11. bölüm / 20
Gitme, karanlık olur (teoden)Travma
Bölümler 20Şu an: Travma
- 1 Benim güvenli limanım782 kelime
- 2 Son bir gün1.238 kelime
- 3 Fırtına956 kelime
- 4 Az kalsın1.031 kelime
- 5 Gece mesaisi552 kelime
- 6 Artık bizi ölüm bile ayıramaz1.055 kelime
- 7 Kurallar725 kelime
- 8 Depo1.421 kelime
- 9 Gemici düğümü949 kelime
- 10 Kavga510 kelime
- 11 Travma831 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 Baskın587 kelime
- 13 Bebek613 kelime
- 14 Ayrılık ve intihar488 kelime
- 15 Mucize640 kelime
- 16 Fıstıklı534 kelime
- 17 Bazı hikayeler yarım kaldığı için sonsuzdur292 kelime
- 18 Duyuru/spoiler31 kelime
- 19 Soğuk bi kalp448 kelime
- 20 Bi umuttur hayat383 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Düğünümüzün üzerinden henüz iki ay geçmişti. Bodrum’un o güneşli havası, villanın havuz başı keyifleri... Hepsi bir anda yerini hastane koridorlarının steril ve soğuk beyazlığına bırakmıştı.
Her şey o sabah kahvaltıda başladı. Deniz, elindeki çayı bir yudum bile içemeden aniden masadan kalkıp lavaboya koştuğunda, içimde bir yerlerde o eski "hastane korkusu" tekrar filizlendi. Ama bu sefer konu sadece ilaç zehirlenmesi değildi; bu, vücudunun isyanıydı.
Doktorun odasındaki o son görüşmeyi asla unutmayacağım. Deniz yatağında bitkin bir halde yatarken, doktor bana o ağır gerçeği açıklamıştı:
"Teoman Bey, Deniz Hanım'ın sindirim sistemi artık tamamen hassas bir hale gelmiş. Geçirdiği o büyük ameliyat ve o dönemdeki ağır ilaç kullanımı, kronik bir bağırsak iltihabına (Crohn) neden olmuş. Bu bir kanser değil, evet, ama ömür boyu dikkat edilmesi gereken bir hastalık. Şu anki atağı çok ağır; şiddetli mide bulantıları, halsizlik ve kan değerlerindeki düşüş yüzünden Deniz'in önümüzdeki en az üç ay boyunca yataktan çıkmaması, düzenli iğnelerini ve serumlarını alması gerekiyor. Vücudu şu an bir bebekten daha kırılgan."
Eve döndüğümüzde villanın o görkemli odası, artık bir yoğun bakım ünitesine dönüşmüştü"
Bodrum’daki villanın ağır, gösterişli kapılarını içeriden kilitleyip tüm dünyayla bağımızı kopardığımız o süreçte, evde roller tamamen değişmişti. Doktor, Deniz’in bağırsağındaki o kronik iltihaplanma atağı yüzünden en ufak bir fiziksel aktiviteyi yasakladığında, Teoman kendi isteğiyle o "holding yöneticisi" ceketini çıkarıp yerine mutfak önlüğünü takmıştı.
Ama bu sıradan bir ev işi değildi; bu, Teoman’ın Deniz’i hayata bağlama operasyonuydu
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, Teoman’ın elinde elektrikli süpürgeyle evin içinde süzüldüğünü görmek artık bizim için bir norm haline gelmişti. Teoman, sanki holdingi yönetir gibi evi yönetiyordu. En ufak bir toz zerresine bile tahammülü yoktu.
"Teoman, yeter artık," dedim yataktan ona bakarken. "Dün gece de sildin o fayansları. Altı üstü bir toz, ölmeyiz."
Teoman elindeki mikrofiber bezi hırsla sallayarak bana döndü. Üzerinde sadece bir eşofman altı ve üzerinde "Dünyanın En İyi Şefi" yazan bir önlük vardı. "Deniz, doktor 'hijyenik ortam' dedi. Senin bağışıklık sistemin şu an bir kale gibi değil, delik deşik bir süzgeç gibi. O toz dediğin şey, senin düşmanın! Şu köşe başındaki toz yumaklarını görmüyor musun? Temizlik bitti sanıyorsun ama aslında her yerdeler."
Ona hayretle bakıyordum. Bir zamanlar arabasıyla otobanlarda hız limitlerini zorlayan, lüks otellerin kral dairesinde gününü gün eden adam; şimdi elinde deterjan spreyiyle evin her köşesini, sanki ameliyathane sterilizasyonuna hazırlar gibi parlatıyordu.
Öğle vakti geldiğinde, Teoman’ın mutfaktaki mesaisi başlardı. Deniz’in diyeti o kadar kısıtlıydı ki, Teoman bu işi bir "hobi" haline getirmişti. Elinde sürekli diyetisyen notları, tartısı ve özel baharat karışımları vardı.
Mutfaktan gelen o mis gibi, hafif sebze ve haşlanmış tavuk kokusu odaya yayıldığında, Teoman içeri elinde bir tepsiyle girdi. Tepsinin üzerine özenle bir dal taze nane koymuştu.
"Bak bakalım," dedi, beni yatakta hafifçe doğrulturken. "Bugün haşlanmış kabaklı, zerdeçallı ve glutensiz bir çorba yaptım. Yanında da fırınlanmış, hiç yağsız havuç dilimleri. Doktor onaylı, mide dostu, aynı zamanda lezzet patlaması."
Deniz bir kaşık aldı ve yüzünü buruşturdu. "Teoman, bu çok tatsız."
Teoman’ın yüzünde o an bir hayal kırıklığı belirdi ama hemen toparladı. Elini beline koydu, sanki bir ev hanımı gibi dudak büktü. "Deniz, cidden mi? Şu çorbayı yapmak için üç farklı market gezdim. Kabakları o kadar ince doğradım ki, parmaklarımı kesmemek için holdingdeki sunumlarımdan daha çok odaklandım. Beğenmen lazım, çünkü ben bunu 'sevgiyle' yaptım!"
"Sevgiyle yapılan şeyleri beğenmek zorunda mıyım?" diye takıldım.
Teoman kaşığı elinden bıraktı, yanıma oturdu. "Evet, zorundasın. Çünkü bu evde temizliği yapan, çamaşırları katlayan, senin ilacını saatinde içiren, yetmezmiş gibi bir de senin ağız tadına göre yemek yapan 'ev hanımı' benim. Ve ben bu işi ciddiye alıyorum deniz kızı.
Günün geri kalanı daha da absürt geçiyordu. Teoman, çamaşır makinesinin başında oturmuş, çamaşırların programını takip ediyordu. "Deniz, senin hassas kıyafetlerini 30 derecede yıkıyorum, sakın endişelenme. Renklilerle beyazları asla karıştırmam, biliyorsun."
Bazen yatak odasında kitap okurken onu kapıdan izliyordum. Teoman elinde toz alma püskülüyle vitrindeki en küçük vazonun etrafını silerken, kendi kendine söyleniyordu: "Şuraya bak, şurada da biraz toz birikmiş. Bu evin havalandırmasını daha sık yapmam lazım."
Onu bu kadar obsesif, bu kadar özenli ve bu kadar "evcimen" görmek beni hem çok duygulandırıyor hem de kahkahalarla gülmeme neden oluyordu. Holdingdeki "Teoman" gitmiş, yerine her şeyi en mükemmel şekilde yapmaya çalışan, Deniz’in iyileşmesi için evi bir tapınağa çeviren "ev hanımı" Teoman gelmişti.
"Teo," dedim, odanın içindeki sessizliği bozarak. "Gel buraya, otur biraz. Süpürgeyi bırak, tozlar bir gün daha bekleyebilir."
Teoman elindeki bezi bırakıp yanıma geldi. Üzerindeki önlüğü çıkardı, yatağın ucuna çöktü. Yüzünde, o sabahtan beri süren 'temizlik operasyonu'nun getirdiği tatlı bir yorgunluk vardı.
"Bekleyemez Deniz," dedi, elini saçlarıma atarak. "Sen iyileşene kadar bu evin her santimetresinin kusursuz olması gerekiyor. Senin sağlığın, bu evin düzenine bağlı."
Ona baktım; evet, bazen çok yorucuydu, bazen çok didişiyorduk ama şu an benim için yaptığı o yemekler, o titiz temizlik, aslında onun bana olan o devasa, bazen yorucu ama paha biçilemez sevgisinin bir parçasıydı.
"Teoman," dedim yumuşak bir sesle. "Sen dünyanın en iyi ev hanımısın."
Teoman sırıttı, yatağın içine sokulup başını göğsüme yasladı. "Biliyorum. Ama yarın perdeleri de yıkamayı düşünüyorum, ne dersin?"
Gözlerimi devirdim, saçlarını okşadım. "Sen gerçekten delirmişsin."
"Sadece aşık bir ev hanımıyım," diye mırıldandı, ilacımın saatini kontrol etmek için telefonuna bakarken. "Sadece aşık."
Bölüm etkileşimi
