2. bölüm / 7
Gökyüzünün Mirası2.BÖLÜM
Bölümler 7Şu an: 2.BÖLÜM
Savaş, kral ve kraliçenin ölümü üzerine sona ermişti. Geriye halktan çok az bir insan kalmıştı. Roderick, zaferinin mutluluğuyla şatoya doğru yöneldi, yaptığından pişman değildi. Gökyüzü Kraliyetinin yönetimi asıl ona aitti, annesi ve babası gibi iyi bir insan olamasa da, krallık onun hakkıydı.
Roderick’in hikayesi çok uzun yıllara dayanırdı, kardeşi Alaric’den bile daha güçlü birisiydi. Kraliyeti, annesini, babasını ve kardeşlerini koruyabilecek kadar güce sahipti. Hatta bu yüzden tahtın varisi de oydu.
Fakat halkın bilmediği kötü bir özelliği de sahipti, çok egolu bir kişiliği vardı. Kraliyet işlerinden ve eğitimlerinden dolayı egosunu kimse fark edemese bile, o egosunu tatmin edecek bir şeyler bulurdu.
Bir sabah babası tarafından aniden taht odasına çağırılmıştı Roderick. Herkes telaş içerisindeydi, korkudan ne yaptığını bilemeyen insanlarda saraydaki odalarındaydılar. Babasının bu kadar sinirleneceği etken ne olabilirdi ki? Rodercik, kendisine bir düzen vererek babasının huzuruna doğru yol aldı.
Kesin yine halktan birisinin bir suç işlediğini düşünüyordu, genelliklede hep bu durumlarda korkutucu bir biçimde sinirlenirdi babası. Çare arama ya da büyük bir suç işleyen kişiye cezasını vermek Roderick’ in göreviydi.
Taht odasına vardığında Roderick’in muhafızları kapıyı açtı çünkü o kraliyetin yetiştirdiği asker ve şövalyeleri sevmezdi, kendi ordusunu kendisi eğitirdi ve kraliyettekilerden bir farkı olsun diye de muhafız derdi onlara.
İçeriye girer girmez ayakta kendisini bekleyen babasıyla karşılaştı.
Roderick, babasının gözlerindeki öfkenin derinliğini gördüğünde içinde bir ürperti hissetti. Babası, gözlerini gelen Roderick’e dikti ve ona bir adım yaklaştı.
"Seni küçüklüğünden beri bu krallığa hazırladım," dedi babası, sesi soğuk ve keskindi. "Sana her şeyi öğrettim; strateji, savaş, politika... Ama anlaşılan hiçbirini öğrenememişsin."
Roderick, babasının gözlerinin içine baktı, gerçekten yaptığı hatayı fark ettiyse yalana başvurması gerekirdi. "Baba, ben bu krallık için her şeyi yaparım. Hiçbir şey yapmadım, ben suçsuzum," dedi, fakat sesi titriyordu.
Babası, bir adım daha yaklaştı ve parmağını Roderick'in göğsüne saplarcasına doğrulttu. "Halkımızın güvenini sarstın, Roderick. Birkaç gece önce komşu krallığın elçisini öldürdüğünü biliyorum."
Roderick’in gözleri büyüdü, babasının öğrenemeyeceğini düşünmüştü hep, şimdi ne diyebildi? Ne yapıp bu olaydan sıyrılabilirdi. “Ama ba…” diye kendisini savunmaya geçtiği sırada babası sözünü kesti. “Ne aması Roderick, görgü tanıkları var, onları bile söylememeleri için tehdit etmişsin. Şimdi ben nasıl arındırayım krallığın adını. O elçinin hem bizim için hem de komşu krallık için ne kadar önemli olduğunu biliyorsun! Neden yaptın bunu Roderick?”
Babası her şeyi sonuna kadar öğrenmişti, yalan söylemenin bir anlamı kalmamıştı, zaten şu an söylese babası asla kendisine inanmayacaktı.
“Evet, onu öldürdüm. Çünkü bana sataşıp duruyordu,benim asla iyi bir velihat olmadığımı ve iyide bir kral olamayacağımı söyleyip sinirlerimi bozdu, gururumu kırdı!” diye bağırarak babasının sorusunu yanıtladı, aynı zamanda babasına ilk defa bağırmıştı. “ Evet, insanları tehdit ettim, çünkü değil krallık ben kendi geleceğimi düşündüm. Eğer bu durumu saklarsam ve kral olduğum gün o tehdit ettiğim insanlar bana karşı çıkamayacaklardı.” Diyip sustu. Nefes nefese kalmıştı.
“Seni hep iyi bellemiştim Roderick, kardeşlerin arasında en çok seni önemsedim, en çok seninle ilgilendim. Ama sen hem benim, hem Gökyüzü krallığının hem de o elçinin geldiği komşu ülkenin güvenini sarstın.” Babası derin bir nefes aldı ve tam konuşmasına devam edeceği sırada Roderick konuştu “ O elçi benim gurumdan daha mı önemli baba?” diye içindeki yalancı sitemi sesiyle belli etti. “Senden daha önemli olmasa bile bana gelip söyleyebilirdin, ben ne güne duruyorum?” dedi babası, tekrar öfkelenmeye başlamıştı.
“Bu bir daha tekrarlanmalı Roderick ve kraliyetin kurallarına göre sana birisini öldürdüğün için ağır bir ceza vereceğim. Hayat ağacından senin bağlantını kestireceğim, tüm ünvanlarını kaybedeceksin sonrada uzak kraliyetlerden birisine sürgün edileceksin.”
“Bu asla olmayacak baba. Benden sonra tahtında oturacak iyi eğitimli bir çocuğun yok.” Dedi Roderick.
“Olmadığını kim söyledi, artık tahtın tek varisi Alaric olacak. En azından kraliyetin yüz karası değil.” Dedi, sonrada içeriye şövalyelerini çağırdı ve Roderick’i alıp götürmelerini emretti.
Roderick, kollarından tutan şövalyeleri geri itti ve babasına son bir kez baktı, son sözünü dinleyip sadece muhafızlarıyla beraber Gökyüzü krallığından uzaklaşacaktı. “Bir gün, hakkım olana en iyi şekilde sahip olacağım. Belki sen yaşayacak olmayacaksın ama kardeşim senin cezanı çekecek, hem de mislisiyle çekecek.” Dedi ve Muhafızlarıyla beraber çıktı, atlarına bindiler ve Gökyüzü krallığından uzaklaşmaya başladılar.
...
Geçmişini en derin şekilde hatırlayan Roderick’i hırs kaplamıştı tekrardan. Saçma kurallar ve saçma zamanlar. Taht odasına girdi, hakkı olduğunu düşündüğü tahtına geçip oturdu. Her zaman yan tarafta korunaklı duran kral tacını aldı ve kafasına taktı. Şimdi asıl güç kendisinin elindeydi.
Gülümsedi, kahkaha attı. Geçmişin verdiği hırs şimdide sona ermişti. Kutlamalıydı kendisine göre, ama önce kalan insanları uyarmalıydı, yeni kuralları belirlemeliydi ve en önemlisi de önceki nüfus kayıt defterini yok etmeliydi.
Bu yüzden muhafızlarından birisini çağırdı, içeriye muhafızı girdiğinde emrini dile getirdi.
“Kütüphanede hatırladığım kadarıyla kürsünün üzerinde kahverengi renkli bir nüfus defteri olacak, onu yok etmeyin ama kütüphanenin en kuytu köşesine koyun. Sonra yeni bir defter bulun , siyah deriyle kaplı olsun, yeni nüfus defteri o olacak, tüm halkı kaydedin mutlaka. Buradaki sağ kalmış insanlara bizim kurallarımızı duyurun ve son olarak ortak krallıktaki halktan birazını buraya getirin. Sarayın önünü temizleyin ve yıktığımız hayat ağcının aynısı dikin.” Dedi. Muhafız kafasını salladı ve emirleri yerine getirebilmek için taht odasından çıktı.
Roderick, taht da oturmaya devam etti. Fakat sıkılıyordu, kendisine uğraş bulması gerekiyordu. Düşündü, derin derin düşündü. Tam o sırada başka bir muhafız , telaşla içeri girdi ve elindeki kanlı anahtarı ona uzattı. “Kralım.” Dedi muhafız. “Bu anahtarı kraliçenin boynunda bulduk. Sarayda, kral ve kraliçenin odasının anahtarı olabilir.”
Roderick, muhafızın elindeki anahtarı alırken gözlerini kısarak düşündü. Bugün, tahtı ele geçirebilmek için büyük bir savaş vermişti ve tüm halkı kral ve kraliçede dahil yok etmişti. Ama bir kişiyi atlamıştı, üç gün önce kral ve kraliçenin bir bebeği olmuştu ve kesinlikle onların odasında saklanıyordu.
Roderick öyle bir gülümsedi ki, kötü gülüşü onu daha ürkütücü bir insan yapıyordu. Aklından öyle planlar geçiyordu ki daha fazla düşünse asla böylesine bir plan bulamayabilirdi.
Önce odaya gidecekti, yerini elbet biliyordu çünkü annesi ve babası ölmeden önce o odada kalıyordu. İyi gizlenmiş bir odaydı fakat şatoda yaşayan her insan yerini bilirdi.
“Bu anahtarın hangi odaya ait olduğunu biliyorum.” Dedi Roderick “Hadi oraya gidelim de görmeyeli neler değişmiş.”
Muhafızla beraber taht odasından ayrıldı ve ikinci kata merdivenlerle çıktılar. Sönmüş gaz lambaları koridorun karanlıkta kalmasına neden olmuştu, göz gözü görmüyordu ama bu durum, Roderick ve muhafızının umurunda bile olmamıştı.
Odanın kapısının önüne vardıklarında Roderick eskimiş tahta kapıya baktı. Yıllardır hiç değişmemişti bu kapı. Anahtarı kilide yerleştirdi ve kapıyı açmaya başladı, içeriden de sesler yükselmeye başlamıştı. Küçük bir bebek ağlama sesi.
Kilit açıldığında kapıyı yavaşça itti Roderick, bebek hala ağlıyordu. Odaya iki göz attığında hiç değişmemiş odayı gördü. Aynı gri renk ve altın varak süslemeli duvarlar, ortada kocaman iki kişilik yatak, tavandan yatağın üzerini kapatan kırmızı bir örtü, sol tarafında komodin ve büyük bir pencere, altın rengindeki kırmızı perdesi. Sağ tarafında banyo kapısı, giyinme dolabı ve kabını, kitaplık. Roderick’in hemen solunda iki çalışma masası, zırh askılığı ve bir adet meşe beşik. Ailesini hatırlayan Roderick, onlardan bir kez daha nefret etti. Sol tarafında bir ses duyduğunda kafasını o yöne çevirdi. Küçük prenses beşiğinin içinde kendisini hırpalarcasına ağlıyordu.
Roderick, bebeğin yanına gitti ve ona baktı. Beşiğin başında yazılı olan isminin her harfinde gözlerini gezdirdi, “Aurora.” Ağlayan Aurora’yı kucağına aldı, susturmaya çalıştı onu. Bir yandan da gözlerini yüzünden ayıramıyordu,şu an kucağındaki bebek öldürülebilecek bir bebek değildi, hayranlık doluydu aklının her bir köşesi.Kafasının içindeki hayranlığı bastırmaya çalışsa da, çok zorlayıcıydı kendisi için. Çünkü Aurora'nın platin rengindeki saçlarına, turkuaz rengindeki gözlerine tutulmuştu.
Kardeşi Alaric’i öldürmeden önce dediği her kelime aklına tekrar yerleşti. "Artık hakkım olan kraliyetin asıl sahibiyim Alaric Nightstar ve Catherine Nightstar. Kızınıza çok iyi bakacağım, onu kendi aldığım eğitim sistemi ile büyüteceğim ve siz bu olanlara şahit olamadan hayata veda edeceksiniz."
Roderick, Aurora’ya baktı. “Artık benim elimdesin küçük Aurora. Hayatı sana zindan etmeyeceğim fakat, sen kendi hayatını mahvedecek kadar ileriye gideceksin.” Dedi.
Belki, yıkıp tekrar diktiği hayat ağacı kendisine güç vermeyecekti. Onun gücü yıllar önce sömürülmüştü. Ama şimdi Aurora için o hayat ağacını baştan bağışladı, onun hikayesinin yazılmaya devam etmesine izin verdi.
Amacı Aurora’nın iyiliğini düşünmek olmadı, eskisi ve şimdiki gibi kendi iyiliği içindi. Kötü bir insandı belki, Aurora’da bu kötü ellerde büyüyecekti her şeyden habersizce.
Bölüm etkileşimi
