4. bölüm · GÖÇÜK | DÜZENLENECEK

Bölüm 4 KAYNAŞMA

Bilinmeyen Yazar

Vedalar: gözüyle sevenler içindir.

Çünkü gönülden sevenler ayrılmaz

-Nergis Akman

-2006-

Yorgunluktan dolayı ayaklarımı uzatmış yatıyordum. Yaş 7, tüm evi temizlemişim üstüne üstlük yapabildiğim kadar da yemek yapmaya çalışmıştım. Annem evde pek durmazdı geceleri çalışır, öğlen eve gelir akşama kadar da uyurdu. Pek vakit geçirmezdik ama geçirdiğimizde de gülerdik, bazen gıdıklardı beni, bazen ise suratıma bile bakmazdı. Suratıma bakmadığı için kendimi suçlardım hep.

"Bak kötü temizledin evi beğenmedi işte."

"Ya bırakıp giderse seni."

"Yemek yapmayı bile beceremiyorum. Ben nasıl çocuğum tabiki sevmez beni."

Suçluydum. Babamda benim yüzümden bırakmış annemi, hep öyle söylüyordu bana. Çok ağlıyormuşum bebekken babamın başını çok ağrıtmışım o yüzden terk etmiş bizi. Ben isteyerek bir şey yapmamıştım ki bilseydim gideceğini ağlamazdım. Yapabilseydim geri getirirdim babamı.

Kapının açılma sesiyle yattığım yerden kalkıp kapının önüne fırladım. Annem yine yorgun ve bitik halde gelmişti. Ayakta durmakta zorlanıyordu. Hemen o küçük ve zayıf bedenimle annemin kolundan tutup odasına doğru sürekledim. Yatağına uzandı bende açtır diye düşünerek hemen mutfağa koştum. Hazırladığım ekmek arası peyniri bir tabağa koyup annemin yanına gittim. Tabağı komidinin üstüne bıraktım. "Açıkmışsındır annecim ellerimlen yaptım." Dedim sıcak bir gülümsemeyle.

Bir eliyle yanağıma dokundu ve gülümsedi. Ama konuşmadı, konuşmaya hali yoktu zaten. Beni yanına doğru yatırdı ve sarıldı. Öylece uyuduk.

Uyandığımda annem yanımda değildi hava da kararmıştı. Yine işe gitmiştir diye düşündüm. Yataktan kalkıp komidinin üstündeki tabağı aldım ve mutfak tezgahının üstüne bıraktım. Küçük ve sarsak adımlarla oturma odasına doğru yol aldım. Koltuğa uzandım ve televizyonu açtım karşıma çıkan ilk kanal bir çizgi film kanalıydı bu yüzden değiştirmedim ve çizgi film izlemeye odaklandım. Dün evi kendimce tertemiz yapmıştım bu yüzden tekrardan temizlememe gerek kalmamıştı.

Saatler geçmişti yattığım yerden ilk defa kalktım. Hava aydınlanmak üzeriydi, karnımın gurultusundan artık televizyonu duyamıyordum o yüzden tekrardan mutfağa gittim. Anneme hazırladığım ama içten içe belki elleriyle bana yedirir dediğim ekmeği tekrarda mutfak tezgahından aldım. Bu sefer de mutfak masasına bıraktım. Tırmana tırmana sandalyeye çıktım ve ekmeği yemek için bir girişimde bulundum fakat ısırmaya çalışırken sallanan dişlerimden biri düştü. Ekmek kurumuştu fakat ağzımdan akan kanlardan dolayı ıslanıyordu. Canım acıyordu, dişim kanıyordu ama ben hiçbir şey yapmamıştım orda öylece beklemiştim. Şimdi annem yanımda olsaydı, yanıma gelip saçlarımı okşasaydı yerine daha güzelleri çıkacak deseydi. Teselli etseydi beni diye düşünüyordum ki yutmak zorunda kaldığım kanlarımdan dolayı lavaboya koşmak zorunda kaldım. Boyum tam olarak lavaboya yetmediğinden topuklarımı kaldırıp yetişmeye çalıştım. Ağzımdaki kanları lavaboya tükürdüm, tükürüklerim kusmuğa dönüştü. En son elimi yüzümü yıkayıp tekrar salona geçtim. Gözlerimi kapatıp annemi yanımda hayal ettim bana destek verdiğini düşündüm. Düşünürken yine uyuya kalmıştım. Zaten açlığımı da uyku bastırıyordu, uyumak benim için en iyi şeylerden biriydi.

...

Uyudum, uyandım.. Annem gelmemişti

...

Tekrar uyudum belki erken uyanmışımdır diye, sonra tekrar uyandım. Annem yine gelmemişti. Bu sefer televizyon izlemeye odaklandım. Tek başıma korktuğumdan televizyon hep açık olurdu.

Sonra bir anda aklımda annemin sesi yankılandı. "Eğer gecikirsem Züleyha ablaya git." Züleyha abla karşı komşumuzdu. Kaç gündür üstümde olan pijamalarımı umursamadan evden çıktım ve kapıyı kapattım. Karşı komşumuz olan Züleyha ablanın kapısını çaldım. Çok geçmeden kapıyı açtı. "Nergis, kızım ne işin var burda?." Dedi o naif sesiyle. "Züleyha teyze annem gelmedi çok merak ettim. Eğer geç kalırsam senin yanına gelmemi söylemişti. Çok korkuyorum ne zaman gelecek annem." Züleyha abla durdu ve konuşmaya devam etti. "İçeri geç sen Nergiscim." Omuzlarından tutarak beni oturma odasına götürdü daha sonra ise cep telefonunu eline alıp mutfağa doğru geçti. Bende peşinden gidip onu kapıdan izledim. "Hakan" dedi sadece. Hakan abi de Züleyha ablanın eşiydi. "Devrim sabah valizini toplamış evden çıkıyordu. Sesleri duyunca sabah kapı deliğinden bakmıştım. Ama Nergisi almamış, şuan yanımda." Dedi endişeli bir sesle. Bir şeyler konuşmaya devam ediyorlardı ama ben beni görmesin diye odaya kaçtım. Annem de babam gibi gitmişti. Ama bu sefer ağlamadım ki. Annem neden gitti? İçime içime ağladım sırf Züleyha abla duymasın diye. Yemeği beğenmedi o yüzden gitti. Kötü bir çocuğum ben o yüzden gitti. Kendimi suçladım durdum. Ağlamam şiddetlendi ayağa kalkıp Züleyha ablanın yanına gitmeye yeltendim fakat bir anda gözlerim karardı ve düştüm. Başımda ki şiddetli ağrı ve zifiri karanlıkta tek başıma kalmıştım.

(Bağımlı kişilik Bozukluğu: Bağımlı kişilik bozukluğu, insanların duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarının karşılanmaya devam etmesi korkusuyla başkalarına bağımlılığın söz konusu olduğu bir kişilik bozukluğudur. Bağımlı kişilik bozukluğunda kişi kendini muhtaç hisseder ve başka insanların ilgi ve bakımına ihtiyaç duyar.)

...

-2014-

Saygın'la her sabah saat sekizde okulun arkasında ki merdivenlerin orda buluşurduk. Her geldiğimde benden önce gelmiş beni bekliyor olurdu ama bugün yoktu. Merdivenlerde oturdum ve beklemeye başladım. Asla geç kalmazdı okula gelmemezlikte yapmazdı, gelmeyeceksede ne olursa olsun bana haber verirdi. Dersin başlamasına beş dakika kalmıştı ama Saygın hâlâ gelmemişti.

Koşar adımlarla okula geldim sınıfa girdiğim gibi çantamı sırama bıraktım ve bizimkileri aramaya başladım. O sırada sınıf öğretmenimiz olan İlker Hocanın bizim ekipi sorguya çektiğini gördüm hızlı adımlarla yanlarına ilerledim. İlker Hocanın bakışları direkt olarak bana döndü. "Kızım nerde kaldın, seni bekliyoruz sabahtan beri." Dedi.

Ne olduğunu anlamamıştım ama Saygınla alakalı olduğunu kesinlikle anlamıştım. "Dün Saygın'ın amcası apar topar Saygın'ın kaydını aldı. Bak nakilde demiyorum kaydını aldı diyorum. Senin bir bilgin var mı?" Başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü sanki. Çünkü hiçbir şeyden haberim yoktu. "Nasıl kaydını aldırdı hocam. Bana hiçbir şey söylemedi." Kafasını sağa sola salladı. "Tamam siz sınıfınıza geçin ben bir şey öğrenirsen size haber vereceğim." Hoca yanımızdan ayrıldı bizde mal gibi kaldık. Sınıfa doğru ilerlerken aramızda tartışıyorduk. Kimse ne olduğunu anlamamıştı.

O günden sonra, her gün o merdivenlerin orda bekledim gelmedi...

Telefonumu asla yanımdan ayırmadım arar diye, aramadı. Ben aradım defalarca açmadı...

(Obsesif-kompulsif bozukluk, bireyin rahatsız edici düşüncelere sahip olduğu ve/veya belirli rutinleri, sıkıntıya yol açacak veya genel işlevi bozacak ölçüde tekrar tekrar yapma ihtiyacı hissettiği zihinsel ve davranışsal bir bozukluktur.)

Günler, aylar geçti ve artık herkes gitmişti. O gün kendime bir karar verdim. Ben kendi çocukluğumu kurtaramamıştım ama başka çocukların hayatını kurtaracaktım.. Nergis Akman o gün karar vermişti psikolog olacaktı.

Nergis Akman'ı ilk babası terk etmişti. Sonra annesi, sonra Saygın'ı ve en son bağlandığı herkes. Yine ve yine yalnız kalmıştı.

...

-2024-

Etrafta bir sürü çocuk vardı açık bir alandı yerlerde ateş yanıyordu. Her şey yerdeydi. Yataklar, yemekler, çocuklar. Arkamızda olan herkesin tek tek yanımda dizildiğini hissettim. Ama Kubilay daha da ileriye gitmişti. Gördüğü şeyle duraksadı olduğu gibi kaldı. Hepimiz birlikte onun olduğu tarafa doğru gittik. Gördüğümüz şeyle hepimiz donduk kaldık. Kubilay ağlamaklı bir sesle bağırdı.

"Baba."

Bize arkası dönük olan gözlüklü ve elinde çantası olan adam bir anda bize döndü. Onun tam önünde duran iki adam ise bir tane çocuğu yakalamaya çalışıyorlardı çocuk ise ellerinde çırpınıp duruyordu. Bir anda çocuğu bıraktılar ve bakışları bize döndü. Kubilay dolu gözlerle, hızlı adımlarla baba diye seslendiği adamın yanına gitti. Adam, Kubilay'ın karşısında sessiz ve ifadesiz şekilde duruyordu. Bizde hızlıca aşağı tarafa doğru inip yanlarına gittik. Murathan direkt olarak çocuğu kollarının altına aldı. Saygın ise adamların arasına girip boyunlarından kilit altına aldı. Kubilay uzun bir bakışmanın ardından konuşmaya başladı. "Hani yalandı, hani yalandı." İlk söylediğinde sessizce söylemişti. İkincisinde ise bağırmıştı. İki eliyle karşısındaki adamı ittirdi. "Söyledin bize, yalan dedin. Nasıl yalan bu." Avuç içiyle gözünden akan yaşları sildi. Cebinden araba anahtarı çıkardı ve adama doğru kaldırarak salladı. "Bu muydu lan derdin." Normal bir ses tonuyla konuştu.

Tekrar etti bağırarak "Bu muydu." Karşısında ki adam ne bir tepki veriyordu nede konuşuyordu. "Konuşsana, cevap ver bana cevap." Güldü bu sefer. "Yine yalan desene, şeyde de ben çocuklarıma haram para yedirir miyim desene." Elindeki anahtarı yere fırlattı. "Diyemezsin, çünkü neden, yalan değil. Yaptın çünkü bu orospu çocukluğunu .Sen bize haram para yedirdin. Sen böyle zengin oldun." Yine akıyordu gözünden yaşlar. Hiç kimse tepki vermiyordu. Öylece izliyorduk sadece. Durdu bir an düşündü, ağzını açmaya çalıştı sonra tekrar durdu gözünden akan yaşlar çoğalmıştı. Kafasını hayır der gibi sağa sola salladı. Kendi kendine konuşuyordu aslında bir iç savaş veriyordu. Kekeleyerek konuşmaya başladı.

"S-Sumru, sen Sumru için de böyle bir şey yapmadın dimi izinsiz yapmadın dimi bunu. Benim böbreğim uyuşuyordu ama izin vermedin bana. Donör var dedin. Yapmadım de yapmadım de." Bu sefer babasının gözünden de bir damla yaş düştü. Artık her şey açıklığa kavuşuyor gibiydi.

Kubilay güç topladı, kendine gelmeye çalıştı ve derin bir nefes aldı. Hiç gözünü kırpmadan karşısındaki adama sert bir yumruk attı. Adam sendeledi ama düşmedi. Ve ilk defa konuştu. "Yeter Kubilay, kendine gel." Kubilay umarsızca güldü. "Siktir git. Kendine gelmiş. Sen kendine gel be asıl. Hayatını sikeceğim senin ne yaparsan yap kurtulamayacaksın. Sumruyada alacağım sizden bırakmayacağım sizin elinize onu." İğrenerek baktı karşısındaki adama ve hiçbir şey demeden arkasını dönerek ortamı terk etti. Saygın'ın işaretiyle Sunay ve Barış da peşinden gittiler.

Murathan o tartışma sırasında elinin altında ki çocuğu sakinleştirmekle meşguldü çocuk biraz da olsa kendine gelince arkadaşlarının yanına gönderdi. Kubilay gidince Saygın ve Murathan adamların hepsini tuttukları gibi çocukların kaldığı yerin arka tarafına götürdüler.

Burçin, ben ve Artemis birbirimize bakmaktan başka bir şey yapamadık. Bir köşede ki taşların üstüne oturduk. O sırada yanımıza küçük bir kız çocuğu geldi. Ve konuşmaya başladı. "Siz kimsiniz, Macro abi ve Saygın abi nereye gittiler." Diye sordu. Burçin çocuğun ellerinden tutup konuşmaya başladı. "Murathan abin ve Saygın abin birazdan gelecek ufak bir işleri var. Bizde onların arkadaşlarıyız onları bekliyoruz Bizden korkmanıza gerek yok." Dedi naif bir sesle.

Macro'nun Murathan olduğunu anlamamıştım ama sonra bir an anımsadım. Barış ve Murathan tartışırken Saygın söylemişti Murathan'a. Burçin'in de ordan anlamıştı büyük ihtimal. "Pekiii sizin isinleriniz neler." Diye sordu küçük kız.

Burçin gülerek konuştu. "Benim ismim Burçin." Dedi güler yüzüyle. "Memnun oldum Burcan abla." Burçin bu sefer kahkahayla güldü " Senin ismin ne peki." Diye sordu. "Zeynep, benim ismim." Dedi gülümseyerek.

Bu sefer Artemis'in önüne doğru geçti. "Ya senin ismin ne abla." Artemis sıcak bir gülümsemeyle yanıt verdi. "Artemis benim ismim Zeynepcim." Zeynep gülümseyerek ve heyecanla konuştu. "Senin isminde Macro abim gibi farklı. Benim ismimi de o koymuş. Büyüyünce benim de ismim de farklı olsun demiştim ama o bana bu ismin daha çok yakıştığını söylemişti. Zaten sonra arkadaşlarım bana Zeyno demeye başladı. Ama senin ismin çok güzelmiş keşke benimde ismim Artemis olsaydı." Artemis kendi saçlarından bir tutamını kulağına sıkıştırdı ve tekrardan konuştu. "Senin isminde çok güzel Zeynep bence hiç böyle düşünme sonra Macro abin üzülebilir." Zeynep elini saçlarını atarak konuşmaya devam etti. "Hiç öyle düşünmemiştim Artemis abla. Bundan sonra ismimden hiç şikayet etmeyeceğim." Dedi ve bana doğru döndü. "Peki ya senin ismin." Dedi cilveli cilveli. Bende bu haline gülümsemeden edemedim. O da bana gülümsedi o an fark ettim ki iki yanağında da gamze vardı güzelliğine güzellik katmıştı. Yüzünü incelemeye devam ederken konuştum. "Nergis benim adım." Elimi uzattım o da minicik olan elini uzattı ve el sıkıştık. Tam o sırada üstümüze düşen karanlıkla hepimiz aynı anda kafamızı kaldırdık. Saygın ve Murathan, Zeynep'in tam arkasında duruyorlardı. Gözlerimiz Saygın'la kesişti ağzımı oynatarak "noldu" diye sordum. O da kafasını sıkıntı yok dercesine salladı ve ağzını oynatarak "hallettik problem yok" dedi. O sırada Zeynep'te Murathan'la, Saygın'a doğru dönünce Murathan tek dizinin üstüne çöküp Zeynep'le aynı boya geldi ve konuşmaya başladı. "Zeynepcim biz ablalarınla bir şeyler konuşacağız daha sonra ise yanınıza geleceğiz tamam mı. Sen şimdi arkadaşlarının yanına geç." Dedi. Zeynep hiç ikiletmeden gidiyordu ki bir anda duraksadı ve Murathan'ın yanağına küçük bir öpücük kondurdu daha sonra arkasını dönerek bizden uzaklaştı.

Zeynep gider gitmez bakışlarını hepimizin üzerinde gezdirerek konuşmaya başladı Saygın . "Adamları aldık ama adam yani Kubilay'ın babası güçlü biri. Bir şikayet etse bizi kendini haklı çıkarttırır bizi içeri attırır bu manyak herif. O yüzden çok dikkatli olmalıyız" Dedi. O sırada hepimiz oturduğumuz yerden kalktık. Korkmuş olduğumuzu düşünmüş olacak ki tekrardan konuştu. "Size bir şey olmayacak merak etmeyin." Bu sefer bakışları Artemiste gezindi. "Artemis, adam alıkoymadan kaç yıl yatarız tahmini. Ha birde kasten yaralamayla filan toplam ne kadar olur." Diye sordu rahat rahat. Burçin ise bir anda korkuyla öne doğru atıldı "Siz adamları ne hale getirdiniz ki. Ne demek kasten adam yaralama." Dedi.

"Burçin biz burda iş yapıyoruz iş. Çok soru sorma sus, otur ve bekle." Dedi Murathan.

Burçin'in siniri gözlerinden okunuyordu. Bu sefer sesini yükselterek konuştu. " Ne diyorsun lan sen yok otur, sus filan. Hayırdır oğlum sana. Kimse bir şey demiyor diye bezin kalkmış senin." Dedi

Murathan kahkahayla cevap verdi Burçin'in bu konuşmasına. "Bezin kalkmış ne be. Götün kalkmış olmasın o." Dedi .

Burçin gözlerini devirerek konuşmasına devam etti. "Bir sürü çocuk var burda ayrıca senin için küfür edip kendimi günaha sokamam zaten yeterince günahım var. " Dedi.

Tam Murathan bir cevap verecekti ki Saygın yine araya girdi. "Yeter, şuan konumuz bu değil. Kavga etmeyin ve ikinizde susun." Bakışlarını Artemise çevirdi "Evet Artemis dinliyoruz seni." Dedi.

Artemis derin bir nefes aldı ve konuşmaya başladı. "Anayasanın 109. Maddesine göre bir kimseyi hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. Kasten yaralama suçunun cezası Türk Ceza Kanunu madde 86/1 de belirtilmiştir. Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Yani bu ikisi bir arada olduysa en fazla sekiz yıl en az iki yıl ama bu para cezasınada dönüştürülebilir." Dedi.

Murathan konuşmaya başladı. "Hadi ya, çok dedin sekizi." Dalgaya alarak konuşmaya devam etti. "Bana temiz çamaşır getirir misin be Artemis." Dedi ve gülerek konuşmasına devam etti. "Bize bir şey olmaz ya sıkıntı etmeyelim." Diye de konuşmasını bitirdi.

"Ya sabır ya, harbiden deli bu çocuk. Taktı bana." Diye söylene söylene ortamdan uzaklaştı Artemis. O sırada Burçin iki kolunu önünde bağlamış sinirli sinirli Murathana bakıyordu. Ben ise gözlerimi Saygın'dan ayırmıyordum o ise benden. Saygın'ın telefonunun çalmasıyla beraber birbirimizden gözlerimizi ayırdık. Bir elini cebine koydu ve diğer eliyle telefonu kulağına götürüp konuşmaya başladı. "Nerdesiniz" Dedi ve karşısınındakini dinledi daha sonra ise "Tamam Aras'la konuşacağım şurayı halletsin geleceğiz." Diyerek konuşmasını tamamladı. Daha sonrada bizden uzaklaşarak başka birini daha arayıp konuştu ve hızlı adımlarla yanımıza geldi. "Sunay, Kubilay ve Barış evdeler. Eve geçiyoruz." Dedi.

Herkes sorgusuz sualsiz geldiğimiz yola doğru ilerledi. Burçin yanımdan ayrılmıyordu bende Saygın'ın. Artemis ise Murathandan uzaklaşabildiği kadar uzaklaşmaya çalışıyordu. Biraz yürüdükten sonra her zaman ki yere gelmiştik ama bu sefer binanın arkasına dolanmıştık. Binanın arkasına dolanınca bizi iki kapı karşıladı ve bir mahalle. Normal sakin bir mahalleydi yada saatten ötürü öyleydi bilemiyordum.

Saygın kapılardan birini eliyle itti ve bizi bir merdiven karşıladı. Merdivenin sağ tarafında ise bir çelik ev kapısı vardı. Hepimiz Saygın'ı takip ediyorduk. Ortamda sadece ayak tıkırtılarımız vardı fakat arkamızda tartışan o iki kişi yüzünden bu sessizlik bozulmuştu. "Benim sesim cırtlak filan değil bir kere nerenden uyuduruyorsun." Diye söyleniyordu Artemis. O sırada da itiş kakış aynı anda merdivenlerden çıkmaya çalışıyorlardı. "Ya kızım sen herkesin her dediğine böyle inanacak mısın. Saf mısın sen." Diye çıkıştı Murathan. Artemis'in konuşmasına izin vermeden hızla merdivenlerin en yukarısına çıktı ve orda da bizi bir çelik kapı karşıladı. Kapıyı tıkladığımız anda Sunay hızla kapıyı açtı ve aynı hızda konuşmaya başladı. "Kubilay bayıldı bizde ne yapacağımızı bilemedik. Odada yatıyor öylece." Dedi.

Burçin zaten Murathana olan sinirini atamamıştı ve bu olaya daha da çok sinirlenmişti gözlerinden okunuyordu. Biraz ileri doğru çıkarak konuştu. "Neden ambulansı aramıyorsunuz delirdiniz mi? Ya çocuğa bir şey olursa." Dedi.

Sunay ise oldukça sakin bir şekilde cevap verdi. "Kubilay'ın bayılmasının sebebi psikolojik. Merak etme yani bir şey olmaz."

Burçin yine kendi kendine söylendi. "Yok ben bunların arasında cidden delireceğim bu nedir ya." Dedi.

Murathan önünde duran Burçini eliyle kenara doğru iterek konuştu. "Biri şu kızı sustursun. Başımı ağrıtıyor." Dedi ve içeriye girdi.

Burçin hiddetle tek ayağını yere vurdu ve derince bir nefes aldı. Kimseyle tartışmak istemiyor gibiydi o yüzden sessizce içeri girdi. Bizde peşlerinden tabii ki. Yine bir oturma odasıyla karşı karşıyaydık sakin ve ferah bir ortamdı. Kapının girişinde bizi Barış karşıladı. Önümüzden çıkıp yolu açına koltukta yatan Kubilay'ı gördük. Bayılmıştan daha çok uyuya kalmış gibi görünüyordu. Zaten kimse hiçbir şey olmamış gibi yerlerine oturmaya başlamıştı. Oturmadan önce ceketimi çıkarttım ve koltuğun kenarına bırakırken konuştum. "Lavabo müsaitse kullanabilir miyim?" Dedim.

Sunay kafasını aşağı yukarı sallayıp onu takip etmem için işaret verdi. Bende ikiletmeden peşinden ilerledim. Lavaboya girdiğimde ilk gözümün kesiştiği şey ayna olmuştu. Saçlarım birbirine girmişti. Ellerimle düzeltebildiğim kadar düzelttim saçlarımı daha sonra ise üst üste iki kere ellerimi yıkadım ıslak ellerimle bir kere daha saçlarımı düzeltip elektriklenmesini aldım. Hiçbir muhabbeti kaçırmamak için hızla odaya döndüm. Saygın konuştuğundan bakışlarım direkt onunla kesişti. "Saat geç oldu isterseniz burada kalın." Dedi. Herkes bir ağızdan konuşmaya başladı fakat herkes farklı bir şey diyordu. O sırada Sunay konuşmayı devraldı. "En mantıklısı burda kalmanız olacaktır. Zaten Kubilay kalmak zorunda. O da tek kalmak istemezdi bence." Dedi.

Sonrasında ise Barış konuştu. "E siz varsınız." Dedi.

Sunay yarı alaycı bir gülümsemeyle konuştu. "Siz onunla aynı taraftasınız gibi düşün." Dedi.

Barış kafasını salladı ve onay verdi.

Burda kalmaya mahkum edilmiş gibiydik o yüzden sesimi bile çıkarmadım. Geçip koltuklardan birine oturdum. "O zaman planımızda değişiklik oldu." Dedi Artemis.

"Aynen öyle. Ama sıkıntı yok zaten zamanımız var. Yarın sabah kahvaltıdan sonra herkes toparlanır akşam yada öğleden sonra yine burada toplanmış oluruz. Zaten Sunay bir grup açmış olur oradan haberleşiriz. Ev sahiplerinizle de konuşun evden çıkacağınıza dair." Dedi Saygın. Konuşmasına devam edecekti ki Burçin konuşmaya başladı. "Benim babam bırakmaz beni. Ne diyeceğim ben adama." Dedi.

Murathan iki elini birbirine vurarak konuşmaya başladı. "Yatılı bir iş bulduğunu artık onlara yük olmayacağını ayrıca süreklide onlara para göndereceğini söyleceksin. Zaten babanın istediği de bu değil mi?" Dedi.

Burçin yüzüne vurulan şeyle kendine gelemedi. Daha sonra hızla yerinden kalktı ve odadan ayrıldı. Saygın ayaklandı ve Murathanın yanına doğru gidip Murathanın kolundan kavrayarak odadan çıkardı.

Onları beklerken Sunay konuştu. "Kızlardan biri benimle kalır. Burda da koltukları açarız iki kişiye burda kalır. Kubilay ve Barış'ı çatı katındaki odaya göndeririz. Zaten normalde de orası onların odası olacak aramızda öyle düşünmüştük. Sormadık ama senin için bir sakıncası var mıydı Barış?" Dedi.

Barış biraz dalgaya vurarak konuştu. "Zaten bizimle alakalı kararların hepsini siz verdiğiniz için problem yok." Dedi ve içli içli gülümsedi.

"Güzel o zaman. Yarın zaten yeni yataklar filan gelecek siz eve geldikten sonra yerleştiririz onları da." Dedi gülümseyerek.

Bende ufak ama sıcak olmayan bir gülümsemeyle karşılık verdim. O sırada içeri Burçin girdi. Gözleri hafiften kızarmıştı az da olsa ağlamış gibiydi. Elini yüzünü yıkamıştı belliydi. Odaya girdiğinde kimseyle göz teması kurmadan az önce oturduğu tekli koltuğa yerleşti.

"Burçin, Murathan'ı takma o insanları zayıf noktalarından vurmayı sever. Sen sakın aldırış etme." Diyen Sunay'ın yüzüne bile bakmamıştı Burçin.

Burdan gitmek istiyor gibiydi ama Murathanın dediği şeyden dolayı buraya gelmişti, babasından kaçıp kurtulmak için. O yüzden buradan gidemiyordu belliydi. Ne yapacağı hakkında en ufak fikri yoktu ama halledeceğine inanıyordu suratından belliydi.

Saygın'ın görüntüsü yoktu ama sesi vardı. Konuşa konuşa içeri geliyordu belliydi çünkü ses gittikçe yakınlaşıyordu. "Ne yiyoruz gençler. Hamburger, pizza, makarna." Makarna dediği sırada içeriye girmişti. Az önceye göre daha neşeliydi ve hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu. Bir elinde telefonu vardı diğer elinde ise saçma bir şekilde poşette dondurmalar vardı. "Bu havada dondurma yemek dünyanın en güzel şeyidir." Dedi gözlerimin içine bakarak.

Bir an anımsadım on sene öncesinden.

"Kasım ayında dondurma mı yenir kızım. Hasta mısın sen." Diyordu genç Saygın.

"Bu havada dondurma yemek en güzel şeydir bir kere sen nerden bileceksin." Diyordu genç Nergis.

Yanıma Saygın'ın oturmasıyla kendime geldim. Unutmamıştı, kış ayında hep beraber yediğimiz o dondurmayı bana doğru uzatmıştı. Sorgusuz sualsiz aldım ve açıp yemeye başladım. Herkes garip garip bakıyordu ki Barış, Saygın'ın elindeki diğer dondurmayı kaptı. "En son on sene önce yemiştim kış dondurmasını galiba." Diyerek imalı imalı güldü. O da hatırlamıştı ve benim gibi o da dondurmayı açıp yemeye başlamıştı.

Ev sıcacıktı o yüzden kimse hiç düşünmeden alıp yemeye başladı dondurmaları.

O sırada Sunay konuştu. "Pizza tercihimdir siz ne yiyorsunuz?" Diye sordu. Uzun bir süre kimseden ses çıkmayınca Sunay da kafasına göre bir şeyler sipariş verdi.

Yine bekledik beklerken kimse konuşmadı. Etrafı yoğun bir hüzün ve kasvet kaplamıştı sanki. Biraz daha zaman geçtikten sonra Kubilay kendine gelmişti Sunay da onunla ilgilenmişti. Kubilay kendine geldikten sonra neler yapacağımızı konuşurken kapı zili çaldı. Barış gidip kapıyı açtı ve elin de poşetlerle döndü. Elindeki poşetleri ortadaki sehpaya bıraktı. Sunay hızla mutfağa gidip bardak alıp geldi. Pizza kutularını masanın üstüne yayıp kutunun kapaklarını açtılar. Daha sonra herkes oturduğu yerden kalkıp masanın etrafında toplaştı. Murathan oturduğu gibi pizzayı ağzına tıkıştırmaya başlamıştı. O yemeğe başlayınca herkes yavaş yavaş yemek yemeğe odaklanmıştı. O sırada kapı zili çaldı. Murathan elindeki pizzayı yiye yiye kapıyı açmaya gitti ve yaklaşık yarım saniye sonra "Saygın." Diye bağırdı. Ağzındaki yemekten ne dediği pek belli olmuyordu ama anlaşılıyordu. Hepimiz bir anda ayaklandık ve kapıya doğru koştuk.

Gördüğüm görüntüyle şok olmuştum. Kapıdaki kişiyle uzun bir süre bakıştıktan sonra içeri bir adım attı.

...

GÖRÜLMEYENLER

Burçin Ada Çekin'in Ağzından

• Az önce yaşananların şokuyla etrafıma bakmadan hızla gideceğim yöne doğru ilerledim. Kafamı sağ tarafıma doğru çevirdiğimde Barış'ı gördüm. Az önce kavga etmişlerdi hâlâ sinirli olduğu belliydi o yüzden bir şey söylemeden yürümeye devam ettim. Az önceki yerden yeteri kadar uzaklaşmıştım. Tekrar etrafıma bakacaktım ki Barışın yanıma kadar geldiğini gördüm. "Sen ne yapacaksın." Dedi kısaca.

Bende kısa ama net olmayan bir cevap verdim. "Bilmem. Sen ne yapacaksın." Dedim.

İki elini pantolonunun cebine attı ve konuşmaya devam etti. "Geleceğim, düşünmeme gerek bile yok. Saygın'ın tanıyorum ve işin ucunda çocuklar var." Dedi.

"Haklısın, hemde çok ama benim kafam çok karışık. Herkes çok rahattı. Kimse bir şey olmamış gibi davranıyordu. Ne yapacağımı bilemedim. Açıklamaları bile doğru düzgün değildi." Dedim.

Kafasını bana doğru çevirerek konuştu bu sefer. "Evet doğru düzgün bir açıklama yapmadılar ama emin ol ilerledikçe anlayacağız." Dedi.

"Aslında bende gelmek istiyorum ama babaannem ve babamı var. O yüzden ne yapacağımı bilmiyorum." Dedim hafif üzgün bir sesle.

O da üzgün bir sesle konuştu. "Benim kaybedecek hiçbir şeyim ve hiç kimsem yok ama olsaydı da onları kaybetmeye göz yumardım." Dedi.

Şaşkınlığımı gizleyemedim kaydedeceğim biri olsaydı bile kaybederdim demişti. "Neden öyle düşünüyorsun ki." Dedim.

"Ben bu hayatta sadece kendim için ve annem için yaşadım. Daha sonra ise polisliğim için. Annemi kaybettim, kendimi kaybettim, polisliğimi kaybettim. Bu saatten sonra kendim için bile yaşamak zor bana ama belki bir nedenim olur. Yapamadığım polisliği devam ettirmeye çalışacağım." Dedi.

İçimi büyük bir hüzün kaplamıştı. Haklıydı ben de kendim için yaşamıyordum. Ben zaten lanetliydim ben babaannem ve babam için yaşamaya çalışıyordum. Kendimi babama borçlu hissediyordum. Ama öyle değildi ben kimseye borçlu değildim hiçbir şeyi ben seçmemiştim. Ama bugünden sonra seçebilirdim. "Haklısın aslında, kendim için yaşamıyorum. Kendi çocukluğumu yaşayamamıştım ama başka çocukların hayatını yaşatabilirim." Dedim.

Yürürken bu konu üzerine epeyce tartışmıştık hatta o kadar konuşmaya dalmıştık ki benim evimin önüne gelmiştik. Evin önüne geldiğimiz fark ettiğimde durdum. "Dalmışız, fark etmesem az daha kaçırıyorduk evi." Dedim gülümseyerek.

"Senin evine gelmeyi bekliyordum. Geldiğimize göre ben gidebilirim artık." Dedi ve uzaklaşmak için arkasını döndü.

Tam o sırada istemsizce "Barış." Diye seslendim. Seslenmemle beraber bana doğru döndü. "Yarın buradan alırsın beni de olur mu?" Dedim.

Gülümseyerek cevap verdi. "Olur alırım." Dedi ve bu sefer arkasını dönerek uzaklaştı.

...