini söylerdi yengem, ben doğmadan önce yakın arkadaşlarmış. Amcama ise bu konuda asla çekmek istemem çünkü zıt kişiliklere sahibiz; o her zaman kötüyse, ben her zaman iyi olmaya çalışıyorum; o her ne kadar kavga çıkarsa da, ben inatçılığım ve kararlılığımı ortaya koyarak verdiği anlamsız kararlara, cezalara karşı çıkıyorum.” Dedi. “Bu yüzden çevren bu kadar geniş… Peki neden yabancı dil öğretmenliği? Sonuçta amcan öldükten sonra tahtın varisi sen olacaksın.”
Yine çok klasik bir soru gelmişti, bende cevaplamaya alışmıştım. “Öğretmenlik, gerçekten çok güzel bir meslek. İlgi alanımda ilerlemek istedim, ayaklarımın üzerinde durmak istedim, çocuklara bir şeyler öğretmek, hatta başka insanlara yeni şeyler öğretmek hoşuma gidiyordu. Yabancı dilde, dünyadaki tüm krallığın ilgi alanıydı, benimde ilgim olduğu kadar. Bende okulu okuduktan, mezun olduktan sonra öğretmenliğe başladım.” Diye kısaca özetledim.
Arthur amca gururlu bakışlar yolladı bana, sonrada Lara’ya döndü. “Sende aynı Aurara gibi çok iyi kalplisin kızım, belli ki onun en yakın arkadaşısın, sormamda bir sıkıntı yoksa nasıl tanıştınız?”
“Şimdi, o zaman sanırım ya dokuz yada on yaşındaydık, annem sarayda hizmetkar olarak işe başlamıştı, babam bizi terk edip başka bir ülkeye gitmişti. Saraya gittiğimde, geniş bir yer karşılamıştı beni… pembe bir elbise ile da ortalarda gülerek koşan küçük bir kız. Platin saçlarını uzun saçları her koştuğunda savruluyordu. İlk defa o saç rengine sahip bir insan görmüştüm. Sonrada bizi fark etti, ben biraz utangaçtım tabii, Aurora’da ilk adımı atarak işimi kolaylaştırdı ve turkuaz mavisi gözlerini, benim ela gözlerime dikti, gülümsedi, tanıştık falan. Şimdi ise en yakın arkadaşız, annem bir hastalığa yakalanıp vefat ettiğinde de o vardı yanımda, her zaman olduğu gibi.”
En yakınım hem de, bir arkadaştan çok kardeşim, her şeyim. Lara, benim tek yaşam kaynağım olabilirdi.”
…
Sohbet ilerledikçe Arthur amca bir anda gerilmişti, gözleri boynumdaki kolyeye takılmıştı. Tedirgin gözüküyordu hem de baya tedirgin. Onun bu tavırları beni de korkutmuştu, boynumdaki kolye neye sebebiyet verdi ki bu kadar tedirgin etmişti onu.
“Bu… bu… Gökyüzünün Mirası.” Diye fısıldadı, gözleri büyüdü. Ben ise yaptıklarına ve dediklerine anlam veremiyordum. Biricikte tedirgin olmuş olacaktı ki bana daha da yaklaştı. “Bu kolye… ama nasıl olur, Gökyüzünün Mirası Kral Alaric’in Mirası.” Diyerek konuşmasına devam etti Arthur amca.
“Hayır, hayır. Bu kolye Gökyüzünün Mirası falan değil, sadece ölen babamdan kalan bir miras.” Kafam çok karışmıştı.
“Sen hiçbir şey bilmiyorsun Aurora kızım, o kadar masumsun ki amcanın zamanında babana yaptıklarını bile öğrenememişsin.” Dediğinde kala kalmıştım, neyi öğrenmem gerekiyordu?
“Neyden bahsediyorsun Arthur amca, biraz daha açık konuşur musun?”
“Zamanında bu krallığın başında baban Alaric vardı, amcan ise taht da kardeşinin olduğunu kendisine yedirememiş, sürgün edildiği krallıkla anlaştı. Kendisine bir ordu kurup Gökyüzü krallığına geldi. Fakat annenle baban bu savaşı kaybetti, çünkü hayat ağacı kesilmişti. Geçmiş zamanki soylarından beri yıkılmayan hayat ağacı, amcanın bir balta vurmasıyla yerle bir oldu ve sen son mirasçısın. Boynundaki kolyede mirasın sahibi olduğunu temsil ediyor.”
Duyduklarım karşısında nefesim kesilmişti. Gerilmiştim, sinirlenmiştim ve anlam veremiyordum. Bir taradın inanmamam gerektiğini söylese de diğer tarafım bunun gerçek olabileceğini düşünüyordu ve Arthur amca gerçekten doğru söylüyorsa amcamın bunca zamandır bana yalan söylemiş olması beni sinirlendirmiştim.
Yalanlardan hoşlanmazdım ve ben yalan dolu bir hayat da büyümüşüm.
“Bilmiyorum…” diye fısıldadım. “Bilmiyorum, bilmiyorum, anlam veremiyorum!” diye bağırdım. “Olabilecek şey değil, nüfus defterinde sadece amcamın ismi ve halkının kaydı var.”
“Sen anlam veremsen de sana yol göstereceğim Aurora, amcanın nüfus defterini değiştirdiğini düşünmüyor musun? Sana tavsiyem Saraya git ve biraz düşün, kendine geldiğinde araştırmalara başla. Ama dikkatli ol, amcan gerçekleri öğrendiğini bilirse sana gün yüzü göstermez ve benimde sana anlattığımı öğrenirse idam ettirir.” Diye bir açıklamada bulunmuştu.
“Düşüneceğim ve araştıracağım Arthur amca ve seni ele vermeyeceğim konusunda bana güvenebilirsin.”
Ayağa kalktım, benimle beraberde Biricik kalktı, korktuğu için sessini bile çıkaramamıştı. Sadece adımlarıma ayak uydurmaya başladı.
Arthur amcayla vedalaştık, sonrada kraliyetin yolunu tuttuk. Bu olay burada kalamazdı, odama geçecek düşünecektim sonrada bir plan oluşturup amcam dışında kimsenin giremediği kraliyet kütüphanesine girecektim.
Sadece zamana ihtiyacım vardı, perdenin arsında kalan sırları öğrenecektim.
Bölüm etkileşimi
