1. BÖLÜM DOĞUM VE ÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Sude Özgen

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: 1. BÖLÜM DOĞUM VE ÖLÜM

Güzel bir sarayda yankılanan telaşlı sesler ve o seslere karışık bir kadın çığlığı sesi de vardı. Gökyüzü kraliyetinin ilk çocuğu dünyaya geliyordu. Ama son olacağından da bir haberdi herkes. Endişeli kral, her ne kadar eşinin yanında olmak istese de halletmesi gereken işler vardı. Askerlerin talimlerini gözden geçirmeli, halkının eksiklerini kontrol etmeliydi.
Ebeler, doğumun zor olacağını söylediğinde kraliyet iyice karışmıştı. Hizmetkarlar mutfaktan yatak odasına ellerindeki sıcak sularla telaşlı koşullar içindeyken, şövalye ve askerlerde şatonun her tarafını sarmış herhangi bir tehdide karşı önlem almışlardı.
✨
Sonunda doğum gerçekleşmiş ve kraliyetin yeni üyesi dünyaya merhaba demişti. O bir prensesti, odadaki herkes kraliçeyi tebrik etmeye başladı, küçük prenses annesine çok benziyordu. Platin renginde ufak saç telleri vardı, turkuaz mavisi gözleri parıl parıl parlıyordu şimdiden.
Doğar doğmaz bebek ağlar annesini arar ya hani, bu prenses öyle bir bebekti ki doğduğu andan itibaren her yere melül melül bakışlar atıyordu. Şimdiden bile ne kadar cesur olacağı anlaşılıyordu yani.
Ebe, elindeki temiz bezler ile prensesi bir güzel temizledi ve temiz bir beze sardı küçüğü. Doğduğu anda kesilen göbek bağını da başka bir beze sardı. Göbek bağını ikinci ebe aldı, kraliçenin emri üzerine kraliyetin hayat ağacının altına yani ülkenin tam merkezine gömmeye gitti.
"İsmini ne koyacaksınız kraliçem?" diye sordu bir hizmetkar heyecanla. Hizmetkarın bu heyecanına karşılık hafifçe tebessüm etti kraliçe. "Aurora, Aurora Nightstar." dedi kraliçe ve devam etti. "Aurora, kutup auroraları gibi çok güzel bir prenses olacak."

Odadaki herkes her zaman olduğu gibi tekrar kraliçelerine hayran kalmışlardı. "O zaman kutlamalar başlasın. Prensesimiz Aurora adına güzel bir kutlama olmalı. Kraliçem, kralımıza mektup yazmamı ister misiniz? Yoksa siz mi yazarsınız?" diye konuştu baş hizmetkar. Kraliçe baş hizmetkara dönerek "Kralıma bu güzel haberi ben vermek isterim baş hizmetkarım, siz kutlamalar ile ilgilenin." Baş hizmetkar, kafasını olumlu anlamda salladı ve kraliçeye reverans yapıp odadan ayrıldı, aynısını odada kalan diğer insanlarda yaptılar ve odadan çıktılar.

Kraliçe, küçük Aurora'sı ile baş başa kaldığında kızını öpüp kokladı, Aurora'nın bebeksi kokusu kraliçenin şu zamana kadar sahip olduğu tüm parfümlerden daha güzeldi. Platin rengindeki gözleriyle inceledi minik prensesini kraliçe, kopyasıydı aynı. Saç rengi, göz rengi, yüz hatları, kısacası her şeyi ile kraliçenin küçüklüğünü andırıyordu.
İçinde tarifsiz bir heyecanla kızının anlına tekrar öpücük kondurdu, sonrada kızını kısa bir süreliğine yanına yatırdı, yataktan düşmesin diye de etrafına yastıklarla koruma yaptı. Yavaşça yerinden doğruldu, yanında bulunan koyu meşe komodini karşısına çekti ve üzerindeki yan duran kağıdı kendisine çevirdi, altın renginde kuştüyü kalemini eline aldı, önce mavi mürekkebe daldırdı sonrada güzel el yazısı ile mektubunu yazmaya başladı.

Kral, eşinin kendisini bu tür zamanlar da çok özlediğini bildiği için her zaman komodinin üzerine bir kağıt, mürekkep, kuştüyü kalem ve zarf bırakırdı. Ondan gelen mektuplarda kendisini çok mutlu eder, her seferinde işlerini hızlıca bitirip kraliçesinin yanına dönmeyi dört gözle beklerdi.
Mektubu yazma işi bittiğinde kraliçe kapıdaki askerlerden birisini çağırdı ve elindeki mektubu vererek krala iletmesini istedi. Asker, kraliçenin elindeki zarfı alarak çıktı ve mektubu iletmek için yola koyuldu. Kraliçede minik prensesi ile ilgilenmeye devam etti, küçüğüne doyamıyordu. Annelik tohumları hamile kaldığı ilk gün kalbine ekilmişti, dokuz ay boyunca o tohum filizlenmişti, Aurora doğduğunda da meyve veren güzel bir ağaca dönüşmüştü. Kraliyetin hayat ağacı nasıl tam merkezde ise kraliçenin kalbinin tam ortasında minik prensesinin hayat ağacı vardı artık.

Aurora'yı kucağına aldı ve kralın özel meşeden yaptırdığı beşiğe yatırdı, küçük prenses annesinin kollarından ayrıldığı için mızmızlansa da uyku daha tatlı gelmişti küçüğe. Annesi kızının bu haline gülümseyerek. "Babanla beni uyutmamak için uğraşacakmışsın gibi geliyor." dedi ve prensesin anlına minik bir öpücük kondurdu.
Kahverenginde masasının pembe pufunu beşiğin yanına çekti, kızını uyurken izlemek istiyordu kraliçe. Çektiği puhun üzerine oturdu, sabit olan beşiğin kenarına sağ kolunu koydu, kafasını da sağ koluna yatırdı, kızını bu şekilde daha rahat izleyebiliyordu.
✨

Özel çalışma odasında işlerini bitiren kral, sarayda neler olduğunu öğrenmek için hazırlanmaya başlamıştı. Bebeğinin cinsiyetini, iyi olup olmadığını, eşinin iyi olup olmadığını çok merak ediyordu. Tam tüm hazırlıklarını yapmış odasından çıkacakken asker tarafından kendisine bir zarf getirilmişti. Askerin elindeki zarfı görünce biraz gerildi. Elindeki zarfın kimden geldiğini biliyordu elbet, sevgili eşindendi. Ancak bir sıkıntı çıkmış bile olabilirdi, bu haberi verebilmek içinde hizmetkarın birisi komodinin üzerindeki eşyalardan yardım almış olabilirdi.
Bunlar sadece bir olasılıktan ibaret olsa da, kötü düşünceleri mektubu okuyana kadar aklından def edemiyordu kral.Zarfı ciddi bir şekilde eline aldı. Askere teşekkür edip onu geri gönderdiğinde odadaki deri kahverengi sedirine oturdu ve zarfı açarak mektubu okumaya başladı:

“Sevgili kralım;
Seni her zamanki gibi özlediğimi en başta hatırlatır ve en kısa sürede gelebilmeni dilerim.”
İlk cümleyi okuduğunda derin bir nefes aldı kral, içi baya rahatlamış, aklındaki tüm kötü olasılıklar yok olmaya başlamıştı. Çok vakit kaybetmeden mektubu okumaya devam etti.
“Bugünkü doğum sandığımızdan zorlu geçmişti ama buna rağmen sağlıklı bir şekilde bebeğimiz dünyaya geldi. Onu bir görsen, o kadar tatlı ki, bakmalara doyamayacağın kadar. Kutlamalar şimdiden başladı bile, herkes kraliyetin yeni üyesi için hazırlık yapmışlar. Zahmet edip bir sürü el işlemesi hediyeler getirmişler. Gerçekten hayatımın en güzel anlarından birisi olabilir bugün.
Ha bu arada! Cinsiyetini söylemeyi unuttum. Bebeğimiz dünyalar güzeli bir prenses ama bize büyüyüp olgunlaşana kadar kök söktüreceğine eminim. Doğduğu an bile ağlamamıştı hiç. Göbek bağını da zamanında krallığın simgesi olarak büyükbabanın diktiği hayat ağacının altına gömdürdüm. Hem kraliyetin hakimi olabilsin diye hem de cesaretini ömrü boyunca kaybetmesin diye.
İsmini düşündüğümüz gibi Aurora koydum, o mükemmel bir insan olacak buna da eminim. Birde, sanırım burada üzülür müsün mutlu mu olursun bilemem ama küçük prensesimiz aynı bana benziyor. İnşallah da o güzel ruhunu babasından alır.
Çabuk gelebilmen ve kızını görebilmen dileği ile.
Kraliçen Catherine Nightstar.”

Kral, eşinin yazdığı mektubu kocaman bir tebessümle okuyup bitirmişti, dileği de kabul olmuştu. Tek istediği eğer bir kızı olursa aynı annesinde benzemesiydi. Her ne kadar kraliçe Catherine Aurora'nın ruhunun babasına benzemesini istese de kral tam tersi bir şekilde annesine benzemesini istiyordu.
Çünkü eşi, kraliçesi, hayatının anlamı Catherine, onun için çok önemli bir insandı.

İçini büyük bir heyecan kapladı, baba olmuştu ve kızını görmek istiyordu. Oturduğu sedirden kalktı ve önce odasından sonrada gözlem kulesinden çıktı, ahıra yıllarını geçirmiş olduğu atının yanına gitti ve eyerine tutunarak bindi. Atını hareket ettirdiğinde kendisi ile beraber, şatodan gelen askerde dahil toplam on asker takipteydi, aralarında kıdemli şövalyelerde var
Mektubu getiren asker her ne kadar bir günde kraliyetten talim yerine gelse de kralın atı öyle hızlıydı ki ve kral atını öyle hızlı kullanıyordu ki değil bir gün hava kararmadan bile saraya varabilirdi. Eşine olan aşkı, küçük kızını görebilmenin heyecanıyla atını hızlandırdı, Siyah bir atı vardı, yelesi ve kuyruğu gürdü, her hızlı adımında savuruyordu rüzgar. Kralın üzerindeki kırmızı pelerinde havalanıyordu. Sanki onun heyecanına ve aşkına doğada eşlik ediyor gibiydi.
…
Her yer şenlik havasındaydı, kutlamanın ikinci günüydü. Kraliçe Catherine çok memnundu, halkını seviyordu ve halkının onun yanında olması onu mutlu ediyordu. Ne kadar şarkılardan, karışık sohbetlerden dolayı bir ses karmaşası oluşsa bile kraliçe Catherine' e huzur veriyordu.
Kucağında minik Aurora'sıyla tahtında otururken yanına birisinin geldiğini hissetti, kızından kafasını kaldırıp gelene baktığında eşi Alaric gelmişti. "Sonunda gelebildin Kralım." dedi kraliçe Catherine, gözleri kral Alaric' e bakarken parıl parıl parlıyordu. "Zaten bugün gelecektim sevgili kraliçem ama kızımı görmek için daha hızlı geldim." dedi. "Şimdiden kıskanmaya başladım ikinizi." diye takıldı kraliçe Catherine, kral Alaric' de gülümsedi. "Senin yerin ayrı meleğim ama kızımızın yeri de bam başka benim için."
Kraliçe Catherine, kocasına her zaman olduğu şekilde tekrar hayran kalmıştı. Kral Alaric tahtına oturduğunda kraliçe Catherine kucağındaki minik Aurora' yı onun kucağına vermişti. Kralda kızına hayranlıkla baktı "Aynı senin kopyan Catherine." diye fısıldadı "Aynı hayalimdeki gibi." diye de ekledi.
Kutlama hala devam etse bile halkın yarısı kraliyetin yeni üyesini tanımak için taht odasına doluştular, iğne atıp bulabilecek bir yer bile kalmamıştı. Kral Alaric, kızı Aurora ile ayağa kalktı ve tüm halka kızını takdim etti. "İşte kızım Aurora Nightstar, ailemizin ve kraliyetimizin yeni üyesi. Prensesimize aynı kendimiz gibi yetiştirip halka, insanlara karşı saygı değer bir birey olması için uğraşacağım. Onu sarayda değil sizler ile, sizin verdiğiniz gerçek hayat eğitimleri ile büyüteceğim." diyerek konuşma yaptı ve tahtına geri oturdu, konuşması bittiğinde taht odasında büyük bir alkış tufanı koptu, kimileri konuşma üzerine duygulanmış, kimileri de kral ve kraliçeye tekrar saygı duymuşlardı.

"Ona ömrü boyunca kullanacağı, aynı zamanda Gökyüzü krallığının simgesi olan hayat ağacı kolyesini hediye edeceğim." diyerek uzun zamandır boynundan hiç çıkartmadığı hayat ağacı kolyesini yavaşça eline aldı ve Aurora'nın küçük olmasına takmadan kolyeyi boynuna taktı. Kraliçe Catherine' e dönerek "Bu kolye sadece simge değil, atalarımızdan kalan en değerli miras, gökyüzünün mirası, bu kolye her zaman ona destek çıkacak, bizim varlığımızı en derinlerde hissedecek." dedi. Kraliçe Catherine, eşine aşk dolu bir bakış attı, onunla evlendiği için mutluydu. Onun varlığı içine her daim huzur veriyordu."Sen harika bir babasın Alaric." dedi kraliçe. "Sende harika bir annesi Catherine." dedi kral.
Kral ve kraliçe hem kızı ile ilgileniyor hem de gelen misafirlerle sohbet ediyorlardı. Sanki halk Aurora'nın doğmasını bekliyormuş gibi bir havada kutluyorlardı.

Kutlamalar sona erdiğinde kral Alaric, kraliçe Catherine ve prenses Aurora ile odalarına dinlemeye geçtiler. Ama minik kızları dinlenmelerine izin verirse tabii. Aurora, gece boyunca ağlamış, annesi ve babasını rahatsız etmişti. Beşikte durmakta hoşuna gitmiyordu, en çok babasının kucağında rahattı. Annesinde de öyleydi de babasını ayrı sevmişe benziyordu.
Aurora'nın kendilerinde yarattığı tatlı yorgunluğa rağmen kral ve kraliçe çok mutlulardı.

Sabahın köründe halkın acı çığlıklarıyla gözlerini açtı kral ve kraliçe. Prensesleri de korkudan ağlamaya başlamıştı. Kral ne olduğuna bakmak için kıyafetleri ve zırhını giyerken, kraliçede kızını sakinleştirmek içim kucağına aldı. Ama Aurora öyle çok korkmuştu ki annesinin kucağında susmuyordu. Son çare olarak babası onu kucağına aldı, birkaç sevgi sözcüğü ve güven verici ses tınısı ile minik kızını sakinleştirmişti. Sonra annesinin kollarına geri teslim etti ve bir şey demeden odadan çıktı.

Kraliçe Catherine' in içinde kötü bir his vardı, altıncı hissi her zaman kuvvetli olan Catherine‘ in içini yavaşça endişe sarmıştı. Bir saldırı olduğunu düşünüyordu, başka neden acı dolu çığlıklar atılabilirdi ki? Kraliçe Catherine artık dayanamıyordu, o da gidecek ve olanlara şahit olmak istiyordu, savaş çıkacaksa da yardımcı olmak istiyordu.
Önce minik Aurora'sını emzirdi, onu öptü, kokladı. Sadece birkaç telden oluşan saçlarını okşadı. Kraliçenin gözlerinden yaşlar yavaşça boşalmaya başladığında kızından ayrılamayacağını bildiği için onu beşiğine geri yatırdı. Sonrada uzun süredir giymediği kıyafetlerini ve zırhını giydi. Oda güvenilirdi çünkü yönü kimse tarafından bilinmiyordu ve duvarları özel bir malzemeden yapılmıştı.

Odanın anahtarı ile çıktı kraliçe Catherine, kapıyı kilitledi ve kocasının yanına gitti. Kral Alaric belki kendisine bu konuda çok kızacaktı ama yapması gereken buymuş gibi hissediyordu.
Aşağıda büyük bir izdiham vardı, halkın yarısı ölmüştü. Sadece kılıçlar değil top mermileriyle de savaşılıyordu. Kral Alaric'in zorlandığını gören kraliçe Catherine yanına gitti. Kendisini gören Kral Alaric "Senin burada ne işin var! Prensesin yanında olman gerekiyordu!" dedi öfkesi ve yorgunluğuyla. "Bu benim kişisel görevim Alaric, hem hislerim hiç iyi düşünmüyor! Prensesimize de bizden sonra herkes göz kulak olabilir!" diye bağırdı. Karısını ikna edemeyeceğini bildiğinden dolayı Kral, onunla zıtlaşmaktan vazgeçerek sonuna kadar savaşmaya devam etti.

Güçleri sona doğru azalmaya başlayan kral ve kraliçe artık dayanacak gibi değillerdi, ikisi de yorgun ve bitkindi.Yüzleri yorgunluktan seğiriyordu, nefes alışları zorlaşıyordu. Ama kazanmalarına az kalmıştı.
Bir an hiç düşünmedikleri bir şey olmuştu, Alaric'in kardeşi Roderick hayat ağacını kuvvetli baltasıyla kesmiş ve koskoca ağacı yerle bir etmişti. Büyük bir ihanete uğramıştı kral ve kraliçe, Roderick'in bunu yapacağını anlayamamışlardı bile.

Tam o an savaşmayı bıraktı kral ve kraliçe, sembolleri olan yıllanmış hayat ağacı yerle bir olmuştu. Roderick, onların yanına adımladı, kılıcını çıkardı "Artık hakkım olan kraliyetin asıl sahibiyim Alaric Nightstar ve Catherine Nightstar. Kızınıza çok iyi bakacağım, onu kendi aldığım eğitim sistemi ile büyüteceğim ve siz bu olanlara şahit olamadan hayata veda edeceksiniz." diyerek elindeki kılıcı hiç acımadan önce krala sonrada kraliçeye sapladı. "O asla senin gibi birisi olmayacak." dedi son nefesini verirken Catherine. Roderick sadece güldü,
kılıcındaki kan yere damlarken, arkasındaki büyük enkazı ve kayıpları boş vererek saraya adımladı.
…

Bir zamanlar, geniş ve huzurlu bir ormanın kalbine küçük bir tohum düşmüştü. Bu tohum, anne ağacının dallarından kopup yere düşüp toprağa gömüldüğünde, yeni bir yaşamın başlangıcını temsil ediyordu. Toprak, bir baba gibi tohumu sevgiye kucakladı ve onun gereken tüm ihtiyaçlarını karşıladı. İlkbaharın güzel yağmurları ve güneşin sıcak ışınları, tohumu filizlenmeye teşvik etti. Tohumdan çıkan küçük filiz zamanla güçlü bir fidan haline geldi.

Bu küçük fidan, her geçen gün büyüyüp gelişirken, etrafındaki büyük ağaçların ve yaşamın ritmine uyum sağladı. Yaz aylarında yapraklarını genişçe açarak güneşi selamladı, sonbaharda yapraklarını sarartıp dökerek toprağı besledi ve kışında dinlenmeye çekildi. Her mevsim, düzenli olarak bu olaylar gerçekleşti ve fidanın hayatında yer edindi. Fidan her mevsim biraz daha büyüyüp gelişmeye devam etti.

Yıllar geçti, fidan artık büyük ve güçlü bir ağaç haline gelmişti. Kökleri uzayıp derinleşmiş, dallarını gökyüzüne kadar çıkarmıştı. Bu ağaç, sadece kendisi için değil, ormanın diğer canlıları için de bir yaşam kaynağı olmuştu. Kuşlar dallarında yuva yapmış, sincaplar gövdesinde koşuştururken, insanlarda geniş yaprakları altına oturup serinlemişti. Ağaç, meyvelerinden yeni tohumlar döker ve bu tohumlar, toprağa düşerek yeni filizlerin oluşmasına vesile olurdu. Doğum, her zaman yeni bir hayatın başlangıcını temsil ediyordu.

Fakat, her canlı gibi bu ağacında bir sonu vardı. Yıllar geçtikçe ağaç yaşlandı, dalları kurudu. Bir gün, kuvvetli bir fırtına ormanı kasıp kavurmaya başlamıştı. Bu güçlü kasırgaya karşı koyamayan ağaç uzun köklerinden sökülerek yere devrilmişti. Bu, ağacın sonuydu, ama aynı zamanda yeni bir başlangıcında işaretiydi.

Ağacın gövdesi, dalları ve kökleri çürüyerek toprağa ayrıştırıcı bakteriler sayesinde karıştı. Onun parçaları toprağa besin sağladı ve ormanın diğer bitkileri için zengin bir zemin oluşturdu. Ağacın oluşturduğu bu zenginlik meyvelerinden dökülen yeni tohumların daha iyi filizlenmesini sağladı. Ölüm, aslında yeni yaşamların başlaması için bir dönüşüm süreciydi.

Doğum ve ölüm, birbirine bağlı halkalardı; biri olmadan diğeri var olamazdı. Her doğum, yeni bir hayatın varlığını müjdelerken, her ölüm, bu hayatın dönüşerek devam etmesini sağladı. Ormanın her köşesinde bu döngünün izleri vardı. Her yeni filiz, yaşamın yeniden başladığının bariz kanıtıydı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

5okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.