3. bölüm · GÖÇÜK | DÜZENLENECEK
Bölüm 3 ANLAŞMA
KENDİM OLMAKTAN NEFRET EDİYORUM
-KUBİLAY ARAS
-30 MART 2022-
Gece nöbetindeydim saat üç dört sularıydı uykusuzluktan artık gözümün önünü görmeyecek hâle gelmiştim. Kahvelerle ayakta durmaya çalışıyordum ama nafileydi. Gözlerimi dinlendirmek amacıyla kafamı masaya koymuştum.
Tam o sırada koşa koşa içeriye giren hemşirelerin konuşmasıyla kafamı kaldırdım.
"Kubilay Bey, yoğun bakımdaki hastanın durumu kötüleşti acil bakmanız gerekiyor."
Hemşire konuşmasını bitirmeden ayaklandım ve yoğun bakım da olan hastaların olduğu tarafa doğru koştum. Yan yana birkaç oda vardı bir odanın önünde ise büyük bir kargaşa vardı. Birisi cama vura vura konuşup küfür ediyordu. "Orospu çocuğu uyan, uyan amına koyayım uyan."
Yanımdaki hemşirelere dönüp konuştum. "Noluyor burda, bir sıkıntı mı var?"
Hemen soruma karşılık verdi.
"Bu beyefendi birini bıçaklamış, adam uyanmazsa polisliği yanabilirmiş o yüzden çıldırdı etrafa saldırıp duruyor." Dedi cama vuran kişiyi göstererek.
Etrafındaki doktorlar ve hemşireler adamı tutmaya çalışıyorlardı ama nafileydi yüzünü göremiyordum ama iri yapılı olduğu belliydi. "Güvenliği çağırsanıza! Neyi bekliyorsunuz birine zarar gelmesini mi." Hemşire beni kafasıyla onaylayarak yanımdan ayrıldı bende o sırada hemen hastamın yanına ilerledim. Kalp ritmi fazlasıyla yavaşlamıştı. O an yapmam gereken şeyleri yapmıştım sıra kalp masajındaydı iki elimi üst üste geçirdim ve elimi sternum alt yarısının ortasına yerleştirdim ve kalp masajını yapmaya başladım. "1, 2, 3" durdum, bekledim fakat hâlâ değişen bir şey yoktu hatta daha da kötüye gidiyordu. Masaja devam ettim. "1, 2, 3". En son otuzuncuyu da yaptım ve bıraktım. Hâlâ çok yavaştı kalbi her an durabilirdi. Atağımın geldiğini hissediyordum, ne yapacağımı da bilmiyordum ilk defa yapacak bir şeyim kalmamıştı. Yeşil çizgiler dümdüz oldu ve odanın içi büyük uğultuyla kaplandı. Bacaklarımın uyuştuğunu hissedebiliyordum. Sesler boğuktu ama anlayabiliyordum. "Kubilay Bey bir şeyler yapın." "Kubilay, kendine gel." Bekledim, durdum, izledim. Adam gözümün önünde ölürken ben hiçbir şey yapmadım daha doğrusu yapamadım.
Ben söylememiştim ama defibrilatör (kalp masaj cihazı)'ını getirmişlerdi ve elime tutuşturmuşlardı. Tam o sırada gözlerim karardı ve yere düştüm. En son algıladığım şey ise ne kadar geç kalınmış olunsada tekrar tekrar adama kalp masajı yaptıklarıydı. Ölüm saati gece 04.07 en son söz kulağımda yankılanmıştı." 04.07 "
Kendime gelmiştim dinlenme odasındaydım etrafımda bir sürü insan vardı. Hepsi tek tek soru soruyordu bana yada bağırıyorlardı tam anlayamıyordum. Yattığım koltuktan doğruldum, tek temennim bayılmadan önce duyduğum şeylerin yanlış olmasıydı . "Öldü dimi?" Diye sorabildim sadece. Herkes sessizliğe büründü. Anlamıştım, ölmüştü hemde benim yüzümden ölmüştü.
Kızına söz vermiştim. 2 gün önce hastahaneye kalp krizi şüphesiyle gelmişlerdi. İlk kontrolde "Babama bir şey olmayacak dimi." Diye sormuştu.
Hiç düşünmeden "Tabii ki olmayacak merak etme." Diyip gülümsemiştim. Ama o kız benim yüzümden babasını kaybetmişti.
Annemin sesiyle irkildim. "Adamın kızı haber bekliyor. Senin konuşmanı istedik gidip haberi ver." Dedi o kadar sakindi ki bu sakinliği ben ürpertmişti.
"Yapamam anne, ben o kıza hiçbir şey olmayacak demiştim. Şimdi kalkıp nasıl babanı kaybettik diyebilirim." Dedim. sesimi kendim bile duymuyordum nerdeyse.
Annem kulağıma doğru yaklaştı ve kimsesinin duymayacağı bir şekilde konuştu. "Hepsi senin yüzünden Kubilay, hastalığından dolayı doktor olmanı istemedik ama sen ben hallederim dedin. Halledebildin mi hayır. Biz senin sırrını sakladık becerebilirsin diye ama her zamanki gibi beceremedin. Şimdi gidip bu haberi kıza veriyorsun ve hiçbir şey olmamış gibi davranıyorsun. Kimse senin hatan olduğunu bilmeyecek baban da herkesi susturdu zaten." Kendi hatam olduğunu biliyordum ama yüzüme vurulunca kendime gelememiştim. Ama annemin zorlamalarıyla kalmıştım.
Odanın kapısından dışarı çıktım. Biraz ilerideki oturaklarda oturuyordu Sunay Hanım. Saçlarını boynunda dağınık bir topuz yapmıştı elleri başının üstünde diresekleri dizindeydi gözleri ise yerdeydi. Yavaş adımlarla yanına ilerledim ama beynim dönüyordu, her an yere yığılacakmışım gibi hissediyordum. Tam karşısında durdum yere bakan gözleri önce ayaklarımla buluştu sonra ise o kıpkırmızı gözleriyle yalvarırcasına bana baktı iyi bir haber vermem için. O gözlerimin içine baktıkça konuşamadım geri geri gidip kaçmak istedim ama yapamadım. Ne konuşabildim nede kaçabildim. Ayaklanıp bana daha çok yaklaştı o mavi gözlerinden sessiz sessiz dökülen göz yaşlarına baktım. O da konuşmak istedi konuşamadı bu sefer ben toparladım kendimi konuşmaya çalıştım.
"Başınız sa-" konuşmamı bitirmeden susturdu beni.
"Hayır, hayır sus olmadı öyle bir şey benim babam o ölmez ki ölemez." Konuşurken kafasını sağa sola sallıyordu göz yaşları şiddetlendi eliyle sol kolumu tutup sıktı destek alacak birini arıyordu ama onun babasından başka kimsesi yoktu.
Onun ağlaması şiddetlendikçe benimde gözümden yaşlar dökülmeye başladı. "Başınız Sağolsun." Cümlemin devamını getirebildim sadece. Ayakta duramayacak hale gelmişti bu sefer iki kolumu birden tuttu ve dizlerinin üzerine düştü. Bende önüne doğru eğildim destek olmak için. İnsanlar normalde bağırırdı, birşeylere saldırırdı içindeki siniri, hıncı atmak için ama o sadece kollarımın üstünde yatmış sessiz sessiz ağlıyordu. Hiçbir şey yapamadım sadece öylece bekledim. O sakinleşene kadar da yanından ayrılmadım.
...
Benim yüzümden birisi hayatını kaybetmişti benim ihmalim yüzümden. Ölüm anında yada ölüm yaklaştığında birine veya bana zarar geleceğini hissettiğim an krize giriyordum. Bazen heryerimin uyuşmasıyla, bazen donup kalarak, bazen bayılarak. Bu sefer hem donup kalmıştım hem bayılmıştım hemde uyuşmuştum. Psikolojik bir hastalıktı benimki. Panik bozukluk (Panik atakları, ölüm, felç geçirme, aklını yitirme, endişeleri gibi dehşet duyguları yaratan psikolojik süreçlerdir. Atak sırasında bu tür dehşet duygularına eşlik eden, çarpıntı, soluk kesilmesi, ateş basması, sıcağa bağlı olmayan terleme, uyuşma, karıncalanma, baş dönmesi, bayılma gibi fiziksel belirtiler görülür.)
Bu yükü kaldıramazdım ayrıca babamın bana yaptığı torpiller yüzünden buralara gelebilmiştim benim yaşımdakiler asistan doktorken ben doktordum. Onun torpili olmasaydı belki de böyle bir şey yaşanmayacaktı şimdi de beni kurtarmasına izin vermeyecektim başka birine daha bunu yaşatamazdım.
Aynı gün Sunay Hanımın yanından ayrılıldıktan sonra istifamı yazıp gerekli kişilere ulaştırdım. Yerime yeni biri gelene kadar da çalışmaya devam ettim. -1 Hafta kadar-
6 Nisan 2022
Herkesle vedalaşıp hastahaneden ayrılmıştım.
– Kubilay ARAS'ın doktorluk hayatı sona ermişti.-
...
2024 KURUM GÖÇÜK
. Hâla kimin gelip gelmeyeceğini tartışırlarken kapı yumruklama sesi geldi. Bu denli erken gelen ve sabırsız olan kişi kimdi? İlk kim gelmişti?
Sunay koşar adımlarla kapıyı doğru gitti. Kapıyı açtı ve gördüğü kişiyle ufak bir şok yaşadı. Evet, gelmesini bekliyordu ama en erken onun karar verip en erken onun geleceğini hiç tahmin etmemişti.
"Selam, Sunay." Dedi Kubilay.
Sunay şaşkınlığını gizleyememişti ama Kubilay'ı cevapsız da bırakmamıştı. "Hoş geldin."
"Biraz erken geldim galiba, içerisi müsait değilse on beş dakika sonra tekrar geleyim." Dedi eliyle dışarıyı göstererek.
Sunay kapının önünden çekilmediği için ima yapmıştı. Sunay da yaptığını fark edince kapının önünden çekildi. "Kusura bakma şaşırdım biraz o yüzden, buyur geç." Diyip içeriyi işaret etti.
Kubilay önden ilerledi, dün geldiği ve yabancılık çektiği yere karşı bu sefer yabancılık çekmemişti. Peşinden de Sunay ilerledi. Beraber odaya girdiler. Murathan ve Saygın yan yana ikili koltukta oturuyorlardı. Kubilay yanlarına gidip el sıkışmak için elini uzattı sırasıyla el sıkıştılar ve Kubilay ise Sunay'la beraber dörtlü koltuğa oturdu. Bu arada hiç kimse konuşmamıştı saat tam yedi buçuk olmuştu. Uzun süren sessizliğin sonunda Murathan konuştu. "Kim gelecek sizce?" Dedi Bu sefer konuşurken ifadesizdi.
Sorusuna yanıt veren ilk kişi Kubilay oldu. " Bence o sarı çocuk varya dün sana saldıran, o gelecek."
Murathan işaret parmağını kaldırıp Kubilay'a doğru salladı. "O çocuk bana saldırmadı ben saldırmasına izin verdim. Ben istemesem öyle bir şey olmazdı. Ayrıca onun bizimle devam etmek isteyeceğini düşünmüyorum." Dedi yine ifadesiz donuk bir suratla.
Saygın konuşmayı devraldı bu sefer. "Bencede Barış gelecek."
Sunay'da tahminini söyleyecekti ki kapı tıktıklandı. Bu sefer kibar bir tıktıklamaydı gelen kişinin kız olduğunu düşünecekti ki peşinden kapı sert bir şekilde yumruklandı.
Bu sefer herkes ayaklanıp kapının olduğu tarafa doğru gittiler. Sunay yine kapıya doğru yaklaştı ama konuşma seslerini duyunca geriledi ve kapıyı dinlemeye başladı. "Biraz yavaş olsana be kapıyı kıracakasın." Dedi bir kız sesi. "Alla alla napiyim duymuyorlar. Baksana dondum şurda ya." Dedi bir erkek sesi.
Sunay bir anda kapıyı açtı. Soğuktan kızarmış iki surat vardı karşısında. "Nerde kaldınız ya." Dedi Burçin hiç yabancılık çekmeden uflaya puflaya içeri girdi.
"Yemin ederim başıma bela aldım. Hiç mi susmaz bir insan ya, her şeye söyleniyor her şeye." Diye söylene söylene içeri girdi Barış.
Herkes şaşkın şaşkın Burçin'le, Barış'a bakarken onlar sanki normal bir şeymiş gibi kimseyle konuşmadan direkt odaya doğru yol aldılar. Diğer kalan kişiler ise hemen peşlerinden içeri girdiler. Barış ve Burçin ikili koltuğa oturdular. Saygın yine masadan sandalye çekip tam karşıya oturdu. Murathan, Kubilay ve Sunay ise dörtlü koltuğa yerleştiler.
Sunay meraklı meraklı konuşmaya başladı. "Siz beraber mi geldiniz?"
Burçin masum bir ifadeyle konuştu. "Evet beraber geldik."
Bu sefer Kubilay soru sordu Burçin'e doğru. "Sen hani kimseyi tanımıyordun aramızdan." Yine en masum haliyle cevap verdi Burçin. "Tanımıyorum zaten."
Barış konuşmanın arasına daldı. "Kıza niye sorguya çeker gibi soru soruyorsunuz ya. Dün tanıştık bugün de beraber gelelim dedik ne var bunda. Ayrıca size ne alla alla."
Burçin Barış'ın konuşmasına katıldı. "Evet haklı çocuk alla alla."
Murathan yüzünü ekşiterek konuştu. "Alla alla ne be."
"Sen sorma çocuk çok gözüme batıyorsun." Dedi Barış.
Saygın tek kaşı havada tüm herkesi inceliyordu. "Çok iyi." Dedi sadece. Bir tek Sunay duymuştu dediği şeyi o da Saygın'a doğru dönerek konuştu. "Bencede çok iyi." Dedi sessizce.
Yine aralarında ufak tefek tartışmalar oluyordu. Sakince birbirleriyle anlaşmak için konuşuyorlardı. Gelmeyen son iki kişi kalmıştı. Hatta ortaya idda bile atmışlardı. Saygın, Sunay ve Barış, Nergis'in geleceğinden emindi. Kubilay ve Murathan Artemis'in geleceğinden emindi. Burçin ise ikisinin birden geleceğini düşünüyordu.
Saat sekize yaklaşmıştı ama ne Nergis'ten nede Artemis'ten bir ses yoktu. Saygın karmaşık duygular içerisinindeydi herkes muhabbet edip bir şeyler paylaşmaya çalışırken Saygın, Nergisin gelip gelmeyeceğini düşünüyordu. O düşüncelere dalmışken kapı tıktıklandı yine Sunay koşar adımlarla kapıyı açmaya gitti.
Murathan, Sunay'a seslendi "Kim gelmiş Sunaay." Diye sesleniyordu ki o sırada içeriye o kahverengi saçlarıyla, kahverengi gözleriyle dolgun dudaklarıyla Artemis girdi.
Konuşmasına devam etti Murathan "Ne demiştim, gelecek demiştim. Buyrunuz." Artemis anlamsız bakışlar atarak ortama giriş yaptı ve arkasından da Sunay. "Geç kaldım kusura bakmayın. Karar vermek biraz zamanımı aldı da."
Murathan tüm sınırlarını zorlayarak tekrardan konuşmaya atıldı. "Sıkıntı yok geldin ya o bize yeter Artemiscim. Gel sen buraya otur Sunay sandalyeye oturur." Artemis kaşlarını çattı ve konuşmasını devraldı. "Sen dünden beri hayırdır. Dün tamam dedik ortamı sakinleştirmeye çalışıyor filan da bugün noluyoruz Murathancım. Ayrıca kız adına karar veremezsin o nerde oturuyorsa orda oturur."
Murathan sırıtarak cevap verdi. "Noluyoruz, yürüyoruz işte. Ayrıca Murathancım deme huylandırıyor. He birde Sunay sen nereye oturmak istiyorsun." Artemis kimseye belli etmesede sırıtmıştı. O sırada Sunay gözlerini devirerek konuştu. "Ben sandalye severim, sandalyede otururum yani sen geçebilirsin Murat'ın yanına Artemis." Artemis ikiletmeden Murathan'ın yanına oturdu. Sunay ise Saygın'ın yanına bir sandalye çekip oturdu.
Biraz daha beklediler, bu sefer herkes sessizdi. Sessizliği bozan Murathan oldu. Saygın'a bakarak konuştu. "Nergis gelmeyecek sanırsam."
Saygın konuştu bu sefer üzgüne yakın bir sesle. "Gelir o bekleyelim biraz daha."
"Sen bilirsin kardeşim. Bekleyelim biraz daha." Diye devam ettirdi Murathan.
Yaklaşık on dakika sonra kapı çaldı.
Yerinden sıçrayarak konuştu Saygın.
"Geldi."
...
Saat yedi sularıydı sabahtan beri sadece beş dakika aralıklarla toplam on hastaya bakmıştım beynim yerinden çıkacak gibiydi.
En sonuncu hastam yeni çıkmıştı odadan. Masamda oturup kafamı ovuşturuyordum ki kapım sertçe açıldı. İçeri giren sorumlumuz Ayşegül Hanımdı. Hiddetle yanıma ilerledi. "Nergis sen çocuklara dövüşmeyi mi öğretiyorsun!" Bağırarak konuşuyordu. Sesi kafam da yankı yapıyordu o denli ağrıyordu başım. Ayağa kalkıp sorusunu cevapladım. "Evet, öğretiyorum kendilerini savunmayı bilsinler diye." Bir anda ellerini bir birine ard arda vurup konuşmaya başladı. "Bravo sana Nergis, sayende Ilgaz arkadaşlarını ve ailesini dövüyormuş. Saldırgan bir çocuğa dönüşmüş. Ailesi seni ve kliniği şikayet etmekle tehdit ediyor." Yanına doğru ilerlemeye başladım. "Ne diyorsunuz siz Ayşegül Hanım. Ne şikayet etmesi ben çocuğa kendimi nasıl koruması gerektiğini öğrettim sadece." İki kolunu sıkıca önünde bağladı. "Demekki çocuk bunu farklı şeylere kullanmış. Ayrıca senin görevin çocukların sıkıntılarını gidermek veya onlara destek çıkmak. Eğer bunları da beceremiyorsan sen bir psikolog değilsin. Çok dövüş öğretmek istiyorsan git bir dövüş eğitim hanesinde çalış."
"Ama Ayşegül Ha-" konuşmamın bile bitmesini beklemeden arkasını dönüp gitti.
Karşımda duran sandalyeye ayağımla ufak bir tekme attım. "Sikeyim."
Kendimi koltuğa atıp düşünmeye başladım. Eğer beni şikayet ederlerse bir daha hiç psikologluk yapamayabilirdim belkide. Ne demişti Ayşegül Hanım " Çok dövüş eğitimi vermek istiyorsan dövüş eğitim hanesinde çalış." Bende öyle yapacaktım. Saygın'ın yanına gidecektim -teklifini kabul edecektim.-
Zaten sokak çocuklarının daha çok kendini korumayı öğrenmesi gerekiyordu ayrıca onların yaşadıkları şeylerde ağırdı asıl onların yanında olup destek vermem lazımdı.
Yattığım yerden hızla kalktım. Siyah küçük el çantamı ve gri paltomu aldıktan sonra hızlı adımlarla odamdan çıkıp Ayşegül Hanım'ın odasına doğru ilerledim. O da benim odama sorgusuz sualsiz dalmıştı bende aynısını ona yaptım, içeri daldım. Masasında oturmuş bir şeyler inceliyordu. "Yarın istifa dilekçemi masanıza bırakırım. İyi akşamlar." Sırtımı dönüp hızla odadan çıktım. Arkamdan sesleniyordu ama onun bana yaptığı saygısızlığı karşılıksız bırakacak değildim. Merdivenlerden aşağı indim dışarı çıkmadan önce paltomu giyindim ve etraftaki kişilerle selamlaştım. Taksi çağırıp kapıda beklemeye başladım.
...
Yaklaşık kırk dakikanın sonunda varmıştım. Kapının önüne geldim ve derin bir nefes verdim. Uzun zaman sonra iç sesim konuştu. "Umarım pişman olacağın bir şey yapmıyorsundur Nergis." Haklıydı umarım pişman olmazdım çünkü yine acele bir karar vermiştim.
Sakince kapıyı tıklattık tam üç kere. En sonuncusunda içerden Saygın'ın sesini duydum. "Geldi." Nerdeyse saniyeler içerisinde kapı açılmıştı. Tam karşımda tüm benliğiyle Saygın duruyordu. "Hoş geldin" dedi. "Hoş buldum." Dedim. Gülümsedi, gülümsedim. Biz niye bu kadar malca davranıyorduk hiçbir fikrim yoktu.
Kapının önünden çekilip içeri geçmem için eliyle içeriyi işaret etti. Bende salına salına içeri geçtim sonrasında ise adımlarımı odaya doğru attım. İçeriye göz gezdirdim, herkes burdaydı. Bazı kişilerin gelmeyeceğini düşünmüştüm aslında ama gelmişlerdi.
"Ooo assolistimizde gelmiş." Murathanın sesiyle irkildim. "İki gündür maşallah sizi beklemekten sıkıldık." Saygın öksürüğüyle Murathan'ın sesini kesmeyi denedi ama başarısız oldu.
"Kusura bakmayın. Normalde gelmeyecektim ama planda bir değişiklik oldu. Bende artık sizinleyim." Konuşmamı bitirir bitirmez Saygın iki elini birbirine çarptı ve gülümsedi. "Tamamız o zaman." Sadece durup gülüşünü izledim o kadar özlemişim ki onun gülüşünü yanına gidip sarılmak istedim ama yapamazdım çünkü sarılsam durmadan ağlardım. Tam o sırada gözümden bir damla yaş düştü. İç sesim yine konuştu. "Çok özledin dimi onu." Hemde nasıl.
Diğer gözümden de bir damla yaş düştü. Kimse görmeden avuç içimle yok ettim gözyaşlarımı. O sırada Saygın'ın bakışları bana takıldı. Gülüşü daha da büyüdü bana bakarken bende kocaman sırıttım ona. Masadan bir sandalye kapıp yanıma koydu. "Otursana, yorulmuşsundur." Gülümsedim ve eğilip "Teşekkür ederimmm." Dedim sessizce. Herkesin kendi halinde olduğunu düşünüyordum ki tüm gözlerim üzerimizde olduğunu görünce yavaş yavaş diklendim. Boğazımı temizleyip aşırı ciddi bir
şekilde konuştum. " Teşekkür ederim." Dedim.
Herkes yerli yerinde oturuyordu. Ve Saygın tekrar konuşmaya başladı. "Hepiniz tekrardan hoşgeldiniz. Şimdi sırasıyla yapacağımız şeylerden bahsedeceğim ondan sonra ise bunları yapmaya koyulacağız tamam mıdır?" Herkes kafasını onaylar anlamda salladı ve dikkatlice Saygın'ı dinlemeye başladı. " ilk önce sizi çocukların bir kısmının yanına götüreceğim sizi tanıştırmak için daha sonra ise ordan herkes evlerine dağılacak. Herkes kendini ve evini toparlayıp buraya gelecek. Ama ev kısmına daha sonra oraya yerleştireceğiz sizi. Ev çok büyük ve ferah ayrıca tek katlı gözüküyor ama çatı katı da var yani rahatça sığabileceğimiz bir yer. Yerleştikten sonra ise bir gün dinlenip çalışmalara başlayacağız. Sorusu olan var mı?" Burçin soru sormak için ağzını açtı tam konuşacaktı ki Saygın tekrardan konuştu. "Harika! Kimsenin sorusuda yok o zaman toparlanın gidiyoruz." Herkes bir anda mal olmuştu. Yine her şey çok hızlı gelişiyordu nerdeyse kimse kimseyi tanımıyordu ama beraber bir işe koyuluyorduk çok garipti.
Murathan ve Saygın oturdukları yerden kalmışlardı bizi bekliyorlardı. Onlardan sonra herkes bir anda ayağa kalktı. Ve Barış konuşmaya başladı. "Saygın, kardeşim biz hep böyle sürü halinde mi takılacağız şöyle iki iki bölünsek olmuyor mu." Saygın kaşlarını yukarı kaldırarak konuşmaya başladı. "Yok kardeşim sürü halinde olmamız lazım illa." Barış tekrardan konuştu. "E böyle çok dikkat çekeriz." Murathan gıcık bir ifadeyle konuştu. "Bir şey olmaz korkma, seni burda kimse bıçaklamaz." Saygın Barış'ın konuşmasına izin vermeden Murathan'a bağırdı. "Yeter artık. KES!" Murathanı sırtından ite ite kapının dışına çıkardı ve bir şeyler söyledi.
...
Hep beraber kapının önüne çıkmıştık. Gerçekten sürü gibiydik önden Saygın gidiyordu biz ise peşinden biraz taşlı yolardı ayağımdaki topuklu botlardan dolayı doğru düzgün yürüyemiyordum ve çok karanlık olduğundan önümü göremiyordum. Hızlı hızlı Saygın'ın peşinden koştum ve koluna sıkı sıkı tutundum. "Birinden destek almasaydım yere düşecektim." Yine sırıttı. O inci gibi dişleri gözlerimin önüne serildi. O sırıtınca otomatik olarak bende sırıtıyordum. Nazikçe kolumu tutu ve kendi koluma kenetledi. "Artık düşmezsin." Sırıtması daha da büyüdü. Yine gözlerim dolmuştu istemeden oluyordu kendimi tutamıyordum. Biz sessizce yürümeye devam ederken arkamızdaki konuşmalara odaklandım.
Burçin ve Barış konuşuyordu daha doğrusu Burçin Barış'ı soru yağmuruna tutuyordu. "Bunlar ne iş." Bizi gösterdiğine adım kadar emindim. Mal mal sırıtarak etrafa bakıyordum elimde olsa çocuk gibi zıplayacaktım. Barış'ta Burçin'in sorusunu cevaplamak için konuşmaya başladı. "Bizimkiler lise aşkıydı, okuldaki en iyi çiftlerdendiler hani olur ya bilirsin işte." Burçin soru sormaya devam etti. "Peki niye ayrı düştüler yani ayrıldılar" bu soruyu sormasıyla beraber anlık olarak yüzüm düştü. Benim şuan Saygından nefret etmem gerekiyordu çünkü bırakıl gitmişti beni, terk etmişti.
Barış yutkunarak konuşmaya devam etti. "Saygın bir anda ortadan kayboldu. Terk etti herkesi. Nerdeydi, nereye gitti kimse bilmiyordu. Çok aradık ama bulamadık zaten ben o senenin sonunda köye gittim o zamandan sonrada kimseden haber alamadım." Barış'ın konuşurken sesi düşmüştü o da üzülüyordu belliydi ama yüzümüze karşı belli etmiyordu. "Anladım." Dedi Burçin sakin bir ses tonuyla. O sırada arkadan bir çığlık sesi geldi. Ses en arkada olan Artemisten geliyordu "Murathan burda yılan var." Bir kaç kere daha çığlık attı. "Kızım korkmasana bir şey yapmaz diyorum. Tanıyor o beni." Çığlık atmaya devam ediyordu. "Ya sen psikopat mısın ya yılan bu yılan bir sokar bir bakmışsın yerde yatıyorsun." Murathan yüzünü ekşiterek konuştu. "Çok cırtlak bir sesin olduğunu sana daha önceden söylemişler miydi Artemiscim. Birazcık daha sessiz bağırır mısın." Tüm işimizi gücümüzü bırakmış onların tartışmasını izliyorduk. "Sen ne diyorsun be sen kendi sesine bak terbiyesiz." Artemis hızlı adımlarla söylene söylene bizim yanımıza geldi. Murathan ise arkada kendi kendine gülüyordu.
Saygın da gülerek konuştu. "Allahım yarabbim ya."
Saygın'ın kulağına eğilerek konuştum. "Ne zaman varacağız. Biraz ayaklarım ağrıdı da."
Saygında kulağıma doğru eğilip konuştu. "Birazdan varacağız ama senin şu topuklu ayakkabı sevdandan vazgeçmem gerekebilir belli bir süre." Gülümsedim. "Vazgeçmeme gerek yok ya hallederim ben." On sene önceki gibi burnumu sıktı. "Sen bilirsin." Önüme dönüp yola bakmaya devam ettim. Hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu. Sanki beni terk edip gitmemiş gibi aslında bende öyle davranıyordum çokta yanlış yapıyordum. Her şey bir düşene girsin konuşacağım zaten. "Sen öyle bir salaksın ki hesap soracağım diye gidersin kendini sarılmış halde bulursun Nergis." Sus Allah'ın cezası sus nerden çıktın sen tekrardan ya. Ben kendi kendime iç sesimle savaş verirken çoktan gelmiştik.
Etrafta bir sürü çocuk vardı açık bir alandı yerlerde ateş yanıyordu. Her şey yerdeydi. Yataklar, yemekler, çocuklar. Arkamızda olan herkesin tek tek yanımda dizildiğini hissettim. Ama Kubilay daha da ileriye gitmişti. Gördüğü şeyle duraksadı olduğu gibi kaldı. Hepimiz birlikte onun olduğu tarafa doğru gittik. Gördüğümüz şeyle hepimiz donduk kaldık. Kubilay ağlamaklı bir sesle bağırdı.
"Baba."
