5. bölüm · GÖÇÜK | DÜZENLENECEK
Bölüm 5 KORKU
İstemeyerek öldürmek, isteyerek öldürmekten daha çok acıtır.
-SAYGIN KARTAL
2014 – Kartal Malikanesi
Normal bir sabaha uyanmayı beklerken sarsılarak uyandırılmıştım. Gözlerimi açar açmaz kuzenim olan Aras'la göz göze geldim. Apar topar beni yataktan kaldırmaya çalışıyordu. O sırada "Kalk hadi." Diye söyleniyordu.
Ne olduğunu tam olarak kavrayamamıştım fakat Aras'ın telaşlı olduğunu yüzünden anlayabiliyordum. Dolabımdan kıyafetlerimi çıkarıp bana doğru savurdu. "Babam buraya gelmiş. Çok büyük bir felaket olmadan kaçmamız lazım. Hadi hızlı ol." Dedi.
Amcamın yurt dışından geldiğini duyar duymaz kendime gelmiştim. Ayaklandım ve hızlıca üstümü değiştirmeye başladım. Siyah bir pantolon ve beyaz bir tişörtü üzerime geçirdikten sonra hızla odadan ayrılarak merdivenlere yöneldik.
Şuan bu evde ben, babam ve Aras yaşıyorduk. Ama bundan seneler önce amcalarım, yengelerim, annem, babam ve kuzenlerimle kalıyorduk. Büyük bir aileydik ama dağılmamız kolay olmuştu. Toparlaması da imkansızdı artık.
Merdivenden indiğimizde karşımızda gördüğümüz yüz bizi bozguna uğratmıştı.
Hakan amcam tam karşımızdaydı, yıllar ondan çok şey almıştı ve bunun en büyük kanıtı saçlarındaki ve sakallarındaki beyazlıklardı.
"Baba" dedi Aras, tam o sırada benimde ağzımdan "Amca" kelimesi döküldü.
Amcam yüzünü sağ tarafa doğru çevirdiğinde bizi görmek istemediği açıkça belliydi. Sert bir ses tonuyla konuşarak. "Beni takip edin." Dedi ve peşinden gitmemiz için işaret verdi.
Bizi neyin beklediğini az çok tahmin ediyorduk. Merdivenlerden aşağı inerken bacaklarım titriyordu. Düzenli olarak Aras'la birbirimize bakıp güven vermeye çalışıyorduk ama olmuyordu.
Villanın en alt katına geldiğimizde
Amcam kullanılmayan boş odaya doğru ilerledi ve kapıyı aralayıp içeri doğru bir bakış attı. Babam ordaydı, ağzı yüzü kan içindeydi ve etrafında adamlar vardı. Bu görüntüyü gördükten sonra adımlarımı geriye doğru attım. Ben geriye gittikçe amcam üstüme geldi. "Saygın, bu senin hakkın." Dedi o kalın sesiyle.
Kafamı hayır dercesine sağa sola salladım çünkü ne demek istediğini anlamıştım. Bana babanı öldürmek senin hakkın diyordu.
Yanıma gelip silahı elime tutuşturdu. "Senin baban anneni öldürdü Saygın, sonrada bunu benim üstüme attı. Onun canını almak öncelikli senin hakkın." Dedi.
Aras'a korkak gözlerle baktım ve bakışlarımı tekrar amcamla buluşturdum. "Yapamam, bunu benden isteme amca." Dedim titrek bir sesle.
Amcamın bakışlarında ki karanlığı en derinlerimde hissetmiştim. "Yapacaksın Saygın, yoksa o silahı Aras'ın eline veririm o tetiği ilk senin için daha sonra da baban için çeker. Hemde bunu hiç acımadan yapar." Dedi o kasvetli sesiyle.
Biliyordum Aras yapamazdı, ama Aras yapmasaydı amcam onun bile canına kıyardı öyle bir canavardı.
Elimdeki silaha tereddütle baktığım sırada annemin çığlıkları geldi kulağıma. Düşünmeme gerek yoktu, aslında amcam haklıydı. Adımlarımı odaya doğru attım. İçeri girdiğim an babamla göz göze geldik bakışlarımız birbirini bulduğu anda içimi bir ürperti kapladı. "Gözünü bile kırpma Saygın." Diyordu amcam.
"Zorunda değilsin" Diyordu Aras.
Babam, babam ise yalvaran gözlerle bana bakıyordu. Onun gözlerine daha fazla bakmak istemediğim için gözlerimi kapattım ve hiç düşünmeden ona doğru tuttuğum silahın tetiğini çektim. Patlama sesinin gelmesiyle beraber kulağımı bir uğultu kapladı. Ardından amcamın o korkunç kahkahaları ve Aras'ın feryatları.
Yavaş yavaş gözlerimi açtım etrafım bulanıktı fakat birkaç kere göz kırpıştırdığımda önümü net bir şekilde görebildim. Babam yerde yatıyordu ve etraf kan gölüydü tek seferde gözüm kapalı vurmuştum babamı. Ben babamı öldürmüştüm. Gözlerimden akan yaşlarla beraber ağlamam şiddetlendi. Ama bir süre sonra ağlamam kahkahaya dönüşmüştü. Dizlerimin üzerine çökmüştüm ve tüm odanın içini kahkahalarımla doldurmuştum. Amcam bile susmuş beni izliyordu.
(Bipolar Bozukluk, duygusal yükselme ve düşüşler ile giden ve abartılı ruh hali değişimlerine yol açan iki uçlu psikiyatrik bir rahatsızlıktır. Duygusal çıkışlar mani ya da hipomani, inişler ise depresyon şeklinde kendini gösterir.)
Saygın Kartal'ın kaderi bugün değişmişti. Ben katil olmuştum, babamın katili.'
...
"Yaşamak cesaret ister." diyordu bir tarafım"Ölmek cesaret ister. " diyordu öbür tarafım.
İçimde kopan fırtınalar, ve içimdeki iki kişi beni defalarca kez intihara sürüklemişti. Yaşamaya çalıştım beceremedim.. Ölmeye çalıştım beceremedim. Son çare olarak kaçtım, herkesten ve her şeyden kaçtım. En önemlisi ben kendimden kaçmaya çalıştım. Ama hiçbir şeyi beceremediğim gibi bunu da beceremedim. En sonunda kendimi sevmeye çalıştım o da olmadı.
İçim soğur diye kendime olan sinirimi etrafımdakilerden çıkardım ama yinede olmadı soğumadı içim. Ne yaptıysam, ne denediysem olmadı. Ama sonra onu buldum -yıllar önce bıraktığım sevgilimi- Onu bulduktan sonra yaşama isteğim biraz daha arttı. Her gün ya her Allah'ın günü onu beş dakika bile görebilmek için neler yapmadım neler. Ama korktum, karşısına çıkmaya korktum. Daha kendimi sevemezken onu nasıl seveceğimi düşündüm. Çünkü ben doğru adam değildim onu sevmeyi beceremezdim ona bunu yaşatamazdım.
"Yanlış Adam Saygın Kartal"
2024 Ekip
Kapı zili çaldı. Murathan elindeki pizzayı yiye yiye kapıyı açmaya gitti ve yaklaşık yarım saniye sonra "Saygın." Diye bağırdı. Ağzındaki yemekten ne dediği pek belli olmuyordu ama anlaşılıyordu. Hepimiz bir anda ayaklandık ve kapıya doğru koştuk.
Gördüğüm görüntüyle şok olmuştum. Kapıdaki kişi hepimizle uzun bir süre bakıştıktan sonra içeri bir adım attı.
"Kutay Bey" dedim ağzım beş karış açıkken. "Ne işiniz var burda? " Bende olan şaşkınlık onda yoktu hatta benim sorularıma gülerek karşılık vermişti.
"Bu kız neden bu kadar saf. Üzülüyorum he buna." Diyerek araya girdi Murathan.
"Sen niye her şeye burnunu sokuyorsun sus birazcık." Diye sitem etti Burçin.
Ve haklıydıda her konuda fikrin olan bir bireydi.
"Herkes içeri geçsin" Dedi Saygın sert bir ses tonuyla. Kimse itiraz etmeden içeriye geçti ve koltuklara yerleşti.
Saygın ve Kutay Bey'in tartıştığını anlayabiliyordum. Ama ne dedikleri ve konuştukları anlaşılmıyordu zaten bende anlamak için çaba göstermiyordum. Yaklaşık bir on dakikanın ardından Saygın içeri girdi. Rahatça koltuğuna yerleşirken "Kutay bize yardım edecek kişilerden biri sizin tek muhattap olacağınız kişi Kutay. Diğerleri sizin muhatapınız değil benim muhatabım. Hepinizle tanışmak için gelmiş ama maalesef ki işi çıktı ve gitmek zorunda kaldı." Dedi. Sonra gözlerini bana doğru dikti ve konuşmaya devam etti. "Sen sormadan söyliyeyim Nergis, evet Kutay Bey'in sizin kliniğinize gelmeside bir oyundu o çocukta bizim çocuklardan biriydi. Ha ayrıca seni şikayet eden kişiye aslında Kutay beydi. Böylece işten çıktın ve burada bizimle çalışmak zorunda kaldın. Son olarakta kimse o adama "Bey" demeyecek." Tek nefeste konuşurken en sonunda derin bir nefes verdi. Ben ise şaşkın gözlerle ona bakıyordum. "Ne dedin sen" dedim sakinliğimi koruyarak. "Ne demek seni biz şikayet ettik." Yine kısık bir sesle söylemiştim fakat üçüncüsünde patladım. "Siz ne zannediyorsunuz ya siz kimsiniz. Nasıl yapabilirsiniz bunu." Sesim olduğundan yüksek çıkınca Saygın oturduğu yerden fırladı ve tek kolumdan kavradığı gibi beni odadan dışarı çıkarttı.
Bir anda şok oldum ve sorgulayan gözlerle bakarak konuştum."Napıyorsun" Dedim. Sesim az öncekine göre biraz daha kısıktı. Soruma cevap vermeden beni bir odaya doğru çekti ve kolumu bıraktı.
"Ne yaptığınızı zannediyorsunuz siz ya." Dedim sinirimi kontrol etmeye çalışarak.
"Hiçbir şey yapmıyoruz Nergis, sadece yanımda olmanı istedim ve bunu kesinleştirdim." Dedi rahatlığını koruyarak.
Bu söylediğini dalgaya alırcasına konuşmaya başladım. "Sen beni yanında istedin öyle mi." Bu söylediğine kahkaha atarak konuşmaya devam ettim. Ama bu sefer sesim yüksek çıkmıştı. "Sen beni yanında mı istedin Saygın." Bir elimle karşımda öylece duran Saygını ittirerek konuşmaya devam ettim. Sesim ağlamaklı çıkıyordu. "Söylesene yanında mı istedin." Sesimin yüksek çıkmasını kontrol edemiyordum. "Sen beni bırakıp giderken bunu düşündün mü Saygın. Sen beni düşündün mü." Gözlerimden yaşlar akmaya başlamıştı. "Sen beni on sene önce bıraktın. Terk ettin. Şimdi de gelmiş bana diyorsun ki seni yanımda istedim. Dalga mı geçiyorsun benimle." Dedim ve kendimi yanımdaki yatağa bıraktım. Ağlamam şiddetlendiği için kafamı yere eğdim. Yerde olan bakışlarımı Saygın'ın siyah gözleri doldurdu ve o sırada ellerimi tuttu. "Ben seni hiçbir zaman bırakmak istemedim ki Nergisim" dedi gözlerini gözlerime kenetleyerek.
Gözlerini, gözlerime kenetlediğinde içindeki acıyı görebilmiştim. "Böyle olsun istemezdim. Seni bırakmayı hiç istemezdim." Dedi.
Gözleri gözlerimden ayrıldı ama bu sefer dudakları ellerime gitti. Islak dudakları ellerimle buluştu ve defalarca öptü. "Affet beni Nergis." Dedi dudaklarını ellerimden ayırırken. Tekrardan gözleri gözlerimi buldu ve ayaklanıp yanıma oturdu. Bu sefer dudakları yanağımla buluştu sayısız kez öperken dudağıma doğru kaydı öpüşleri.O suratımın her yerine sayısız öpücük kondururken ben öylece bekledim. "Seni her gün böyle öpemediğim için affet beni Nergis." Dudakları boynuma doğru indi ama öpmedi aksine burnunu boynuma değdirdi ve kokumu içine çekti. "Affet Nergis."
Gözümden akan yaşlar Saygın'ın saçlarına dökülüyordu. Göz yaşlarımı silmek için kafamı kaldırdım ve gördüğüm yüzlerle şok içinde kaldım. Ne ara kapıyı açtıklarını, ne ara içeri girdiklerini ve ne zamandır bizi izlediklerini anlayamamıştım. Sadece ağzımdan sessizce "Saygın" kelimesi döküldü. O da kafasını kaldırmasıyla beraber karşımızda duran Burçin, Barış, ve Sunay'la bakıştık.
Barış'ın bağırmasıyla irkildim. "Noluyor lan burda." Yanımıza doğru yaklaşarak konuşmaya devam etti.. "Sen benim kardeşimi mi öptün az önce?
Lan Saygın öldürürüm seni. Yıllardır görüşmüyoruz diye Nergis benim kardeşlik kontenjanımdan düştü sanma. 10 sene önce nasılsa hala öyle çabuk cek ellerini kardeşimin üzerinden." "Utanmaz birde ağlatmış benim güzeller güzelimi." Elimden tutup bir anda beni yataktan kaldırıp yanına çekince şaşırdım. "Birde ağlatmış kızı. Yasak sana Nergis filan seneler önce izin verdim kızı getirdiğin hale bak, artık yok Nergis filan." Dedi kendinden emin ve ciddi bir şekilde.
Saygın şok olmuş bir şekilde Barış'a bakıyordu."Seneler önce izin mi verdin Barış." Dedi Saygın.
"Evet verdim tabi sonu neydi hüsran." Dedi Barış.
Saygın hâlâ şok olmuş bir şekilde Barış'a bakıyordu. Onun tersine benim yüzümde hafif bir gülümseme oluşmuştu çünkü seneler önce buna benzer bir şey yaşamıştık.
10 sene önce
"Ya Saygın nasıl yapabilirsin bunu ya. Ben sana kaç kere yapma dedim.
Kaç kere şu kavgalara girme dedim.
Bir kere söz dinle ya söz." Saygın'ın patlamış dudağına peçete ile baskı yaparken konuşuyordum. "Niye böyle yapıyorsun, senin benim canıma kastın mı var. Ya sana bir şey olsaydı. Daha fazlası olsaydı ben napardım hiç düşünmüyor musun." Diye söyleniyordum. Ama Saygın ise sadece aşkla gözlerimin içine bakıyordu. "Bir şey söylemeyecek misin artık Saygın." Dedim konuşmasını beklerken.
"Bir daha yapmayacağım diyemem Nergisim ama söz bir daha yara almamaya dikkat edeceğim." Dedi gözlerime bakmaya devam ederken.
"Saygın beni delirtme bak seni şu merdivenlerden aşağı iterim görürsün." Dedim sinirle.
O ise söylediklerime gülerek karşılık vermişti. "İtsene, ne güzel olurdu, hem sinirinde geçerdi."
Kaşlarımı çatarak konuştum. "Sen harbiden manyaksın sana zarar gelince deliriyorum birde kalkmış bana evet aşağı itebilirsin sinirin geçer diyorsun. Senin canına zarar gelince benim canımdan can gidiyor gerizekalı." İstemeden de olsa onu kaybetme korkusu sarmıştı içimi bu yüzden de gözlerimden akan yaşlara hakim olamadım. Saygın gözlerimden akan yaşları görür görmez beni kollarının arasına alıp saçlarımdan öpmüştü. "Niye ağlıyorsun kızım." Burnumu çekerek konuştum. "Ya bir şey olursa kötü şeyler yani bırakıp gitmek zorunda kalırsan beni. Ben ne yaparım Saygın."
Yüzümü Saygın'ın görebileceği bir şekilde kaldırmıştım. Saygın ise suratımı iki elinin arasına alıp konuşmuştu. "Ben seni asla bırakmam Nergis, senin beni bırakmadığın sürece ben seni bırakmam." Eliyle gözümden akan yaşları silip yanağımdan öpmüştü.
O sırada duyduğum sesle irkilerek kafamı sesin geldiği tarafa doğru çevirdim. "Lan Saygın napıyorsun lan kıza." Diye bağırıyordu Barış.
"Ne yapıyorum Barış, sevgilimi öpüyorum." Dedi Saygın şaşkın bir ifadeyle.
"Lan ne sevgilisi. Kaç kere demedim mi sarılmak koklaşmak yok diye he." Sinirle yanımıza doğru yaklaştı. "Lan bak kızı da ağlatmış ne yaptın kardeşime benim."
"Burnunu da ben patlatırım Saygın, sinirlendirme beni. Üzme demedim mi ben sana bu kızı." Saygına vuracakmış gibi yapıp beni Saygının kollarının arasından çekip çıkarmıştı. "Barış napıyorsun." Diyebilmiştim sadece. "Sen sus kız. Sınıfa çık çabuk bende Saygın kardeşimle bir hasbıhal edeyim geleceğim." Dedi ve gitmem için yolu gösterdi.
Bu yaptıklarına hiçbir zaman kızmadım hatta aksine gülerek karşılık verdim. Yine aynı şekilde gülmüştüm çünkü onun bana bir abi gibi davranması hoşuma gidiyordu. Gerçek bir abi gibiydi benim için. Hiçbir zaman gitmeyecek gibiydi. Ama o da gitmişti bu onun suçu değildi o yüzden onu suçlamadım ama o gidince hep bir tarafım boş kalmıştı.
Günümüz
Barış bize olan sinirinden dolayı koltukta Saygın ve benim aramda oturuyordu. Bakışmamıza bile izin vermiyordu.
Aslında odaya gelme sebepleri Burçinmiş.
Burçin'in babası aramış ve nerde olduğunu hemen eve gelmesi gerektiğini söylemiş. Tabii sakin ve normal bir tavırla değil, fazlasıyla azarlamış kızı.
Çocuklarda Burçin'i götürmeyi düşünmüşler ama Saygın'la konuşmadan bir şey yapmak istemememişler.
...
Biraz bu konu üzerine konuşulduktan sonra Burçinin babasının bu işe izin vermeme riski olduğu düşündükleri için bir plan yapma kararı aldılar ve bunun üzerine konuştular. Yarın ilk işleri Burçinin evine gitmek olacaktı.
Ve şimdilik ise Barış, Burçini evine bırakacaktı.
"O zaman ben Burçin'i bırakayım." Dedi Barış oturduğu yerden kalkarak.
Onunla beraber Burçin'de kalktı ve askılıktan Barışın ve kendi montunu alıp geldi. Üzerlerini giyindikten sonra Burçin odadakilerle selamlaştı ve kapıya doğru yöneldiler. O sırada duydukları sesle arkalarını döndüler.
"Nereye gidiyorsunuz arabasız." Dedi Saygın.
"Yürüyerek gideriz diye düşündüm." Dedi Barış.
İstemeden de olsa kendini mahçup hissetmişti.Aslında mahcup hissetmesi gereken bir durum yoktu.
Saygın cebinden çıkardığı anahtarı Barışa uzatarak konuştu. "Deponun önündeki plakası SK olan siyah cip." Dedi gülümseyerek.
Barış kafasıyla onaylayarak odadan geri çıktı.
Burçinle, Barış arabaya çoktan yerleşmişlerdi.
Burçin konuşmaya başladı. "Eğer ki babam izin vermezse son görüşmelerimizden biri olabilir." Dedi üzüldüğünü belli ederek.
"Saçmalama baban bizi gördükten sonra emin ol rahatlayacaktır. Hem izin verir. Gerçekte olmasa alacağın maaş onun hoşuna gidecektir." Dedi Barış. Hem kendini rahatlatmaya çalışıyordu hemde Burçini.
Bakışlarını Barışa doğru döndürerek konuştu Burçin "O kadar emin olmayın Amirim."
Barış neye uğradığını şaşırmıştı çünkü uzun zaman olmuştu bu kelimeyi duymayalı. O olay yaşanmasaydı şuan Amirliğinin 2. Yılını kutluyor olabilirdi. Ama amir olamadan polislik hayatına veda etmişti.
Arkadaşları da arasında hep Amir derdi ona fakat o günden sonra bir kişi bile ona amirim dememişti.
"Sen nerden biliyorsun" diyebildi sadece aynadan Burçin'in gözlerine bakıyorken.
Burçin yanlış bir şey söylediğini düşünerek çekine çekine konuşmaya başladı."Murathan söylemişti. Sanırım amir olamadan mesleğine veda etmişsin. Benimde istemeden ağzımdan kaçtı kusura bakma." Dedi Barış'ı izlerken.
Barış da bir saniyeliğine kafasını Burçine doğru çevirdi ve konuşmaya devam etti. "Hoşuma gitti bundan sonra hep söyleyebilirsin." Dedi gülümseyerek.
Burçin de yanlış bir şey yapmadığından dolayı rahatlamıştı ve gülümsemişti.
Yol boyunca sessiz sedasız gitmişlerdi. Arada bir birbirlerine kaçamak bakışlar atıyorlardı fakat utandıkları için bu bakışları gizleme ihtiyacı hissediyorlardı. En sonunda evin önüne geldiklerinde Barış hızla arabadan inip Burçin'in kapısını açmak için girişimde bulundu.
Burçin arabadan indiğinde ise kapısını da Barış kapattı.
Utangaç bir şekilde konuştu Burçin. "Teşekkür ederim gerek yoktu." Dedi tebessüm ederken.
"Gereği vardı çilli kız." Barışta Burçin'in tebessümüne tebessümle karşılık vermişti.
Burçin, Barış'la selamlaşmak istemişti ama heyecandan ne yapacağını şaşırmıştı. Barış ise bunu fark ettiği için sarılıp ne yapacağını düşünmekten onu kurtarmıştı. Burçinde şaşkınlıkla sarılmasına karşılık vermişti. Biraz öyle durduktan sonra Burçin, Barışın kollarından ayrılarak konuşmaya başladı. "Teşekkür ederim amirim." Dedi ve utangaç bir şekilde gülümsedi.
Barış onun bu utangaç halini çok seviyordu. O da gülümsemesine sıcak bir gülümsemeyle karşılık verdi. Burçinin yüzündeki gülümseme silinmemişti ve Barışı arkasında bırakarak eve doğru yürümeye başlamıştı. Barış'ı son bir kez görmek için omuzunun üzerinden Barış'a baktığında Barışın da hala gülümsediği ve onu izlediğini görmüştü. Yüzünde ki gülümseme daha da büyüdü ve el salladı. Barışta elini kaldırarak karşılık verdi.
Burçin binanın içine girene kadar kapıda bekledi Barış.
Burçin gittikten sonda o da arabaya binip diğerlerinin yanına döndü.
...
Burçin kapıyı açar açmaz babasıyla karşılaşmıştı. "Kimdi o çocuk." Dedi babası sinirle. "Bu saate kadar onunla mıydın Ada." Gittikçe bağırışları artıyordu. Burçin korkuyordu ama belli etmiyordu. "Cevap ver bana sevgilin mi o çocuk." Diye çıkıştı en son babası.
"Sevgilimse nolur baba he, nolur." Diyerek cevap verdi Burçin Ada.
"Ben seni bu saatlere kadar eve gelme diyemi büyüttüm Ada. Kendine geleceksin. Bıktım senden, bıktım bu hallerinden." Babası bağırmaya devam ediyordu. Burçin Ada kendine hakim olamayıp babasına bağrımaya başlamıştı. "Sen mi büyüttün beni baba." Dedi sinirle. "Yoksa ben kendi kendime mi büyüdüm. Sen cevap ver asıl." Bağırmaya devam ederken babasına iyice yaklaşmıştı. "Sen Burak Çekin'sin iki sokak öteye gitsen senin ailen hakkında bir şey sorsalar benim ailem yok, benim çocuğum yok dersin. Sen beni nasıl büyüttün baba. Nasıl söyleyebilirsin bunu." Burçin kendini salmıştı ve ağlamaya başlamıştı. "Ben annemi sadece senden değil kendimden de aldım." Göz yaşlarını silerek konuşmaya devam etti. "Sorunun cevabını da vereyim evet o çocuklaydım bu saate kadar. Ve evet erkek arkadaşım. Oldu mu aldın mı cevabını." Burçin tam gidecekken babası kolundan tutup onu durdurdu.
"Burçin..kızım"
Babası ilk kez Burçin Ada'ya Burçin demişti.
Ama Burçin yüzüne bile bakmadan kolunu kurtarıp odasına gitmişti. Odasına gider gitmez ekibin kurduğu gruba mesaj atıp telefonunu bir kenara fırlatmıştı. Sonrasında ise kendini yatağa atıp ağlamaya başlamıştı.. Babasının onun ne kadar canını yaktığını sanki ilk kez fark ediyormuş gibi sabahlara kadar ağlamıştı....
...
Ekip
Nergisin Ağzından
Herkesin gözünden uyku akıyordu ama hepimiz uyumak için Barış'ın gelmesini bekliyorduk.
Barış yaklaşık yirmi dakika sonra gelmişti. İçeri girdiğinde yüzündeki gülümseme dikkatimi çekmişti ama bir şey sormamıştım. Geldiği gibi arabanın anahtarını Saygına uzattı ve Saygında alıp masanın üstüne bıraktı.
Tam o sırada hepimize birden bir mesaj geldi. Herkes telefonu eline alıp mesajı okumuştu fakat Kubilay sesli okumuştu. "Babam Barış'la bizi kapıda görmüş sevgili sanmış çok üstüme geldi bende bir anlık sinirle Barış'la sevgili olduğumuzu onayladım yarın ona göre gelin. İyi geceler." Burçin hepimizi şoka sokmuştu.
Barış'ın feryatları kulağımı doldurmuştu. "Ne, ne demek sevgili olduğumuzu söylemiş. Nasıl söyleyebilir ya." Dedi.
Sunay sorgularcasına konuşmaya başladı. "Babası sizi nasıl gördü ki sevgili olduğunuzu düşündü Barış." Dedi imalı bir sesle.
"Sadece selamlaştık." Dedi koltuğa yerleşirken.
"Bir sürü selamlaşma şekli vardır misal öpüşerek selamlaşma en meşhur olanlarındandır." Dedi Murathan gülerek
"Sen ne kadar gevşek bir insansın ya." Dedi Artemis Murathan'a bakarak.
"Saçma saçma konuşma gerizekalı. Sarıldık sadece o da uğurlamak için alla alla " Diye atarlandı Barış.
Uzun zamandır sessizliğini koruyan Kubilay konuşmaya başladı. "Biz planda Barış'ı ve Saygını patron gibi gösterecektik şimdi Burçin patronuyla mı sevgili." Dedi. Çok doğru bir soru sormuştu.
Kubilay'ın konuşmasının hemen ardından Saygın konuştu. "Bu daha iyi olur. Burçinin dediği gibi adam eğer parayı seviyorsa bu olay işimizi daha da kolaylaştıracaktır." Dedi.
Barış ise dertli dertli konuşuyordu. "Ben şimdi nasıl davranacağım adamın yanında." Diyerek söylendi.
Murathan yine Barış'ı sinir etmek için konuşmaya katıldı."İnsan gibi davranacaksın gerizekalı." Diyerek Artemise döndü. "Bak benden örnek al ben Artemise nasıl davranıyorsam sende öyle davranacaksın." Dedi sırıtarak.
Artemis Murathanı bozmak istercesine konuşmaya başladı. "Sen bana hayvan gibi davranıyorsun Murathan." Dedi sinirle.
Murathanın yüzü düşmüştü ama bir cevap vermedi sadece sorgularcasına Artemise baktı. Böyle bir şey beklemediği çok açıktı.
Sunay bunu fark etmiş olacakki ortamdaki gerginliği almaya çalışmak için konuşmaya atıldı. "Yarın erken kalacağız yeter bu kadar bugünlük. Herkes odalarına geçsin." Dedi oturduğu yerden kalkarak.
Hepimiz holde toplanmıştık. Saygın, Barış ve Kubilay'ı çatı katına çıkarmıştı. Murathan az önce Saygınla benim konuştuğum odaya geçmişti. Sunay ise bizi kendi odasına götürmüştü. Üç kişi olacağımız için birimiz Sunayla yatacaktı diğerimiz ise koltukta yatacaktı.
Sunay bizim yatakta yatmamız için ısrar etmişti fakat ben ofiste de koltukta yatmaya alışık olduğum için onları bir şekilde koltukta yatmam için ikna etmiştim.
Yatmadan önce biraz kız sohbeti yapmıştık.
Bir süre sonra sızıp kalmıştık...
...
Sabah uyandığımda kendimi yerde bulmuştum. Dün en son ne konuştuğumuzu ve nerde uyuya kaldığımı bile hatırlamıyordum ama belimdeki ağrıya bakacak olursak koltuktan düşmüştüm.
O sırada karşımda duran yataktan biri doğruldu kahverengi saçlarından Artemis olduğunu anlamıştım. Saçları birbirine girmiş, makyajını temizlemediği için makyajı akmıştı ama bu haliyle bile o kadar güzel bir kızdı ki Murathan'ın ona neden yürüdüğünü çok net anlıyordum. Erkek olsaydım ilk Artemise koşardım. "Günaydın" dedi ağzının içinde. Bende hala yerde otururken "Günaydın" Dedim.
O sırada oturduğum yerde bağdaj kurarak oturmuş, kollarımı açarak esneme hareketleri yapıyordum. Artemis ise yataktan kalkıp kapıya doğru yönelmişti ama daha tam olarak gözünü bile açamıyordu.
Kapıyı açtığı an karşısında dikilen Murathanı görmeyi beklemediği için bir an duraksadı ve algılamaya çalıştı. Kapıdaki Murathanla bir dakikalık bir bakışma geçirdiler. Murathan da şaşkındı Artemiste. Daha sonra ise Artemis kapıda Murathanın olduğu daha yeni idrak etmiş olacakki kapıyı bir anda çocuğun yüzüne kapattı.
Kapı kapanırken Murathanın surat ifadesi görmeye değerdi.
Birkaç saniye sonra kapının arkasından Murathanın sesi geldi. "Artemis niye kapattın kapıyı açsana." Dedi bizim duyabileceğimiz bir ses tonuyla.
"Sakın gelme içeriye." Diye sert bir uyarıda bulundu Artemis.
Büyük ihtimal sorun şuan Artemisin saçının başının dağınık olmasıydı ama bilmiyordu ki şuan dünyanın en tatlı insanıydı.
"Artemis açsana çocuğa kapıyı. Niye kapatıyorsun." Dedim sanki nedenini bilmiyormuş gibi.
"Nergis tipimi görmüyorsun herhalde. Saçım, üstüm, yüzüm.. eminim şuan balon balığıyla, mürekkep balığı karışımı bir şeyim. İnsanlar böyle mi görsün beni." Dedi telaşla.
"E gördü zaten hatta yaklaşık bir dakika boyuncada bakıştınız gibi geldi bana." Dedim gülerek.
"Şaka yapıyor ol lütfen o kadar uzun süre mi gördü beni bu halde." Arkasında duran aynaya doğru döndüğünde ufak bir çığlık attı. "Şaka olsun lütfen şaka olsun Nergis. Bu ne hal." Dedi telaşla.
Bu çığlına gülerek karşılık vermiştim. Artemis hızlı bir şekilde Sunay'ın olduğunu düşündüğümüz makyaj masasından makyaj temizleme pamuğu ve makyaj temizleme suyu alarak makyajını temizlemeye başlamıştı.
Onu izlerken düşüncelere dalmıştım. Bu birbirimizi tanıdığımız üçüncü gündü ve çok garipti ki herkes birbiriyle çok çabuk kaynaşmıştı. Bu durum beni fazlasıyla ürkütüyordu. Barış ve Saygın'ı önceden tanısam bile nerdeyse on senedir onları görmüyordum o on senede ne yaptıklarını nasıl bir insana dönüştüklerini bilmiyordum. Ben aslında bu evde 7 yabancıyla kalıyordum. Bu beni korkutuyordu ben Saygın'dan bile korkuyordum. Bu düşüncelerin içindeyken aklıma bir anda Saygın'ın dün beni öptüğü geldi ve düşüncelerimden uzaklaştım. Utancımdan dolayı yerin dibine girebilirdim hatta girmiştim bile. Birde bizi o halde gördüklerine inanamıyordum.
Oturduğum yerden doğrulmaya çalıştığım sırada belimin ağrımasıyla beraber hafif iniltiler çıkardım. Artemis'in kahverengi gözleri bana doğru döndüğünde gözlerinin içinde endişe görmüştüm. "İyi misin." Diye sordu o yumuşak sesiyle. Karşılık olarak elimi havaya doğru kaldırıp bir şey olmadığını belli etmek ister gibi sol elimden yardım alarak ayağa kalktım. "İyiyim, iyiyim sorun yok sadece koltuktan düşmüşüm. O da biraz ağrı yaptı." Dedim yüzümü ekşiterek.
Elinde ki makyaj pamuğunu bırakarak yanıma doğru geldiğinde konuşmaya devam etti. "İstersen bakayım morarmış mı diye bir sıkıntı varsa krem süreriz." Dedi endişeyle.
Gülümseyerek konuşmasına yanıt verdim. "Yok yok gerçekten iyiyim çok sağol."
Bakışlarından pek inanmadığını anlamıştım ama o daha fazla ısrar edip beni darlamamak için gülümsememe tebessümle karşılık verip. "Sen öyle diyorsan öyledir. He bu arada saçını taramak yada makyaj yapmak istersen çantamda birkaç bir şey var onları kullanabilirsin. Belki Sunay hoşlanmıyordur öyle şeylerden emin olamadım." Dedi tebessümü gülümsemeye dönerken.
"Teşekkür ederim." Dedim samimi bir gülüşle.
O da az önceki makyaj masasının oraya tekrar dönüp ve çantasından cep boy bir tarak çıkarıp dalgalı saçlarını düzeltmeye başladı.
Birkaç dakika sonra Sunay içeri girip kapının aralığımdan bize baktığında koltuğun üzerindeki çarşafları topluyordum. "Hadi nerde kaldınız sizi bekliyoruz." Dedi Sunay ne yaptığımızla ilgilenmiyormuş gibi.
Elimdeki kremi masaya bırakırken konuştu Artemis. "Nereye."
Kapıyı tamamen açarken konuştu Sunay. "İngiltere'ye canım geliyor musun?.
Nereye olacak tabiki de kahvaltıya." Dedi.
"Hee" Diyerek oturduğu yerden kalkarak kapıya doğru yöneldi.
Bende elimdekileri koltuğun üzerine bırakıp kızların olduğu tarafa doğru ilerledim. Üzerimizde Sunay'ın pijamaları vardı ama bunu pek takmıyorduk. "Üstünüzdekileri değiştirmek için dolabımı kullanabilirsiniz hiç çekinmeyin." Dediği sırada salona gelmiştik.
Salonda ki koltuklarda Saygın ve Murathan oturuyordu. Murathan oturduğu yerde kafasını arkaya doğru atıp gözlerini kapatmıştı. Saygın ise telefonuyla ilgileniyordu bizi görünce telefonu koltukların ortasında bulunan orta sehpaya bıraktı. Koltukların sol tarafında bulunan yemek masanının üstü ise donatılmıştı. Emin olduğum tek bir şey vardı o da Sunay'ın bunları tek başına hazırlamış olmasıydı.
Biz hâlâ kapıda dikilirken Sunay'a dönerek konuştum. "Lavaboyu kullanabilir miyim?"
Kafasını onaylar anlamda salladı ve lavabonun nerde olduğunu tarif etti. "Biriniz daha lavaboyu kullanabilir miyim diye sorarsa sizi bu evden atarım." Demeyi de unutmadı.
Artemiste bende buna gülerek karşılık verdik, salondan çıkmadan önce onların da koltuklara yerleştiklerini görmüştüm.
İşlerimi halledip, lavabodan çıktığım sırada merdivenlerden inen Barış'ı ve Kubilay'ı gördüm. Barış söylesene söylene önden iniyordu. "Ben böyle odanın amınakoyayım ya, her ayağa kalktığımda kafamı çarpıyorum." Derken dönüp arkasında duran Kubilay'a baktı.
"Neye bakıyorsun abi." Dedi Kubilay.
"Neye bakacağım sana bakıyorum. Tabi senin tuzun kuru iki üç santimle yırttın." Diyerek merdivenlerden inmeye devam etti.
Beni fark etmemişlerdi ama tam onların arkasındaydım. Üçümüz beraber odaya girdiğimizde tüm gözler bize dönmüştü. Bizi görür görmez Murathan ayağa kalkıp konuşmaya başladı. "Çok şükür gelebildiniz. Hadi çabuk masaya geçelim." Dedi masaya doğru ilerlerken.
Masanın duvar tarafında bulunan kısmına kızlar olarak biz oturmuştuk. Benim oturduğum taraftaki baş kısma Saygın oturmuştu. Benim yanımda Sunay onun yanında ise Artemis vardı. Karşımda Barış, onun yanında Kubilay onun yanında ise Murathan vardı.
Herkes sessizce kahvaltısına yaparken Murathan bu sessizliği bozdu. " Sabah az kalsın korkudan bayılacaktım." Dedi imalı bir sesle.
Sunay "neden" diye sorduğunda Murathan alttan alta Artemise bakıp sırıtarak konuşmaya devem etti. "Sunay sizin odada bir canavar kaldığından haberim yoktu." Diyerek kahkaha attı.
Artemis, Murathan'ın neyden bahsettiğini anladığı an masanın altından Murathana tekme atmıştı.
Sunay anlamaz gözlerle etrafa bakarken Murathan açıklama yapmaya başladı. "Kahverengi saçlı balon balığı, mürekkep balığı karışık bir cisim vardı odanda." Gülüşü daha da artmıştı.
Artemis sinirden olsa gerek kızarmıştı. "Sen ne kadar terbiyesiz bir insansın ya. Utanmadan birde kapı mı dinledin sen." Dedi sinirle.
Oturduğu yerden hırsla kalkıp salondan uzaklaştı.
Murathan hiçbir şey olmamış gibi kahvaltısını yapmaya devam ediyordu fakat herkes Murathan'a kilitlenmiş bakıyordu. Murathan kafasını kaldırıp etrafında ki herkesin ona baktığını görünce elindeki kaşığı tabağına geri bırakarak konuştu. "Ne bakıyorsunuz. Noldu?" Dedi atarlanarak.
"Kız niye kalkıp gitti." Dedi Saygın.
"Bir şey yok sadece sabah kızları kahvaltıya çağırmak in odaya gittim Artemiste yeni uyanmıştı beni görünce kapıyı yüzüme kapattı sonrada balon balığıyla, mürekkep balığına benziyorum dedi. Bende bunun gerçek olduğunu ona söyledim." Dedi gamsızca.
Sırtını sandalyeye yaslarken konuştu Sunay
" Sen ne salak adamsın ya."
"Ne yaptım abi niye öyle bakıyorsunuz bana." Diye sitem etti Murathan.
"Kız dün dediğinde haklıymış. Yada sen onu haklı çıkartmak için böyle davranıyorsun arkadaşım başka bir açıklaması olamaz." Dedi Kubilay.
"Saçmaladın Murathan, sen kızı ne kadar tanıyorsun da ona böyle davranabiliyorsun." Dedi Saygın.
Çok da haklıydı bizi araştırmış olmaları hiçbir şeyi değiştirmezdi. Şuan Artemisin ne hissettiğini yada ne düşündüğünü hiçbirimiz anlayamazdık.
"İyi özür dilerim bir ara." Demekle yetindi Murathan.
Ondan sonra ise herkes sessizliğe bürünüp kahvaltısına devam etmişti.
Aklım Artemiste kalmıştı tam onu düşünürken içeriye girdiğini gördüm. Artemis tüm zarafetiyle karşımızdaydı. Giydiği midi boy siyah yırtmaçlı etek uzun ve ince bacaklarını ortaya sermişti. Üzerindeki vücuduna yapışan beyaz gömlek ise tam ona göreydi. Ayağındaki siyah bantlı topuklular boyunu daha da uzun göstermişti. Kendiliğinden dalgalı olan saçlarını düzeltmiş ve omuzlarından aşağı doğru sarkıtmıştı."Bir internet şirketinin asistanıysam tam olarak böyle görünmeliyim bence." Dedi özgüvenle.
"Cuk oturmuş" dedi Sunay hayranlıkla.
Bende aynı hayranlıkla Artemise bakarken Artemis konuşmaya devam etti. "Buraları ben hallederim, sizde hazırlanın" dedi elindeki çantayı koltuğa bırakırken.
Hepimiz masadan kalkıp odalara dağılmıştık..
...
Murathan "Ya amınakoyayım ben niye şoför oldum da Barış CEO oldu." Diye söylenirken hepimizin ev kapısının dışındaydık .
"Çünkü sen nerde nasıl konuşacağını bilmiyorsun uyuz." Dedi gözlerini devirerek.
Artemis ve merdivenlere yöneldi. Murathan Artemis'e yetişmiş yardımcı olmak adına elini Artemise uzatmıştı fakat Artemis, Murathan'ın yüzüne bile bakmamıştı.
Teker teker hepimiz merdivenlerden indiğimizde Kubilay, Barış ve Saygın takımlarının düğmelerini iliklemişlerdi.
Sunay ve ben oldukça sade giyinmiştik çünkü eve Burçin'in arkadaşı olarak gidecektik.
Barış ve Saygın siyah gömlekli takım giymişlerdi -yeni kurulan internet şirketinin CEO'ları olarak-
Kubilay ve Murathan beyaz gömlekli takım giymişlerdi. Murathan ciddi ciddi şoför olmuştu. Kubilay ise Barış'ın asistanı olarak aramızda olacaktı.
Artemis ise Saygın'ın asistanı kılığına girmişti.
Sunay dış kapıyı açarak hepimizi aydınlığa kavuşturmuştu. Dışarıya ilk ben çıkmıştım peşimden de diğerleri.
Sunay'ın konuşmaya başladığını duyunca ona doğru döndüm. "Nergis ile ben önden gideceğiz siz peşimizden gelirsiniz." Dedi
Herkes onaylamıştı.
Sunay kafasıyla bana işaret verince onun peşinden gittim. Beyaz bir BMW'ye yaklaştığımızda plakadan bu arabanın Sunay'ın olduğunu anlayabiliyordum. "34 SNY 35"
Sunay sürücü koltuğuna yerleştiği sırada arkama bakmıştım. Garajdan çıkardıkları plakası SK olan siyah çipe Murathan, Artemis ve Kartal binmişti.
Kubilay ve Barış ise plakası CA olan siyah araca binmişlerdi.
Bir anlığına bu kadar lüks aracın neden olduğunu ve nerden çıktığını düşünmüştüm ama daha sonrasında bu düşüncelerimden ayrılarak arabaya yerleştim.
Yol boyunca Sunay'la hiç konuşmamıştık ama çok hızlı bir şekilde Burçin'in attığı konuma gelmiştik.
Buraya geldiğimiz sırada Sunay'ın etrafa olan bakışları değişmişti. Arabayı park ettikten sonra hızlı bir şekilde araçtan inmişti. Bende hızlı bir şekilde arabadan indiğimde Sunay'ın nefes alışverişlerinin hızlandığını gördüm. Elini kalbinin üstüne attığında diğer eliylede beyaz arabasından destek almıştı.
"Sunay" Dedim ürkek bir sesle. Ne olduğunu anlamamıştım ama Sunay gittikçe daha kötü oluyordu.
Yanına doğru yaklaştığım sırada kalbinde olan elini bana doğru uzatarak elimden tuttu. O sırada dizlerinin üstüne çömeldiğinde bende onunla beraber yere düşmüştüm. Gözlerinde ki o boş bakış ve gözlerinin dolması beni derinden yaralamıştı.
Bölüm sonu....
